DÜNYA l BÖLGEBaşkent’inSanayi DevleriAnkara,kamu desteklerinin devreyegirmesini bekliyor
6 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİAnkara…Dünya Gazetesi Ankara Temsilcisi Uygarlıkları ve kalıntılarını, ekonomi kitapları bacasız sanayi olan ‘turizm sektörü’nün doğal girdileri olarak sıralar. Aynı ekonomi kitapları: M.Ö. 2 milyon – M.Ö. 10 bin yılları arasında yaşanan Taş Çağı’na ait eserlerin; M.Ö. 2500 – M.Ö. 1700 yılları arasında bölgede yaşayan Hitit Uygarlığı’na ait eserlerin; Frigyalılar tarafından inşaa edilen kentler ve eserlerinin; Parayı bulan ve pazar ekonomisini geliştiren Lidyalılardan kalan eserlerin; Pers İmparatorluğu tarafından ordu, ticaret ve posta yolu olarak kullanılan Kral Yolu kalıntılarının; Bölgeye başkent inşa eden Galatların kalıntılarının; Doğu Roma İmparatorluğu döneminde inşa edilen sur, kilise, agora gibi kalıntıların; Büyük Selçuklu İmparatorluğu kalıntılarının; Osmanlı İmparatorluğu kalıntılarının; Kurtuluş Savaşı sonrasında verilen tarihi görevin ve o yıllardan kalan eserlerin tamamının aynı bölgede bulunmasının ekonomik getirisini nasıl tarif edebilir acaba? *** Şöyle bir bakarsak Ankara’nın geçmişine ve tarihteki önemine: Galatlara M.Ö. 3. yüzyılda başkentlik etmiş; Roma İmparatorluğu’nun Galatia’sına başkentlik etmiş; İmparator Hadrianus döneminde kent metropol olmuş; Roma İmparatorluğu’nun başkenti Bizantion (İstanbul) olunca, Ankara’dan geçen ve başkenti doğuya bağlayan yolların önemi daha da artmış; 4. yüzyılın ortalarında Ankara, iklimi nedeniyle Bizans İmparatorluğu’nun tatil mekânı haline gelmiş; Ve Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte Ankara önemli bir dinî merkez olmuş; M.S. 10. yüzyıla kadar Ankara diğer Doğu Roma kentleri gibi para ekonomisinin geliştiği, örgütlü bir ekonomik yapısı olan finans merkezi özelliğini kazanmış; Bu dönemde kenti düşman saldırılarına karşı koruyan kalın surlar, pazar yeri işlevi gören agora ve kiliseler inşa edilmiş; Ve sonrası… *** Günümüzde mi? 2011 yılının Ocak-Mayıs döneminde 119 milyar 385 milyon liralık toplam bütçe gelirinin, 15 milyar 851 milyon lirasını Ankara sağlamış. Aynı dönemde 100 milyar liralık vergi gelirinin 12 milyar liralık bölümü Ankara’dan tahsil edilmiş. Bu gelirlere karşılık Ankara, bütçe harcamasından sadece 8 milyar 605 milyon lira pay almış. Teşviklerden de faydalanamamış. *** 2011 yılının Ocak-Nisan döneminde 2 milyar dolara yakın ihracat gerçekleştirilmiş Ankara’dan. Aynı dönemde 8.5 milyar doları bulan ithalat kapasitesi düşündürücü. *** Türkiye’nin geleceğine yön verecek 200 binin üzerinde üniversite öğrencisinin ve 2 milyon 500 bini aşan toplam memur sayısının 600 bine yakınının Ankara’da yaşıyor olması ise anlamlı. *** Bu nedenlerle işsizlik oranı Ankara’da ortalama orandan yüksek. İstihdam oranı ortalama orandan düşük. İş gücüne katılım oranı ortalama orandan düşük. Bu olumsuz rakamlara rağmen suç oranı da ortalama orandan düşük. *** DÜNYA Gazetesi olarak bu kitapla üzerimize düşen görevi yapıp; siyaset, bürokrasi, memur ve öğrenci kenti olarak bilinen Ankara’da işsizliği azaltmaya, üretimi-hizmeti-ihracatı dolayısıyla refahı, kalkınmayı, büyümeyi artırmaya çalışanların hikâyesini anlatmak istedik.Ankara,kamu desteklerinindevreye girmesinibekliyorYeni ve gelişen sanayi bölgeleriyle üretimi, istihdamı ve ihracatı artırmak isteyen Ankara, sanayinin gelişiminin hızlanması için kamu desteklerinin de devreye girmesini bekliyor. Kamu bankaları, SPK ve BBDK gibi kurumların taşınma projesi ise Ankara ekonomisi için tehdit oluşturuyorAnadolu OSB, ASO 2-3 OSB, Başkent OSB, Madeni Dökümcüler İhtisas OSB, OSTİM OSB gibi yeni ve gelişen sanayi bölgeleriyle üretimi, istihdamı ve ihracatı artırmak isteyen Ankara, sanayinin gelişiminin hızlanması için kamu desteklerinin de devreye girmesini bekliyor. Ankara, bütçe gelirlerinin yüzde 13.3’ünü sağlarken, bütçe harcamalarından sadece yüzde 7.2 alabildi. Türkiye’nin 2011 yılının Ocak-Mayıs döneminde 119 milyar 385 milyon lira olan bütçe gelirlerinin 15 milyar 852 milyon lirası Ankara’dan sağlandı. Buna karşılık aynı dönem 119 milyar 600 milyon lira olan toplam bütçe harcamalarının 8 milyar 605 milyon lirası Ankara için harcandı. Yine 2011 yılının Ocak-Mayıs döneminde toplam 100 milyar liralık vergi gelirinin 12 milyar lirası Ankara’dan toplandı. Ankara’nın ihracatı ile ithalatı arasındaki makas ise ithalat lehine açılmaya devam ediyor. 2011 yılının Ocak-Nisan döneminde toplamda 2 milyar liralık ihracata yaklaşılırken, aynı dönemde ithalat 8.5 milyar liraya ulaştı. Yüzde 12.1’lik işsizlik oranı ile Türkiye ortalamasının üzerine çıkan Ankara’da işgücüne katılım oranı ise Türkiye ortalamasının altında kalarak, yüzde 46’lar seviyesine geriledi. Buna karşılık motorlu taşıt sayısında Türkiye ortalaması aşıldı ve toplam sayıda 1 milyon 312 bine ulaşıldı. Bankalar, SPK ve BDDK’nın İstanbul’a taşınma projesi tehdit oluşturuyor Kamu bankaları ile Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) gibi kurumların İstanbul’a taşınma projesi Ankara ekonomisi için ciddi bir tehdit oluş-TEMMUZ 2011Dünya Süper Veb Ofset AŞ adına imtiyaz sahibiAraştırma Servisi Müdürü: Gürhan DEMİRBAŞ Danışman: Talip AKTAŞ Araştırma Servisi Şefi: Yıldız BARS Editörler: Eser SOYGÜDER YILDIZ - Derya KARAYAĞIZ - Müyesser ÜNAL Tasarım ve Uygulama: Çağatay ÖZEN G Hazırlayanlar: Ankara Temsilcisi Ferit PARLAK - Gül TAŞTI - Filiz COŞKUN - Gülsün SALLIOĞLU GÜL - Fulya KAZAKLI Nuray TANRIVERDİ AYDIN - Ayfer İLHAN - Gürsel GÖKÇEGBÖLGEBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİDidem DEMİRKENTGenel Yayın Yönetmeni Hakan GÜLDAĞReklam Müdürü: Meral ÖGAT Reklam Planlama Müdürü: Barbaros DARUGA G Merkez: “Globus” Dünya Basınevi, BalamirSokak No:7 34810 Kavacık-Beykoz-İSTANBUL Telefon: (0216) 681 18 00 Fax: (0216) 680 39 75 e-posta: dunya@dunya.com web: www.dunya.com Dizgi ve Baskı: Dünya Süper Veb Ofset A.Ş. 100. Yıl Mah. 34440 BağcılarİSTANBUL Araştırma Servisi (0216) 681 19 40-681 18 66 arastirma@dunya.com G Ankara Temsilciliği (0312) 438 55 00 ankara@dunya.com G Ücretsiz Danışma Hattı: 0 800 219 20 24-25
8 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİturuyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olan Ankara’nın uygun bir şekilde yeniden dekore edilmesi gerekiyor. Şehre yönelik olarak kalkınma politikaları geliştirmek gerekiyor. Kamu bankalarının Ankara’dan taşınmasıyla eğitimli, orta ve üst gelir düzeyine sahip aileleriyle birlikte toplam 15-20 bin kişinin şehirden gideceğini, bunun da başta gayrimenkul ve otomotiv sektörünü, ardından da özel okul, dershaneler, gıda ve giyim sektörünü etkileyecek olması ise kentin geleceği ile ilgili beklentiler hakkında olumsuzlukları beraberinde getiriyor. Tahıl ambarı özelliği korunuyor Ankara’da yapılan tarım daha çok tarla ürünlerine dayanıyor. Konya’dan sonra Türki-15 üniversiteli ‘üniversiteler kenti’Başkent Ankara’da, altı devlet ve dokuz vakıf üniversitesi bulunuyor. 1. Ankara Üniversitesi 2. Atılım Üniversitesi 3. Başkent Üniversitesi 4. Bilkent Üniversitesi 5. Bilge Üniversitesi 6. Çankaya Üniversitesi 7. Fatih Üniversitesi 8. Gazi Üniversitesi 9. Gülhane Askeri Tıp Akademisi 10. Hacettepe Üniversitesi 11. Ortadoğu Teknik Üniversitesi 12. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi 13. Turgut Özal Üniversitesi 14. Ufuk Üniversitesi 15. Yıldırım Beyazıt Üniversitesiye’nin ikinci büyük tahıl (buğday) ambarıdır. Geniş ekim alanına sahiptir. Buğdaydan başka, yulaf, arpa, baklagiller, sanayi bitkileri, şeker pancarı, yumru bitkiler, sebze ve meyve çeşitleri, patates oldukça çok yetiştirilir. Sakarya ve buna dökülen akarsuların vadilerinde pirinç ekilir. Armudu ve üzümü meşhurdur. Polatlı, Haymana, Ş. Koçhisar, Bala ve Çubuk’ta buğday ekimi yaygındır. Arpa, yulaf, şekerpancarı, kavun, karpuz ve sebze üretimi de tarımda çok önemli bir yer tutar. Fasulye, yem bitkileri, mercimek, çeltik, ayçiçeği yetiştirilir. Meyvecilik pek yaygın değilse de armut, elma, kayısı, kiraz, vişne, erik ve ceviz gibi meyveler yetiştirilir. En çok yetiştirilen meyve üzümdür. Hayvancılık bakımından da önemli bir il konumundaki Ankara, özellikle Tiftik keçisiyle ünlü. Anavatanı Ankara olması nedeniyle diğer bir ismi ‘Ankara keçisi’ olan Tiftik keçisi, Amerika ve Afrika’ya Ankara’dan gitti. Yünü makbul olan Ankara keçisinin yanı sıra Ankara’da kıl keçisi, koyun ve sığır da beslenir. Kümes hayvanı yetiştiriciliğinin önemli bir yer tuttuğu ilde, tarımda motorlu araçların artışı yüzünden at veTİFTİK KEÇİSİYLE ÜNLÜHayvancılık bakımından da önemli bir il konumundaki Ankara, özellikle Tiftik keçisiyle ünlü. Anavatanı Ankara olması nedeniyle diğer bir ismi ‘Ankara keçisi’ olan Tiftik keçisi, Amerika ve Afrika’ya Ankara’dan gitti. Yünü makbul olan Ankara keçisinin yanı sıra Ankara’da kıl keçisi, koyun ve sığır da besleniyor.manda sayısı gittikçe azalıyor. Ankara’da madencilik sektöründe ise çalışmalar sürüyor. Nallıhan’da çıkarılan linyit 150 bin tona yaklaştı. Bala, Beypazarı civarında demir, Nallıhan ve Beypazarı’nda linyit, Ayaş ve Bala’da alçı taşı, Çubuk ve Nallıhan’da mermer, Haymana, Kalecik ve Polatlı civarında manganez mevcut bulunuyor. İl dahilinde molibden, volfram, bentonit, trona, feldispat, kil, manyezit, perlit, tuz, ponza taşı da var. Beş teknopark ilin ekonomisine katkı sağlıyor Türkiye’de mevcut 37 teknoparkın beş adedi ve bu teknoparklardaki toplam bin 178 şirketin yaklaşık 500 adedi Ankara’da bulunuyor. Ankara Teknopark, Bilkent Cyberpark, Gazi Teknopark, Hacettepe Teknopark, ODTÜ Teknopark, Ankara’da çalışmalarını sürdüren teknoparklarını oluşturuyor. Başkent Ankara’daki bazı teknoparkların kapasitelerinin dolduğu ve yeni yapıların oluşturulması halinde tümü için de talep olduğu ilgililer tarafından belirtiliyor. Başkent Ankara’daki üniversiteler bünyesinde kurulan teknoparklar çok önemli özellikler içermesi nedeniyle Türkiye’nin ve ilin gelişmesine katkı sağlamayı sürdürüyor. Bu şekilde teknopark ortamında işletmeler ve üniversitelerin birlikte çalışmalarını sağlayacak ortamlar oluşturuluyor. Teknik alanda eğitim veren Ankara’daki üniversitelerin teknopark kuracakları düşünülüyor. Başkent Ankara’da teknopark kurulumu ve yönetimi konusunda deneyim ve başarı kazanıldığı söylenebilir. Özellikle biri sağlık alanında ‘Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri’ ve diğeri savunma alanında ‘Makine ve Metal Teknolojileri’ konusunda geleceğe yönelik yatırım planlarının uygulanması ile başkent Türkiye ekonomisine daha çok katkı sağlayacak.Ankara, 36 şirketle ilk 500 listesinde yer alıyor2009 yılında İstanbul Sanayi Odası tarafından yayınlanan ilk 500 listesinde, Ankara’nın yedi kamu kuruluşu ve 29 özel sektör şirketi yer aldı. Bu kuruluş ve şirketlerin ciroları, ödedikleri kurumlar vergisi ve diğer vergiler, çalıştırılan personel sayısı, ihracat değerleri gibi veriler dikkate alındığında başkent kuruluşlarının Türkiye ekonomisine önemli katkı sağladığı görüldü.TÜRKİYE’NİN 500 BÜYÜK SANAYİ KURULUŞU - 2009 BAŞKENT ANKARA’DAN LİSTEYE GİRENLER2009 yılı 500 Büyük Kuruluş Sıra No 2008 yılı 500 Büyük Kuruluş Sıra NoKuruluşlar Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş. Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Çay İşletmeleri Aselsan Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. Eti Maden İşletmeleri MAN Türkiye A.Ş. Tusaş - Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. Türk Traktör ve Ziraat Makineleri A.Ş. Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Park Termik Elektrik San.Ve Tic.A.Ş Noksel Çelik Boru Sanayi A.Ş. Park Teknik Elektrik Madencilik Turizm San. ve Tic. A.Ş. Tüprag Metal Madencilik San. ve Tic. A.Ş. Et ve Balık Kurumu Birlik Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. Oyak Beton San. ve Tic. A.Ş. Cimpor Yibitaş Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş. Havelsan Hava Elektronik San. ve Tic. A.Ş. FNSS Savunma Sistemleri A.Ş Mitaş Enerji ve Madeni İnşaat İşleri Türk A.Ş. Genpower Jeneratör San. ve Tic. A.Ş Demir Export A.Ş. Şa-Ra Enerji İnşaat Tic.Ve San.A.Ş. Nuh’un Ankara Makarnası Sanayi ve Ticaret A.Ş. Söğütsen Seramik San.İnş.Mad.İth.İhr. A.Ş. Ortadoğu Rulman Sanayi ve Ticaret A.Ş. Şahinler Metal Sanayi ve Ticaret A.Ş. Meteksan Matbaacılık ve Teknik Sanayi Ticaret A.Ş. ROKETSAN Roket Sanayii ve Tic. A.Ş. HİDROMEK Hidrolik ve Mekanik Makina İmalat San. ve Tic. A.Ş. Durukan Gıda Sanayi ve Nakliyat A.Ş Yakupoğlu Tekstil ve Deri San. Tic. A.Ş. ASAŞ Ambalaj Baskı Sanayi ve Ticaret A.Ş. Ankara Un Sanayii A.Ş.7 4 15 19 18 16 30 32 32 49 40 64 56 55 71 87 82 179 84 59 87 98 102 159 116 83 124 186 137 250 239 242 427 245 197 250 230 255 258 260 288 243 302 361 313 294 320 371 324 339 397 402 364 424 446 338 453 388 461 309 479 485 490 491 463 Kaynak: Ankara Sanayi OdasıBağlı Bulunduğu Oda / Kamu Ankara Kamu Kamu Kamu Kamu Ankara Kamu Ankara Ankara Ankara Kamu Ankara Ankara Ankara Ankara Kamu Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara Ankara AnkaraÜretimden Satışlar Net (TL) 3.575.843.160 2.006.653.840 1.604.942.000 1.008.917.422 950.308.653 843.613.779 694.859.980 606.042.027 527.889.134 525.216.591 508.299.518 468.951.583 431.882.115 394.860.009 359.401.116 204.929.261 202.305.868 199.075.534 194.669.386 190.135.418 183.412.695 171.449.032 166.830.105 161.280.700 157.814.392 155.825.824 123.576.931 122.418.319 117.324.948 111.648.542 110.492.968 108.271.938 104.436.389 103.424.369 101.334.468 101.285.298Ankara’ya ilişkin temel ekonomik göstergelerANKARA 4.466.756 56.820,90 6.684,0 15.851,3 12.014,1 8.605,1 7.246,3 1.978,6 8.493,8 -6.515,2 12,1 46,7 41,1 369,70 1.312.274 102.024,4 21.381,1 66.419,7 2.075,9 3,03 TÜRKİYE 73.722.988 668.419,30 9.056,0 119.385,0 100.024,6 119.618,1 -233,2 43.337,3 77.007,2 -33.669,9 11,9 48,8 43,0 15843,8 15.382.908 611.042,7 556.412,7 18.664,5 3,25 Pay (%) 6,1 8,5 73,8 13,3 12,0 7,2 4,6 11,0 19,4 2,3 8,5 16,7 11,9 11,1 -Nüfus (2010 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri; Kişi) Gayri safi katma değer (2006; cari fiyatlarla milyon TL) Kişi başına gayri safi katma değer (2006; $) Bütçe geliri (Ocak-Mayıs 2011; milyon TL) Vergi geliri (Ocak-Mayıs 2011; milyon TL) Bütçe harcaması (Ocak-Mayıs 2011; milyon TL) Bütçe gelir-gider farkı (Ocak-Mayıs 2011; milyon TL) İhracat (Ocak-Nisan 2011; milyon $) İthalat (Ocak-Nisan 2011;milyon $) Dış ticaret dengesi (Ocak-Nisan 2011;milyon $) İşsizlik oranı (2010;%) İş gücüne katılma oranı (2010;%) İstihdam oranı (2010;%) Teşvikli yatırımlar (Ocak-Nisan 2011: milyon TL) Motorlu taşıt sayısı Mart 2011; adet) Mevduat (Mart 2011; milyon TL) Kişi başına mevduat Mart 2011; TL) Krediler (Mart 2011; milyon TL) Takipteki alacaklar (Mart 2011; milyon TL) Batık kredi oranı (Mart 2011; %) Kaynak: TÜİK, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, BDDK
10 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİBirsanayileşmeprojesi:OSB’lerAnkara Sanayi Odası 1. OSB ve onun gibi sağlıklı kentleşmeyle barışık, çevreye dost sanayileşme yapısıyla sadece Ankara’da değil, ülke genelindeki organize sanayi bölgelerine olan talepte hızlı bir artışa yol açtı. Bugün sayıları 263 olan OSB’ler ile Türkiye genelinde kişi başına ortalama 10 metrekareyi bulan yüksek nitelikli sanayi arsası üretilmesi hedeflendi ve bugün için bu hedefin yüzde 60’ı gerçekleştirilerek 1.5 milyona yakın kişiye istihdam sağlandıOSBÜK Başkanı / Ankara Sanayi Odası Başkanı Dünya Gazetesi’nden “Ankara’nın Sanayi Devleri” isimli bir ek için Ankara Sanayi Odası Başkanı ve OSBÜK Başkan Vekili olarak bir yazı yazmam önerilince aklıma gelen, Ankara’nın sanayileşme serüveninden hareket ederek Organize Sanayi Bölgeleri’ni (OSB) anlatmak oldu. Çünkü ülkemizde 50 yıllık bir tarihe sahip olan OSB’ler, Cumhuriyet döneminin en önemli ekonomik projelerinden birisi. Başkent olduğu günlerde Ankara, tarım ve hayvancılıkla geçinen, ticari hayatı kısıtlı 30 bin nüfuslu bir Anadolu şehri idi. Başkent olmanın gerektirdiği hizmetleri verebilecek bir şehir kurulması için başlatılan altyapı yatırımları Ankara’nın ticari hayatına bir canlılık getirmiş, inşaat malzemeleri ihtiyacını karşılamaya yönelik küçük ölçekli imalâthaneler kurulmaya başlanmıştı. Sonraki yıllarda; Makina ve Kimya Endüstrisi, Sümerbank ve Etibank gibi kamu sanayi kuruluşlarına bağlı fabrikaların Ankara’da yapılmış olması kentin sanayileşmesine bir ivme kazandırmıştı. Kamuya ait kuruluşlara mal ve hizmet sağlayan ve çoğu küçük ölçekli olan özel işletmelerin sayısının artması içgöçü de teşvik etmiş, Ankara’nın nüfusu hızla artmaya başlamıştı. Ankara’da sanayi işletmelerinin sayısındaki artışla birlikte ortaya çıkan ihtiyaçlar, sanayicilerin ayrı bir meslek kuruluşunda toplanmasını gerekli kılmış ve 1963 yılında Ankara Sanayi Odası (ASO) kurulmuştu. Sonraki yıllarda yapılan yatırımlar, özellikle İskitler, Atasanayi, İstanbul yolu, Samsun yolu ve Siteler de sanayi işletmelerinin yoğunlaşmasına yol açmış, ancak bu yoğunlaşma sağlıklı kentleşme ile ilgili sorunları da beraberinde getirmişti. Ankara Sanayi Odası bu sorunları çözmek için 1977 yılında bir OSB kurma çalışmalarına başlamış ve Gimat ile Çiftlik kavşağı arasındaki araziyi bölge için seçmişti. Bu alanda kamulaştırma işlemleri yapılırken daha önce kuruluşuna olumlu görüş veren Ankara Belediyesi’nin 1979 yılında Danıştay’a açtığı iptal davası sonucu OSB yer seçimi kararı iptal edilmişti. Bunun üzerine Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile yapılan çalışmalar sonucunda ASO 1. OSB’nin yeri seçilmiş ve 1981 yılında temeli atılmıştı. Bölgenin altyapı çalışmalarının yapımı hem mali, hem de bürokratik güçlükler nedeniyle uzun sürmüş, sınai tesislerin yapımına ancak 1990’da başlanabilmişti. ASO 1. Organize Sanayi Bölgesi’nin sanayicilere getirdiği avantajlar ve sunduğu hizmetler kısa sürede dikkat çekmiş ve küçük sanayi kooperatifi şeklinde kurulan Ostim, Sitiyak (Başkent OSB) ve İvedik’in OSB unvan ve yetkisini alması ile Ankara’daki OSB’lerin sayıları artmaya başlamıştı. Bugün Ankara’da, ikisi ASO tarafından kurulup yönetilen, beşinin altyapı çalışmaları devam eden 11 adet OSB bulunuyor. Bu OSB’ler toplam 5 bin 446 hektar yüz ölçüme sahip bulunuyor. Ankara’da kişi başına yaklaşık 13 metrekare OSB arsası düşüyor, ki bu oran Türkiye ortalamasının üzerinde. Kuruluş çalışmaları tamamlanmış OSB’lerde 13 bin 262 sanayi tesisi faaliyet gösteriyor. Başta, sanayi havzası olarak adlandırdığımız Eskişehir yolu Temelli bölgesindeki dört adet OSB olmak üzere tüm OSB’lerin hizmete girmesi ile bu sayı 20 bini ve istihdam kapasitesi 500 bini bulacak. OSB’lere talep hızla arttı ASO 1. OSB ve onun gibi sağlıklı kentleşmeyle barışık, çevreye dost organize sanayi bölgeleri, sadece Ankara’da değil, tüm ülke genelinde OSB’lere olan talepte hızlı bir artışa yol açtı. Bugün sayıları 263 olan OSB’ler ile ülkemiz genelinde kişi başına ortalama 10 metrekare yüksek nitelikli sanayi arsası üretilmesi hedeflenmiş ve bugün için bu hedefin yüzde 60’ı gerçekleştirilerek bir buçuk milyona yakın kişiye istihdam sağlanmıştır. Bugün kentlerimiz arasındaki rekabette OSB’ler büyük rol oynuyor. OSB’ler kentlerimizin karşılaştırmalı üstünlüklere sahip oldukları alanlarda uzmanlaşmalarına imkan sağlıyor. Bu uzmanlaşma, ülke olarak hem kaynaklarımızın daha etkin kullanımına imkân sağlıyor, hem de sanayimizin küresel rekabet gücüne olumlu katkılar yapıyor. Bu uzmanlaşmaya Ankara güzel bir örnek oluşturuyor. Bugün Ankara, artık sadece bir memur ve üniversite kenti olmaktan çıktı, ülkemizin en önemli sanayi merkezlerinden biri haline geldi. Ancak biz ASO olarak bununla yetinemeyeceğimizi yıllar önce ifade ettik. Ankara sanayiini; savunma, makine, tıbbi cihaz, otomotiv, tekstil gibi sektörlerin öncülüğünde daha da ileriye götürmek, bilişim vadisini Ankara’da kurarak, teknoloji üreten bir kente dönüştürmek, kısaca Ankara’yı sanayimizin de başkenti yapmak istiyor ve bu yöndeki çalışmalarımıza ara vermeden devam ediyoruz. Benzer hedeflerin diğer kentlerimizce de dile getirildiğini ve çalışmaların yapıldığını görüyor ve bundan, hem ülke sanayii hem de ülke ekonomisi için büyük mutluluk duyuyoruz.OSB’LER UZMANLAŞMA SAĞLIYORBugün kentlerimiz arasındaki rekabette OSB’ler büyük rol oynuyor. OSB’ler kentlerimizin karşılaştırmalı üstünlüklere sahip oldukları alanlarda uzmanlaşmalarına imkân sağlıyor. Bu uzmanlaşma, ülke olarak hem kaynaklarımızın daha etkin kullanımına imkân sağlıyor, hem de sanayimizin küresel rekabet gücüne olumlu katkılar yapıyor.
14 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİTürkStandardlarıEnstitüsü OtomotivTestMerkezikuracakSanayicinin ihtiyaç duyduğu tüm alanlarda deney ve test hizmetlerini verebilecek bir duruma gelmeyi amaçladıklarını ifade eden TSE Başkanı Hulusi Şentürk, bu hedef için ilk olarak ‘TSE Otomotiv Test Merkezi’ kuracaklarını açıkladı. Şentürk, bu sayede Türkiye’de yerli otomobil üretimi ile ilgili girişimlere teknik altyapı oluşturulacağını belirttiyeni bir katma değer yaratacağını dile getiren Şentürk, “Bu yıl içinde başlatılacak TSE Otomotiv Test Merkezi projemizde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı paydaşlarımız olarak yer alacak“ dedi.“ÜÇ YENİ LABORATUVAR YATIRIMI YAPACAĞIZ”Hulusi Şentürk, dokuz farklı yerleşkede 17 farklı alanda faaliyet gösteren laboratuvarlara sahip olan TSE’nin alanda üç yeni laboratuvar yatırımı yapacağını açıkladı. Şentürk, ‘Yangın ve Ses Yalıtımı Laboratuvarı’ ve ‘Yüksek Güç Laboratuvarı’ yatırımı yapılacağını, Ostim Isı Laboratuvarı’nın da Enerji Sistemleri Laboratuvarı’na dönüştürüleceğini belirtti. Ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde çalışan Türk Standardları Enstitüsü (TSE), bugün kendi alanında Avrupa’nın ilk beş, dünyanın ilk 10 kuruluşundan biri olarak yeni projeler üretmeye ve yatırımlara devam ediyor. Sanayicinin ihtiyaç duyduğu tüm alanlarda deney ve test hizmetlerini verebilecek bir duruma gelmeyi amaçladıklarını ifade eden TSE Başkanı Hulusi Şentürk, “Bu hedef içerisinde ilk olarak TSE Otomotiv Test Merkezi’ni kuracağız” dedi. Şentürk, bunun yanı sıra, üç yeni laboratuvar yatırımı yapacaklarını da dile getirdi. Türkiye’nin uluslararası alanda küresel aktör olma yolunda hızla ilerlediğine dikkat çeken Şentürk, “Şu anda dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisine sahip olan ülkemizin, 2023 yılına gelindiğinde dünyadaki en büyük ekonomiye sahip ilk 10 ülke arasında yer almak gibi büyük bir vizyonu var. Bu bilinçle yola çıkarak, Türk sanayicisi ve tüketicisi arasında bir köprü görevi üstlenen enstitümüz, hem Türk sanayisinin gelişmesi ve Türk ekonomisinin büyümesi için çalışırken, hem de tüketici dostu kimliğiyle tüketicilerimiz için çalışmaya, yeni projeler üretmeye ve yatırımlarda bulunmaya devam ediyor” diye konuştu. Öncelikli olarak TSE’nin laboratuvar ve test merkezi alt yapısını güçlendireceklerini ve sanayicinin ihtiyaç duyduğu tüm alanlarda deney ve test hizmetlerini verebilecek bir duruma gelmeyi amaçladıklarını kaydeden Şentürk, bu hedef içerisinde ilk olarak TSE Otomotiv Test Merkezi’nin kurulacağını ifade etti. Bu sayede Türkiye’de yerli otomobil üretimi ile ilgili girişimlere teknik alt yapı oluşturulacağını ve yaratılacak istihdamınTSE, 17 farklı alanda faaliyet gösteren laboratuvarlara sahip Dokuz farklı yerleşkede 17 farklı alanda faaliyet gösteren labarotuvarlara sahip olan TSE’nin sonraki yatırımının ‘Yangın ve Ses Yalıtımı Laboratuvarı’ olacağını ifade eden Şentürk, “TSE’nin İstanbul Pendik-Tuzla’da bulunan arazisinde kurmak istediğimiz Yangın ve Ses Yalıtımı Laboratuvarı’nın inşası, otomasyon sistemi ve test düzeneklerinin kurulması, personel temin ve eğitimi çalışmalarını kapsayan projeyi 15 ay gibi bir sürede tamamlamayı hedefliyoruz. Bir başka laboratuvar yatırımımız da ‘Ostim Isı Laboratuvarı’mızı ‘Enerji Sistemleri Laboratuvarı’na dönüştürmek. Ostim Organize Sanayi Bölgesi yönetimi ile yürüttüğümüz çalışmalarla, EKOPARK Projesi kapsamında TSE’ye arsa tahsisi gerçekleşti. Bu arsaya yaklaşık 5 bin 175 metrekare kapalı alana sahip bir bina inşa etmeyi hedefliyoruz. Bir diğer laboratuvar yatırımımız ise ‘Yüksek Güç Laboratuvarı’ olacak. Elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtım sistemlerinde kullanılan ekipmanların testleri, uluslararası tarafsızlığı kanıtlanmış ve akredite edilmiş yüksek güç laboratuvarlarında gerçekleştirilebiliyor. Bu üç laboratuvar yatırımı ile firmalarımızın yurtdışında deney yaptırmak için harcadığı para, zaman ve işgücü kaybını önleyeceğiz” açıklamasını yaptı.“Ankara, Akyurt Fuar Merkezi’yle 52 hafta fuar düzenleyebilecek”Akyurt Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Azmi Kelemcisoy, Ankara’ya yapılacak yeni fuar alanının 1 milyon 800 bin metrekare ile dünyanın en büyük fuar alanlarından biri olacağını belirtti. Fuar alanının TOBB, ASO, ATO, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Akyurt Belediyesi dahil şimdilik dokuz ortak tarafından oluşturulacak konsorsiyum tarafından işletileceğini anlatan Kelemcisoy, artık Ankara’da 52 hafta fuar düzenlenebileceğini bildirdi. Aynı zamanda TÜRKONFED Başkan Yardımcılığını da yürüten Azmi Kelemcisoy, TAI, ASELSAN gibi savunma sanayi devleri ile MAN otobüs fabrikasını bünyesinde barındıran Akyurt’un Ankara sanayisinin can damarlarından birisi olduğunu ifade etti. Kurulması planlanan Akyurt Fuar Merkezi’nin bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan kalkınmasını sağlayacağını vurgulayan Kelemcisoy, “Ayrıca fuar ülkemizin dış ticaret dengesinde ihracat lehine katkıda bulunacak. Türk işadamlarının ellerindeki çanta ile ihracat yapma dönemi sona erdi. Potansiyelin hak ettiği şekilde gösterileceği, malınızı iyi teşhir edebileceğiniz gösterişli alanlara ihtiyaç var” dedi. Ankara’daki fuar alanının sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en büyüklerinden biri olduğunu vurgulayan Azmi Kelemcisoy, en büyük avantajlarının da havaalanına yakınlık olduğunu söyledi. Esenboğa Havaalanı’nın, Ankara şehir merkezine raylı sistemle fuar alanından geçerek bağlanmasının da gelişime büyük katkı sağlayacağını belirten Kelemcisoy, bu yatırımların bir an önce başlamasını ve en kısa sürede tamamlanması gerektiğini söyledi. Ankara’nın önemli sanayi şirketlerinin yer aldığı Akyurt’ta 180 olan şirket sayısının da 300’e yükselmesini beklediklerini söyleyen Azmi Kelemcisoy, bölgede her türlü altyapının hazır olduğu bilgisini verdi. Yatırımcıların ek alan ihtiyacının Akyurt’ta kolaylıkla karşılandığını anlatan Kelemcisoy, “Ara kademe işgücü ihtiyacımızı en verimli bir şekilde karşılamak için TÜRKONFED olarak Milli Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile mesleki eğitim konusunda çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bölgemizdeki meslek yüksekokulları ile sanayicilerimizi eşleştirmeye çaba sarf ediyoruz. Akyurt’ta Gazi Üniversitesi’ne bağlı meslek yüksekokulu katkımızla dört yıl önce açıldı. Buradan çıkan işgücünü sanayicinin üretiminde destek olacak şekilde sunmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
64 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİUlusoyElektrik,Cezayirfabrikasını yılsonundadevreyealıyorÜretiminin yüzde 40’ını ihraç eden Ulusoy Elektrik, Cezayir’deki fabrika yatırımında üretime bu yıl sonunda başlayacak. Firmanın son üç yıl içinde verimliliğini yüzde 50 oranında artırdığını ifade eden Ulusoy Elektrik İş Geliştirme Direktörü Enis Ulusoy, Cezayir’deki fabrika yatırımı ile global bir marka olma yolunda ilk adımı attıklarını dile getirdimadenler, spor kompleksleri, hastaneler, alışveriş merkezleri, oteller, toplu konut projeleri yer aldığı gibi enerji ihtiyacının olduğu her noktada kendilerine başvurulduğunu belirtti. Bünyelerinde toplamda 300 çalışanın bulunduğunu ve konularında uzman 45 mühendisin yer aldığını dile getiren Ulusoy, Ar-Ge faaliyetlerine çok önem verdiklerini vurguladı. Ulusoy, üretmekte oldukları ürünlerin ve komponentlerin tamamının firmanın kendi mühendislik ve Ar-Ge ekibinin tasarımları olduğunu, hiçbir know-how veya lisans anlaşması bulunmadığının altını çizdi. “Türkiye’den bir dünya markası çıkarmak istiyoruz” Fabrikada uygulanmakta olan üretim sistemleri konusunda, konularında uzman mühendisler, üst düzey profesyonel yöneticiler ve danışman firmalarla çalıştıklarını belirten Ulusoy, “Ulusoy Elektrik, ERP/MRP sistemi ve Japonya kökenli üretim sistemlerinin entegrasyonu ile son üç yıl içerisinde verimliliğini yüzde 50’ler seviyesinde artırdı” diye konuştu. Ulusoy, üretimlerinin yaklaşık yüzde 40’ını ihraç ettiklerini ve Kuzey Afrika, Ortadoğu, Rusya ve Doğu Avrupa’nın firmanın etkin olduğu ihraç pazarları arasında yer aldığını kaydetti. Ulusoy, ayrıca firmanın bu yılın son çeyreğinde üretime başlayacak olan Cezayir’deki fabrika yatırımı ile global bir marka olma yolunda ilk adımları attığını dile getirdi. Son iki yıldır, İstanbul Sanayi Odası’nca yapılan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” araştırmasında yer alan firmanın, 2010 yılında araştırmaya 318. sıradan girme başarısını gösterdiğini kaydeden Ulusoy, şöyle devam etti: “Türkiye orijinli küresel bir marka olmak firmanın uzun vadeli hedefleri arasında ilk sırada yer alıyor. Bu hedef doğrultusunda çalışmalarına hız kesmeden devam eden Ulusoy Elektrik, bir firmanın en değerli varlığının insan olduğu bilinciyle, insan kaynağını doğru ve etkin bir şekilde yönetmekte ve Türkiye’den bir dünya markası çıkarmak hedefine emin adımlarla ilerlemektedir.”“ÜRÜNLERİMİZ KENDİ AR-GE EKİBİMİZİN TASARIMLARI”Bünyelerinde toplamda 300 çalışanın bulunduğunu ve konularında uzman 45 mühendisin yer aldığını dile getiren Enis Ulusoy, Ar-Ge faaliyetlerine çok önem verdiklerini vurguladı. Ulusoy, üretmekte oldukları ürünlerin ve komponentlerin tamamının firmanın kendi mühendislik ve Ar-Ge ekibinin tasarımları olduğunun, hiçbir knowhow veya lisans anlaşması bulunmadığının altını çizdi.Ostim’de 1985 yılında bir atölyede başlayan imalâtlarına 2007 yılında kurdukları 26 bin metrekare kapalı alana sahip fabrikada devam eden Ulusoy Elektrik, son üç yıl içinde verimliliğini yüzde 50 oranında artırdı. Üretimlerinin yüzde 40’ını ihraç ettiklerini dile getiren Ulusoy Elektrik İş Geliştirme Direktörü Enis Ulusoy, “2011 yılı son çeyreğinde üretime başlanılacak olan Cezayir’deki fabrika yatırımı ile global bir marka olma yolunda ilk adımlarımızı attık” dedi. Firmanın, elektrik yüksek mühendisi Sait Ulusoy tarafından 1985 yılında Ostim’deki atölyede üretim ve taahhüt faaliyetleri gerçekleştirmek üzere bir mühendislik firması olarak kurulduğunu söyleyen Enis Ulusoy, üretimin bugün Ankara 1’inci OSB’deki 26 bin metrekare kapalı alana sahip, ileri teknoloji ürünü makine ve ekipmanlarla donatılmış fabrikada devam ettiğini kaydetti. Ulu-soy Elektrik olarak, orta gerilim elektrik dağıtım sistemlerinde kullanılmakta olan şalt cihazlarının ve trafo merkezlerinin dizaynını, mühendisliğini ve üretimini gerçekleştirdiklerini kaydeden Ulusoy, çeşitli kaynaklardan üretilmiş olan elektrik enerjisinin ihtiyaç duyulan yerlere ulaşmasında Ulusoy Elektrik ürünlerinin çeşitli aşamalarda çok önemli rol oynadığını dile getirdi. “Enerji maliyetlerinin tavan yaptığı günümüzde, elektrik dağıtım sistemlerinde yaşanan teknik kayıpları minimize ederek enerji maliyetlerini düşürebilme çabası elektrik dağıtım şirketlerinin birinci önceliği haline geldi. İşte bu noktada Ulusoy Elektrik sisteme, yüksek kalitede ve sorunsuz ürünler sunarak hizmet ediyor” dedi. Ulusoy, firmanın global müşteri portföyünde, elektrik dağıtım ve üretim şirketleri, hidroelektrik, rüzgâr ve termik santraller, endüstriyel tesisler,Meka, ihracatta rotasını Afrika’ya çevirdiLibya, Mısır, Tunus, Suriye, Yemen, Bahreyn gibi ülkelerdeki siyasi çalkantılardan etkilenen Meka, yeni pazarlara yönelerek krizi avantaja çevirdi. Meka Beton Santralleri İmalat Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaybal, son dönemde Afrika kıtasının bakir bölgelerine yoğunlaştıklarını kaydetti. Özellikle Libya’da yaşanan krizin Türk müteahhitlerinin milyar dolarlarca yatırımının yarıda kalmasına sebep olduğunu belirten Mehmet Kaybal, “Ağırlıklı olarak faaliyet gösterdiğimiz bölgelerde yaşanan krizin ardından Afrika kıtasının bakir bölgelerine yoğunlaştık. Son dönemlerde özellikle HES projelerinde Meka santralleri tercih ediliyor. Yine Doğu Anadolu’da birçok hazır beton tesisi kurduk. 300 kişilik ekibimiz ve dünyada 15 ülkedeki satış servis ofisimizle global pazarda başarılı adımlar atmaya devam ediyoruz” diye konuştu. Firmaların projeden beklentileri doğrultusunda en uygun beton santrali kurulumu konusunda çözüm ürettiklerini dile getiren Kaybal, sektör sorunlarına yönelik olarak da şu açıklamaları yaptı: “Sektörün sorunları, müteahhitlik sektörü sorunlarıyla paralellik arz ediyor. Kendi cephemizden baktığımız zaman kalifiye eleman azlığı, kalite kaygısının güdülmemesi ve kredi limitlerinin yetersizliği öncelikli sorunlarımız olarak ortaya çıkıyor. Ara eleman istihdamı için gereken meslek yüksekokullarının ve meslek liselerinin daha nitelikli eğitim vermesi gerektiğini düşünüyoruz. Sanayi ile üniversitelerin işbirliği de bu konuda olumlu adımların atılması açısından önemli. Diğer konuların ise şu aşamada hızlı çözüleceğini düşünmüyorum.”
66 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİİskoçEqualizer,TürkiyeveOrtadoğu temsilciliğiiçinSurkon’useçtiSurkon Makine, petrol ve doğalgaz platformlarındaki iletim hatlarının montaj ve demontajlarını kolaylaştıran özel ekipmanlar üreten İskoç Equalizer firmasının Türkiye ve Yakın Ortadoğu ülkelerinin temsilcisi oldu. Surkon Makine, İskoç firmanın bütün ürünlerini Türkiye’de tek yetkili olarak temsil etmeye ve ürünlerin servis bakım hizmetlerini karşılamaya başladısine ergonomik ve ekonomik hizmet üretecek ekipmanları sunmak. Equalizer firmasının ürünleri de bu amaca hizmet ediyor. Türkiye’de bu tür ekipmanlara gerçekten ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz” dedi. Distribütörlük anlaşmasının İskoçya’nın Aberdeen şehrinde mart ayı başında imzalandığını dile getiren Kadıoğlu, bu anlaşma ile Equalizer’in bütün ürünlerini Türkiye’de tek yetkili olarak temsil etmeye ve ürünlerin servis bakım hizmetlerini karşılamaya başladıklarını ifade etti. Kadıoğlu, uzmanlık alanı yüksek basınç hidrolik ürünler ve tork ekipmanları olan Surkon’un Equalizer firmasının yanı sıra Alman Werner Weitner GmbH ve Juwel Schraubtechnik GmbH ile İngiliz Bolttight International’in temsilciliğini yürüttüğünü söyledi. Kadıoğlu Surkon’un ayrıca, Mercedes Benz, Porsche, MAN, Mazda gibi lider otomotiv üreticilerinin tedarikçisi olan Werner Weitner GmbH’nin uluslar arası pazarlama stratejilerinde çözüm ortağı olduğunu belirtti. “Servis hizmeti de veriyoruz” 700 bar yüksek ve ultra yüksek basınç hidrolik ürünler ve tork ekipmanları konusunda faaliyet gösterdiklerini belirten Kadıoğlu, el pompaları, hidrolik güç üniteleri, 5 ile bin 500 ton arasında kaldırma kapasitesi olan hidrolik silindirler ve hidrotest pompalarının hidrolik grubunun ana ürünlerini oluşturduğunu ifade etti. 1000 Nm üzerindeki her türlü tork ekipmanlarının Surkon’un ürün gamı içinde yer aldığını dile getiren Kadıoğlu, “15 bin Nm’ye kadar mekanik tork artırıcılar, 12 bin Nm’ye kadar elektrikli ve pnömatik, 72 bin Nm’ye kadar hidrolik tork anahtarları bu grubun kapsamı içinde. Ayrıca stoklarımızda M100 ölçüsüne kadar cıvata gerdirme ekipmanları da bulunuyor” dedi. Satışını yaptıkları ürünlere her türlü servis hizmeti desteğini verdiklerini belirten Kadıoğlu, 12 bin Nm’ye kadar tork anahtarı kalibrasyonu yapabildiklerini sözlerine ekledi.YENİ ÜRÜN ARAYIŞI SÜRÜYORSürekli yeni ürün arayışı içinde olan Surkon Makine, hem sektörün yeni teknolojilerini Türkiye’ye kazandırmayı, hem de Türk sanayisine ergonomik ve ekonomik hizmet üretecek ekipmanları sunmayı amaçlıyor.Yüksek basınç hidrolik ekipmanlar ve tork ekipmanları pazarlaması konusunda faaliyet gösteren Surkon Makine, ürün gamını İskoç Equalizer firmasının ürünleriyle genişletiyor. Surkon’un Equalizer firması tarafından, Türkiye ve Yakın Ortadoğu ülkelerinin temsilciliği için seçildiğini belirten Surkon Makine Genel Müdürü Ahmet Kadıoğlu, İskoç firmanın bütün ürünlerini Türkiye’de tek yetkili olarak temsil etmeye başladıklarını dile getirdi. Equalizer firmasının 1994 yılından bu yana Kuzey denizindeki petrol ve doğalgaz platformlarındaki iletim hatlarının montaj ve demontajlarını kolaylaştıran özel ekipmanlar ürettiğini belirten Kadıoğlu, söz konusu ekipmanların doğalgaz ve petrol üretim ve iletim hatla-rının bulunduğu dünyanın pek çok ülkesinde kullanıldığını aktardı. İletim hatlarındaki bağlantı flanşlarının birleştirilmesi, ayrılması ve hizalanmasında kullanılan Equalizer ekipmanlarının ileri teknoloji içeren ürünler olduğunu kaydeden Kadıoğlu, “Kuzey Avrupa’nın petrol ve doğalgaz üretim merkezinde bulunan firmalarla birlikte çalışan Equalizer, ihtiyaca yönelik geliştirme çalışmaları sayesinde sektörünün en başarılı firması olmasıyla dikkat çekiyor. Bu sayede dünyanın bilinen pek çok markasına OEM olarak tedarikçi durumunda” dedi. Firma olarak sürekli yeni ürün arayışı içinde olduklarını ifade eden Kadıoğlu, “Bu arayışta hedef, hem yeni sektörün yeni teknolojilerini ülkemize kazandırmak, hem de Türk sanayi-Karba Otomotiv, üretiminin %60’ını ihraç edecekBelediyeler ve kamu sektörüne itfaiye, çöp ve kanal açma ekipmanları üretmek üzere 1990 yılında kurulan Karba Otomotiv, ihracatta hedef büyüttü. Karba Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Onuk, 2010 yılında üretimlerinin yüzde 45’ini ihraç ettiklerini dile getirerek, “2011 yılında bu rakamı yüzde 60’a yükselteceğiz” dedi. Karba Otomotiv’in 2006 yılında taşındıkları Sincan 1’inci OSB’de toplam 10 bin metrekarelik alanda üretim gerçekleştirdiğini ifade eden Hacı Onuk, “Mercedes Benz Türk, Ford Otosan, MAN, Temsa Global, Anadolu Isuzu ve Karsan gibi ülkemizin önde gelen araç üretici firmalarına araç üstü ekipman yapıyoruz. Devlet Malzeme Ofisi, Türk Silahlı Kuvvetleri ve büyükşehir belediyeleri gibi birçok kamu ve özel sektör kuruluşuna yaklaşık 7 bin ekipmanlı araç yaparak hizmete sunduk. 2010 yılı hedeflerimizin büyük bölümünü yakaladık” dedi. Türk cumhuriyetleri, komşu ülkeler, Uzakdoğu ve Afrika ülkeleri başta olmak üzere toplam 26 ülkeye ihracat gerçekleştirdiklerini belirten Hacı Onuk, “2010 yılı ihracat oranımız toplam üretimimizin yüzde 45’i olarak gerçekleşti. 2011 yılında bu rakamı yüzde 60’a yükselteceğiz” dedi. Araç üstü ekipman sektörünün temsil edilme sıkıntısını dernekleşme yoluna giderek aştıklarının altını çizen Onuk, “Araçüstü Ekipman ve İş Makinaları Üreticileri Derneği (ARÜSDER) olarak bir derneğimiz zaten vardı ancak yeterince aktif değildi. Firmamızın ve sektörün önde gelen firmalarının katkılarıyla derneğimizi aktifleştirme çalışmalarımız başladı. Özellikle 2010 yılının son çeyreğinde Sanayi Bakanlığı, TSE gibi kamu kurumlarında toplantılar düzenlendi. Sektör ile ilgili sıkıntılar paylaşıldı. ARÜSDER aracılığıyla artık sektörümüzün sorunlarını daha net ve daha kuvvetli duyurabiliyoruz” açıklamasını yaptı.
68 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİEnginGeriKazanım,akreditasyon çalışmalarınıbuyıltamamlayacakAtık madeni yağları toplayıp geri dönüştürdüklerini anlatan Engin Geri Kazanım Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Engin, bu yıl içinde atık yağlar konusunda akredite bir laboratuvara sahip ilk tesis olmayı hedeflediklerini kaydettiGeri Kazanım Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Engin, bu alanda marka olmayı hedeflediklerinin altını çizdi. Engin, “2011’de TÜBİTAK MAM’dan atık yağların rafinasyon sisteminin geliştirilmesi hususunda bir proje desteği alacağız” dedi. Engin, 2010 yılı içinde laboratuarlarında akreditasyon çalışmalarına hız verdiklerini belirterek, söz konusu çalışmaları 2011 yılı içinde tamamlamayı planladıklarının altını çizdi. Atık yağ geri kazanım yapan ve atık yağlar konusunda akredite bir laboratuvara sahip ilk tesis olmayı hedeflediklerini vurgulayan Engin, bu kapsamda 21 olan çalışan sayısını, akreditasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından artırmayı planladıklarını ifade ederek, “Bu alanda marka olmayı hedefliyoruz” ifadesini kullandı. Geçen yıl 2 bin 341 ton atık yağ geri kazanımı gerçekleştirdiklerini dile getiren Engin, 2010 yılı cirolarının yaklaşık 3 milyon TL olduğunu söyledi. Engin, “Fabrikamızda sadece 1’inci ve 2’nci kategori endüstriyel atık yağlar rejenerasyon yöntemi ile geri kazandırılıyor” dedi. Engin, 2010 yılı içinde laboratuvarlarında akreditasyon çalışmalarına hız verdiklerini belirterek, söz konusu çalışmaları 2011 yılı içinde tamamlamayı planladıklarının altını çizdi. Atık yağ geri kazanım yapan ve atık yağlar konusunda akredite bir laboratuvara sahip ilk tesis olmayı hedeflediklerini vurgulayan Engin, bu kapsamda 21 olan çalışan sayısını, akreditasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından artırmayı planladıklarını ifade ederek, “Bu alanda marka olmayı hedefliyoruz” dedi. Atıkların kaynağında ayrılması, geri kazanım ve bertaraf tesislerinde yapılacak iyileştirmeler ile toplanan atık miktarının artacağına dikkat çeken Engin, bunun da geri kazanım sektörünün gelişimini hızlandıracağına işaret etti. Engin, “Atık geri kazanım endüstrisiyle ilgili teknik ve yasal konularda gelişmeleri izlemek, kalite ve çevre yönetim sistemlerinin firma amaçları doğrultusunda uluslararası firmalarla fikir alış verişinde bulunmak, gerektiğinde farklı kuruluşlarla ortak çalışmalar yapmak sektördeki gelişimin öncelikli hedefleri arasında olmalı. Ayrıca teşviklerin artırılması, 2’nci el yağdaki KDV oranının azaltılması, ücretsiz yağ alımına destek olunması, geri kazanım yapan firmalarda düzenlemelere gidilmesi gibi konular üzerinde çalışmalar yapılması gerekiyor” şeklinde konuştu. Firmanın 1975 yılında A. Hasan Engin tarafından Engin Ticaret adı altında kurulduğunu ve 1993 yılında şimdiki kurumsal kimliğine kavuştuğunu hatırlatan Engin, atık madeni yağ sektörünün Çevre ve Orman Bakanlığı’nca yönetim ve denetim altına alınması ile birlikte atık madeni yağlar konusunda faaliyette bulunmaya başladıklarını anlattı. Engin, firmanın kurumsal yapısını ve uyguladığı teknolojiyi günün gereklerine uygun hale getirerek, 1999 yılının aralık ayında bakanlıktan İşletme Lisansı aldıklarını kaydetti.“2 BİN TONDAN FAZLA ATIK YAĞI GERİ KAZANDIRDIK”Geçen yıl 2 bin 341 ton atık yağ geri kazanımı gerçekleştirdiklerini ifade eden İbrahim Engin, atık yağları rejenerasyon yöntemi ile geri dönüştürdüklerini anlattı.Atık madeni yağların toplanması ve geri kazanımı konusunda faaliyet gösteren Engin Geri Kazanım Tesisi, laboratuvarındaki akreditasyon çalışmalarını 2011 yılı içinde tamamlayıp hem atık yağ geri kazanım yapan hem de atık yağlar konusunda akredite bir laboratuvara sahip ilk tesis olmayı hedefliyor. Akreditasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından istihdamda da artış yapmayı planladıklarını belirten Enginİncekaralar, sağlıkta 30 markanın Türkiye temsilciliğini yürütüyorKuruldukları 1951 yılından bu yana tıp ve laboratuvar alanlarında modern teknolojileri Türkiye’ye kazandırdıklarını söyleyen İncekaralar Holding Pazarlama Müdürü İlknur Özmen, özellikle teşhis ve tedavi olanaklarını Türkiye’ye getirerek, sağlık hizmetlerinin gelişimine katkıda bulunduklarını savundu. 30’un üzerinde markanın Türkiye temsilciliğini yürüttüklerini belirten Özmen, farklı konularda ileri teknoloji laboratuar cihazlarını portföylerinde bulundurduklarını ifade etti. Ürün portföyünü teknolojik gelişime paralel olarak sürekli yenilediklerini ifade eden İlknur Özmen, “İncekaralar; mikroskop sistemleri alanında bilinen dünya markalarından biri olan Olympus, ilk ultrason sistemini bularak tıpta çağ açan Aloka, Japonya’nın en önemli EKG, EEG, EMG cihazı ve monitörlerini üreten tüm dünyada temsilcileri bulunan Nihon Kohden, tanı ve teşhis amaçlı kullanılan radyolojik görüntüleme sistemlerinin önde gelen ismi Philips Healthcare ile laboratuvar teknolojinin lider markaları Eppendorf AG, Thermo Scientific Heraeus, Thermo Fisher Scientific, Merck Millipore, Foss Analytical, Vötsch, Agilent Technologies gibi bugün alanında dünyanın önde gelen 30’un üzerinde markasının Türkiye temsilciliğini yürütüyor” dedi. Portföylerinde ekokardiyografi, ultrasonografi ve radyoloji sistemleri, EEG, defibrilatör, monitorizasyon sistemleri, mikroskoplar, santrifüjler, PCR cihazları gibi tanı ve teşhise yönelik sistemlerinin mevcut olduğu bilgisini veren Özmen, “Bunları yanı sıra, insan sağlığını doğrudan ya da dolaylı etkileyen ilaç, kimya, gıda, alkollü ve alkolsüz içecekler, tarım, çevre, tekstil, boya, cam, otomotiv, elektronik, metalurji, madencilik ve petrol gibi farklı konularda yapılan araştırma, geliştirme ve üretimde kullanılan ileri teknoloji laboratuvar cihazlarını da portföyümüzde bulunduruyoruz” şeklinde konuştu. Teknik altyapı ve ekipman sağlamanın dışında sağlığın birçok dalında hizmet veren hastanelerin ve farklı sektörlere yönelik ArGe laboratuvarlarının modernizasyonunu hayata geçirdiklerinin altını çizen Özmen, büyüklüğü ve ihtisası ne olursa olsun her türlü hastane ve laboratuvarın donanımını tümüyle gerçekleştirebilecek potansiyele sahip olduklarını vurguladı. Pazarlama ve satışın yanı sıra montaj, aplikasyon, eğitim, bakım, onarım ve yedek parça konularında ciddi yatırımlar yapıldığını aktaran Özmen, “60’ıncı kuruluş yılı içinde olan İncekaralar, Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Antalya, Diyarbakır ve Trabzon olmak üzere sekiz bölgede faaliyetlerini sürüyor ve bünyesinde 220 kişiye istihdam sağlıyor” açıklamasını yaptı.
70 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİMNDGıdaLokman,‘eldeğmeden üretim’çalışmalarınıhızlandırdıGeleneksel kahvaltı ürünlerini yeni tatlarla buluşturarak tüketicinin beğenisine sunan MND Gıda Lokman, yeni ürün çeşitleri bitter kreması ve piknik light reçeli de piyasaya sundu. Üretimde hijyenin kendileri için büyük önem taşıdığını dile getiren MND Gıda Lokman Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Şeherli, bu kapsamda el değmeden üretimi artırmak için çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Besin değeri yüksek ve katkısız ürünlerle özellikle çocuk tüketiciye sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak istediklerini belirten Mehmet Şeherli, “MND Gıda Lokman olarak üreten, hammaddeyi işleyen, ambalajlayan etiketleyen, yükleyen ve dağıtan bir firmayız” dedi. Hijyeni korumak amacıyla, mümkün olduğu ölçüde makineleşmeye giderek el değmeden üretimi artırmak için çalışmalarını sürdürdüklerini ifade eden Şeherli, “Vakum tekniğiyle el değmeden siyah ve yeşil zeytin üretiyoruz. Okullarda, yurtlarda, hastanelerde ve kantinlerde bu açıdan tercih sebebiyiz. Bu da hijyenden vazgeçmeyen politika anlayışımızın bir ürünü. İşletmemiz aynı zamanda tüm yasal denetimlerden ve askeri ihalelerden de yüzünün akıyla çıktı.“AİLEYE İŞ SAHASI AÇARAK BÜYÜMEK İSTİYORUZ”Firma olarak gıda sektöründe çeşitlilik sağlarken, ilkelerinden taviz vermeden büyümeyi hedeflediklerini söyleyen Mehmet Şeherli, “Büyümekten kastım elbette ki hacimden öte bir şey; geniş bakabilmek, daha çok aileye iş sahası sağlayabilmek. Gıda sektörüne bir renk katabilmek, bizim adımızla satılan ürünlerle büyümüş sağlıklı beslenen nesillerle büyümek istiyoruz” açıklamasını yaptı. ISO22000 ve HACCP gibi olmazsa olmaz belgeleri de bünyesine kattı. Bu katılımlar sayesinde basamaklara daha sağlam basan işletmemiz tüm bunlara dayanarak kendine güveni tam bir konumdapazarda yerini almıştır” dedi. Firma olarak gıda sektöründe çeşitlilik sağlarken, ilkelerinden taviz vermeden büyümeyi hedeflediklerini söyleyen Şeherli, “Büyümekten kastım elbette ki hacimden öte bir şey; geniş bakabilmek, daha çok aileye iş sahası sağlayabilmek. Gıda sektörüne bir renk katabilmek, bizim adımızla satılan ürünlerle büyümüş sağlıklı beslenen nesillerle büyümek istiyoruz” diye konuştu. Sektörel problemlerin çözüme ulaşması ve halkın bilinçlendirilmesi ile ilgili yapılacak çok şey olduğu düşüncesinde olduklarını ifade eden Şeherli, şöyle devam etti: “Örneğin kakaolu fındık kreması ürününü Lokman adıyla tüketicinin beğenisine sunarken içerdiği kakao, fındık ve doğayla özdeş tüm gıdalar açısından özenliyiz. Bu anlamda hem kalitede, hem lezzette hak edilmiş bir pazar payına sahibiz. Yine pekmez, tahin gibi geleneksel tatların önemini de asla göz ardı etmiyoruz. İleriki nesillerin sağlıklı büyüyebilmesi için özenle üretilmesi gereken bu ürünlerin özellikle çocuklar tarafından tüketilmesi çok önemli. Besin değeri yüksek ve katkısız bu ürünler işletmemiz tarafından itina ile üretiliyor, tüm sağlık kodeksine uygunluğu defalarca test edilerek nihai tüketiciye sunuluyor.”Delkom Grup, yurtiçi pazar payını artıracakHidrolik delici yedek parça sektöründe özel servis yedek parça hizmeti veren Delkom Grup, yurtiçi pazardaki konumunu yükseltme hedefinde. Türkiye’nin iş makineleri konusunda yurtdışına bağımlı bir görüntü sergilediğini dile getiren Delkom Grup Satış Müdürü Osman Sezgin, ithal ürünlerin toplam satışlardaki payının oldukça yüksek olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat sektörü için iş ve inşaat makineleri sektörünün gelişimi çok önemli. Böylesi bir pazarda biz yurtiçi pazar payımızı artırmaya odaklandık. Çünkü Delkom Grup olarak, 25 yıldır delici makine yedek parça sektörünü uluslararası standartlarda temsil ettiğimize inanıyoruz” dedi. Sezgin, ithal ürünlerin payı fazla olsa bile Türkiye’de son 10 yıllık süreçte iş makineleri yedekleri üretiminde kalite açısından Avrupa Birliği ve diğer gelişmiş ülkelerle eşdeğer kalite, standart, dizayn ve ürün çeşitliliğine sahip makinelerin üretildiğini vurguladı. Müşterilerin ihtiyaçlarına birebir cevap veren çözümler geliştirerek büyümeyi planladıklarından bahseden Osman Sezgin, müşterilerinden aldıkları geri dönüşlerle sektördeki yerlerini daha da sağlamlaştırdıklarını ifade etti. Sezgin, “1985 yılından bu yana geçen süre içinde Delkom Grup, ISO 9001: 2000 kalite belgesiyle kalitesine güvenilen, saygın ve sektöründe haklı bir saygınlığa ulaşmış ve piyasalara yön veren lider bir kuruluş olduğunu kanıtlamıştır” diye konuştu.
72 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİÜretiminiyüzde30artıranBuse Aydınlatma,markalaşmayaodaklandıGeliştirdikleri makine parkı ile üretimlerini yüzde 30 artırdıklarını kaydeden Buse Aydınlatma Genel Müdürü Mehmet Yüksel, bu yıl satışlarında yüzde 80 oranında artış hedeflediklerini bildirdi. Yüksel, markalaşma çalışmalarına da ağırlık verdiklerini açıkladıİç ve dış aydınlatma sistemleri alanında üretim yapan Buse Aydınlatma, geliştirdiği makine parkı ile üretimini yüzde 30 oranında artırdı. 1992 yılından bu yana klasik ve modern avizeler, lambaderler, duvar aplikleri, masa lambaları, bahçe aydınlatma ürünleri, aksesuar ve ekipmanlarının üretimi yanında, isteğe bağlı olarak özel model ve şekillerde de üretim yaptıklarını belirten Buse Aydınlatma Genel Müdürü Mehmet Yüksel, bu yıl satışlarını bir önceki yıla göre yüzde 80 artırmayı hedeflediklerini kaydetti. Markalaşma çalışmalarına ağırlık verdiklerinden bahseden Mehmet Yüksel, “Geçen yıl katıldığımız yurtdışı fuarlar ve yaptığımız tanıtım çalışmalarının meyvesini bu yıl alacağımızı düşünüyoruz. Bu yıl yeni talep ve ihtiyaçlara cevap vermek için üretimimizi artırdık. Buna paralel olarak satışlarımızı da geçen yıla oranla yüzde 80 artırmayı hedefliyoruz” dedi. Aydınlatma sektörünün, Türkiye’nin en hızlı gelişen sektörlerinden biri olduğunu ifade eden Yüksel, sektörde gelişen yeni trendin LED aydınlatma olduğunu, onun arkasından ise güneş enerjili aydınlatma sistemlerini öne çıkardığını anlattı. Yapılacak yatırımlarla yurtdışında da rekabet etme şanslarını artıracaklarına işaret eden Yüksel, sektörde önümüzdeki beş yıl içinde yüzde 250 oranında bir büyüme öngördüklerini vurguladı. “Hammadde fiyat artışı en büyük engel” Hammadde girdilerinde 2010 yılı Aralık ayından, 2011 Mart ayına kadar yüzde 30 oranında artış gerçekleştiğine ve bu durumun fiyatlara yansımasının kaçınılmaz olduğuna da dikkat çeken Mehmet Yüksel, “Ayrıca aydınlatma sektöründe deneyimli olmayanların Uzakdoğu kaynaklı kalitesiz ürün ithal etmeleri, sektörümüzün gerek iç piyasa gerekse dış piyasadaki rekabet şansını olumsuz yönde etkiliyor. Uzakdoğu ürünlerin iç piyasa girişinin kontrol altında tutulması, kalite standartlarının belirlenmesi ve denetimlerin artırılması gerek iç, gerekse dış piyasada rekabeti dengeleyecek bir durum yaratacaktır” ifadesini kullandı. Kalitesiz ürünlerin iç piyasada üretim yapan ve ihracat yapma hedefinde olan firmaları oldukça olumsuz etkilediği görüşünü savunan“EN BÜYÜK SORUN KALİTESİZ ÜRÜNLER”Mehmet Yüksel, aydınlatma sektöründe deneyimli olmayan firmaların Uzakdoğu kaynaklı kalitesiz ürün ithal etmelerinin, sektörün gerek iç piyasa gerekse dış piyasadaki rekabet şansını olumsuz yönde etkilediğini vurguladı.Mehmet Yüksel, şöyle devam etti: “Bu durum rekabet şansımızı ortadan kaldırıyor. Kaliteli ve ucuz ürün üretmenin yolu, maliyet girdilerinin düşürülmesinden geçiyor. İç piyasalarda meydana gelen hammadde fiyat artışları da rekabetin önündeki büyük engellerden.”Çesan, beş ayda 12 adet asfalt plenti sattımanoğlu, “Yıla çok iyi bir satış grafiği ile başladık. Bu ivmeyi artırarak sürdürmek istiyoruz” dedi. Son iki yıl içinde ihracatlarını yüzde 60 oranında artırdıklarının altını çizen Karamanoğlu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika pazarlarında elde ettikleri başarıyı Rusya ve Orta Asya pazarında da yakalamayı hedeflediklerinden bahsetti. Ürettikleri plentlerde son teknolojiyi bir standart haline getirdiklerini vurgulayan Karamanoğlu, “Bu sayede asfalt sektöründeki proje ve şantiye gereksinimlerinin tümüne cevap verebiliyoruz” şeklinde konuştu. Dünyada ve Türkiye’deki iş hacminde yaşanan yoğun gelişmeler ve talepler karşısında Kasım 2006 yılında 24 bin metrekarelik tesislerine taşındıklarını anlatan Aygün Karamanoğlu, “Bu tesislerde 30 ton/saat kapasiteli mobil asfalt plenti üretimimizi gerçekleştirdik. Yine Türkiye ve dünya ilklerinden 450 ton/saat kapasiteli sabit asfalt plenti üretimini Çesan olarak gerçekleştirdik. Çesan olarak, mühendislik, know-how, montaj, kalite odaklı malzeme seçimi, müşteri memnuniyetini hedefleyen yedek parça ve teknik servis hizmetlerini de titizlikle yerine getiriyoruz” açıklamasını yaptı.Aral, üretim zincirinin parçası olma hedefindeTahribatsız muayene, metal kaplama ve boyama alanlarında özellikle savunma sanayi ve havacılık sektörüne hizmet veren Aral Havacılık, sektörün stratejik çözüm ortağı olmak için faaliyetlerini sürdürüyor. TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayi’nin stratejik ortakları arasında olduklarını dile getiren Aral Havacılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Genel Müdürü Şeyma Yavuz, üretim zincirinin önemli bir halkası olmayı öncelikli hedef şeklinde belirlediklerinin altını çizdi. Yarı mamul olarak üretilen nitelikli yedek parçaların bitmiş ürüne tamamlanması konusunda, tahribatsız muayene, metal kaplama ve boyama gibi yüzey işlem operasyonları içeren ve uluslararası proses onaylarına sahip olduklarını belirten Şeyma Yavuz, “Aral Havacılık olarak TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş’nin stratejik ortakları arasındayız. Akreditasyonlarımız arasında tüm proseslerde Nadcap, ISO9001: 2008 olup, Boeing, Goodrich, Sikorsky, Hamilton, Lockheed Martin gibi firmalardan onaylarımız bulunuyor. Müşterilerimizin talep ve ihtiyaçları doğrultusunda hızlı, kaliteli ve uygun maliyetli hizmetlerle üretim zincirinin önemli bir halkası olmak öncelikli hedefimiz” şeklinde konuştu. Havacılık ve savunma sanayi dışında elektrik, elektronik, medikal, otomotiv sanayileri için üretilmiş olan nitelikli yedek parçalara çeşitli fiziksel özellikler kazandırarak parça kurtarmaya yönelik katkılar sağladıklarını belirten Yavuz, yarı mamul ürünleri bitmiş ürün statüsüne kavuşturduklarına da dikkat çekti.Tesislerinde Türkiye ve dünyada bir ilk olan 450 ton/saat kapasiteli sabit asfalt plenti üretimini gerçekleştiren Çesan Çevre Sağlığı, bu yılın ilk beş ayda 12 adet asfalt plenti satarak 2011’e hızlı başladı. Son iki yıl içinde ihracatlarını da artırdıklarını dile getiren Çesan Çevre Sağlığı Limited Şirketi Satış Yönetmeni Aygün Kara-
74 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİDünyaDilleri,sadecetercümedeğil danışmanlıkhizmetideveriyorSadece tercüme hizmeti vermediklerini aktaran Batuhan Türkcan, konusunda uzman çalışanları ile firmalara yurtdışındaki işleri için danışmanlık da yaptıklarını vurguladı. Türkcan, özellikle Irak’taki potansiyeli değerlendirmek için firmalara yardımcı olduklarını söylediÇeviri hizmetleri ve müşavirliğin yanında, yabancı dil gerektiren durumlarda firmalara danışmanlık hizmeti de vermeye başladıklarını söyleyen Dünya Dilleri Tercüme Şube Müdürü Batuhan Türkcan, “Özellikle Irak’ta büyük bir potansiyel var. Bu potansiyeli değerlendirmeleri için firmalara yardımcı oluyoruz” dedi. Tercüme ve danışmanlık hizmetleri ile firmaların yatırım için teşviklerden yararlanmalarına ve perakende sektörüne girmelerine yardımcı olduklarını anlatan Türkcan, açılan ihalelerde de firmalar için müşavirlik yaptıklarını aktardı. Türkcan, “Biz yurtdışı şirket kurulumu, yatırım fırsatlarının araştırılması, yurtdışı ihale takiplerinin gerçekleştirilmesi, şirket temsilcilikleri gibi yabancı dil gereken sektörlere danışmanlık hizmeti vererek kendimizi farklılaştırdık. Özellikle Irak’ta büyük bir potansiyel var. Bu potansiyeli değerlendirmeleri için firmalara yardımcı oluyoruz. Irak’la olan yakın ilişkilerimiz sayesinde firmaların Irak’taki bu potansiyelden faydalanmalarını hedefliyoruz” açıklamasını yaptı. Türkcan, böylece firmaların dünya ile iletişime geçmelerini sağladıklarını dile getirdi. “Ortak bir dile ihtiyaç var” Dünya Dilleri Tercüme’nin, 30 yıl önce bu işe profesyonelce başladığını ve 30 ülke dilini çevirdiklerini açıklayan Türkcan, “Tercüme veya danışmanlık bazı zümrelerce pek önemli gibi görülmüyor.Halbuki birçok firmanın yurtdışındaki projelerdeki başarıları elde etmeleri için ortak bir dile ihtiyaçları var. Firmalara bu konularda aracılık etmekten mutluluk duyuyoruz. Doğru tercüme ve doğru danışmanlık firmaların bel kemiği. En ufak bir hata bazen çok ciddi maddi bazen de manevi kayıplara neden oluyor. İşte bizim farkımız, bu kayıpları müşterilerimize yaşatmamak. Çünkü bizim bütün tercümanlarımız kendi alanlarında profesyonel insanlar. Biz firma olarak asla konusunda uzman olmayan tercümanlarla çalışmıyoruz. İşimizi ciddiye alarak yürütüyoruz” açıklamasını yaptı. Aynı durumun danışmanlık alanında yaptıkları hizmet için de geçerli olduğunu ve kendi alanlarında profesyonel insanlarla birlikte çalıştıklarını belirten Türkcan, firmaların en doğru tercihleri değerlendirmelerini sağladıklarını ifade etti. “Sektör gün geçtikçe büyüyor” 1980 yılından bu yana özellikle Ankara’da çeviri işlemleri ve müşavirlik yaptıklarını anlatan Türkcan, tercüme sektörünün gün geçtikçe büyüdüğünü ve geliştiğini belirtti. Türkcan, 1980’li yıllarda tercüme sektörüne girdiklerinde Ankara’da üç-dört tane tercüme bürosu bulunurken, bugün bu sayının 350-400’lere çıktığını dile getirdi. İnsanların birbiriyle iletişime geçebilmesi, anlaşmalar yapabilmesi, ticari faaliyetlerde bulunabilmesi için çevirilerin dikkatle ve özenle yapılabilmesinin gerektiğine dikkat çeken Türkcan, “Ticari ilişkilerde küçük bir yanlış, birçok sorun“30 DİLİ ÇEVİRİYORUZ”Batuhan Türkcan, Dünya Dilleri Tercüme’nin 30 ülke dilini çevirdiğini kaydetti. Türkcan, “Tercüme veya danışmanlık bazı zümrelerce pek önemli görülmüyor. Halbuki birçok firmanın yurtdışındaki projelerde başarıları elde etmeleri için ortak bir dile ihtiyaçları var. Firmalara bu konularda aracılık etmekten mutluluk duyuyoruz. Doğru tercüme ve doğru danışmanlık firmaların bel kemiği. En ufak bir hata bazen çok ciddi maddi bazen de manevi kayıplara neden oluyor. İşte bizim farkımız, bu kayıpları müşterilerimize yaşatmamak” diye konuştu.doğurabilir. Tüm dünyada tercüme hizmetine önem veriliyor ancak maalesef Türkiye’de aynı şey geçerli değil. Bize göre bunun sebebi kaliteden ödün vererek tercüme hizmeti veren bazı işletmeler. Durum böyle olunca da tercüme sektörü gelişemiyor. Bizim amacımız ise kaliteli hizmet ile bu durumun önüne geçmek” dedi. Türkiye’deki tercüme fiyatlarının tüm dünyada en ucuz tercüme fiyatları olduğunu savunan Türkcan, bu nedenle yurtdışına açılmanın çeviri sektörünü daha da büyüteceğini düşündüklerini kaydetti.Nata Group’tan Ankara’da 46 katlı konut projesiNata Group Yönetim Kurulu Başkanı Namık Tanık, Vega Park Konutları’nın ilk bloğunu 31 Aralık 2012’de, ikincisini ise bundan altı ay sonra teslim edecek. Ankara’nın en yüksek iki bloğunu inşa edeceklerini savunan Tanık, konutların 46 katlı olacağını söyledi. Tanık dairelerin 1+1, 2+1, 3+1, 4+1, 5+1, 6+1 ve dubleks olarak satışa sunulacağını dile getirdi. Satışların tamamının promosyona yönelik olacağını kaydeden Tanık, Vega Park Konutları’na şu anda talebin oldukça fazla olduğunun altını çizdi. Vega, Delta ve Alfa olmak üzere üç projeleri olduğunu ifade eden Namık Tanık, “Alfa İstanbul yolunda alışveriş merkezi, Vega Ankara’nın Doğu bölgesindeki alışveriş ve yaşam merkezi ve Alfa ise Eskişehir yolunda ofis kuleleri projeleri. Alfa projesinin altına butik 8-10 tane mağaza yapmayı düşünüyoruz. Konutlarla ilgili özellikle ilk 50 müşterilerimize toleranslı olmayı, kampanya yapmayı düşünüyoruz” ifadesini kullandı. İstanbul yolunda 233 bin metrakarelik alanda yeni bir alışveriş merkezi projeleri olduğunu ifade eden Tanık, inşaat ruhsatlarının alınma aşamasında olduğunu kaydetti. AVM’nin yanında aynı zamanda 400 konut yapılacağını belirten Tanık, “ Bu proje yaklaşık 300 milyon dolara mal olacak. Bu arada Amerikalı Ergonomics firmasıyla jeotermal enerjiyle ilgili görüşmelerimiz sürüyor. Onlarla jeotermal enerjiden, yer altı kaynaklarından enerji, turizm ve sera yatırımı yapmak üzere anlaşma yapacağız” diye konuştu. Bir şehirde alışveriş merkezinin çok olmasından rahatsız olduğunu belirten Namık Tanık, “Ancak Ankara’nın Doğu Bölgesi’nde bir alışveriş merkezi yok. Çankaya bölgesine sadece 11 kilometre uzaklıkta. O yüzden seçim yapılırken iyi yerler belirlenmeli. Hâlâ Ankara’da ihtiyaç var. İstanbul yolu da onlardan biri. Metroya yakın olduğu için ulaşımı oldukça kolay bir noktada. Biz bu bölgeyi seçerken Anadolu’nun çarşısı olarak görüyoruz. Kırıkkale, Kırşehir, Çankırı, Çorum, Şereflikoçhisar gibi çeşitli şehir ve ilçelerden insanlar rahatlıkla gezebilecekler” açıklamasını yaptı. “Nijerya’da mini şehir kuracağız” Yurtdışı projeleri hakkında da bilgi veren Namık Tanık, Türkmenistan’da tren yolu yaptıklarını, üç tane tren istasyonuyla beraber bir hat ve tren depolama alanı inşa ettiklerini söyledi. Köprü inşaatlarının da devam ettiğinin altını çizen Tanık, şöyle devam etti: “Cezayir ile iş görüşmelerimiz sürüyor. Cezayir’den baraj alma planımız var. Hollanda’da Amsterdam Arena Stadı’nı yapan firmayla bir anlaşma imzaladık. Bu anlaşma, Ortadoğu, Asya, Arap ülkeleri ve Türkiye’yi kapsayan bir anlaşma. Türkiye’de ve diğer ülkelerde yapılacak spor komplekslerinde beraber hareket edeceğiz.” Türkiye’de de stadyum yapmayı planladıklarını aktaran Tanık, bu kapsamda ihalelere katılacaklarını dile getirdi.
16 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ“Uluslararasıfuaralanıprojesi yapımaşamasınageldi”Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ortak yürüttükleri uluslararası fuar alanı projesinin imar çalışmalarının beş yıl önce başladığını ve şu anda yapım aşamasına geldiğini dile getiren Akyurt Belediye Başkanı Gültekin Ayantaş, “Fuar alanı çalışmasına bu yıl içinde başlanacak. Projenin 500 milyon dolara mal olacağını tahmin ediyoruz” dediAkyurt Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi’nin Ankara’daki sivil toplum örgütleriyle beraber yürüttükleri uluslararası fuar alanı projesinin yapım aşamasına geldiğini dile getiren Akyurt Belediye Başkanı Gültekin Ayantaş, 500 milyon dolara mal olan fuar alanı içinde yer alan sergi alanını 2012 yılında bitirmeyi planladıklarını söyledi. Ayantaş, bu proje ile Ankara’nın önemli bir ihtiyacının giderileceğini vurguladı. Büyükşehir Belediyesi ile ortak yürüttükleri uluslararası fuar alanı projesinin imar çalışmalarının beş yıl önce başladığını ve şu anda yapım aşamasına geldiğini dile getiren Ayantaş, “Bu fuar alanı bin 800 dönümlük hemen havaalanının yanı başında. Esenboğa havaalanına 800 metre mesafede. Protokol yoluna da 600 metre bir mesafesi var. Bu fuar alanı çalışmasında büyükşehir belediyesinden çok büyük destek aldık” şeklinde konuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da Ankara’ya yapmayı düşündüğü projelerin arasında fuar alanının birinci sırada geldiğini dile getiren Ayantaş, “Hükümetin de burada desteği olacak. Akyurt Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi’nin Ankara’daki sivil toplum örgütleriyle beraber yapacağı bir proje bu. Zaten bununla ilgili bir şirket çalışması başladı” diyerek fuar alanı çalışmasının bu yıl içinde başlayacağına dikkat çekti. Böylelikle, Ankara’daki önemli bir ihtiyacın giderileceğini söyleyen Ayantaş, fuar alanının 365 gün işleyecek bir alan olarak tasarlandığını belirtti. Ayantaş, şunları söyledi: “Burada sergi alanları, oteller, moteller eğlence merkezleri, kongre merkezleri olacak şekilde bir planlama yapıldı. Bu sergi alanları ilk önce başlayacağımız bir alan. 2012 yılında ilk etapta 50 bin metrekare kapalı 100 bin metrekare açık toplam 150 bin metrekare sergi alanı ile başlayacağız. Fuar alanının 500 milyon dolara mal olacağını tahmin ediyoruz. İlk etapta 2012 yılında sergi alanlarını bitirmeyi planlıyoruz.” “Ankara’nın sanayi lokomotifi haline geldik” 1976 yılında Ülker fabrikasının kurulması ile Akyurt’a ilk sanayi kuruluşunun geldiğini dile getiren Gültekin Ayantaş, o tarihten itibaren Akyurt’ta sanayinin gelişmesi için birçok çalışma yapıldığını söyledi. 2004 yılında belediye başkanı oldukları dönemde Akyurt’a sanayinin nasıl çekilebileceği konusunda çalışmalara başladıklarını ifade eden Ayantaş, “Şu anda geldiğimiz nokta itibariyle Akyurt Belediyesi ve Akyurt’taki sanayiciler olarak adeta Ankara’nın sanayi lokomotifi haline geldik” dedi. Akyurt’a sanayicinin gelmesi için belediye imkanları ölçüsünde her türlü desteği verdiklerini vurgulayan Ayantaş, büyükşehir belediyesiyle yapılan çalışmalar sonucunda Akyurt Belediyesi’ne çok ciddi destekler verildiğini kaydetti. Önümüzdeki birkaç yıl içinde Akyurt’taki sanayinin altyapı ile hiçbir sorunu kalmayacağını vurgulayan Ayantaş, üretime çok değer verdiklerini ve Akyurt’taki her fabrikayı belediyenin fabrikasıymış gibi düşünerek hareket ettiklerini belirtti. Bu kapsamda, her hafta bir fabrikayı ziyaret ettiklerini söyleyen Ayantaş, bu faaliyetlerinin Akyurtlu sanayicileri çok mutlu ettiğini ifade etti. Başlattıkları bir başka çalışma hakkında bilgi veren Ayantaş, sanayicilerin personel ihtiyaçlarını AKSİAD vasıtasıyla toplayacağını belirtti. Ayantaş, “Akyurt’taki bütün vatandaşların iş talep formlarını alıyoruz ve sanayideki insanların eleman ihtiyaçlarını belediye vasıtasıyla çözüyoruz. Bu da Akyurt’taki işsizliğin azalmasını ve çözümlenmesi sonucunu verecek” diye konuştu. Bu uygulamanın 2004 yılından beri devam ettiğini hatırlatan Ayantaş, sanayi, belediye ve kaymakamlık olarak bu konuda çok aşama kaydettiklerini vurguladı. “Onun için dışarıdan bu uyumlu çalışmamızı gören sanayici, organize sanayilerini değil, Akyurt sanayisini tercih ediyor. Bürokratik birçok engeli biz ortadan kaldırdık” diyen Ayantaş, sanayicinin bu sebeple Akyurt belediyesini tercih ettiğini ve bunun örneklerinin çok olduğunu kaydetti. “Mesleksizlik sorununu açtığımız okullarla çözeceğiz” Akyurt’ta 2005 yılında meslek yüksek okulu ve bu yıl içinde endüstri meslek lisesi açtıklarını belirten Gültekin Ayantaş, bu endüstri meslek lisesinde sanayinin ihtiyaçlarına göre bölümler açtıklarını dile getirdi. Burada yetişen öğrencileri sanayide ara eleman olarak değerlendireceklerini kaydeden Ayantaş, Türkiye’de önemli bir sorun olarak ortaya çıkan mesleksizlik sorununu açtıkları okullarla çözeceklerine inandıklarını belirtti. Buna ek olarak, 2004 ile 2009 yılları arasında vaat ettikleri 11 projeyi gerçekleştirdiklerini ifade eden Ayantaş, bunun üzerine 3 proje daha eklediklerini söyledi. Eylül ayında Akyurt Belediyesi’nin hizmet binasının inşaatını bitirip hizmete açacaklarını kaydeden Ayantaş, yeni kurulacak hükümetten beklentilerini şöyle aktardı: “Belediye yasaları ile ilgili bir takım taleplerimiz olacak. Daha önce hükümetimiz gerekli belediye çalışmalarını yaptı. Belediyelere yeni imkânlar sundular daha yerelden çalışma imkânları sundular. Önümüzdeki dönemlerde personel alımlarıyla, belediyenin daha çok vatandaşa hizmet verebilme imkânlarını açarlarsa belediyeler daha iyi hizmet vereceğine inanıyorum.” Ayantaş, 2023 yılında Akyurt’un Ankara’nın en yaşanılır ilçelerden biri olmasını hedeflediklerini sözlerine ekledi.“AKYURT’TAKİ SANAYİNİN ALTYAPI İLE HİÇBİR SORUNU KALMAYACAK”Akyurt’a sanayicinin gelmesi için belediye imkanları ölçüsünde her türlü desteği verdiklerini vurgulayan Gültekin Ayantaş, büyükşehir belediyesiyle yapılan çalışmalar sonucunda Akyurt Belediyesi’ne çok ciddi destekler verildiğini kaydetti. Önümüzdeki birkaç yıl içinde Akyurt’taki sanayinin altyapı ile hiçbir sorunu kalmayacağını vurgulayan Ayantaş, üretime çok değer verdiklerini ve Akyurt’taki her fabrikayı belediyenin fabrikasıymış gibi düşünerek hareket ettiklerini belirtti.
18 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ“OstimOSB,yatırımcıve girişimciiçinbircazibemerkezi”Ostim OSB’nin yatırımcı ve girişimci için, üretim iklimi ve üretim maliyetleri açısından bir cazibe merkezi olduğuna dikkat çeken Orhan Aydın, “Girişimcilerimiz bürokratik engellere takılmadan daha ucuz ve hızlı altyapı hizmeti, daha ucuz enerji, güvenlik ve çevre koruma hizmetleri alabiliyor. Ostim, çağdaş üretim teknolojisini yakalamış dev bir fabrika” dediTemelleri 1967 yılında atılan ve 1997’de Organize Sanayi Bölgesi (OSB) statüsü kazanan Ostim OSB’nin, organizasyon yapısı ve sistemi ile bugün bir “Bölgesel Kalkınma Modeli” olarak kendini ispatladığını kaydeden Ostim OSB Başkanı Orhan Aydın, birçok ülkenin Türkiye’de başarılı olan bu yapıyı kurmak amacıyla işbirliği anlaşması imzaladığını belirtti. “Ostim, çağdaş üretim teknolojisini yakalamış dev bir fabrika” diyen Aydın, Ostim OSB’nin yatırımcı ve girişimci için, üretim iklimi ve üretim maliyetleri açısından bir cazibe merkezi olduğuna dikkat çekti. Ostim’in, “Anadolu Kaplanları” olarak adlandırılan KOBİ’lere örnek olan ilk üretim alanlarından olduğunu kaydeden Orhan Aydın, OSB süreci ile başlatılan topyekûn bilinçlenme çabasının işadamlarının yönetim ve üretim ilişkilerini değiştirdiğini dile getirdi. Bunun yanı sıra, yeni güç birlikleri, kümelenme, rekabet, dış ticaret, bilişim, iletişim, nitelikli ürün ve tanıtım gibi kavramlara verilen önemin de arttığını ifade eden Aydın, “Ostim OSB bugün sadece sanayinin planlı yerleşme ve büyümesine değil, bölgesel kalkınma projelerine de ilham veriyor; hem uluslararası bir model, hem de iddialı sektörel ürünleri ile marka olarak değer kazanıyor. Sanayi, ticaret, finans, yatırım, pazarlama, haberleşme, sağlık, mesleki eğitim, ilköğretim, meslek okulları, sivil toplum kuruluşları, konut ve KOBİ destek kuruluşları ile Ostim OSB bir model. Devlet büyüklerimiz ‘Ostim bir KOBİ laboratuvarıdır’ görüşünü dile getirirken, kamu kuruluşlarımız sanayicilere yönelik politikalarında Ostim OSB’yi ‘pilot bölge’ olarak değerlendiriyor” diye konuştu. Ostim OSB’nin yatırımcı ve girişimci için, üretim iklimi ve üretim maliyetleri açısından bir cazibe merkezi olduğuna dikkat çeken Aydın, “Girişimcilerimiz bürokratik engellere takılmadan daha ucuz ve hızlı altyapı hizmeti, daha ucuz enerji, güvenlik ve çevre koruma hizmetleri alabiliyor. Üyelerimiz Ostim OSB çatısı altında kurulmuş birimlerden fuar, tanıtım, mesleki eğitim, danışmanlık, üniversite sanayi işbirliği, internet ve nitelikli eleman temini gibi konularda kolayca destek alabiliyor, projelere ortak olabiliyor. Üretime yönelik çabaların ve organizasyonların temel amacı insana hizmet etmektir. Ostim OSB yönetimi olarak amacımız; özveri içinde üretim yapan üyelerimize, bölgede yaşayanlara ve nihai olarak halkımıza doğru ve hızlı hizmet aktarımıdır” dedi. Ostim’in üretim açısından da önemli bir güce sahip olduğunun altını çizen Aydın, bölgede faaliyet gösteren beş bin firmanın yüzde 31’ini ticaret, yüzde 69’unu imalât ve diğer faaliyet alanlarının oluşturduğunu kaydetti. Ana sanayilere yönelik imalât eksenli sektörlerin; iş ve inşaat makineleri ve malzemeleri, makine ve makine parçaları, plastik ve kauçuk, elektrikelektronik, sağlık araç gereçleri, otomotiv ve savunma sanayii olduğunu söyleyen Aydın, “Küçük ve orta ölçekli işletmelerin en büyük özelliklerinden olan ‘üretimde esnekliği’ geniş makine parkının avantajlarıyla birleştiren Ostim’de, binlerce ürün üretiliyor” dedi. Ostim’in sahip olduğu zengin üretim yeteneği ile çevresindeki diğer sanayicilerin de üretim süreçlerini desteklediğini belirten Aydın, “Ostim, çağdaş üretim teknolojisini yakalamış dev bir fabrika” dedi. Aydın, Ostim üyelerinin rekabetçi yapılarını güçlendirerek destek birimlerinin avantajlarını sunduğunu belirterek, bu bölgesel avantajlar ile işletmelerin üretim, tanıtım, ihracat, teknolojik yenilik, bilgi ve bilişim ile kurumsallaşma, finansman gibi alanlarda niteliklerinin yükseltildiğini dile getirdi. “Ostim bir sanayi kenti” Ostim organizasyon ve yapısını kendi bünyelerinde oluşturmak için birçok ülke ile anlaşma imzalandığını kaydeden Aydın, Irak, Kazakistan, Suudi Arabistan, Azerbaycan ve Mısır’ın bu kapsamda işbirliğine gidilen ülkeler arasında olduğunu söyledi. Ostim’in kurumlarının “rekabette bir adım önde olma” anlayışıyla hareket ettiğini belirten Aydın, “Bütün bu özellikleri, sorunsuz altyapı ve üstyapısı, yenilikçi vizyonu, projeleri yönetim anlayışı ile Ostim bir sanayi kentidir” dedi. Bölgesel ve ulusal kalkınma sürecinde, küresel rekabette yeni faktörleri, yeni oluşumları ve organizasyonları yakından takip ettiklerini ifade eden Aydın, şöyle devam etti: “Çözüm ortaklarımızı, ‘bölgesel stratejik kalkınma’ planlarımıza uygun olarak seçiyor ve projelerimizi bu çerçevede yürütüyoruz. Hedefimiz; bölge olarak tüm altyapı ihtiyaçlarını tamamlamış, üstün niteliklerde, düşük maliyetlerle imalât yapabilen, rekabet gücü gelişmiş, ortak hareket becerisi edinmiş, üniversite sanayi işbirliğinden kurumsal olarak yararlanabilme bilgi ve becerisine erişmiş, üretim teknolojilerinde dünyayı izleyebilen daha rekabetçi bir sanayi bölgesi olmak.” Ostim’i Türkiye’deki diğer OSB’lerden ayıran en önemli özelliğin bölgesel temsil ve kendini ifade etme gücü olduğunu vurgulayan Aydın, Ostim uygulamasının özellikle sanayileşme sürecinde yeni olan bölgeler için taklit edilmesi son derece kolay bir uygulama olduğunu kaydetti. Ülkelerin yeniden yapılanma sürecinde, esnafların KOBİ özelliklerini kazanması, büyük sanayinin de yan sanayiye kavuşma sürecinin yaşandığını ifade eden Aydın, bu sürece en uygun modellerden birisinin Ostim olduğunu belirtti. Aydın, “Ülkede yaratılan katma değerlerin ülkede kalması sağlanırken, ülkenin döviz dengesine ihracat ve ithalata alternatifler yaratarak da katkıda bulunmaktadır. Bu noktada gelişmekte olan ülkelerin ekonomik iklimi ve Ostim‘in Türkiye uygulaması birbirini tamamlayan ve uyum için de olan bir yapıda” dedi.5 BİN FİRMA FAALİYETTEOstim’in üretim açısından önemli bir güce sahip olduğunun altını çizen Ostim OSB Başkanı Orhan Aydın, bölgede faaliyet gösteren 5 bin firmanın yüzde 31’ini ticaret, yüzde 69’unu imalât ve diğer faaliyet alanlarının oluşturduğunu kaydetti.
BAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ 19 FUAR 5Hacettepe-İvedikOSBTeknokenti’nde 28firmafaaliyetebaşladıBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla geçen mayıs ayında açılan Hacettepe-İvedik Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Teknokenti’nde savunma sanayi, yazılım, medikal, biyomedikal, plastik, elektrik-elektronik ve makine tasarımı alanlarında 28 firma faaliyete başlarken, 30 firmanın da başvuru işlemleri devam ediyor. 37 kooperatifin bir araya gelerek, 477 hektarlık bir alan üzerine 760 milyon dolarlık yatırımla 2001 yılında kurduğu İvedik OSB’nin, üretim ve istihdam ile ülke ekonomisine katkıda bulunmayı amaçladığını belirten İvedik OSB Başkanı Hasan Gültekin, 3 milyon 500 bin metrekarelik kapalı alan ve 8 bin işyerinin alt ve üst yapısının tamamladığını ve faaliyete geçtiğini dile getirdi. Gültekin, 7 bin 884 elektrik abonesi ve 103 bin kişilik istihdamı bulunan İvedik OSB’nin Türkiye’nin sayılı küçük ve orta ölçekli sanayi kompleksi olarak ülke ekonomisine hizmet verdiğini ifade etti. Bölgedeki başlıca üretim sektörleri arasında makine imalâtı, medikal, elektrik ve elektronik, ağaç işleri, kimya, plastik, matbaacılık, otomotiv, iş ve inşaat makineleri sanayinin bulunduğunu belirten Gültekin, “İvedik OSB, üretim ve istihdam potansiyelinin artması ile birlikte yeni birimler ihdas edilerek yapılanmasını genişletmiştir. Elektrik işletmesinin devir alınması, işyeri açma ruhsatlarının OSB tarafından verilir hale gelmesi, güvenlik biriminin kurulması gibi pek çok birimin hizmete sunulmasıyla hızla gelişen İvedik OSB, sanayicilerimize ve sanayimize ihtiyaç duyulan hizmetleri sağlamıştır” diye konuştu. Gültekin, bölgenin yıllık ticari hacminin 5 milyar dolara ulaştığının altını çizdi. Yılda 462 milyon dolarlık ihracat yapan İvedik OSB’nin, yaratılan istihdam, ödenen SGK primleri ve vergiler, yerel yönetimlere aktarılan kaynaklar ile Türkiye’ye artı değer katmaya devam ettiğini vurgulayan Gültekin, şöyle devam etti: “İvedik OSB, istihdam alanında 100 milyon lira ücret ödemesi, 50 milyon liranın üzerinde SGK, 115 milyon lira Katma Değer Vergisi, 45 milyon lira muhtasar vergisi ve yerel yönetimlere ödenen 5 milyon lira kaynak ile Türkiye’nin sanayi alanında önemli merkezlerinden biridir.” Hacettepe İvedik OSB Teknokenti’nin mayısta açıldığını kaydeden Gültekin, üniversite-sanayi işbirliğinin sağlanmasında teknokentin çok önemli bir rol oynayacağını vurguladı. Değişik büyüklükteTİCARET HACMİ 5 MİLYAR DOLARA ULAŞTIHasan Gültekin, 37 kooperatifin bir araya gelerek, 477 hektarlık bir alan üzerine 760 milyon dolarlık yatırımla 10 yıl önce kurduğu İvedik OSB’nin yıllık ticaret hacminin 5 milyar dolara ulaştığını söyledi. Gültekin, bölgeden yılda 462 milyon dolarlık ihracat yapıldığını belirtti.30 çalışma ofisi bulunan teknokentte, 1 Kasım 2010 tarihinden itibaren firmalara yer verilmeye başlandığını söyleyen Gültekin, “Ar-Ge yapmak isteyen ve rezervasyonları yapılmış olan 30 firmanın başvuru işlemleri devam etmekte olup, halen savunma sanayi, yazılım, medikal, biyomedikal, plastik, elektrik-elektronik ve makine tasarımı alanlarında faaliyet gösteren 28 firma Hacettepe-İvedik OSB Teknokenti’nde faaliyetine başladı” dedi.
20 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİTÜKÇEV,buyıl150binambalaj atığınıbelgelendirmeyiplanlıyorTürkiye genelinde atıkların toplanmasına ilişkin sözleşme yaptıkları belediyelere, toplanan atık miktarı oranında iç ve dış mekan kumbaraları verdiklerini söyleyen Beyhan Aslan, 2011 yılının ilk çeyreğinde 82 bin ton ambalaj atığını belgelendirdiklerini söyledi. Aslan, “Bu yıl sonunda 150 bin ambalajın belgelendirilmesini hedefliyoruz” dedirunlarının bir ayağı olan atıklar konusunda gelişmiş ülkelere göre hayli geride yer alıyor. AB uyum gereği mevzuatımızı yenilesek de, uygulamadan doğan eksikliklerimiz var. AB müzakere masasında olan bu çetrefilli konuyu, gelişmiş ülkeler düzeyinde çözebilmek için kamu kurumlarının, özel sektörün, sivil toplum örgütlerinin koordineli çalışması ve çevreye ilişkin heyecan duyması gerekiyor” şeklinde konuştu. Yatırım yapacak firmaların her türlü teşvik tedbirleri ile desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Aslan, her apartmanın, her sitenin atık yönetim planı olması gerektiğini, olmayan inşaatlara ise ruhsat verilmemesi gerektiğini ifade etti. “Sektör, yeni yönetmeliği bekliyor” Geri dönüşüm sektörünün tüm aktörlerinin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yayınlanacak yeni yönetmeliği beklediğini söyleyen Beyhan Aslan, söz konusu yönetmelikle hak ve sorumlulukların yeniden belirleneceğini ve böylece sektöre dinamizm geleceğini belirtti. Geri dönüşüm sektöründe ciddi mesafeler alındığını ifade eden Aslan, sektörde alınacak çok mesafe olduğunu kaydetti. Sektörde 60 bin kişinin istihdam edildiğine dikkat çeken Aslan, hurdacı tabir edilen sokak toplayıcılarının da disipline edildiğinde bu rakamın ciddi şekilde artacağına vurgu yaptı. Doğal kaynakların korunması, kirliliğin önlenmesi, enerji tasarrufu gibi konuların sektörü vazgeçilmez kıldığına değinen Aslan, yayınlanacak yönetmeliğin sektöre ivme kazandıracağını söyledi. Sektörün birinci gündeminin beklenen yönetmelik olduğunun altını çizen Aslan, “Sektörün önünü görebilmesi için hak ve yükümlülüklerini yasal olarak bilmesi, oyunun kurallarının ortaya konması gerekir” dedi.“TÜRKİYE, ATIK KONUSUNDA GELİŞMİŞ ÜLKELERİN GERİSİNDE”Lisanslı toplama ve ayırma ile geri dönüşüm tesislerinin artması ve mevcutların teknoloji ile desteklenmesi, belediyelerin atıklara ilişkin altyapılarının güçlendirilmesi konularının önemine dikkat çeken Beyhan Aslan, “Türkiye, çevre sorunları ve çevre sorunlarının bir ayağı olan atıklar konusunda gelişmiş ülkelere göre hayli geride yer alıyor. AB’ye uyum gereği mevzuatımızı yenilesek de, uygulamadan doğan eksikliklerimiz var. Bu konuyu, gelişmiş ülkeler düzeyinde çözebilmek için kamu kurumlarının, özel sektörün, sivil toplum örgütlerinin koordineli çalışması ve çevreye ilişkin heyecan duyması gerekiyor” şeklinde konuştu.Ankara’da 2007’de kurulan Tüketici ve Çevre Eğitim Vakfı, (TÜKÇEV) çevre ve tüketici hakları konusunda bilinçlendirme faaliyetlerine belediyelerle işbirliği içinde devam ediyor. 2010 yılı Nisan ayından itibaren Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından ambalaj atıklarının geri dönüşümü konusunda yetkilendirilmiş kuruluş olarak faaliyet gösterdiklerini dile getiren TÜKÇEV Yönetim Kurulu Başkanı Beyhan Aslan, 2011 yılının ilk çeyreğinde 82 bin ton ambalaj atığını belgelendirdiklerini söyledi. Beyhan Aslan, “Bu yıl sonunda 150 bin ambalajın belgelendirilmesini hedefliyoruz” dedi. Türkiye genelinde atıkların toplanmasına ilişkin sözleşme yaptıkları belediyelere, toplanan atık miktarı oranında iç ve dış mekan kumbaraları verdiklerini söyleyen Aslan, Ankara özelinde Polatlı, Elmadağ ilçelerine eğitim desteği ve kumbara yardımı yaptıklarını kaydetti. Belediyelerin, atıkları toplamak ya da toplatmakla yükümlü olduğunu dile getiren Aslan, “Bize düşen onlara destek olmaktır. Ülkemizde atıkların kaynağında ayrı toplanması, ayrıştırılması çalışmalarını yeterli görmüyoruz. Belediyelerimizin, finansman ve personel eksikliği var. Atık yönetimi konusunda eğitime ve kurumlar arası koordinasyona ihtiyaç var” diye konuştu. “2010’da 60 bin ton ambalaj atığını belgelendirdik” Ambalaj atıklarının geri kazanımı ile çevre kirliliğinin önlenebilmesinin yanı sıra ekonomiye cid-di katkı sağlandığını vurgulayan Beyhan Aslan, 2010 yılı Nisan ayından bu yana genel çevre sorunlarının yanında ağırlıklı olarak atıkların geri dönüşümü konusunda faaliyetlerine devam ettiklerini hatırlattı.2010 yılında 60 bin ton ambalaj atığını belgelendirdiklerine değinen Aslan, “Sözleşme imzaladığımız belediyelere, toplam atık miktarı oranına göre iç-dış mekan atık kumbaraları ve personel eğitimleri ile destek verdik. İstanbul şubemizin açılışını yaptık. Piyasaya ambalaj süren işletmeler adına belgelendirme; eğitim çalışmaları ile lisanslı toplama ve ayırma tesislerine ayni ve nakdi desteklerimiz devam ediyor. Her geçen gün belgelendirdiğimiz ambalaj atığı ciddi şekilde artmaktadır. Yılsonu hedefimiz 150 bin ton ambalajın belgelendirilmesidir” şeklinde konuştu. TÜKÇEV’in yetkilendirilmiş kuruluş olarak kâr gayesi olmadan görevlerini sürdürdüğünü belirten Aslan, şunları söyledi: “Görevlerimiz; piyasaya sürenler adına toplanan ambalaj atığının belgelendirilmesi, eğitim faaliyetleri, ayni ve nakdi yardımlar, üniversitelerle işbirliği içinde Ar-Ge faaliyetleridir. Şu anda Hacettepe Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi ile işbirliği içindeyiz. Söz konusu üniversitelerin Ar-Ge çalışmalarını destekliyoruz. Ancak bizimle işbirliği yapmak isteyen, Türkiye’nin her yöresindeki üniversitelerimizle işbirliğine açığız.” Lisanslı toplama ve ayırma ile geri dönüşüm tesislerinin artması ve mevcutların teknoloji ile desteklenmesi, belediyelerin atıklara ilişkin altyapılarının güçlendirilmesi konularının önemine dikkat çeken Aslan, “Türkiye, çevre sorunları ve çevre so-
22 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİDörtuygarlığa,dörtimparatorluğa evsahipliğiyapankent….Ankara’nın tarihinde Hitit Uygarlığı dönemini, milattan önce 10’uncu yüzyıldaki Frigya Uygarlığı dönemi ve sonra Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Galatyalılar, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Selçuklular ve Osmanlı İmparatorluğu dönemleri takip ediyor. Ankara başşehir olmadan büyük şehir merkezine sahip dünyanın en eski başkentlerinden biri olma unvanını da koruyorAnkara tarihi, tunç çağı Hatti Uygarlığı’na kadar uzanıyor. Bunu milattan önce ikinci milenyumda Hitit Uygarlığı dönemini, milattan önce 10’uncu yüzyıldaki Frigya Uygarlığı dönemi ve sonra Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Galatyalılar, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Selçuklular ve Osmanlı İmparatorluğu dönemleri takip ediyor. Ankara başşehir olmadan büyük şehir merkezine sahip dünyanın en eski başkentlerinden biri olma unvanını da koruyor. Londra, Paris veya Madrid; hatta İstanbul’dan daha eski bir geçmişi var. Şimdiki İstanbul, o zamanlar Bizans’ın Roma eyalet şehirlerinden biri olmakla birlikte, 324 yılında Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti haline gelmişken, Ankara hâlâ Türkiye’nin kuzey yarısının çoğuna hakim önemli bir yönetim merkezi olma konumundaydı. İnsan karakterli ilk fosil primat Ankara’da bulundu Anadolu’daki insan karakterli ilk fosil primat kalıntıları Fikret Ozansoy tarafından Ankara’da bulundu ve Ankarapithecus meteai adı verildi. Ankara’nın bilinen tarihi Paleolitik Çağa kadar uzanıyor. Bu döneme ait çeşitli eserlere Gâvurkale, Ergazi, Lodumlu ve Maltepe’de rastlandı. Eti Yokuşu’nda 1937’de Türk Tarih Kurumu tarafından yapılan ve Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu tarafından idare edilen kazıların raporu Etiyokuşu hafriyatı raporu adıyla 1937’de basıldı. Bu raporda buranın en az M.Ö. 3000 yıllarında iskân edildiği belirtilmekte. Raporda birinci kısımda graviye içinde elde edilen Paleolitik aletler, ikinci kısımda ise Kalkslitik yerleşim yerinde toplanan keramik ve diğer çeşitli kültür piyesleri ayrıntılı olarak incelenmiş ve envanterleri yayınlanmış. Ankara’nın eskiliği ile ilgili buluntular Anadolu Medeniyetleri Müzesi Çağlar Boyu Ankara galerisinde sergilenmekte. İlk basımı 1950 olan Avram Galanti’ye ait Ankara Tarihi Kitabı II. bölümde buluntular gösterilmekte. İlk siyasi birlik Hititler Ankara çevresinde yaşadı Hititler M.Ö. 2000’de Anadolu’daki ilk siyasi birliktir. Ankara şehir merkezi ve çevresindeki en eski kalıntılar Bronz çağında hüküm sürmüş olan Hatti Uygarlığı’na aittir. Helenistik döneme kadar yazılı belgelerde Ankara hakkında bir bilgi bulunmadığından Hitit Dönemi’ndeki Ankara hakkındaki bilgilere bu dönemi ve kültürü ortaya koyan Orta Anadolu’daki merkezler ve Ankara çevresindeki aslan ve sfenks tasfirleri aracılığı ile ulaşılmaktadır. Bilinen Ankara’nın bugünkü şehir sınırları içinde yerleşim olduğuna dair bir kanıt bulunamamıştır. Friglerin başkenti Gordion bugün açık hava müzesi gibi M.Ö. XII. yüzyıl başlarında Boğazlar üzerinden Anadolu’ya giren deniz kavimlerinin istilasıyla Hitit İmparatorluğu ortadan kaldırılmıştır. Ankara ve çevresine Frigler egemen olmuşlardır. Frigler’in ilk kralı ülkenin başkenti Gordion’a adını veren Gordias’tır. Tarihçi Arianos’a göre Gordias Thelmessos’lu (Fethiye) bir kadınla evlenmiş ve Midas adını verdiği bir oğlu olmuştur. Geçmiş dönemlerine ait kesin bilgiler bulunmayan Frigler’in en çok bilinen ve meşhur kralı Midas’dır. Ancak yapılan bazı araştırmalara göre Frigyalılar’ın bütün krallarına Midas adını verdiği de söylenmektedir. Gordion şehri, bugünkü Ankara’ya 76 km uzaklıkta bulunan Polatlı ilçesinin sınırları içinde bulunmaktadır. Ankara’nın kurulmasına dair anlatılanlar arasında olan Frigya tradisyonunda, Kral Midas Ankara’nın kurulmasının önderi kabul edilir. İkinci yüzyılın ortalarında yaşamış olan Lidya’lı gezgin Pausanias, Galatların Anadolu’ya yerleşmeleri hakkında bilgi verirken, Ankara’dan da söz eder. Ankyra kentini Gordios’un oğlu Midas’ın kurduğunu ve Frig’lerin bir kenti olduğunu anlatır. Yunanca ve Latince gemi çapası demek olan kentin ismi için açıklama yapma gereğini duyan Pausanias, Midas’ın bulduğu gemi çapasının, kendi dönemine kadar Jüpiter (Zeus) tapınağında saklandığını söyleyerek kentin isminin arkasındaki anlamı vermeye çalışır. Gene Pausanias, adı geçen metinde, Midas kaynağı adı ile bilinen ve üzerine öyküler yazılan su kaynağının, Ankyra kentinde olduğunu bildirir ve “İşte Galat’lar buANKARA’DAKİ EN ESKİ KALINTILAR HATTİ UYGARLIĞI’NA AİTHititler M.Ö. 2000’de Anadolu’daki ilk siyasi birliktir. Ankara şehir merkezi ve çevresindeki en eski kalıntılar Bronz çağında hüküm sürmüş olan Hatti Uygarlığı’na aittir. Helenistik döneme kadar yazılı belgelerde Ankara hakkında bir bilgi bulunmadığından Hitit dönemindeki Ankara hakkındaki bilgilere bu dönemi ve kültürü ortaya koyan Orta Anadolu’daki merkezler ve Ankara çevresindeki aslan ve sfenks tasfirleri aracılığı ile ulaşılmaktadır.
24 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİAnkyra kentini aldılar” der. Ankara’daki Frig varlığı bugünkü şehir sınırları içinde Ankara istasyonu civarında, belediye binası yanında, Çankırıkapı’da, Augustus Tapınağı’nın ve Türk Tarih Kurumu binasının temellerinde bulunan kalıntılarla kendini göstermektedir. Anıtkabir ile Atatürk Orman Çiftliği arasında bulunan 20 kadar tümülüs Frig dönemi nekropollerindendir. Augustus Ankara’yı Orta Anadolu’nun üç yönetim merkezinden biri yaptı Ankara M.Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu’da Gediz ve Küçük Menderes vadilerini kapsayan bölgeye egemen olan ve tarihte para basımını ilk kez gerçekleştiren kavim olarak bilinen Lidya’lıların eline geçmiştir.Pers İmparatorluğu’nun egemenliği ise Makedonya kralı Büyük İskender’e yenilmelerine kadar devam etmiştir. Ankara, Büyük İskender tarafından M. Ö. 333 yılında fethedildi. İskender, Gordion şehrinden gelmişti ve kısa bir süre burada ikamet etti. Babil’de ölümünden sonra (M.Ö. 323) generalleri arasında bölüşülen imparatorlukta Ankara’ya Antigonus sahip oldu. Antik zamanda şehrin en büyük genişlemesini yaşadığı Frigya döneminin dışında, bir başka önemli genişleme Ankara’ya gelip şehri Karadeniz limanları ve Kırım ile kuzey; Asur, Kıbrıs ve Lübnan ile güney ve Gürcistan, Ermenistan ve Pers İmparatorluğu ile doğu arasında mal ticareti için merkez haline getiren Pontos Yunanlıları zamanında meydana geldi. O zamana kadar şehir Ankyra (Yunanca’da Çapa anlamına gelmektedir) ismini almıştı. Şehir Augustus tarafından fethedilmiş ve Ro-ma İmparatorluğu tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Galatya’nın Roman eyaletinin başşehri Ankara, büyük ticari öneme sahip bir merkez olma özelliğini de sürdürdü. Ankara aynı zamanda duvarlarında mermere kazınmış Res Gestae Divi Augusti diye bilinen kitabeyi bulunduran ve Augustus’un faaliyetlerinin resmi kayıtlarını içeren Ankara Anıtı (Augustus ve Roma Tapınağı) ile de ünlüdür. Ankara kalıntıları bugün hala değerli yarım kabartmalar, kitabeler ve diğer mimari parçalarla döşelidir. Augustus Ankara’yı Orta Anadolu’nun üç yönetim merkezinden biri yapmaya karar verdi. Daha sonra şehre Frigyalı’lar ve Gal dili ve Keltçe’ye yakın bir dil konuşan Galatyanlar yerleştirildi. Ankara Tectosage diye bilinen kabilenin merkeziydi ve Augustus onları geliştirerek imparatorluğuna ana bir merkez haline getirdi. İki diğer Galatyan kabile merkezleri; Yozgat yakınlarındaki Tavium ve Batıda Sivrihisar yakınındaki Pessinus (Balhisar) Roma döneminin oldukça önemli yerleşkeleri olma durumlarını sürdürdüler; fakat Ankara büyük bir metropol haline geldi. Roma İmparatorluğu döneminde nüfus 200 bini aştı Roma İmparatorluğu’nun iyi zamanlarında Ankara’da 200 bin kişi yaşadığı tahmin edilmektedir ve bu sayı Roma İmparatorluğu’nun düşüşünden 12’nci yüzyılın başlarına kadar olan zamandan çok daha fazladır. Küçük bir nehir olan Ankara Çayı, Roma şehirlerinin içinden doğru akmaktadır. Şimdi nehir çevrilmiş durumdadır, fakat Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde eski kentlerin kuzey sınırlarını belirlemekteydi. Çan-BÜYÜK İMPARATORLUK YOLLARI ANKARA’DAN GEÇİYORDUAnkara’nın önemi Kuzey Anadolu’daki yolların kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanarak bir kavşak noktası oluşturmasına dayanmaktadır. Büyük İmparatorluk yolları Ankara’dan geçerek doğuya doğru uzanıyordu ve imparatorların ve ordularının başarıları bu yoldan geçmekteydi. Maalesef ki bu yollar yalnızca Roma büyük şehirlerini bağlamakla kalmamış, aynı zamanda işgalciler için de kullanışlı bir güzergah olmuşlardır.kaya, şimdiki şehir merkezinin güneyinde görkemli tepelerin kenarında Roma şehirlerinin dışında bulunmaktaydı ve muhtemelen yazlık dinlenme yerleri olarak kullanılmaktaydı. 19. yüzyılda en az bir Roma villası veya köşkünün kalıntıları şu anki Çankaya Köşkü’nün çok fazla uzağında olmayan bir yerde bulunmaktaydı. Roma şehri batıda tren istasyonu ve Gençlik Parkı’nın olduğu alana, tepelerin güneyinden doğru da şu anda Hacettepe Üniversitesi’nin kapladığı bölgenin aşağısına doğru uzanmaktaydı. Ankara tüm ölçütlerde büyüyebilen ve diğer Roma kentleri olan Gaul veya Britanya’dan daha geniş bir şehirdi. Kavşak nokta olması işgallere neden oluyordu Ankara’nın önemi Kuzey Anadolu’daki yolların kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanarak bir kavşak noktası oluşturmasına dayanmaktadır. Büyük İmparatorluk yolları Ankara’dan geçerek doğuya doğru uzanıyordu ve imparatorların ve ordularının başarıları bu yoldan geçmekteydi. Maalesef ki bu yollar yalnızca Roma büyük şehirlerini bağlamakla kalmamış, aynı zamanda işgalciler için de kullanışlı bir güzergah olmuşlardır. 3’üncü yüzyılın ikinci yarısında, Ankara batıdan gelen Gotların önlenemez başarılarıyla istila edildi ve daha sonra da Araplar geldi. 10 yıllık bir dönemde şehir antik dünyanın en görkemli kraliçelerinden birinin batı ileri karakollarından biri haline gelmişti. Suriye çöllerinden gelen Palmiralı Arap imparatoriçesi Zenobia, Roma İmparatorluğu içindeki zayıflık ve kargaşadan faydalandığı bir dönemde avantajı eli-
26 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİne alarak kendine burada kısa ömürlü bir devlet kurmuştur. Dini merkez de oldu Diğer Roma şehirlerinde olduğu gibi, Diocletian devri Hristiyanlar üzerindeki baskının doruk noktasına ulaştığı dönemi göstermektedir. 303 yılında, Ankara İmparator Yardımcısı Diocletian ve onun vekili Galerius’un Hristiyan karşıtı zulümlere giriştiği şehirlerden biriydi. Ankara’daki ilk hedefleri ismi Clement olan kentin 38 yaşındaki piskoposuydu. Clement yaşamında, önce Roma’ya getirilmiş sonra oradan geri yollanmıştır. St. Clement Kilisesi’nin kalıntıları bugün Ulus Meydanı’ndaki Işıklar Caddesi’nde bulunabilir. Büyük ihtimalle Clement’in buralara gömüldüğü düşünülmektedir. Dört yıl sonra şehrin Plato isimli doktoru ve kardeşi Antiochus Galerius tarafından şehit edilmişlerdir. Sonradan Theodotus’a aziz olarak saygı gösterilmiştir. Fakat zulümler başarısız olmuştur ve 314’te Ankara zulümler sonrası Hristiyan kilisesinin yeniden yapılanmasında dini hükümlerin belirlendiği kilisenin önemli bir merkezi olmuştur ve asıl olarak buraya ‘lapsi’&mdash denilen baskı süresince teslim olmuş ve paganizmi benimsemiş olan Hristiyanlar yerleşmişlerdir. 4. yüzyıl boyunca Galatya’nın Asya’daki resmi başkentinde üç meclis toplanmıştır. İlki bir Ortodoks genel kilise meclisi 314 yılında toplandı onların 25 disiplin kanunları Pişmanlık Ayinleri yönetiminin o zamandaki en önemli belgelerinden birini meydana getirmiştir. Onlardan dokuz tanesilapsilerin barışlarıyla ilgili durumla alakalı, diğerleri ise evlilik, kilisenin özelliklerine yabancılaşma gibi konuları içermekteydi. Kuru hava ‘tatil mekanı’ olma avantajı sağladı 4. yüzyılın ortalarında Ankara, imparatorluğun tatil mekanı haline geldi. Constantinople Doğu Roma’nın merkezi olduktan sonra imparatorlar, 4. ve 5. yüzyıllarda dinlenmek üzere İstanbul Boğazı’nın nemli havası yerine, Ankara’nın daha kuru dağlık atmosferini tercih etmişlerdir. II. Theodosius (408-450) yazları sarayını Ankara’ya taşımaktadır. Ankara’da çıkarılan kanunlar, onun orda geçirdiği zamanları kanıtlamaktadır. Şehrin askeri, özellikle de lojistik önemi uzun Bizans devri boyunca sürdü. Ankara 6. yüzyıldan sonra birçok kez türlü Arap ordularının eline geçse de, 11. yüzyılın sonuna kadar Bizans İmparatorluğu’nun önemli bir yanyolu olmayı sürdürmüştür. Selçuklu ve Osmanlı dönemi savaşlarla geçti 1071 yılında, Selçuklu Sultan’ı Alparslan Malazgirt zaferiyle Türklere Anadolu’nun kapılarını açmıştır. Daha sonra 1073’te önemli bir askeri geçiş güzergahı olan ve doğal kaynaklara sahip olan Ankara’yı ülkesine eklemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci sultanı Orhan Bey, 1356 yılında şehri fethetti. Diğer bir Türk asıllı kumandan olan Timur, 1402 yılında Ankara Savaşı’nda Osmanlıları yenerek şehrin hakimiyetiniele geçirdi. Fakat 1403’te Ankara tekrar Osmanlı Devleti’nin kontrolü altına girmiştir. İlk tren 1892’de geldi… Ankara 16-19. yüzyıllar arasında birçok yabancı gezginin de uğrak yeri olmuştur. Gezginler yazdıkları seyahat namelerinde kentle ilgili çok doğru bilgiler vermiş, çizdikleri gravürlerle o döneme ilişkin görsel malzeme sağlamışlardır. 19. yüzyıl sonlarında Deutshe Bank ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan bir demiryolunun yapılması konusunda anlaşmaya varılmış ve 1889’da başlayan yapım çalışmaları sonunda 1892’de ilk tren Ankara’ya gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılmasıyla, Osmanlı başkenti İstanbul ve Anadolu’nun büyük bir kısmı İtilaf Devletleri tarafından istila edildi ve Türkler’e merkez Asya Bölgesi’nde çok küçük bir alan bırakarak buraları İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan kendi aralarında paylaşmak istediler. Buna cevaben, Türk Milli Mücadelesi’nin lideri Kemal Atatürk, 1920’de Ankara’da direniş hareketinin başlangıcını resmi olarak ilan etti. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra, Türk Milleti 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’i ilan ederek Osmanlı Devleti yerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Bundan birkaç gün önce 13 Ekim 1923’te Ankara İstanbul’un yerine Türkiye’nin yeni başkenti olarak ilan edilmiştir. Ankara yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olduktan sonra, yeni gelişmeler şehri eski bölümlerin olduğu Ulus ve yeni kısmı olan Yenişehir olmak üzere ikye böldü. Roma, Bizans ve Osmanlı tarihini anımsatan eski yapılar ve darca uzanan sokaklar eski bölümü temsil etmekteydi. Yeni kısım ise şimdiki Kızılay civarında olan bölüm, geniş caddeleri, otelleri, tiyatroları, alışveriş merkezleri ve yüksek binalarıyla daha modern görünüme sahip bir şehir yapısına sahipti. Hükümet binaları ve yabancı elçilikler ayrıca bu yeni kısımda bulunmaktaydı. Kentin sembolü, Ankara Kalesi Ankara Kalesi kentin sembolüdür. Ankara’nın bekçiliğini yapan kalenin tarihi, kentin tarihi kadar eskidir. Ne zaman ne yapıldığı bilinmemekle birlikte Romalılar, Bizanslılar hakimiyetinde kalan kale, 1073 yılında Selçukluların eline geçmiştir. Selçuklular döneminde kaleye özel itina gösterilmiş olup kale genişletilmiştir. 1101 yılında Haçlılarca ele geçirilen kale 1227 yılında tekrar Selçuklular’ın hakimiyetine girmiştir. Selçuklular döneminde onarılan ve eklemeler yapılan kale Osmanlı döneminde 1832’de Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından onarımdan geçirilmiştir. İç kaledeki kulelerin yüksekliği 14 ila 16 metre arasındadır. Kuzeybatı kısmında Selçukluların yaptırdığını gösteren bir yazı bulunmaktadır. Bugün kale içindeki değişik dönemlerden kalmış birçok eski Ankara Evi bulunmaktadır. Bazıları çeşitli hizmetlerde kullanılmaktadır.BAŞKENT OLDUKTAN SONRA KENT İKİYE BÖLÜNDÜAnkara yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olduktan sonra, yeni gelişmeler şehri eski bölümlerin olduğu Ulus ve yeni kısmı olan Yenişehir olmak üzere ikiye böldü. Roma, Bizans ve Osmanlı tarihini anımsatan eski yapılar ve darca uzanan sokaklar eski bölümü temsil etmekteydi. Yeni kısım olan şimdiki Kızılay civarında ise geniş caddeleri, otelleri, tiyatroları, alışveriş merkezleri ve yüksek binalarıyla daha modern görünüme sahip bir şehir yapısına sahipti.Roma Hamamı
BAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ 13 FUAR 51AnkaraLojistikÜssü’neyurtiçi lojistikfirmalarıtaşınmayahazırlanıyorAnkara Lojistik Üssü’nde uluslararası taşımacıların yanı sıra yurtiçi taşımacılık hizmeti veren nakliyecilerin yer almaya başladığını aktaran Hakan Bezginli, yurtiçi lojistik firmalarının temmuz ayından itibaren üsse taşınacaklarını açıkladıTürkiye’nin ilk lojistik üssü konumunda olan Ankara Lojistik Üssü, bu ay içinde tamamlanması planlanan 300 adet ofis ile faaliyetlerine hız katacak. 19 bin metrekare kapalı alan içinde 300 adet ofisin önümüzdeki günlerde tamamlanacağını ifade eden Ankara Lojistik Üssü Yönetim Kurulu Başkan Vekili Hakan Bezginli, Ankara Lojistik Üssü’nün yurtiçi taşımacılara önemli katkısının olacağını vurguladı. Bezginli, “Yurtiçi taşımacılar temmuz ayından itibaren üsse taşınacak. Böylece Ankara Lojistik Üssü, yurtiçi taşımacıları için vizyon değişikliğine yol açacak. Yurtiçi taşımacılar dünyada kimlerle rakip olduklarını, yakın gelecekte kimlerle rakip olacaklarını, dünyada iç lojistiğin nasıl yapıldığını yakından görecek. Dolayısıyla Ankara Lojistik Üssü’nün yurtiçi taşımacılara önemli katkısının olacağına inanıyoruz” dedi. Türkiye’nin ilk lojistik üssü konumunda olan Ankara Lojistik Üssü’nün ilk etabının 15 Şubat 2010 tarihinden itibaren faaliyete geçirildiğini ifade eden Bezginli, Haziran 2011’de yurtiçi taşımacılık firmalarının faaliyete başlayacağı üsse ikinci etap için hazırlıkların yapıldığını açıkladı. Lojistik Üssü’nün ilk etabının resmi açılışının 15 Ekim 2010 tarihinde gerçekleştirildiğini hatırlatan Bezginli, “Birinci etabın tamamlanmasıyla üssümüzde, Ceva, Borusan, Karınca, Ekol, Gefco, Fastad, Hoşcan ve Narpost gibi 80 civarında uluslararası taşımacılık, gümrük müşavirliği ve diğer ticari işletmeler alanında faaliyet gösteren firmalar yerini aldı. İkinci etap çalışmalarında ise gelen talepler doğrultusunda ihtisas depolarına ağırlık veriliyor” diye konuştu. Üssün demiryolu ile bağlantısının önümüzdeki dönemde kurulacağını açıklayan Bezginli, böylece üssün bir iç liman özelliği kazanacağını dile getirdi. Bezginli, Ankara-İstanbul otobanı üzerine ya-KÖPRÜLÜ KAVŞAK İLE ULAŞIM RAHATLAYACAKAnkara- İstanbul otobanı üzerine yapılacak olan köprülü kavşak ile Ankara Lojistik Üssü’ne ulaşımın daha rahat olacağını dile getiren Hakan Bezginli, söz konusu köprülü kavşağın yapımına başlandığını söyledi. Bezginli, “Ankara-İstanbul Otobanı üzerine yapılacak köprülü kavşağın, kısa bir süre içinde tamamlanarak hizmete girmesi planlanıyor” dedi.pılacak olan köprülü kavşak ile Ankara Lojistik Üssü’ne ulaşımın daha rahat olacağını vurguladı. “Ankara-İstanbul Otobanı üzerine yapılacak köprülü kavşağın, kısa bir süre içinde tamamlanarak hizmete girmesi planlanıyor” diyen Bezginli, Ankara Lojistik Üssü’nün önemli ihtiyaçlarından biri olan demiryolu bağlantısı için ise TCDD ile görüşmelere devam edildiğini kaydetti. Bezginli, “Yakın gelecekte demiryolu bağlantısı da yapılacak. Böylece Ankara Lojistik Üssü, Anadolu’nun bozkırında bir iç liman özelliğine sahip olacak” yorumunu yaptı.
52 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİEvciler,REW2011’de,ÖTA’da yatırımadevamkararıaldıKatıldıkları REW 2011 Fuarı’nda ömrünü tamamlamış araçların (ÖTA) geri dönüşümü konusunun kurumsal müşterileri tarafından ilgi gördüğünü söyleyen Levent Evciler, bu konudaki yatırımlarına hız vereceklerini bildirdisitelerini yayına koyduklarını belirten Levent Evciler, “İnternet artık mecralar arasında en başta geliyor. Bu bilinçle Türkiye’deki tüm firmalara ulaşmak ve elektronik atıklarını toplamak istiyoruz. Zaten bu yolda her firmaya ulaşmak için bölge müdürlüklerimizin sayısını artırıyoruz. Şu anda İstanbul, Ankara ve İzmir’den tüm Türkiye’ye ulaşıyoruz. Çok yakında Bursa, Antalya, Adana, Gaziantep gelecek” bilgisini verdi.YURTDIŞINDAN DA ATIK TOPLUYORYaklaşık 10 yıldır yurtdışında da e-atık ve oto-katalizör konularında toplama yaptıklarını dile getiren Levent Evciler, Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve Uzakdoğu’da faaliyetlerini yaklaşık 40 ülkeye taşıdıklarını kaydetti.Elektronik atık geri dönüşümü sektöründe faaliyet gösteren Evciler Kimya, ‘7’inci Geri Dönüşüm, Çevre Teknolojileri ve Atık Yönetimi Uluslararası Fuarı’nda (REW 2011) ömrünü tamamlamış araçların (ÖTA) geri dönüşümü konusundaki yatırımlarına hızla devam etme kararı aldı. Fuarda ÖTA geri dönüşümü konusunun ilgi gördüğünü dile getiren Evciler Kimya Madencilik ve Değerli Metaller Sanayi Genel Müdürü Levent Evciler, bu kapsamda Ankara’daki tesislerinde ÖTA geri dönüşümü konusunda yatırımlarına hız verme kararı aldıklarını açıkladı. Çevre yönetimi ve teknolojileri konusunda eğilimleri belirleyen yaklaşık 350 firmayı bir araya getiren Fuar’ın, sektör ve Türkiye için çok önemli olduğunu vurgulayan Evciler, sayısı 2 bine yakın kurumsal müşteri ile her sene olduğu gibi bu yılda fuarda bir araya geldiklerini anlattı. Fuarda, ÖTA geri dönüşümü konusunun kurumsal müşterileri tarafından da ilgi gördüğünü belirten Evciler, Ankara’daki entegre fabrikalarında başladıkları yatırımı hızlandırma kararı aldıklarını söyledi. Yurtdışında geri dönüşüme tabi tutulan araçların Türkiye’de de aynı şekilde işlem görmesi gerektiği taslak mevzuatından yola çıkarak lisans başvurusu yaptıklarını belirten Evciler, “Elektronik atık ve hurda oto-katalizör konularında başladığımız geri dönüşüm hikayemizde ürün yelpazemizi genişleteceğiz. Çünkü sektörün geleceğine ve çevre bilincinin mutlaka yükseleceğine dair olan inancımız var” dedi Mevcut durumda ve ileride rekabet arttığında ancak katma değerli ürünler ve yatırım bariyeri yüksek konularda yatırım yapan firmaların pazar lideri olacağını öngören Evciler, “Avrupa’da geçmişte geri dönüşüm alanında böyle oldu. 10 yıl önce 5-6 firma varken, şu anda en az 500 tesis ve sıkı bir rekabet var. Bu nedenle, geçen yıl Ankara’daki entegre geri dönüşüm fabrikamızda tamamladığımız yenilenme çalışmaları ve makine teçhizat yatırımlarının ardından ÖTA geri dönüşümü konusunda da yatırımlarımıza hız verme kararı aldık” şeklinde ko-nuştu. Elektronik atık geri dönüşümü sektörünün eski firmalarından biri olarak REW 2011’de kullandıkları teknolojiyi, stratejilerini ve geleceğe yönelik hedeflerini anlattıklarından bahseden Evciler, ayrıca elektronik atık ve oto-katalizör geri dönüşümü alanında girdikleri yeni bölgeleri de fuarda tanıttıklarını kaydetti. Hizmet ve teknoloji kullanıcısı olmalarından dolayı fuarda bu alandaki yenilikleri inceleme imkânı bulduklarını belirten Evciler, “REW 2011’de bu yıl sektör ve kamu temsilcilerinin çoğunlukta olduğu katılımcıların arttığını ve çevre bilincinin yavaş da olsa gelişmekte olduğunu gözlemledik. Özellikle yabancı firmaların da sektördeki bu gelişime ilgi gösterdiğini gördük” dedi. “Teknoloji geliştikçe atık pazarı büyüyecek” Atıklardan kurtulmanın en ekonomik, akılcı ve çevreye yararlı yönteminin geri dönüşüm olduğunun herkes tarafından kabul edildiğini vurgulayan Evciler, “İçinde toksit maddeler bulunduran elektronik atıklar gerek insan ve çevre sağlığına verdiği zararlar, gerekse ender bulunan değerli metaller içermeleri nedeniyle geri dönüşüm çabalarının önemli bir halkasını oluşturuyor. Elektronik atık geri dönüşümü bu anlamda uzun bir yol. Teknoloji geliştikçe gelecekte daha da önemli bir pazar olacak ve teknolojik çözümleriyle gündemde kalacak” şeklinde konuştu. Türkiye’deki tüm firmalara ulaşmak ve elektronik atıklarını toplamak amacıyla internete de yöneldiklerini açıklayan Evciler, internet sitelerini başvurular için bir mecra olarak kullanıp, toplama kanallarından biri haline getirmeyi hedeflediklerinden bahsetti. Kendilerine internet kanalıyla başvuran firmaların belli bir hacmi geçen elektronik atıklarını bölge müdürlükleri ve taşıyıcı araçları kanalıyla ücretsiz olarak toplayacaklarını duyuran Evciler, “Yıllar itibariyle bu uygulamayı bir network’e çevirerek sistemsel altyapısını da oluşturmak istiyoruz” dedi. Haziran ayı itibariyle yenilenen internet“Atık işleme kapasitemizi 10 bin tona çıkardık” Geçen yıl büyük bir atılım yaparak Türkiye’de teknoloji anlamında eşi olmayan bir yatırımla kapattıklarını vurgulayan Evciler, Alman ve Avusturya teknolojilerini tesislerine taşıdıklarını ve böylelikle atık işleme kapasitelerini yıllık 10 bin tona çıkardıklarını dile getirdi. Söz konusu yatırımla en zor atıkların bile entegre olarak işlenebilmesini sağladıklarını ifade eden Evciler, artık yurtiçinde toplanan elektronik atıkları Avrupa’daki rafinerilere göndermediklerini, Türkiye’de işleyebildiklerini aktardı. Bu yatırımı tam kapasite ile verimli çalıştırmak için, bölge müdürlüklerinin sayısını üçe çıkardıklarını aktaran Evciler, “Böylece hacmimizi de çok yukarılara taşıdık. Çalışan sayımız Türkiye’de 60 kişiye ulaştı. Bu dönemde Türkiye’nin dev kurumsal firmalarıyla uzun süreli atık toplama sözleşmesi yaptık. Şu anda sürekli ve uzun dönemli çalıştığımız referans firma sayımız 500’leri geçti” şeklinde konuştu. 2010 yılında 20 bin metrekare kapalı alanı olan Ankara’daki entegre geri dönüşüm fabrikasının ve yan tesislerinin baştan sona yenilendiğini bildiren Evciler, “Bunun dışında Anadolu, Marmara ve Ege Bölge müdürlüklerimiz olmak üzere beş ayrı adreste hizmetlerimizi sunuyoruz. Şirketimiz hurda oto-katalizör, elektrikli ve elektronik ekipmanlar, bakır kablo, akü, floresan ve pil geri dönüşümüne aracılığın yanı sıra güvenli data imha ve kurumlara WEEE atık yönetimi danışmanlığı hizmetleri de sunuyor ve tüm bu konularda yurt çapındaki büyükküçük firmalar, belediyeler, e-atık toplayıcısı işletmelere ulaşmaya, çevre bilinci ve sorumluluğunu yaymaya çalışıyor” ifadesini kullandı. Atık toplama kurumsal sosyal sorumluk projelerinde aktif olarak çözüm ortağı olarak yer almaya başladıklarına değinen Evciler, şirketlerin veya çalışanlarının çevreye yararlı olması kapsamında yaptıklarıçalışmaların Türkiye’de çok yeni olduğunu anımsattı. Evciler, bazı sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, ilkokullar ile e-atık geri dönüşümü konusunda eğitim ve farkındalık yaratma adına da projeler yürüttüklerini kaydetti. Yaklaşık 10 yıldır yurtdışında da e-atık ve oto-katalizör konularında toplama yaptıklarını dile getiren Evciler, 2008’de Alman ortakları ile “Catalyst Group GMbH” şirketini kurduklarını hatırlatarak, Avrupa’da büyümeye devam ettiklerini kaydetti. Catalyst Group’un 15 çalışanı ve ayrıştırma tesisleriyle Türkiye’deki hacimlerini neredeyse ilk senenin sonunda yakaladığını belirten Evciler, uzun vadede potansiyel olarak gördükleri Çin pazarında Guangzhou’da yeni bir yapılanmaya gittiklerini ifade ederek Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve son olarak da Uzakdoğu’da faaliyetlerini yaklaşık 40 ülkeye taşıdıklarını sözlerine ekledi.
54 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİKozaAltın,vergideTürkiye’de 35’inci,AnkaragenelindeüçüncüKoza Altın İşletmeleri, 2010 yılında 56 milyar 790 milyon 299 bin 27 TL vergi ödeyerek Türkiye sıralamasında 35’inci, Ankara genelinde ise 3’üncü oldu. Hayri Öğüt, Koza Altın’ın Fortune Dergisi tarafından son bir yılda en hızlı büyüyen şirketler sıralamasında yedinci olarak gösterildiğine de dikkat çektiKoza Altın İşletmeleri’nin 2010 yılında 56 milyar 790 milyon 299 bin 27 TL vergi ödeyerek Türkiye sıralamasında 35’inci olduğunu belirten Koza Altın İşletmeleri Genel Müdür Yardımcısı Hayri Öğüt, firmanın ekonomik ve sosyal anlamdaki kalkınma hedefi doğrultusunda her geçen yıl bir adım daha ileri gittiğini vurguladı. Öğüt, firmanın 2011 yılında gösterdiği büyüme ile Forbes Dergisi’nin mayıs sayısında Türkiye’nin ilk 100 şirketi sıralamasında 39’uncu sırayı elde ettiğini belirtti. Fortune Dergisi’nin mayıs sayısında ise; Koza Altın İşletmeleri’nin son bir yılda en hızlı büyüyen şirketler sıralamasında yedinci sırayı aldığını dile getiren Öğüt, Para Dergisi’nin nisan sayısında Koza’nın “Kazandıracak 16 Hisse” içinde gösteriliyor olmasına dikkat çekti. Ekonomist Dergisi’nin nisan sayısında “2010’un en iyi 46 şirketinin finansal oranları”nı açıklarken ilk üç sırada Koza Grup şirketlerinin yer aldığını dile getiren Öğüt, Koza Altın’ın 2010’un en iyi şirketleri arasında üçüncü sıraya yerleşmiş olduğunun altını çizdi. Türkiye’nin altın madenciliğindeki tek ve ilk yerli şirketi olarak ülke ve bölge ekonomisine sağlanan katkılardan dolayı büyük bir mutluluk ve gurur duyduklarını söyleyen Öğüt, “Giderek artan iş hacmimiz, yeni projelerimiz ve deneyimimiz ile her geçen yıl bir adım daha ileri gitmek, ekonomik ve sosyal anlamda Türkiye ekonomisinin lokomotif şirketlerinden biri olarak, Türk halkı için yaratabildiğimiz katkının deları Gelir ve Kurumlar Vergisi rekortmenlerini ödüllendirdiğini hatırlatan Koza Grup Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tekin İpek, Koza Grup’un söz konusu yıllarda en çok Kurumlar Vergisi ödeyen 20 şirket sıralamasına üç şirketle girdiğini söyledi. İpek, grup şirketlerinden Koza Altın’ın ödediği 56 milyon 790 bin liralık vergi ile üçüncü, bunun yanı sıra, 2009 yılında ödediği 38 milyon 666 bin 763 TL’lik vergi ile beşinciliği hak ettiğini dile getiren İpek, “2010 yılında aldığımız üçüncülük ile hem kendi rekorumuzu geçtik, hem de en fazla vergi ödeyen üç şirket arasına girdik” dedi. Bu plaketin kendileri için büyük bir gurur kaynağı olduğunu, yürüttükleri faaliyetlerde, Türkiye madencilik sektörüne örnek olmayı hedeflediklerini ifade eden İpek, “Firmamız, faaliyet gösterdiği tüm bölgelerde yüksek istihdam yaratmış ve bölgelerin kalkınması için tüm desteği göstermiştir ve göstermeye devam edecektir” diye konuştu. Aldıkları plaketin kendilerini yüreklendirdiğini dile getiren İpek, her başarının kendilerini bir sonraki başarı için motive ettiğini belirterek, “Bundan sonraki hedefimiz, şirketimize bu ödül gibi nice ödüller kazandırmak” dedi. Koza Grup şirketlerinden ATP İnşaat’ın 14’üncü sıradan, Koza İpek’in ise 17’inci sıradan listeye girerek ödüle layık görüldüğünü söyleyen İpek, Koza Grup’un Türkiye ekonomisine sağladığı katkının üç özel ve önemli plaket ile taçlandırıldığını vurguladı.ANKARA VERGİ REKORTMENLERİ LİSTESİNDE ÜÇÜNCÜLÜĞE YÜKSELDİvamlılığını sağlamak ve her geçen yıl çevre, ekonomik kalkınma ve sosyal sorumluluk anlamında kat ettiğimiz yolu görmek bizim için en büyük ödül” diye konuştu. “Kendi rekorumuzu kırdık” Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) geçen mayıs ayında düzenlediği törenle 2009 ve 2010 yıl2009 yılında ödediği vergi ile Ankara’da beşinci sırada yer alan Koza, 2010 yılında üçüncü sıraya yükseldi. Ankara Ticaret Odası (ASO) tarafından düzenlenen vergi rekortmenleri ödül töreninde Koza’nın ödülünü Koza Grup Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tekin İpek (sağda), Devlet Bakanı Ali Babacan’dan aldı.Avrupa İş Ödülleri’nde Türkiye’yi Erkunt Traktör temsil edecekAvrupa İş Ödülleri 2011’de Türkiye’yi temsil etmek üzere seçilen Erkunt Traktör, kasım ayında Barcelona’da sahiplerini bulacak olan “Müşteri Odaklılık Ödülü” kategorisinde Ruban d’Honneur ödülü için yarışacak. Avrupa İş Ödülleri’nin Avrupa’nın en dinamik kurumlarının vitrini olarak kabul edildiğini belirten Erkunt Traktör Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Zeynep Erkunt Armağan, Avrupa İş Ödülleri’nin, faaliyet gösterdikleri sosyal çevreye sorumlu ve olumlu şekilde etki eden ve yenilikçilik konusunda başarı gösteren kurumların şeffaflığını artırmayı ve gelişmesine katkıda bulunmayı hedeflediğini ifade etti. Kuruldukları günden beri en büyük hedeflerinin müşteri beklentilerini eksiksiz olarak karşılamak olduğunu vurgulayan Armağan, “Her şikayet bir armağandır felsefesi ile çıktığımız yolda, çiftçilerimizin sesini dinlemenin ve önerilerini ciddiye alarak sonuca ulaştırmanın büyük faydalarını yaşadık. Ürünlerimizi her zaman çiftçimizin önerilerine odaklanarak geliştirdik, yeniledik. Bu sebepledir ki, çiftçimiz bizi henüz altı yaşında iken, piyasa 3’üncülüğü ile ödüllendirdi. Türkiye’de bu mutluluğu yaşarken ‘Müşteri Odaklılık’ kategorisinde Avrupa İş Ödülleri’ne aday gösterilmek ve yüzlerce şirket arasından Türkiye’yi temsil etmek üzere seçilmekten büyük mutluluk ve gurur duyuyorum” dedi. Erkunt markasının hiçbir dünya markası lisansına bağlı kalmadan, Türk mühendisler tarafından tasarlanarak üretildiğine dikkat çeken Zeynep Erkunt Armağan, traktör üretimine 2004 yılı Eylül ayında başladıklarını hatırlatarak, satışların kısa sürede Türkiye’nin büyük bir kısmına yayıldığını dile getirdi. Armağan, “Erkunt Traktör, Türkiye çapında 88 yetkili satıcı, 241 yetkili servis ve 139 satış noktası ile yapılandı. ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi, ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Belgesi, ISG-OHSAS 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi Belgesi ve tüm traktör modellerimizde Avrupa Birliği Homologasyon Raporu aldık” açıklamasını yaptı.
BAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ 55 FUAR 17Arlight’ınbuyılkikapasite artışhedefi,yüzde80İç ve dış mekan aydınlatma armatürleri ve kablo kanalı taşıma sistemleri üretiminde 1991’den bu yana faaliyet gösteren Arlight, yeni nesil aydınlatma ürünlerini nisan ayında tanıtarak, satış ve ihracat atağına geçti. Bu yıl için yüzde 80’lik bir kapasite artışı öngördüklerini dile getiren Arlight Hizmet Tasarım Elektromekanik İmalat Taahhüt Sanayi Şirketi Genel Müdürü Cemil Arlı, bugün ihracatın, cirolarının yüzde 20’sini oluşturduğunu kaydetti. Arlı, “Bu yıl bu oranı yüzde 35 olarak hedefledik” dedi. 2003 yılından bu yana üretimlerini 25 bin metrekarelik bir alanda gerçekleştirdiklerini dile getiren Cemil Arlı, Türkiye’de aydınlatma sektörünün gelişmekte olduğunu söyledi. Önemi yeni anlaşılan sektörün kendi içinde yan sanayisini ve yan dallarını oluşturmakta olduğunu vurgulayan Arlı, “Bu anlamda sektörün önü açık görülüyor. Bizleri yapılan cirolardan çok sektördeki çeşitlilik ve aydınlatma ürünlerinde kullanılan komponentlerdeki değişim ve hızlı gelişimlere aynı hızla uyum sağlayabilmemiz heyecanlandırıyor. Çünkü yapılan her yenilik beraberinde enerji verimliliğini ve tasarrufunu getiriyor. Aynı zamanda ürünlerimizde estetiği zorunlu kılıyor” şeklinde konuştu. Arlight olarak teknolojiye yatırım yaptıklarının altını çizen Arlı, bu yıl için yüzde 80’lik bir kapasite artışı öngördüklerini açıkladı. 2010 yılında gerçekleştirdikleri 5 milyon liralık yatırımın yüzde 40’ını makine yatırımının oluşturduğunu dile getiren Arlı, “Bugün ciromuzun yüzde 20’sini ihracat oluşturuyor. 2011 yılında bu oranı yüzde 35 olarak hedefledik. Firmamızın son dört yılda uyguladığı politikalar gereği, her yıl yeni ürünleri piyasaya sunmaktayız. Bu yıl için yeni nesil aydınlatma kaynaklarının da kullanıldığı ürünlerimizi nisan ayında müşterilerimizin beğenisine sunduk” diye konuştu. “Kaliteli üretim artıyor” Sürekli ve hızlı değişen aydınlatma sektörünün armatür üreticilerini de yeniliğe sevk ettiğini ifade eden Arlı, bu doğrultuda yeni aydınlatma çözümleri geliştirildiğini ve Türkiye’de özellikle iç mimaride yaşanan gelişmelerin aydınlatma ürünlerinin de çeşitliliğini artırdığını belirtti. Aydınlatma sektöründe lokomotif üretici olan fir-“HER YIL PİYASAYA YENİ ÜRÜNLER SUNUYORUZ”2010 yılında gerçekleştirdikleri 5 milyon liralık yatırımın yüzde 40’ını makine yatırımının oluşturduğunu dile getiren Cemil Arlı, “Firmamızın son dört yılda uyguladığı politikalar gereği, her yıl yeni ürünleri piyasaya sunmaktayız. Bu yıl için yeni nesil aydınlatma kaynaklarının da kullanıldığı ürünlerimizi nisan ayında müşterilerimizin beğenisine sunduk” diye konuştu.maların hemen hepsinin KOBİ ölçeğinde firmalar olduğunu ve kaliteli üretim yapan firma sayısının giderek arttığını da sözlerine ekleyen Cemil Arlı, “Kalite anlamında uluslararası pazarlarda rekabet düzeyimizi yüksek görmekteyiz. Türkiye’deki firmalar aydınlatma konusunda yeterli bilgi birikimine sahip olmaya başladı. Firmalar artık kendi Ar-Ge birimlerini oluşturdu ve kendi tasarımlarını pazarlamaya başladı. Ama yine de uluslararası pazarlarda da Uzakdoğu faktörü her zaman karşımıza çıkıyor” yorumunu yaptı.
56 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİHidrokontrol, ürünyelpazesini genişletecekTürkiye ve bölge ülkelerde 70 firmanın distribütörlüğünü yaptıklarını söyleyen Hidrokontrol Makine Genel Müdürü Hasan Hüseyin Ergenç, “Mevcut firmalarımıza ve ürün yelpazemize yenilerini eklemeyi hedefliyoruz” dediMühendislik hizmetleri, proje-sistem tasarımı ve otomasyon, ürün satışı ve satış sonrası hizmetleri konusunda 1989 yılında faaliyetlerine başlayan Hidrokontrol, Türkiye ve bölge ülkelerde 70 firmanın distribütörlüğüne devam ediyor. Bu yıl hizmet binalarını ve kadrolarını genişletmeyi planladıklarını belirten Hidrokontrol Makine Sanayi Genel Müdürü Hasan Hüseyin Ergenç, “Mevcut firmalarımıza ve ürün yelpazemize yenilerini ekleyerek müşterilerimizin ihtiyaçların en iyi şekilde karşılama çalışmalarımız sürüyor” dedi. Komşu ülkeler, Türk cumhuriyetleri ve Ortadoğu ülkeleri ile proje hizmeti, ürün temini ve satış sonrası hizmetler konusunda çalışmalar yürüttüklerini söyleyen Ergenç, gelen talepler üzerine bu ülkelere giderek yeni proje, sistem revizyonu gibi konularda da hizmet verdiklerini dile getirdi. Şu anda 70 firmanın ürünlerinin Türkiye satışını gerçekleştirdiklerini belirten Ergenç, “Türk cumhuriyetleri ile Ortadoğu ülkelerinde genel dağıtıcılık ve Türkiye ana dağıtıcısı şeklinde uzun yıllara dayanan anlaşmalarımız mevcut. Distribütörlüğünü yaptığımız firmalarla partner olarak uzun yıllardır çalışıyoruz. İthalatını yaptığımız tüm ürünlerin her türlü bakım, onarım ve yedek parça servisini geniş bir stok ile veriyoruz” dedi. Ergenç, ithal ettikleri ürünlerin büyük ölçüde yedek malzemelerini de stoklarında bulundurduklarını böylece müşteriyi mağdur etmemeye dikkat ettiklerini ifade etti. “Mobil servisimiz devrede” Yaklaşık 65 kişilik kadrosu ile faaliyet gösteren Hidrokontrol Merkez Binası’nın yanı sıra farklı illerde dokuz tane ana bayilerinin olduğunu kaydeden Ergenç, birçok ilde de satıcı firmalar aracılığı ile Hidrokontrol ürünlerini Türk sanayisinin hizmetine sunduklarını kaydetti. Makine ve elektrik-elektronik mühendislerinden kurulu proje departmanının her türlü makine, araç gibi konularda bedelsiz proje desteği verdiğini belirten Ergenç, makine mühendislerinin oluşturduğu teknik departman kadrosunun da, tüm müşterilerin teknik istek ve sorunlarını karşılamak adına çalıştığını aktardı. Bakımonarım servisi ile de tüm ürünlerin bakım onarımını en kısa sürede yaparak müşterinin mağdur olmaması için çaba sarf ettiklerini dile getiren Ergenç, “Mobil servisimiz ise şehir içi ve şehirlerarası tüm müşterilerimize yerinde hizmet veriyor. Sistem kurulumu, montaj işleri, bakım onarım ve revizyon işlerinde müşteri taleplerini en iyi şekilde karşılıyoruz” açıklamasını yaptı. Bu yıl içinde hizmet binalarını genişletmeyi planladıklarını söyleyen Ergenç, “Buna paralel olarak kadrolarımızı da genişleteceğiz” şeklinde konuştu. Hidrokontrol, bünyesinde periyodik olarak personel eğitimleri verildiğine de değinen Ergenç, söz konusu eğitimlerin hizmet içi eğitimler ve firma dışı eğitimler olarak ikiye ayrıldığını söyledi. Hizmet içi eğitimlerde tüm personelin çalıştığı departmana göre alması gereken eğitimleri tamamladığından bahseden Ergenç, bayilerden veya müşterilerden gelen talepler üzerine yine teorik ve uygulamalı olarak eğitimler verildiğini sözlerine ekledi.
BAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ 57 FUAR 19“Yatırımcılaryeşilenerjiiçinyasal sürecintamamlanmasınıbekliyor”Alternatif enerji için yerli ve yabancı yatırımcıların yasal sürecin tamamlanmasını beklediğini söyleyen GSR Enerji Genel Müdürü İsmail İnci, birçok gelişmiş ülkede yeşil enerji yatırımlarının hükümet teşvikleriyle desteklendiğine vurgu yaptıAlternatif enerjinin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte, yerli ve yabancı yatırımcıların gerekli yasal sürecin tamamlanmasını beklediğini dile getiren GSR Enerji Genel Müdürü İsmail İnci, ABD, İngiltere, Çin ve Japonya gibi ülkelerde yeşil enerji olarak tanımlanan bu kaynakların hükümet teşvikleriyle desteklendiğine dikkat çekti. Sektörle ilgili atılması gereken adımların gerçekleşmediğine işaret eden İsmail İnci, yenilenebilir enerjinin İspanya’da 1991 yılında bir üniversite projesi olarak başladığını anımsattı. Türkiye’deki en büyük eksikliğin Almanya ve İspanya gibi ülkelerde küçük çaplı girişimcilerin bile kâr edebileceği bir şebeke sisteminin eksikliği olduğunu vurgulayan İnci, yurtdışında yenilenebilir enerjinin her kademesinin direkt olarak birden fazla kullanıcının faydalanabileceği bir şebekeye bağlandığını anlattı. Türkiye’de yönetmeliğin çıktığını ancak sistemden yalnızca büyük üreticilerin kâr elde ettiğine işaret eden İnci, “Sade vatandaş ya da küçük çaplı yatırımcı olarak şu aşamada ortak şebeke sistemine başvuramıyorum. Çünkü bürokratik ya da yasal süreç devam ediyor. Türkiye’de onlarca şirket, devletin yenilenebilir enerji alanındaki düzenlemelerinin tamamlanmasını bekliyor. Yönetmeliğin güzel yanlarından biri saatte 50 kw üretime kadar herhangi bir sınırlama getirmemesi. Yenilenebilir enerji alanında saatte 50 kw’a kadar üretim yapabilirsiniz” dedi. Türkiye’nin, güneş enerjisi konusunda yüksek potansiyeli olduğunu ve bu anlamda en yüksek verimin güneşi fazla olan Van’dan alınacağını dile getiren İnci, güneş panellerinin olduğu yerde nemin olmasının pek de tercih edilir bir şey olmadığı bilgisini paylaştı. Güneş enerji panellerinin çevreye zarar vermediğini ve bakımının kolay olduğundan bahseden İnci, “Güneş panellerinin ömrü 40, eko-“EN FAZLA VERİM VAN’DAN ALINACAK”Güneş enerjisinde en fazla verimin Van’dan alınacağını kaydeden İsmail İnci, sektörün en az 50 bin kişiye istihdam sağlayacağını öngördü.nomik ömrüyse 25 yıldır. Geri dönüştürülebilir malzemeden üretilir. Bakım yapmanız bile gerekmiyor. Sadece temizliğini yapmanız yeterli. Rutin bir bakıma ihtiyaç yok. Oldukça düşük bir bakım maliyeti var. Sektör büyük bir istihdam potansiyelini de bünyesinde barındırıyor” diye konuştu.
58 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİAkana,420galonkapasiteli karıştırıcınıntasarımınabaşlıyor30 galon kapasiteli karıştırıcının bu yıl içinde tasarım ve üretim faaliyetlerini sonuçlandırmayı hedeflediklerini aktaran Köksal Özdemir, 420 galon kapasiteli karıştırıcının ise tasarımına başlayarak 2012’de üretmeyi planladıklarını kaydettiİnşaat, beyaz eşya ve otomotiv sektörlerine yönelik 1990 yılından bu yana mühendislik hizmeti sunan Akana Mühendislik, 1 galon kapasiteli karıştırıcıların ardından ve 30 galon kapasiteli karıştırıcıların da tasarım ve üretimini gerçekleştirmek için çalışmalarına hız verdi. Akana Mühendislik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Genel Müdürü Köksal Özdemir, “Bu yıl içinde hedefimiz, 420 galon kapasiteli karıştırıcının da tasarımını başlatmak olacak” dedi. Tanımlı enerjetik malzeme üretim ekipmanı ailesinin vazgeçilmez ebatlarından 30 galon kapasiteli karıştırıcı tasarım faaliyetini paralel olarak başlattıklarına dikkat çeken Özdemir, “Bu yıl içinde hedefimiz, tasarım ve üretim faaliyetlerini sonuçlandırmak ve ürünü doğrulamak. Ayrıca 420 galon kapasiteli karıştırıcının da tasarımını başlatmayı amaçlıyoruz. Sanayi talebi ve ihtiyacı doğrultusunda 2012 yılı içinde bu ekipman üretimine başlayarak ürün yelpazesini tamamlamayı planlıyoruz” diye konuştu. Mühendislik gücünün düzeyini artıracak çalışmalar yapmanın kendileri için öncelikli hedef olduğunu belirten Köksal Özdemir, proje gereklerini karşılayacak doğru mühendislik çözümlerini uygun tasarımları ve üretim teknolojilerini kullanarak hayata geçirmenin şirket misyonu olarak benimsendiğinin altını çizdi. Proses ve ürün güvenilirliğini müşteri istek ve beklentileri doğrultusunda iyileştirerek optimum kaliteye dayalı ‘yeni endüstriyel düşünce oluşumu’ sağlamayı hedeflediklerini dile getiren Özdemir, sektörün çözüm ortağı olarak hassas parça üretiminden, anahtar teslimi tesislerin kurulmasına kadar tüm faaliyetleri yerine getiren, yeni teknolojiler üreten, dünya ölçeğinde tanınan ve güvenilen bir mühendislik şirketi olmayı amaçladıklarını kaydetti. Özdemir, “2009 yıketimiz, yurtdışı kaynaklı tasarım, ekipman üretimi ve tesis kurulum talepleri yönünde mevcut faaliyetlerini artırarak sürdürüyor” şeklinde konuştu. Savunma sanayi ana yüklenicisi olan Aselsan, FNSS, MKEK, Roketsan, TAİ, Tübitak Sage gibi firmalar için ürün, proses, teçhizat ve tesis tasarlayarak, prototip hazırlama, kalifiye etme, üretim ve sonraki süreçlerle ilgili hizmet verdiklerini vurgulayan Köksal Özdemir, “IDEF 2011 Savunma Sanayi Fuarı’nda sergileyeceğimiz ürünlerden karıştırıcı ve enerjetik malzeme üretimi ekipmanları ülkemizin bu konuda yurtdışına bağımlılığını ortadan kaldıracak, stratejik öneme sahip ürünler. Özellikle yakıt ve patlayıcı karıştırma ekipmanları konusunda çalışmalarımız devam ediyor” bilgisini verdi. 2007 yılı başlarında 0.5 litre kapasiteli, dünya literatüründe ‘double planetary kneader’ olarak tanımlanan ‘enerjetik malzeme karıştırıcısı’ tasarım çalışmalarına başladıklarını hatırlatan Özdemir, çalışmaları ODTÜ Teknokent Ostim Merkezi’nde önemli bir tasarım ekibi ile tamamladıklarını ve 2008 yılı içinde ilk ürünün ortaya çıktığını belirtti. Tübitak Sage’nin ekipman doğrulaması konusunda vermiş olduğu büyük destek sayesinde ekipmanın öncelikle Inert madde sonra da enerjetik malzeme ile doğrulanarak istenilen performansı sağladığını ifade eden Özdemir, “Yine Tübitak Sage ilk ürünümüzün müşterisi olarak ekipmanımızı tesislerinde kullanmaya başladı.2009 yılı içinde aynı kapasiteli ekipmanı Roketsan içinde imal etme şansına sahip olduk. Ekipman tasarım faaliyetlerine bu dönem içinde devam ederek önce 1 galon karıştırıcı tasarımını ve üretimini tamamladık. 2010 yılı içinde çalışmalarımız bu teknolojinin savunma sanayi dışında da kullanılabilir olduğunu gösterdi” dedi.FABRİKA YATIRIMIYLA CİRO YÜZDE 90 ARTTI2009 yılında yaptıkları fabrika yatırımı sonucu gelişen mühendislik ve teknik üretim kadroları ve teknolojik yatırımlar ile sektöre hizmet vermeye devam ettiklerini dile getiren Köksal Özdemir, “Bu dönemde ciromuz yüzde 90, istihdamımız da yüzde 60 oranında arttı. 2011 yılı için yaptığımız planlama çerçevesinde şirketimiz, yurtdışı kaynaklı tasarım, ekipman üretimi ve tesis kurulum talepleri yönünde mevcut faaliyetlerini artırarak sürdürüyor” şeklinde konuştu.lında yaptığımız fabrika yatırımı sonucu gelişen mühendislik ve teknik üretim kadromuz, teknolojik yatırımlarımız ile sektöre hizmet vermeye devam ediyoruz. Bu dönemde ciromuz yüzde 90, istihdamımız da yüzde 60 oranında arttı. 2011 yılı için yaptığımız planlama çerçevesinde şir-Hidromek, ‘GEN’ serisi ile araçları uydudan takip edecekYeni ‘Gen’ serisinin ekskavatörlerinin tasarımında müşteri beklentilerine tam anlamıyla karşılık verebilmek amacıyla tasarımda ekonomi, ergonomi ve dayanıklılık prensiplerine dikkat ettiklerini kaydeden Levent Karaağaç, “Hidromek, yenilenen ekskavatör kabiniyle, Maestro serisi kazıcı yükleyicilerde elde ettiği ‘operator konforu ve kullanım kolaylığı’nı sağlıyor. Bunun beraberinde üretkenlik artışını amaçlayan kabini, daha geniş ve ergonomik iç alanı, uzun ve yorucu çalışma saatlerinde operatör konforunu en üst seviyede tutmaya yönelik olarak geliştirilen yeni kullanıcı ara yüzü Hidromek Operatör Ara Yüzü (Opera) ile daha kolay çalışma imkanı sunuyor” dedi. Ödüllü ekskavatör serisinde, operatörün makineyi ergonomik açıdan daha rahat kullanabilmesi amacıyla joysticklerın ve ısıtmalı-havalı süspansiyonlu koltuğunyanı sıra kolçakların da birbirlerinden bağımsız ayarlanabilir olarak tasarlandığını ifade eden Karaağaç, “Ayrıca kullanım esnasında ihtiyaç duyulan bütün fonksiyonları bir araya toplayan ve operatörün ergonomik açıdan kolay ulaşabileceği bir noktada konumlandırılmış konsol, kolay okunabilen estetik renkli TFT bilgi ekran ve elektronik kontrol üniteleri ve Gen serisi ekskavatörler için hazırlanan kullanıcı dostu yazılım ile entegre kullanıcı ara yüzü bulunuyor” açıklamasını yaptı. Ürünlerini minimum işletme maliyetleri, dayanıklılık, bakım ve servis kolaylığı gibi müşteri beklentilerinden yola çıkılarak geliştirdiklerini anlatan Karaağaç, makine operatörleriyle yapılan ayrıntılı çalışmalar neticesinde Hidromek mühendislerince geliştirilen makinelerin en zorlu koşullarda dahi üstün performans sağladığını dile getirdi.
60 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİNüve,rakiplerinekarşıürün çeşitliliğiileelinigüçlendiriyor16 farklı ürün grubunda 74 model ürüne sahip olan Nüve’nin, özellikle son 10 yıldır ürün gamına her sene en az bir yeni cihaz eklemeyi başardığını vurgulayan Beril İzgin Mutlugil, “Bugün, Nüve’yi rakiplerinden farklı kılan en önemli faktör ürün çeşitliliği” dediLaboratuvar ve sterilizasyon cihazları üretiminde 40 yıldan bu yana faaliyet gösteren Nüve Sanayi Malzemeleri, ürün çeşitliliği ile farkındalık yaratıyor. 16 farklı ürün grubunda 74 model ürüne sahip olduklarını belirten Nüve İşletme Müdürü Beril İzgin Mutlugil, “Nüve markalı ürünlerin her türlü tıp laboratuvarında, biyoteknoloji, araştırma ve kalite kontrol laboratuvarlarında kullanım alanı bulunuyor. Bugün, Nüve’yi rakiplerinden farklı kılan en önemli faktör ürün çeşitliliği” dedi. Seri üretimde ürün çeşidini her yıl artırabilen bir yapıya sahip olduklarına dikkat çeken Mutlugil, Nüve’nin değişen müşteri ihtiyaçlarına ve dünya genelindeki teknolojik gelişmelere paralel olarak sürekli ürünlerini geliştirdiğini ve yenilediğini vurguladı. Özellikle son 10 yıldır ürün gamlarına her sene en az bir yeni cihaz eklemeyi başardıklarına işaret eden Mutlugil, “Bugün, Nüve’yi rakiplerinden farklı kılan en önemli faktör ürün çeşitliliği. Her yıl bir taraftan ürün çeşidimizi artırırken, diğer bir yandan mevcut ürünlerimizi geliştirmek ve iyileştirmek, böylece müşterilerimize daha geniş bir yelpazede, daha kaliteli hizmet verebilmek birinci önceliğimiz” diyerek, Ar-Ge departmanına büyük önem verdiklerini dile getirdi. Ar-Ge’ye yapılacak yatırımın; katma değeri daha yüksek, daha ileri teknolojili ürünler olarak geri döneceği inancında olduklarını kaydeden Mutlugil, ABD ve Avrupa’da üretilen cihazlarla girilen re-kabette başarılı olmanın yolunun Ar-Ge’ye en az onlar kadar önem vermekten geçtiğini ifade etti. “Türkiye’de birçok ‘ilki’ ürettik” Ar-Ge’ye verdikleri önemin bir göstergesi olarak birçok ‘ilk’i ürettiklerini belirten Mutlugil, “Bu yılbaşında Türkiye’nin ilk ve tek Karbondioksitli İnkübatörü’nü piyasaya sunduk. Ürün, TÜBİTAK tarafından Ar-Ge destekli bir proje. Yine 2010 yılında pazara sunulan Türkiye’nin ilk laboratuvar tipi Derin Dondurucuları (-41 Cº ve -86Cº) bir başka örnek” dedi. Laboratuvar cihazları konusunda üretim yapan batı menşeli yabancı firmaların genellikle az sayıda birkaç ürün grubunda uzmanlaşmayı ve bu seçili ürün gruplarından büyük miktarlarda üretim yaparak maliyeti düşürmeyi tercih ettiğini, buna karşın, Nüve’nin 16 farklı ürün grubu altında 74 model ürünü bulunduğunu kaydeden Mutlugil, “Bu sayede, müşterilerimizin laboratuvarlarında ihtiyaç duyabilecekleri cihazların çoğunu temin edebilmekteyiz” diye konuştu. Santrifüjler, inkübatörler, buharlı ve kuru havalı sterilizatörler, su banyoları, mikrobiyolojik ve laminer hava kabinleri, kan bankası dolapları, iklimlendirme ve bitki büyütme kabinleri ile su distile cihazları gibi geniş bir yelpazede üretim gerçekleştirdiklerini belirten Mutlugil, Nüve markalı ürünlerin her türlü tıp laboratuvarında, biyoteknoloji, araştırma ve kalite kontrol laboratuvarlarında kullanım alanı bulunduğunu söyledi. Türkiye’de toplam 34 bayi ile yur-İHRACAT ÖDÜLÜ ALDI2009 yılında ASO 46’ncı yılı kutlamaları kapsamında ihracat dalında ödül aldıklarını söyleyen Beril İzgin Mutlugil, “2010 yılında ise Dünya Gazetesi’nin İhracatın Yıldızları yarışmasında Nüve, 88 ülkeye yaptığı ihracatla pazar çeşitliliği dalında birinci oldu” dedi.tiçi pazara ürün sunduklarına, bunun yanı sıra geleceğe yönelik büyüme hedeflerinde ihracatın büyük rol oynadığına dikkat çeken Mutlugil, şunları söyledi: “Şu anda 90’a yakın ülkeye ihracat yapıyoruz. Doğal olarak bu 90 ülkedeki pazar paylarımız birbirinden çok farklı. İhracat yaptığımız ülkeler arasında Avrupa ülkeleri, yüzde 30’luk payla ilk sırayı alıyor. 80’den fazla ülkeye yayılan dağıtım ağımız ile bir dünya markası olma yolunda edindiğimiz saygıdeğer yeri korumanın ve geliştirmenin yegâne yolunun ürün ve hizmet kalitemizde sürekliliği sağlamak olduğunu biliyoruz. Hedefimiz bir taraftan mevcut pazarlarımızı korurken, bir taraftan kendimize dünya üzerinde yeni pazarlar aramak ve aynı zamanda pazar payımızın düşük olduğu, Türk orijinli teknolojik ürünlere şüpheyle bakılan ülkelerde sunduğumuz ürünlerin kalitesiyle pazar payımızı artırmak. Bu da ancak üretime ve üretimde görevli personele yapılacak yatırımla mümkün.” Nüve olarak her yılın başında belirlenen kalite hedefleri arasına üretimde kullanılan tezgâh ve aparatların belli oranlarda yenilenmesi ve personel eğitimlerinin yer aldığını vurgulayan Mutlugil, bu stratejileri doğrultusunda 2009 yılında Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) 46’ncı yılı kutlamaları kapsamında ihracat dalında ödül aldıklarını söyledi. Mutlugil, “2010 yılında ise Dünya Gazetesi’nin İhracatın Yıldızları yarışmasında Nüve, 88 ülkeye yaptığı ihracatla pazar çeşitliliği dalında birinci oldu” diye konuştu.
62 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİUpeksGrup,yolyapımve kimyasallarındabüyüyorYol yapım kimyasalarının ithalatı ve satışının yanı sıra yol yapım konusunda kendilerine ait makine parkı ve dört ayrı yol ekibi ile emülsiyonlu sathi kaplama yaptıklarını söyleyen Sarp Meriç, “Yol kimyasalları konusunda 20 bin tonun üzerinde malzeme satışı yaptık” dediUpeks Grup Koordinatörü Sarp Meriç, bünyelerinde asfalt sektörüne yönelik faaliyet göstermek için 2001 yılında kurulan Upeks Yol Kimyasalları firması ile Türkiye’de birçok önemli yol projesine imza attıklarını açıkladı. 2001 yılında DSİ’nin ihtiyacı olan Gradall marka 35 adet ekskavatör ve Locatelli marka 15 adet vinç tedarik ederek asfalt sektörü bazında yatırımlar yapmak üzere Upeks Yol Yapım ve Kimyasalları’nın kurulduğunu dile getiren Sarp Meriç, yolun ömrünü artıran ve Avrupa şartnamelerinde yer alan bu kimyasalların TC Karayolları şartnamelerine girmesinde öncülük edildiğini ve gerek teknik açıdan gerekse tedarik açısından alıcı firmaların güveninin kazanıldığını kaydetti. Bunun yanı sıra yol yapım konusunda, kendilerine ait makine parkı ve dört ayrı yol ekibi ile altı seneyi aşkın süredir emülsiyonlu sathi kaplama yaptıklarını söyleyen Meriç, “Asfalt alanında gelişen teknolojileri yakından takip ederek Ar-Ge laboratuvarımızda kullanılacak olan kimyasalın analizini hem kendi işlerimiz için hem de müteahhit firmalar için ücretsiz olarak yapıyoruz. Ayrıca en uygun dizaynın belirlenmesinde yardımcı oluruz” dedi. İthal ettikleri ürünlerin arasında, soyulmayı önleyici asfalt katkı maddeleri, BSK aşınma tabakası için polimerler, geotextiller ve geogridler, çatlak dolgu malzemesi ve asfalt emülsiyonu için emülgatörlerin de bulunduğunu kaydeden Meriç, Türkiye’de görülen ağır trafik koşulları, gece gündüz arasındaki sıcaklık farklılıkları ve coğrafi yapı sebebiyle rampalı yollara sahip olunması gibi nedenlerle, kaliteli ve uzun ömürlü yollara sahip olunması için asfalt kimyasallarının kullanılması gerektiğinin altını çizdi. Meriç, “TC Karayolları bunun bilincinde olup şartnamelerinde bu malzemelerin kullanımını zorunlu kıldı. Firma olarak yol kimyasalları konusunda 20 bin tonun üzerinde malzeme satışı gerçekleştirdik” dedi. Karadeniz Giresun sahil yolu yapımına devam ediliyor Karadeniz Bölgesi’nde yaşadıkları agrega sıkıntılarından dolayı geçen senenin başında Upeks Maden firmasını kurduklarını belirten Meriç, “Tirebolu Harşit deresindeki taş ocağımıza Hartel marka 180 ton/saatlik bir konkasör almış bulunmaktayız. Bu yeni tesisimizde hem kendi ihtiyacımız olan agregayı üretiyoruz, hem de çevredeki asfalt ve beton firmalarına kum ve agrega ürünleri temin ediyoruz” şeklinde konuştu. Meriç, şu anda devam eden yol yapım işlerinin arasında 20 kilometrelik Espiye Kaşdibi Aralıcak Grup Yolu CRS-2 emülsiyonu ile çift kat sathi kaplama yapımının, 33 kilometrelik Espiye Direkbükü Ericek Grup Yolu CRS-2 emülsiyonu ile çift kat sathi kaplama yapımının, Ulubey Köylere Hizmet Götürme Birliği ile 100 kilometrelik temel, alt temel ve CRS-2 emülsiyonu ile çift kat sathi kaplama yapımının yanı sıra, 5 kilometrelik Yağlıdere Yazlık Köyü vasıta yolu CRS-2, 10 ki-“TÜRKİYE’NİN ŞARTLARI NEDENİYLE ASFALT KİMYASALLARININ KULLANILMASI GEREKLİ”İthal ettikleri ürünlerin arasında, soyulmayı önleyici asfalt katkı maddeleri, BSK aşınma tabakası için polimerler, geotextiller ve geogridler, çatlak dolgu malzemesi ve asfalt emülsiyonu için emülgatörlerin de bulunduğunu kaydeden Sarp Meriç, Türkiye’de görülen ağır trafik koşulları, gece gündüz arasındaki sıcaklık farklılıkları ve coğrafi yapı sebebiyle rampalı yollara sahip olunması gibi nedenlerle, kaliteli ve uzun ömürlü yollara sahip olunması için asfalt kimyasallarının kullanılması gerektiğinin altını çizdi.lometrelik Yağlıdere Ömerli Oruçbey ve Akdarı köy yolunun, 10 kilometrelik Yağlıdere Hisarcık Ortaköy Yazlık Ömerli Oruçbey ve Akdarı köy, toprak işleri ve emülsiyonlu sathi kaplama yapımının olduğunu söyledi. Bunun yanında, geçen sene başlayan 250 kilometrelik Karadeniz Giresun sahil yolu üzerindeki bütün arayolların ve CRS-2 asfalt emülsiyonu ile çift kat sathi kaplama yapımına devam ettiklerini vurgulayan Meriç, yol kimyasalları konusunda ise 20 bin tonun üzerinde malzeme satışı gerçekleştirdiklerini söyledi.Yiğit Akü, 1 milyon dolara Ar-Ge laboratuvarı kurduOtomotiv sektöründeki gelişmeleri yakından takip eden Yiğit Akü, elektrikli araçlar için gerekli olan lityum-iyon bataryaları üzerinde geliştirme çalışmaları yürütecek bir Ar-Ge laboratuvarı kurdu. 1 milyon dolarlık yatırımla kurulan laboratuvarın Avrupa’nın da sayılı Ar-Ge üstlerinden olmaya aday olduğunu söyleyen Yiğit Akü Genel Müdürü Hulki Büyükkalender, “Bir yıllık bir fizibilite süresinin ardından literatür araş-tırması yapıldı ve laboratuvar kurulumu tamamlandı” dedi. ArGe faaliyetleriyle firma olarak adından söz ettirmeyi hedeflediklerini dile getiren Hulki Büyükkalender, 66 bilim adamının görev alacağı laboratuvarla Türkiye’nin teknoloji çıtasını yükseltmeyi hedeflediklerini söyledi. Otomotiv sektöründe Ar-Ge çalışmalarının büyük önem taşıdığına ve Türkiye’de Ar-Ge yatırımlarına milli gelirden ayrılan payın yıllarca yüzde 1’in altında kaldığına dikkat çeken Büyükkalender, “Yiğit Akü olarak her yıl artan miktarlarda Ar-Ge çalışmalarına kaynak ayırıyoruz. 2002 yılında ciromuzun yüzde 0.5’ini araştırma ve geliştirme çalışmalarına yönlendirirken, bu rakamı 2008 yılında yüzde 2’ye çıkardık. 2011 yılında da ciromuzun yüzde 4’ü ile Ar-Ge çalışmalarını yürüteceğiz. Hedefimiz, elektrikli araçların aküsü olan li-on bataryalarının üretiminde Avrupa birincisi olmak” dedi. Türkiye’nin ilk ve tek hafızalı aküsü olan Prestige ile ilgili bilgiler veren Hulki Büyükkalender, sözlerine şöyle devam etti: “Prestige üzerinde taşıdığı garanti süreci sayacı sayesinde akünün kullanım süresince yaşadığı değişiklikleri hafızasına kaydediyor. Ayrıca Prestige akü sayesinde olası sorun durumlarında sorunun araçtan mı aküden mi kaynaklandığı Prestige akünün mikroçipleri ve ışıklı göstergesi sayesinde kolaylıkla anlaşılabiliyor. Türkiye’nin kablosuz veri aktarımı yoluyla haberleşebilen ilk ve tek aküsü olma özelliğini de taşıyan Prestige akü sayesinde elde edilen tüm veriler tüketicilerin cep telefonuna ya da bilgisayarlarına da aktarılabiliyor.”
28 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİGalat MezarıV. yüzyılda başlayan bir Klasik Çağ iskânı ile kalın bir Eski Tunç Çağ iskânı meydana çıkarılmıştır. Bitik’teki Eski Tunç Çağı kalıntıları bölgenin Doğu ve Batı Anadolu ile ilgisini belgeler. Etiyokuşu: Ankara’nın 5 kilometre kuzeyinde, Çubuk Çayı kıyısındadır. Buradaki kazı Prof. Şevket Aziz Kansu tarafından 1937 yılında Türk Tarih Kurumu adına yapılmıştır. En alt katta Eski Taş Devri tipte aletler ele geçmiştir. Onun üstündeki Eski Tunç Çağı kültürü Ahlatlıbel kültürü ile benzerlik gösterir. En üstte ise çeşitli devirlere ait büyük bir sarayın kalıntılarına rastlanmıştır. Akköprü: Varlık Mahallesi önünde ve Ankara Çayı üzerinde olup, Ankara’nın en eski köprüsüdür. 1222 yılında Selçuklu Hükümdarı I. Alaaddin Keykubat tarafından Ankara Valisi Kızılbey zamanında yaptırılmıştır. Kayabaşı Mozaiği: 1989 yılında Polatlı İlçesi, Kayabaşı Köyü’nde temel kazısı sırasında ortaya çıkarılan M.S. III. yüzyıla tarihlenen Roma Dönemi mozaiği, ev sahibi tarafından Anadolu Medeniyetleri Müzesine bildirilmiş ve müze tarafından kazısı aynı yıl gerçekleştirilmiştir. Yer darlığı nedeniyle taşınamayan mozaik, 1999 yılında başarılı bir çalışma sonucunda Gordion Müzesi’nin yeni bahçesine taşınmış ve yarı kapalı bir mekân içinde monte edilmiştir. Mozaiğin merkezinde hayvan motifleri, çevrede ise geometrik bezemeler yer almaktadır. Konservasyon ve restorasyon çalışmaları devam etmektedir. Gavurkale Örenyeri: Gavurkale, Haymana’ya bağlı Dereköy yakınında bulunmaktadır. Ankara’ya olan uzaklığı yaklaşık 40 km kadardır. Ankara - Haymana karayolu yakın zamana kadar Dereköy’ün içinden geçmekteydi. Bugün yeni açılan ve asfaltlama çalışmaları devam eden yol, Dereköy’ün dışından geçmektedir. Gavurkale’ye gidebilmek için önce Dereköy’e gitmek gerekmektedir. Dereköy’ün içinden sağa ayrılan toprak zeminli yol, 1 km sonra tek kemerli taş bir köprünün üzerinden geçer. Bu köprünün üzerinden sağa bakıldığında 600 m kadar ilerde Gavurkale tepesi görülmektedir. Gavurkale kalıntıları ilk kez 1861 yılında Ankara ve civarında araştırmalar yapan Georges Perrot tarafından görülmüş ve tanıtımı yapılmıştır. 1930 yılında Gavurkale kalıntıları AtaGordionYENİDEN İNŞA EDİLECEKKültür Bakanlığı’nın müdahalesi ile yok olmaktan kurtarılan ve Gordion Müzesi’nin yeni bahçesine taşınan Galat Mezarı, yakın zamanda yeniden inşa edilecek.Ahlatlıbel: Ahlatlıbel, Ankara’nın 14 kilometre güneybatısında Taşpınar Köyü - Gavurkale -Haymana eski yolu üzerindedir. Ankara’ya çok yakın olan bu Eski Tunç Çağı istasyonu Anadolu için önemli bir düz yerleşme birimidir. Ankara Roma Tiyatrosu Hisar Caddesi ile Pınar Sokak arasında yer alır. 1982 yılı sonunda bulunmuş, kurtarma kazılarına 15 Mart 1983’te Müzeler Genel Müdürlüğü’nce başlanmıştır. Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü de kazılan 1986 yılı sonuna kadar sürdürmüştür. Sonuçta M.S. II. asrın başına tarihlenen tipik bir Roma tiyatrosunun kalıntıları çıkarılmıştır. Bunlar arasında tonozlu parados binaları, döşemeli orkestra, seyirci oturma yerleri, sahne odasından arta kalan temel ve duvarların yanı sıra birçok heykel ve parçaları bulunmuştur. Kalecik Kalesi: Kalecik Kalesi, Çankırı’ya giden yol üzerinde Ankara’dan 78 km. uzaklıktadır. Modern kasabaya hakim olan simetrik koni biçimli bir tepenin üzerine kurulmuştur. Güneybatısındaki dağlara bir sırtla bağlanır ve Kızılırmak’a doğru uzanan ovada tek başına yükselir. Gordion: 1963 yılında bugün Yassıhöyük olarak tanınan 500 nüfusa sahip bir küçük köyün yanında kuruldu. Bugün Gordion Müzesi’nde kronolojik bir sergileme sunulmakta, her dönem karakteristik örneklerle temsil edilmektedir. Üç vitrinde Eski Tunç Devri eserleri, bunu takiben Kral Midas ile son bulan Erken Frig dönemine ait eserler yer almaktadır. Bu eserler içinde Erken Demir çağına ait el yapımı çanak-çömlekler, Erken Frig çağına ait Demir aletler, tekstil üretim aletleri sergilenmektedir. Yeni sergi salonunda Panoramik vitrin içinde M.Ö. 700 yıllarına tarih-lenen tahrip katına ait tipik bir yapı sergilenmektedir. Yeni salonun geri kalan kısmında M.Ö. 6 - M.S. 4. yüzyıla ait ithal edilmiş Yunan seramiği, Hellenistik Çağ ve Roma Dönemine ait malzemeler sergilenmektedir. Son bölümde ise ziyaretçiler Gordion’da ele geçen mühür ve sikke örneklerini izleme imkânı bulmaktadırlar. Galat Mezarı: 1954 yılında kaçak kazı sonucu ortaya çıkarılan mezar, daha sonra Gordion kazı ekibi tarafından “O” tümülüsü olarak adlandırıldı. Aradan geçen yarım yüzyıl sonunda anıt mezar insan ve doğanın tahribine uğradı. Kültür Bakanlığı’nın müdahalesi ile anıt eser yok olmaktan kurtarıldı. Müze uzmanları tarafından çeşitli çizimleri yapılan mezarın taş blokları numaralandırıldıktan sonra Gordion Müzesi’nin yeni bahçesine taşındı. Yakın zamanda yeniden inşa edilecek olan mezar, böylece insanlığın görüşüne sunulacak. Frig Tümülüsleri: Gordion çevresi geniş bir alan üzerinde M.Ö.8. asrın son çeyreği ile M.Ö. 6. asrın ortalarına kadar uzanan bir zaman dilimine tarihlenen çeşitli ölçülerdeki tümülüslerle kaplıdır. Tümülüsler Frig soyluları ve ileri gelen kişilerin mezarlarıdır. Bu tümülüslerin içinde 300 metrelik çapı, 55 metrelik yüksekliği ile ‘Midas Tümülüsü’ olarak tanınanı muhteşem bir görüntüye sahiptir. Midas Tümülüsü’nün kazısı 1957 yılında gerçekleştirilmiş, 1960li yılların başlarında Türk mühendisliğinin şaheseri beton destek konstrüksiyonunun tamamlanması sonucu halkın ziyaretine açılmıştır. Bitik Höyüğü: Bitik Höyüğü Ankara’nın 42 kilometre kuzeybatısındadır. Yukarıdan aşağıya doğru M.Ö.
30 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİtürk’ün de ilgisini çekmiş ve burada kazı ve araştırma yapılmasını istemiştir. Bunun üzerine Von Der Osten başkanlığında bir ekip kazı çalışmalarına başlamıştır. Doğal bir tepe üzerindeki kayalığın bir yüzü düzeltilerek yapılmış kaya kabartması, bindirme tekniği ile taşlar üst üste dizilerek oluşturulmuş bir yeraltı mezar odası ve kiklop tarzı örülmüş düzgün sur kalıntıları Gavurkale’de bugün görülebilen başlıca kalıntılardır. Kaya kabartması ve mezar odası Hitit döneminden kalmadır. Sur kalıntıları ise daha sonra aynı yere yerleşen Frigler’in dönemini yansıtmaktadır. Gavurkale kalıntıları: Gavurkale kalıntılarını anlatmadan önce 1936 - 1937 yılları arasında Gavurkale çevresinde araştırmalar yapan Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu’nun çalışmaları hakkında kısaca bilgi vermekte yarar var. Kansu, Babayakup deresi vadisinde ve bu vadinin üzerindeki kayalıklarda yaptığı yüzey araştırmalarında Çakmaktaşından yapılma paleolitik devre ait aletler bulmuştur. Bu aletlerin Gavurkale vadisinin taraça şeklini gösteren kısmında, kaya sığınaklarına kadar olan bölümde bulunmuş olması, Kansu’ya bu kayaların eteklerinde prehistorik bir atölyenin var olabileceği fikrini vermiştir. Gavurkale paleolitik kalıntıları, Ankara ve çevresinin yerleşim tarihinin çok eskilere kadar gittiğini bize gös-termesi açısından anlamlıdır. Sur Duvarları: Gavurkale tepesi etrafında gerek Hitit, gerekse Frig dönemine ait çeşitli sur ve duvar kalıntıları vardır. Bunlardan Hititlere ait olanların çoğu tahrip olmuş durumdadır. Görülebilen sur kalıntıları Frig döneminden kalmadır. Kiklop tarzında inşa edilen bu surlarda, taşların girintili ve çıkıntılı kısımları birbirine denk getirilerek sağlam ve düz bir duvar örülmektedir. Mezar Odası: Odanın şekli ve mimarisine dayanarak Von Der Osten buranın bir kült yeri olduğunu öne sürmüştür. Hitit ölü gömme metinlerinde de buranın bir kült yeri ve mezar odası olduğunu destekleyen bilgiler bulunmaktadır. Duvarların kısa tarafı dikine örülmüş, diğer taraflarda ise taş dizileri yukarı doğru sivri bir kemer oluşturacak şekilde dizilmiştir. Taş blokları fazla işlenmemiş dörtgen şeklindedir. Yer altı odası, Tantalos mezarını ve Ras Sıhamra’daki Isopata tipi yer altı mezarlarını anımsatmaktadır. Bu tür mezar mimarisi M.Ö. 2000’lerde Grit - Miken dünyasında çok kullanılmıştır. Augustus Tapınağı: Ulus’ta Hacıbayram Camii bitişiğindedir. M.Ö. yüzyılda Frigya Tanrıçası Men adına yapılmış olanATATÜRK’ÜN DE İLGİSİNİ ÇEKTİİlk kez 1861 yılında Ankara ve civarında araştırmalar yapan Georges Perrot tarafından görülen Gavurkale kalıntıları, 1930 yılında Atatürk’ün de ilgisini çekti ve burada kazı ve araştırma yapılmasını istedi.tapınak zamanla yıkılmıştır. Bugün kalıntıları bulunan tapınak son Galat hükümdarı Amintosun oğlu Kral Pylamenes tarafından Roma İmparatoru Augustus adına bir bağlılık nişanesi olmak üzere yaptırılmıştır. Bizanslılar zamanında çeşitli eklemeler yapılıp, pencereler açılarak kilise haline getirilmiştir. Etrafı sütunlarla kuşatılmış dört duvar halindedir. Yalnız iki yan duvarı ile kenarları işlemeli olan kapı kısmı eski hali ile ayakta durmaktadır. Planı Manisa’aki Artemis Tapınağı’na benzemektedir. Büyük kapıdan sella denilen tanrı evine ve Pronaos denilen üstü kapalı geçide girilir. Aslı Roma Tapınağında bulunan ve Augustus’un başardığı işleri gösteren Latince ve Yunanca dilleri ile yazılmış vasiyetnamesi bir yazıt ile bu tapınağın türbeye bitişik duvarlarına da konulmuştur. M.Ö. 43 -M.S. 14 yılları arasında geçen askeri ve siyasi olayları, imparatorluğun giderleri, inşaat faaliyetleri, şenlikleri vasiyetnamenin metninde belirtmiştir. Zir Vadisi: Tarihi İpek Yolu üzerinde Ankara-Ayaş karayolu üzerinde Sincan’a 6 km mesafede olup, etrafı kayalarla çevrili, ortasından Zir Çayı (Ova Çayı) geçen dar bir vadidir. Zir vadisinde meşhur Ankara armudu bahçelerini görebilirsiniz. Ayrıca burada ermeni mezarlığını görebilir, Kapodokya’yı andıran peribacalarıyla karşılaşabilirsiniz.AnıtlarMimar Sinan Anıtı: Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi’nin önündedir. 1956 yılında Türkiye Emlâk Kredi Bankası tarafından heykeltıraş Hüseyin Anka’ya yaptırılmıştır. En büyük mimarımız Mimar Sinan‘ın ayakta duran, kendine has giysileriyle mermer heykeli bulunmaktadır. Güvenlik Anıtı: Kızılay’da Güven Park içindedir. 1935 yılında Ankara taşından yapılmıştır. Türk ulusunun polis ve jandarmaya bir armağanı olduğundan dolayı Emniyet Anıtı da denilmektedir. Mithat Paşa Anıtı: Ulus’ta T.C. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü binasının yanındadır. 1966 yılında T.C. Ziraat Bankası tarafından İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi öğretim üyelerinden Heykeltıraş Prof. Hüseyin Anka’ya yaptırılmıştır. Ulus Cumhuriyet Anıtı: Ulus Meydanı’ndadır. Anıt, Kurtuluş Savaşı kahramanlarına Türk ulusunun bir armağanı olarak 1927 yılında dikilmiştir.
32 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİZafer Anıtı: Yenişehir’de Atatürk Bulvarı üzerinde, Ordu Evi önündedir. Atatürk’ün ayakta ve kılıcına dayanmış halde üniformalı, tunçtan yapılmış bir heykelidir. Zübeyde Hanım Büstü: İsmet Paşa Kız Enstitüsü binasının önündedir. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ ın büstü Türk Kadınlar Birliği Merkezi tarafından Türk analarının en büyüğüne armağan olmak üzere 31 Mart 1964 tarihinde dikilmiştir. Höyük ve Tümülüsler: Beştepeler Tümülüsü: Anıtkabir alanındaki tümülüslerde ilk kazı 1926 yılında Makridi tarafından yapılmıştır. 1945 yılında Anıtkabir alanında yapılan toprak düzeltmesi sırasında birkaç tümülüsün kaldırılması gerekmiş, iki tümülüs açılmış ve burada Friglere ait birçok çanak çömlek ile beraber aletler de ele geçmiştir. Uzmanlar bu tümülüslerin Gordion Frig mezarlarıyla çağdaş olduğunu meydana çıkarmışlardır. Yumurtatepe (Demetevler) Tümülüsü: Çiftlik - Demetevler Kavşağında Demetevlere giden yolun sol tarafında yer alır. 1986 ve 1987 kazı mevsimlerinde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğünce kazılmıştır. Yapılan kazılar sonucunda, tümülüsün tepesinde Eski Tunç Çağına ait küçük ve yuvarlak tek bir yapı ve içinde pişmiş toprak eserler ele geçirilmiştir. Kül Höyük: Oyaca Kasabası sınırları içinde olup, Ankara-Haymana karayolunun yaklaşık 50. kilometresinde sola ayrılan Boyalık, Culuk, Çalış ve Durupınar yolundan 1.5 km gittikten sonra yolun sağında ve 150 metre mesafededir. Orta büyüklükte höyüklerden olan Külhöyük’te, Anadolu Medeniyetleri Müdürlüğü Başkanlığında kazı çalışmaları yapılmaktadır. Karaoğlan: Karaoğlan, Ankara’nın 25 km. güneyinde ve Ankara-Konya yolu üzerindedir. Höyükte Kalkolitikten itibaren tüm uygarlık katları görülmektedir. Ankara Gölbaşı bölgesinde Hitit ve Frig katlarına sahip en önemli istasyonlardan birisidir. Ankara Mutfağı: Eski Ankara mutfağı evin büyük bir kısmını meydana getirirdi. Bir tarafta ocak ve tandır, bir tarafta kışlık erzakın muhafaza edildiği kiler bulunurdu. Kilerler genellikle iki katlı olur ve yu-karı kısmına müsandere denirdi. Mutfağın bir kenarına kağnılarla gelen odun kırılarak istif edilirdi. Mutfağın bir köşesinde de raflar dizilmişti. Yemekler yere serilen sofralarda yenirdi.kara), Topaç (Bala). Hamur İşi Yemekler: Bazlama, Cızlama (Ankara), Gözleme (Ankara), Nevzime (Ankara), Öllüğün Körü (Ankara), Su Böreği (Ankara). Tatlılar-Kompostolar-Hoşaflar: Ayva Boranası (Ankara), Bırtlak (Güdül), Datlaş (Ayaş), Ekir (Şereflikoçhisar), Fıslak (Ankara), Höşmerim (Ankara), Kabak Tatlısı (Arkatça K. Nallıhan), Karga beyni (Ankara), Kar Helvası (Ankara), Kaygana (Ankara), Köyler (Şabanözü-Polatlı), Omaç Helva (Bahşılı Keskin), Perçem (Beypazarı), Saraylı (Ankara), Tiltil Helvası (Ankara), Tuhafiye (Ankara), Zerdali Boranası (Ankara), Zerdali Hoşafı (Ankara). Ekmekler: Balamacın (Beypazarı), Bezetleme (Kızılcahamam), Bezdirme (Ankara), Gizleme (Kızılcahamam), Çepit (Bala), Ebem Ekmeği (Ankara), Göbü (Kalecik-Çiflik Köyü), Kabalı (Bala), Kartalaç (Haymana-Beypazarı), Kömbe (Ankara), Kete (Ankara), Saçkıran (Karahoca K.-Haymana), Şerit (Beypazarı), Şaplak (Haymana), Şebit (Güdül), Şipleme (Polatlı), Yarımca (Beypazarı).Ankara Yemekleri:Çorbalar: Aş Çorba (Ayaş-Ankara), Miyane Çorbası (Ankara), Dutmaç (Ankara), Tarhana Çorbası (Ankara), Keşkek Çorbası (Ankara), Toyga Çorbası (Ankara). Et Yemekleri: Ankara Tavası (Ankara), Alabörtme (SorgunGüdül), Calla (Ortabereket-Ayaş), Çoban Kavurması (Ankara), İlişkik (Demirtaş-Ankara), İrişkik (Sirkeli-Çubuk-Ayaş), İrişilik (Ayaş), Kapama (Ankara), Orman Kebabı (Ankara), Patlıcanlı Et (Ankara), Sızgıç (Ankara), Siyel (Ankara), Siyer (Ankara) Pilavlar: Bici (Güdül), Sebzeli Bulgur Pilavı(Ankara) Oğmaç Aşı (Beypazarı), Pıt Pıt Pilavı (Ankara) Köfteler: Kadınbudu Köfte (Ankara), Mücirim Köftesi (Ankara), Yumurtalı Köfte (Ankara), Tohma (Ankara), Tiritli köfte (Ankara) Dolmalar: Efelek Dolması (Ankara), Şirden Dolması (Ankara), Yalancı Dolma (Ankara), Yaprak Dolması (Beypazarı) Börekler-Çörekler: Altüst Böreği (Ankara), Ay Böreği (Ankara), Bohça Böreği (Ankara), Entekke Böreği (Ankara), Gömme (Beypazarı), Poğaça (Nallıhan), Homman (Akdoğan-Kızılcahamam), Kaha (Kalecik), Kol Böreği (Ankara), Papaç (Keskin), Pazar Böreği (Ankara), Yalkı (Kozalan-Beypazarı). Yemekler: Cancıran (Büyükafşar-Ankara), Bici Aşı (Beypazarı), Cılbır (Gürdül), Göçel (Beypazarı), Göter (Ankara), Kalle (Gürcü köyü-Kızılcahamam), Kapuska (Kalecik), Domates salçası (Kalecik), Keşkek Yemeği (Nallıhan), Köremez ( Karahoca, K.Haymana/Üçem K.Bala), Mıhlama (Kızılcahamam), Maç (Kılıçlar K.Ankara), Papara (Ankara), Saz (Başköy-Ankara), Tamtak İridi (An-
BAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ 33 FUAR 7“Ankara’dapatentvemarka başvurusayısıartıyor”Sınai hakların, özellikle sanayinin geliştiği bölgelerde ön plana çıktığını ifade eden Kaan Dericioğlu, üniversiteler ve teknoparklar kenti olan Ankara’da patent ve marka başvuru sayısının gün geçtikçe arttığını kaydettiAnkara Patent Genel Müdürü Kaan Dericioğlu, sınai hakların özellikle sanayinin geliştiği bölgelerde ön plana çıktığını vurgulayarak, üniversiteler ve teknoparklar kenti olan Ankara’da patent ve marka başvuru sayısının hızla arttığını dile getirdi. Bu yıl 47’inci kuruluş yılını kutlayan Ankara Patent’in temelini 1964 yılında attığını aktaran Dericioğlu, Türkiye’nin dördüncü, Ankara’nın ise ilk patent bürosu olduklarını hatırlattı. Patent bürosu olarak marka, buluş, tasarım, coğrafi işaret başta olmak üzere sınai haklar alanında danışmanlık ve vekillik hizmeti verdiklerini ve yalnız bu konulara odaklanmış bir özel sektör şirketi olduklarını belirten Dericioğlu, “Ankara Patent’in ana özelliği, toplumda büyük bilgi eksikliği olan bu konudaki açığı kapatmaya yönelik, başta personel yetiştirilmesi ve buna ilişkin eğitimin verilmesi olmak üzere, yasal düzenlemelerin hazırlanmasına ilişkin faaliyetlere katılmak ve öncülük etmektir. Bilgi çağına geçişte büyük eksikliği olan marka, patent ve tasarım veri tabanlarının oluşturulması ve bilgisayar ortamında hizmete sunulması Ankara Patent tarafından gerçekleştiriliyor. Ar-Ge faaliyetine ağırlık veren birçok büyük şirketin ihtiyacı olan patent mühendisi, marka uzmanı gibi personel Ankara Patent bünyesinde yetişiyor ve daha sonra bu şirketlerde görev alıyor. Ankara Patent personeli birçok büyük sivil toplum örgütündeki fikri haklar faaliyetlerine katkı sağlıyor” diye konuştu. Ankara Patent’in 23 Mart 1879 tarihinden 1995 yılına kadar yürürlükte kalabilen Türkiye’nin ilk ve tek patent kanunu olan İhtira Beratı Kanunu’nun yenilenmesi çalışmalarına katkı sağladığını hatırlatan Kaan Dericioğlu, “Devlet Planlama Teşkilatı bünyesinde kurulan özel ihtisas komisyonunda hazırlanan Kanun Tasarısı’nın raportörlüğü yapıldı. Bu taslak, 27 Haziran 1995 tarih ve 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname olarak gerçekleşmiş olup halen yürürlükte bulunuyor” dedi.
36 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ‘Bülbüloğlu,Türkiye’nin enbüyükvinciniüretti’Türkiye’nin en büyük vincini tasarlayarak imalatını tamamladıklarını söyleyen Önder Bülbüloğlu, “500 ton kapasiteli olan bu vinç, tamamen Türk mühendisler tarafından tasarlanarak üretildi” şeklinde konuştuTürkiye’de bir ilki gerçekleştirerek 500 ton kapasiteli bir vinç ürettiklerini kaydeden Bülbüloğlu Vinç Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Önder Bülbüloğlu, “Türkiye’nin Rus ortaklı büyük demir çelik yatırımı olan MMK-ATAKAŞ Metalürji AŞ projesi kapsamında Türkiye’nin en büyük vincini ürettik. 500 ton kapasiteli olan vinç tamamen Türk mühendisler tarafından tasarlandı ve geçen yıl sevkinin yapılmasının ardından devreye alındı” dedi. Proje kapsamında 165 adet vincin büyük bir bölümünün montajı tamamlanarak eksiksiz teslimini gerçekleştirdiklerini belirten Bülbüloğlu, proje kapsamında bir adet 400/100/20/10 ton,1 adet 500(400)/100/20/10 kapasiteli pota vinci, bir adet 280/80/20 ton ka- pasiteli şarj vinci, iki adet 120/20 ton kapasiteli tandish vinci, bir adet 150/30 ton, bir adet 100/20 ton, bir adet 80/20 ton, bir adet 60/15 ton ve 38 adet 40/10 ton kapasiteli gezer köprülü vinçlerinin yer aldığı bilgisini verdi. “Yeni siparişler aldık” Rusya Federasyonu’nun Kojuhovo ve Tereshkova’daki enerji santralleri için de BVS vinçleri tercih edildiğini kaydeden Bülbüloğlu, santrallerde iki adet 100 ton, iki adet 50 ton gibi çeşitli kapasitelerde BVS vinçlerinin çalışacağını söyledi. Bülbüloğlu, “Türkiye’nin her noktasında çalışan makinelerimizle ABD pazarına giren ilk Türk firma olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. ABD’ye vinç ihracatımız devam ediyor. Çift kiriş gezer köprülü vinçlerimiz için yeni siparişler aldık” bilgisini paylaştı. 2006’da 20’inci kuruluş yılını kutlayan Bülbüloğlu Vinç Sanayi’nin, bugün 34 ülkeye ihracat gerçekleştirdiğinden bahseden Bülbüloğlu, 350 çalışanı, 37 bin metrekarelik kapalı alana sahip üretim tesisleri ile Ankara ve İstanbul’da bulunan satış ofislerinin yanı sıra, yurtiçi ve dışında birçok bayilerinin bulunduğunu söyledi. Kazandıklarını yatırım olarak firmaya geri döndürdüklerini ve şu anda yılda 600- 700 adet vinç yaptıklarını aktaran Önder Bülbüloğlu, “Bülbüloğlu Vinç Sanayi olarak, imalat ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren çeşitli müşterilerin ihtiyaç ve taleplerine yönelik monoray, gezer köprülü, portal ,pergel ,ağır tonajlı ,ex-proof, proses vinçleri ve çelik konstrüksiyon yapıların imalatını gerçekleştiriyoruz” açıklamasını yaptı. Ürünlerinin, kullanım alanları ve müşterilerin amaçları doğrultusunda 1 ton hafif tonajlı yüklerden, 120 ağır tonajlı yüklere kadar çeşitlilik gösterdiğini dile getiren Bülbüloğlu, Ayrıca 120 ton ve üzeri kapasitelerde proses vinçleri olarak tabir edilen özel amaçlı vinçler de imal ettiklerini ifade etti. Bülbüloğlu, bu imalatların yanı sıra, İtalya ve İspanya gibi Avrupa ülkelerinden kaliteli vinç ekipmanları ithal ederek, sektörlerin tüm kaldırma taşıma makineleri taleplerine cevap verebildiklerini vurguladı. Müşterilere en iyi kaliteyi sunmanın firmanın en önemli hedefi olduğunun altını çizen Bülbüloğlu, “İhracat yapıyor olmamızın, yurtdışındaki müşterilerin bizleri tercih ediyor olmasının en önemli nedeni mühendislik yeteneklerimizdir. BVS markası dünya markası olarak biliniyor. Dolayısıyla firmamıza olan talep arttı, satış yapmamız daha kolay hale geldi. Moskova’nın en büyük enerji santralinde Bülbüloğlu vinçleri var. 2008 yılında Rusya’nın farklı bölgelerinde yer alan Gaz Çevrim İstasyonu Enerji Santralleri için 90+25ton, 110 ton, 50 ton gibi farklı kapasiteli vinçler imal edildi ve montajı tamamlandı. Halen imalatı devam eden yeni vinç siparişleri almış bulunuyoruz” ifadesini kullandı. 20 araçtan oluşan filoları ile kesintisiz servis hizmeti sunduklarının altını çizen Bülbüloğlu, servis, bakım veya yedek parça hizmetlerinin Sincan fabrikasından yürütüldüğünü dile getirdi. Firmalarının teknolojinin yeni imkânlarını sürekli olarak üretimine yansıttığını savunan Bülbüloğlu, bilgisayar destekli tasarım yaptıklarını ve bir kısım imalatlarında bilgisayar teknolojisinden yararlandıklarını dile getirdi. Tüm tasarımların da kendilerine ait olduğuna işaret eden Bülbüloğlu, halen Ar-Ge destekli yeni ürün tasarımlarına ve modernizasyon çalışmalarına devam ettiklerini kaydetti. “FEM standartlarına uygun TUV’den onaylı “DIN EN ISO 9001:2000” kalite, “CE Uygunluk Belgesi”, “DIN EN ISO 38342” Kaynak Kalitesi Uygunluk Sertifikası, “OHSAS 18001” Mesleki Sağlık ve Güvenlik Yönetim Sistem Sertifikası , “ISO 14001:2004” Çevre Yönetim Sistem Sertifikası, “GOST-R” Rusya Kalite Belgesi ve “ ROSTEKHNADZOR (RTN)” Kullanım İzin Belgesi’ne sahip olduklarını belirten Bülbüloğlu, “1 tondan 500 tona kadar yaptığımız bütün işler FEM standartlarına uygun. Dünya standartlarında üretim yapan firmamız ve ismimiz dünyanın tüm ülkelerinde artık bilinir hale geldi” görüşünü aktardı. Proses vinçlerinin, standart vinçlerden daha yoğun mühendislik çalışmaları gerektirdiğinden imaj açısından önemli olduğunu ifade eden Bülbüloğlu, “Karlılık açısından iki vinç türü arasında fark yok hatta belki proses vinçleri çok daha uzun sürelerde üretildiği için daha düşük marjlar elde ediyoruz. Ancak işlerin mahiyeti çok büyük. Özellikle proses vinçlerini ihraç etmemiz Türkiye’nin imajının iyileşmesine katkıda bulunmuştur. Çünkü gelişmiş ülkelerden sipariş almak kolay değil. Bize manevi tatmin de veriyor, tanınırlık da sağlıyor, dolayısıyla standart vinçlerin ve proses vinçlerinin getirileri çok farklı” şeklinde konuştu.34 ÜLKEYE İHRACATRusya Federasyonu’nun Kojuhovo ve Tereshkova’daki enerji santralleri için BVS vinçleri tercih edildiğini kaydeden Önder Bülbüloğlu, firmalarının 34 ülkeye ihracat gerçekleştirdiğini söyledi.
40 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ‘EserYeşilBinası,LEEDPlatin’in Türkiye’dekiilksahibioldu’Amerikan Yeşil Bina Konseyi tarafından geliştirilen ve bütün dünyada uygulanan LEED Sertifikaları arasında en yüksek kademeli olan ‘LEED Platin Sertifikası’nı Türkiye’de ilk kez Eser Yeşil Binası aldı. Binanın, daha az enerji tüketimi hedeflenerek tasarlandığını dile getiren Eser Holding Yönetim Kurulu Üyesi Cem Adiloğlu, binanın yanında bulunan Eser Yeşil Park projesinin yapımına da başlanıldığını ifade etti. Eser Holding şirketlerini aynı çatı altında toplamak amacıyla Ankara Yıldız’da 2010 yılında faaliyete geçirilen Eser Yeşil Binası’nın Türkiye’de uygulanan en yüksek standartlı yeşil bina sistemleri kullanılarak inşa edildiğini dile getiren Cem Adiloğlu, Eser Yeşil Binası’nın LEED Platin Sertifikası’nın almaya hak kazandığını dile getirdi. Binanın 7 bin 500 metrekarelik kapalı alanı bulunduğu bilgisini veren Adiloğlu, “Türkiye’deki muadil bir binaya göre yarı yarıya az enerji tüketen bina, enerjisinin ciddi bir kısmını da kendi bünyesinde üretiyor. Düşük enerjinin yanında, benzerlerinden farklı olarak enerji sistemlerinde yüksek performans hedefleyen binada çok gelişmiş birçok sistem hibrid olarak, bir otomasyon sistemiyle bütünleştiri-HAVA VE IŞIK KALİTESİ DÜŞÜNÜLDÜBinanın, çalışanların konforunu en üst seviyede tutacak bir yapıda planlandığının altını çizen Cem Adiloğlu, çalışanların konforu için bina içindeki hava kalitesi ve ışık miktarının düşünüldüğünü aktardı.rekliliği göz önüne alınarak, benzer modern bina uygulamalarının çok üzerinde tutuldu. Bunlar otomasyon sistemleriyle yönetiliyor” dedi. Binada çalışanlar için çeşitli sosyal imkânların da bulunduğunu dile getiren Adiloğlu, 100 kişilik konferans salonunun şirket içi eğitimler için kullanıldığını belirterek, her ay konusunda uzman bir konuk ile konferansların düzenlendiğini kaydetti. “Öğrencilere yeşil enerjiyi tanıtacağız” Yeşil bina kavramının ve amacının adının dışına taşıtığını dile getiren Adiloğlu, amacın sadece yaşanan binanın enerji verimliliği değil; çevreye de katkı sağlamak olduğunu aktardı. Bu konuda daha da ileri giderek, bulunduğukları mahalleye ve ilçeye de katkı sağlamayı hedeflediklerini anlatan Adiloğlu, “Eser Yeşil Binası’nın yanına Eser Yeşil Park adı verilen ‘Yeşil Enerji Tema Parkı’nın yapımına başladık. Hedefimiz ilköğretim öğrencilerine yeşil enerji kavramını, küçük ama gerçek ve çalışan örneklerle göstermek ve bu konudaki gerekli bilinci sağlamak. Parkta güneş, rüzgâr ve su enerjilerini sergilemek için küçük çaplı güneş panelleri, rüzgar türbini ve hidrolik türbin yer alacak” dedi.lerek kullanıldı” şeklinde konuştu. Binanın, çalışanların konforunu da en üst seviyede tutacak bir yapıda planlandığının altını çizen Adiloğlu, çalışanların en yüksek verimde çalışabilmesi bina içindeki hava kalitesi ve ışık miktarının da düşünüldüğünü aktardı. Adiloğlu, “Hava kalitesi ve ışık miktarının en uygun seviyelerde olması ge-
BAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ 41 FUAR 15ASELSAN,cirosunun yüzde7’siniAr-Ge’yeayırıyorTürkiye’de 200’den fazla yerli firmaya yan sanayii olarak iş yaptıran ASELSAN, bünyesindeki 2 bin 208’ü mühendis, 3 bin 875 personel ile her yıl cirosunun yüzde 7’sini Ar-Ge faaliyetlerine ayırıyor. ASELSAN’ın Ar-Ge harcamalarının, Türkiye’deki tüm savunma sanayi firmalarının araştırmaya ayırdığı payın iki katı olduğunun altını çizen ASELSAN Elektronik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi yetkilileri, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin teknoloji gereksinimini karşılayan en önemli milli kaynak olan ASELSAN, uluslararası savunma pazarındaki etkinliği ve pazar payını artırmak üzere çalışmalarına devam ediyor. ASELSAN, yurtdışına direkt satışın yanı sıra ürünlerinin teknoloji transferi ile ortak üretim çalışmalarını da içerecek şekilde ihracat gerçekleştiriyor” dedi. ASELSAN’ın geniş bir ürün yelpazesi bulunduğunu belirten yetkililer, yeni geliştirilen ASELPOD hedefleme podunun ve insansız kara araçlarının savunma sanayi fuarı IDEF2011 Uluslararası Sanayii Fuarı’nda ilk kez ziyaretçilere tanıtıldığını kaydetti. Fuarda bin 800 metrekarelik alanda hava savunma sistemlerinden anayurt güvenliğine, deniz sistemlerinden caret Anonim Şirketi yetkilileri, IDEF 2011 ile ilgili şu bilgileri verdi: “ASELSAN, fuarda ayrıca TSK envanterinde yer alan Kalkan hava savunma radarı ve Alper gemi LPI radarını sergilendi. Geliştirmekte olduğu yeni radar sistemlerinden; hava savunma füze ve top sistemleri arama ve atış kontrol radarları ile sahil gözetleme radarı ve sentetik açıklıklı radar da IDEF 2011’de sergilendi. Ayrıca radar elektronik taarruz sistemi ve ASELSAN tarafından geliştirilen MİLKAR5T serisi sırt tipi karıştırma sistemleri de IDEF 2011’de yer aldı. Alanda ASELSAN ürünü gelişmiş Taktik Saha Muhabere Sistemi (TASMUSG) ve yazılım tabanlı telsiz sistemleri, kripto ve bilgi güvenliği ürünleri, uydu haberleşme sistemleri, profesyonel haberleşme ürünleri ve kamu güvenliği sistemleri de sergilendi. Ayrıca kara platformu üzerine entegre edilmiş hava savunma füze sistemleri, ihracatı gerçekleştirilen Stabilize Top (STOP), denizaltı savunma harbi sistemi ve sualtı akustik sistemlerinin de aralarında bulunduğu çok geniş bir yelpazede yeni ürünler TSK ve müttefik ülke kuvvetlerinin beğenisine sunuldu.”elektro-optik sistemlere, haberleşme sistemlerinden radar ve elektronik harp sistemlerine, güdüm ve seyrüsefer sistemlerinden aviyonik sistemlere kadar çok geniş bir yelpazede ürünlerin sergilendiğini dile getiren yetkililer, başta Azerbaycan, Kazakistan, Pakistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer ülke silahlı kuvvetleri olmak üzere 37 ülkeye direkt satışın yanı sıra ürünlerin teknoloji transferi ile ortak üretim çalışmalarını da içerecek şekilde ihracat gerçekleştirdiklerini kaydetti. ASELSAN Elektronik Sanayi ve Ti-ASELSAN, IDEF 2011’DE ÜRÜNLERİNİ TANITTIGeniş bir ürün yelpazesine sahip olan ASELSAN, yeni geliştirilen ASELPOD hedefleme podunu ve insansız kara araçlarını, IDEF-2011 Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı’nda ilk kez görücüye çıkardı.
42 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ“Otomotivde1milyonadetsatışa ulaşılmamasıiçinhiçbirsebepyok”Otomotiv sektöründe yılın ilk çeyreğinde 181 bin adedin üzerinde satış gerçekleştiğini belirten Ağaçlı Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ağaçlı, yıl sonunda satış rakamının 1 milyon adede ulaşabileceğine işaret ettiOtomotiv sektörünün 2010 yılını tarihi bir rekorla kapattığını hatırlatan Ağaçlı Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ağaçlı, otomobil ve ticari araç olarak 760 bin 913 adet satışın yapıldığını, 2011 yılının ilk çeyreğinde ise 181 bin 631 adet satışın gerçekleştiğini ifade etti. Ağaçlı, “Geçen senenin ilk üç ayında ise 103 bin 36 adet satış gerçekleşti. Bu açıdan bakıldığında pazarın 1 milyon adete ulaşmaması için hiç bir neden görünmüyor. Yılın 2’nci yarısında ise seçim sonrasını düşünerek satışların en kötü ihtimalle 850 bin adete ulaşacağını tahmin ediyoruz. Orta vadeli olarak, otomotiv pazarı bundan sonraki yıllarda da bu rakamların altına düşmeyecektir” dedi. Markaların Türkiye’de çok ciddi yatırımları olduğunun altını çizen Ağaçlı, otomotivdeki satış trendinin devamlı artması ve üretim maliyetlerinin diğer ülkelere kıyasla Türkiye’de daha avantajlı olmasının, Türkiye’yi markalar için cazip kıldığını belirtti. Sektördeki yoğun rekabet nedeniyle hem üretici hem bayi kanadının siparişleri önceden belirlemek zorunda olduğunu anlatan Ağaçlı, zamanlamada yaşanabilecek en ufak aksaklıkların bile rekabette ciddi sıkıntılar yaratabileceğini kaydetti. Ağaçlı, “Rekabet içindeki markalar her gün yeni bir kampanya ve yeni bir krediyle arzı artırmaya çalışıyor. Herkes pazardan istediği payı almak için satış argümanları yayınlıyor. Sektördeki en önemli yapısal değişiklik artık tüm markaların müşteri memnuniyeti odaklı çalışması. Bunun için yeterli showroom ve servislerin yanı sıra yeterli ve eğitimli personellerle çalışmak zorundayız. Markaların çoğaldığı bir rekabet ortamında sadece ürün değil, bayilerin yapısal kadroları da çok büyük bir etken haline geldi” şeklinde konuştu. Sektörün geleceğine umutla baktıklarını vurgulayan Ağaçlı, rekabetin otomotiv sektöründe üretimden satıcısına kadar kaliteyi artıracağına inandıklarını kaydetti. Bu iyimser tabloya karşın otomotiv sektörünün de kendi içinde sıkıntıları bulunduğuna dikkat çeken Ağaçlı, “Bunlardan en önemlisi kâr marjları. Çok ciddi anlamda yatırımlarla kurulan plazalar ve showroomlarda satış kanadında çok ufak kâr marjlarıyla başlanıyor. Bunun yanında kalifiye personeli elde tutmak zorlaşıyor. Müşteri memnuniyetini artırmaya yönelik masraflar çoğalıyor. Satış sonrasında servisinden yedek parçasına kadar ciddi yatırımlar ve finansman gerekiyor. Distribütör firmaların stok baskısı ve hedef baskısı her ay çoğalarak artıyor. Çözüm olarak, güçlü ve zamana ayak uydurabilen bayiler bunları aşacak ve rekabette ayakta kalarak güçlenecektir” diye konuştu.1972’de kurulan ve Ağaçlı Şirketler Grubu’nun nakliye, imalât, akaryakıt, sigorta hizmetleri, otomotiv taşımacılığı, satışı ve servisi gibi birçok alanda faaliyetlerine devam ettiği bilgisini veren Ağaçlı, Fiat ve Ford yetkili bayi olarak hizmet verdikleri Ankara Ümitköy’de aynı zamanda Koç Allianz ve Axxa Oyak Sigorta Yetkili Acenteliği de yaptıklarını aktardı. “Shell bayileri arasında Türkiye birincisiyiz” Shell ve Petrol Ofisi bayisi olarak akaryakıt dağıtımı ve istasyon ağıyla da müşterilerine hizmet verdiklerini belirten Ağaçlı, “Shell istasyonumuzda verdiğimiz kaliteli hizmet ve ürün satışı ile yüksek satış hedeflerini tutturarak, dünya birincisi olan Shell markasının Türkiye birincisi olduk” dedi. Aynı şekilde Petrol Ofisi bayisi olarak istasyonlarında müşteri odaklı çalışmalarına devam ettiklerini söyleyen Ağaçlı, 2011 yılında elde edilen başarıların sürdürülebilirliğini yakalamaya çalışacaklarını dile getirdi. Akaryakıt sektöründe yaşadıkları sorunlara değinen Ağaçlı, şöyle konuştu: “Gerek hükümetin yakıt satış, vergi ve ithalat ihracat politikaları, gerekse piyasada yaşanan haksız rekabet olsun, kâr marjlarının düşürülmesi, sıklaşan zam uygulamaları ile tüketicinin alım gücünün düşürülmesi ve dolayısıyla akaryakıt bayilerinin ana dağıtıcı firmalar tarafından verilen hedeflere ulaşmasında sıkıntı yaşaması gibi durumlar sektörün önemli sorunları. Bunu önlemek amacıyla EPDK tarafından başlatılan denetleme çalışmalarının 2011-2012 yılında daha da verimli sonuçlar doğuracağını umut ediyoruz.” Römork ve dorse imalâtında ise, pazarın tedirgin olduğunu ve bu yılı durağan geçirdiklerini anlatan Ağaçlı, “2011 yılının ilk çeyreğinde pazarda hızlı bir toparlanma olduğunu ve krizin etkisinin giderek azaldığını görüyoruz. Bu duruma paralel olarak ilk çeyrek firmamız için oldukça hareketli geçti” açıklamasını yaptı. İmalâtta rekabetin son derece çetin olduğunu vurgulayan Ağaçlı, piyasada belgesiz üretim yapan firmaların haksız rekabet ortamı oluşturduğuna dikkat çekerek “Gelecek süreçte milli kalitemizin artması ve haksız rekabetin önlenmesi için belgeli imalâtın denetlenmesini umuyoruz. İmalat alanında; belgesiz imalat, sürekli değişen ham madde fiyatları, değişken döviz kurları, kalifiye personel sıkıntısı yaşıyoruz. Hammadde fiyatlarının denetim altına alınması, imalât yerleri için gerekli yasal izin ve onayların alınması için gerekli yaptırımların oluşturulması, kalifiye personel sıkıntısının giderilmesi içinse yeterli eğitim ve öğretim kurumlarının oluşturulması ile söz konusu sorunların giderileceğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu. “Nakliye ve lojistikte kan kaybı sürüyor” Krizden çıkan nakliye ve lojistik sektörünün, 2010 yılında gösterdiği yükselişin bu yıl da aynı hızla devam etmesini beklediklerini kaydeden Ağaçlı, “Nakliye ve lojistik açıdan, 2010 yılında büyük bir ivme ile artan başta otomotiv ve beyaz eşya ürünleri olmak üzere ihracat taşımaları, 2011 yılı ilk aylarında da aynı hızla devam etti. İthalatta ise ileri teknoloji ürünleri ve kimyevi ürünler başta olmak üzere yüksek artış gösteriyor. Krizden çıkan sektörün kendini rahatlatabilmesi için, 2010 yılında gösterdiği yükselişin 2011’de de hızla devam edeceği beklentisindeyiz” ifadesini kullandı.“BAYİLERİN ÖNEMİ ARTTI”Sektörde artık sadece ürün değil, bayilerin de çok önemli hale geldiğini söyleyen Adnan Ağaçlı, “Bunun için yeterli showroom ve servislerin yanı sıra yeterli ve eğitimli personellerle çalışmak zorundayız” dedi.
BAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİ 43 FUAR 17Göçmaksan,3tonluksilindirin seriüretiminebaşladıTürkiye’nin ilk 3 tonluk silindirini ürettiklerini belirten Tuğba Göçmen, “Seri üretim ve teslim süremizle yurtdışı firmalarla rekabet ediyoruz” dediEl aletleri üretmek amacıyla 1960 yılında kurulan Göçmaksan Makine Sanayi, Türkiye’nin ilk 3 tonluk silindirinin seri üretimine başladı. Endüstriyel Tasarım Ödülü’ne de layık görülen firmalarının aldığı talepler üzerine hafif inşaat makineleri üretimine 2009 yılında başladığını hatırlatan Göçmaksan Makine Sanayi İhracat Müdürü Tuğba Göçmen, 2011 yılı başlarında da Türkiye’nin ilk 3 tonluk silindirini üreterek seri üretime geçtiklerini ifade etti. Göçmen, “Türkiye’de ve dünyada üreticiler var. Ancak size rakip olması için sizin ürününüze benzer ürün üreticisi olması gerekir. Yurtdışında birkaç üretici firma var ancak biz seri üretim ve teslim süremizle de rekabet sorununu ortadan kaldırmış durumdayız” dedi. Ürettikleri inşaat demiri kesme ve bükme makinelerini 56 ülkeye ihraç ettiklerini söyleyen Tuğba Göçmen, üretimlerinin yüzde 65’ini ihraç ettiklerini dile getirdi. İnşaat demiri kesme ve bükme makineleri alanında Türkiye pazarının yüzde 90’ına hâkim olduklarını iddia eden Göçmen, firmalarının ISO TSEK, GOST-R ve UKR SEPRO belgesine sahip ürünleri ile alanında bir dünya markası haline geldiğini ifade etti. Gümrüklerde uygulanan yüksek vergi oranlarının alımları düşürdüğünü vurgulayan Göçmen, “Bir ülkeye çok daha fazla ürün verebilecekken yüksek vergilerden dolayı alımlar düşüyor. Ülkeler arasındaki gümrük anlaşmalarının artmasıyla bu sorunun aşılacağını düşünüyorum” diye konuştu. Yurtdışında ve yurtiçinde yaygın servis ağına sahip olduklarını ifade eden Göçmen, ürünlerin parçalarının yüzde 90’ını şirket bünyesinden temin ettiklerini dile getirerek, “Dışa bağımlılığı en alt düzeye indiren firmamızın ürün teslimi de stoklarımızdan yapılıyor. Müşteri odaklı çalışma sistemini sürdürürken, yeni teknoloji ve gelişmeleri de sürekli takip ediyoruz” açıklamasını yaptı. Yaşanan krizin ardından dünyanın bir toparlanma süreci yaşadığını hatırlatan Göçmen, sıkıntılı dönemin ardından bu kadar yoğun talep beklemediklerini be-56 ÜLKEYE İHRACATİnşaat demiri kesme ve bükme makinelerini 56 ülkeye sattıklarını söyleyen Tuğba Göçmen, üretimlerinin yüzde 65’ini ihraç ettiklerini kaydetti.lirterek, stoklarının tükendiğini ve yerine ürün koymakta güçlük çektiklerini kaydetti. 2011’in ilk çeyreğinin çok hareketli geçtiğini aktaran Göçmen, “Planlarımız arasında satış portföyümüzü yüzde 20 büyütmek vardı. Daha yılın ilk çeyreğinde bu rakamı yakalamak üzereyiz. Yıl sonunda hedeflerimizin daha da iyisini yapacağımızı umut ediyoruz” dedi.
44 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİSeğmen,tahinlipekmez vereçelide‘tüp’esoktuÜretimini 2008 yılından itibaren Sincan OSB’deki tesislerinde sürdüren Seğmen’in, yeni ürün çeşitlerinin yanı sıra değişik ambalaj seçenekleri ile tüketiciye sunulduğunu kaydeden Cengiz Seğmen, “Üretim parkına yeni katılan tüp makinesi ile bal ve fındık kremasının yanı sıra ilk kez tahinli pekmez ve reçeli tüp içinde piyasaya sunduk” dediİHRACATTA BÜYÜK PAY REÇELİN2010 yılında Kıbrıs, Fas, İngiltere, Almanya ve Ukrayna’ya bal, reçel ve helva ihraç ettiklerini söyleyen Cengiz Seğmen, “Bu ihracatımızın yüzde 60’ını reçel, yüzde 20’sini bal ve yüzde 20’sini helva oluşturdu” dedi.Reçel, bal, helva ve baharat olmak üzere geniş bir ürün yelpazesine sahip olan Seğmen Kardeşler, ürünlerini değişik ambalaj seçenekleri ile tüketiciyle buluşturuyor. Almanya’da yaptırılan özel tasarlanmış altı ve üstü altıgen olan kavanozların büyük ilgiyle karşılandığını kaydeden Seğmen Kardeşler Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Seğmen, üretim parkına yeni katılan tüp makinesi ile bal ve fındık kremasının yanı sıra ilk kez tahinli pekmezi ve reçeli tüp içinde piyasaya sunduklarını söyledi. 2010 yılında bir önceki yıla göre yüzde 20 oranında büyüdüklerini dile getiren Seğmen, 2011 ve 2012 yıllarında da bu istikrarlı büyümeyi sağlayarak 50 milyon doların üzerinde bir ciro hedeflediklerini dile getirdi. Ankara Siteler’de 1970’li yıllarda ilk fabrikasını kuran Seğmen’in, 1975’te alınan ilk yatırım teşvik belgesi ile Avrupa’dan son teknoloji makineler ithal ederek üretim parkının geliştirildiğini ve üretim kalitesinin bir üst düzeye çıkarıldığını kaydeden Cengiz Seğmen, 2008 yılından itibaren üretimlerine, 18 bin metrekare açık ve 12 bin metrekare kapalı alanı bulunan Sincan OSB’deki tesislerinde devam ettiklerini ifade etti. Bu tesisin komple yeni makinelerle sıfırdan kurulduğunu kaydeden Seğmen, “Seğmen’de üretim süreci, hammadde alımından başlayıp ürünün son tüketiciye ulaşmasına kadar süren her aşama, ISO ve HACCP kalite güvence sistemi dahilinde kontrol ediliyor” dedi. 2011 yılında alınan Helal Belgesi’nin üretimde gösterilen hassasiyetin bir göstergesi olduğunu belirten Seğmen, üretim sürecinin tüm kademelerinin gelişmiş laboratuvarda, gıda ve kimya mühendisleri kontrolünde ve standartlara uygun olarak gerçekleştirildiğini vurguladı. Seğmen, firmanın geniş üretim yelpazesi içinde reçel, diyabetik reçel, light reçel, marmelatlar, bal, tahin, pekmez, tahinli pekmez, helva, diyabetik helva, baharat, fındık ezmesi, tüp ürünler, endüstriyel soslar, dondurma sosları ve komposto bulundu-ğunu belirtti. Yeni tesislerinde, günlük 50 ton reçel üretebilen üç adet pastörize reçel hattı kurulduğunun altını çizen Seğmen, “Reçel üretimi, geleneksel damak tadına uygun olarak, mevsiminde işlenen eksi 40 derecede şoklanarak, tazeliğini yitirmeden muhafaza edilen meyvelerden yapılıyor” dedi. Hiçbir suni renk, koku maddesi veya kimyasal kullanmadan tamamıyla tabii meyvelerden reçel üretimi yapıldığını söyleyen Seğmen, imalâtın her aşamasının elektronik olarak kontrol edildiğini belirtti. Seğmen’in geleneksel reçel üretimlerinin yanında Türkiye’de yetişmeyen ananas, mango, papaya gibi tropikal meyvelerden oluşan reçel çeşitlerini de beğenilere sunduğunu kaydeden Seğmen, çeşitleri arasında Osmanlı’nın özel ziyafetlerinin vazgeçilmez parçası olan Frenk üzümü, hünnap, kiraz, incir, böğürtlen, ahududu, karadut gibi çok özel meyvelerden yapılan ürünlerin de bulunduğunu ifade etti. Seğmen,bunların yanı sıra vişne, çilek, kayısı, kivi, ayva, portakal, turunç, kuşburnu marmeladı, kızılcık marmeladı ve beş ayrı kırmızı meyveden oluşan “Beşibiryerde” karışık reçellerinin bulunduğunu belirtti. Ege Üniversitesi ile işbirliği Seğmen’in en önemli ve tercih edilen ürünlerinden birisinin de bal olduğunu dile getiren Seğmen, yeni tesislerinde ciddi bir yatırımla bal pastörize hattının kurulduğunu ifade etti. Bu sayede balların daha uzun raf ömrüne sahip olmasının yanı sıra, doğal, sağlıklı ve güvenilir olarak piyasaya sunulduğunu vurgulayan Seğmen, Bingöl, Hakkari, Diyarbakır, Marmaris, Muğla ve Aydın’daki arıcılık belgesine sahip olan üretici köylülerden alınan bal numunelerinin kendi laboratuvarlarına geldiğini, burada tahlil edildikten sonra uygun görülmesi halinde numunenin geri kalanının fabrikaya gönderildiğini kaydetti. Gelen balın numuneler ile karşılaştırıldığını söyleyen Seğmen, uygun olması durumunda fabrikaya girişinin yapıldığını dile getirdi. Tahlillerin bazılarının uluslararası standartlar gözetilerek kendi laboratuarlarında, bazılarının ise Ege Üniversitesi’nde yapıldığı bilgisini veren Seğmen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Üniversite tarafından da onaylanınca, balların dolumuna başlanır. Yurtdışına da verilecek balların aynı şekilde çok sıkı kontrolleri ve takibi yapılıyor. Çünkü ihracat amaçlı balların kontrolleri Başbakanlık denetleme elemanları tarafından yapılıyor. Seğmen, Kıbrıs, Fas, Moğolistan, Ürdün, Umman, İngiltere, Almanya, Moldova, Ukrayna ve daha birçok ülkeye ihracat yapıyor.” Modern, teknolojiye uygun ve hijyenik koşullarda helva üretimine devam ettiklerini söyleyen Seğmen, baharatın da ürün çeşitliliği içinde önemli bir yerinin olduğunu söyledi. Seğmen, yurtiçi ve yurtdışından temiz ışınlanmış baharatların, kalite kontrolünden sonra standardize edilerek, tat ve mikrobiyolojik özelliklerini kaybetmeden piyasaya sunulduğunu ifade etti. Seğmen, pazarda kendi markaları ile yer edinmenin yanı sıra PL adlı fason marka ile de market raflarında yer aldıklarını belirtti.
46 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİNa-Me,kompozitürünlerde satışağlarıoluşturacakBugüne kadar yurtiçi ve yurtdışı birçok projede yer aldıklarını açıklayan Na-Me Endüstri Ürünleri Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Gül, ihracat yaptıkları ülkelerde istikrar sağlamayı ve özellikle yoğun talebin olduğu kompozit ürünler konusunda satış ağları oluşturmayı hedeflediklerini söylediTaahhüt bazlı çelik-paslanmaz, çelik konstrüksiyon, seri üretime dayalı kompozit-cam elyaf takviyeli plastik ürünler ile yine fabrikasyon üretime dayalı yenilenebilir enerji alanlarında faaliyet gösteren Na-Me Endüstri Ürünleri, üretiminin yüzde 25’ini ihraç ediyor. Birçok ülkede projelerinin halen devam ettiğini kaydeden NaMe Endüstri Ürünleri Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Gül, “İhracat yaptığımız ülkelerde istikrar sağlamak ve özellikle yoğun talebin olduğu kompozit ürünler konusunda satış ağları oluşturmak hedeflerimiz arasında” dedi. Na-Me Endüstri Ürünleri’nin bir aile şirketi olarak 1982 yılında kurulduğunu ve proje imalât ve montajı konularında yurtiçi ve yurtdışı projelerde görev aldıklarını dile getiren Mehmet Gül, faaliyetlerinin çelik, paslanmaz çelik ve pirinç konstrüksiyon işleri ağırlıklı olmak üzere oteller, alışveriş merkezleri, havaalanları, site ve sosyal alanları kapsadığını belirtti. Gül, “Belli başlı işlerimizin arasında Ankara Hilton Otel, Ankara Sheraton Otel, Antalya Sheraton Voyager Otel, Ankara Karum AVM, İstanbul Ceylan Intercontinental Otel, Ankara MGK Binaları-Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı ve Özel Kuvvetler, İstanbul Atatürk Havaalanı Dış Hatlar, İstanbul 4. Levent Metro İstasyonu, Bursa Metrosu, Oyak İnşaat Ankara Zirvekent Konutları, Ankara TOBB Üniversitesi, Antalya Havaalanı Dış Hatlar, Ankara Bilkent Center, Ankara Beysukent Greenpark Konutları, Ankara Çayyolu Royal City Konutları, Ankara Çayyolu Özçelik İmaj İş Merkezi, Ankara Fenerbahçe Spor Kulübü, Ankara Rixos Otel, Türkiye Barolar Birliği Ayaş Yaşam Merkezi, OFİM OSTİM Finans ve İş Merkezi bulunuyor” diye konuştu. Bu projelerin yanı sıra Gül, Rusya, Kazakistan, Türkmenistan, Libya, Irak, Azerbaycan ve Afganistan’da da projeler yaptıklarını ve birkaçının halen devam ettiğini ifade etti. Şirketlerini şehir merkezlerinde, otel ve alışveriş merkezi girişlerinde-lobilerde dekoratif su havuzu ve perdeleri de yaptığını kaydeden Gül, “TBMM kavşağında yer alan paslanmaz çelik su havuzu, Gaziantep Zeugma temalı paslanmaz çelik döner su havuzu, Armada AVM paslanmaz çelik su perdesi, Aktif Metropolitan Otel paslanmaz çelik su perdelerini örnek olarak gösterebiliriz” dedi. 1996 yılı itibari ile bünyelerine dahil ettikleri kompozit-cam elyaf takviyeli plastik platform ve kanal ızgaraları, aynı malzemeden konik direkler ve polietilen ağır yük kanal ızgaralarının kompozit ürün gamını oluşturduğunu belirten Gül, yenilenebilir enerji sistemlerinde ise monokristal ve polikristal pv güneş panelleri ile solar park, bahçe ve sokak aydınlatma sistemleri yaptıklarını dile getirdi. Gül, “Gündemdeki geliştirme çalışmamız; paslanmaz çelik departmanımızın tecrübeye sahip olduğu cephelerde pv güneş panellerini kullanarak, enerji üreten cepheler yaratmak” dedi. Üretimin yüzde 25’i ihraç ediliyor Tüm departmanlardan yıl boyunca gerçekleştirilen üretimlerini yüzde 25’ini doğrudan ya da dolaylı olarak ihraç ettiklerini vurgulayan Gül, şöyle devam etti: “Çelik, paslanmaz çelik, pirinç Rusya, Kazakistan, Türkmenistan, Libya, Irak, Azerbaycan ve Afganistan’a, kompozit ürünler Türkmenistan, Azerbaycan, İran ve Afganistan’a, solar sokak aydınlatma sistemleri ise Afganistan ve Suriye’ye ihraç ediliyor” dedi. İhracat yaptıkları ülkelerde istikrar sağlamayı hedeflediklerini belirten Gül, cam elyaf takviyeli kompozit ürünler konusunda talebin yoğun olduğu bölgelerde satış ağları oluşturmanın da hedefleri arasında olduğunu kaydetti. Bunun yanı sıra, önümüzdeki süreçte Başkent OSB’de bulunan 7 bin metrekarelik fabrika arsalarına geçmeyi planladıklarını söyleyen Gül, “Firmamız şu an 2 bin metrekarelik alanda faaliyet gösteriyor. Yıllık 200 ton çelik, 350 ton paslanmaz çelik, 25 bin metrekarelik kompozit platform ve kanal ızgarası, bin 500 adet kompozit direk ve 5 mw pv güneş paneli üretim kapasitesine sahip olan firmamızın, kompozit platform ve kanal ızgarası üretim hattı çift vardiya çalışıyor” bilgisini verdi. Taahhüt bazlı olarak yaptıkları çelik, paslanmaz çelik imalatlarda çeliğin payını minimuma çekerek ağırlıklı olarak paslanmaz çelik işler konusunda çalışmalarını sürdürdüklerini dile getiren Gül, “Taahhüte ilaveten standart üretim gamı dahilinde dekoratif su havuzları, su perdeleri, redüksiyonlu ve konik bayrak direkleri üretimine devam ediyoruz” dedi. Kompozit malzemelerin Amerika’da kişi başına düşen tüketim miktarının ortalama 14-15 kilogramken, Avrupa’da 7-8, Türkiye’de ise 0,5 kilogram civarında olduğunu söyleyen Gül, sözlerine şöyle devam etti: “Bu oran, faaliyet göstermekte olduğumuz cam elyaf takviyeli polimer esaslı kompozit ürünler konusunun Türkiye için önemli olduğunu gösteriyor. Orta vadeli hedeflerimiz arasında mevcut altyapımızı güçlendirmek ve ürün çeşitliliğimizi artırmak var. Elbette, tüm dünya ile birlikte Türkiye için de günden güne daha büyük bir sorun haline gelen enerji konusunda mevcut kapasitemizi artırmak, inovatif ürünler geliştirmek de hedeflerimiz arasında yer alıyor.”“YEDİ BİN METREKARELİK FABRİKAMIZA GEÇECEĞİZ”Firmanın halen iki bin metrekarelik alanda faaliyet gösterdiğini, önümüzdeki süreçte Başkent OSB’de bulunan yedi bin metrekarelik fabrika arsalarına geçmeyi planladıklarını söyleyen Mehmet Gül, “Yıllık 200 ton çelik, 350 ton paslanmaz çelik, 25 bin metrekarelik kompozit platform ve kanal ızgarası, bin 500 adet kompozit direk ve 5 MW pv güneş paneli üretim kapasitesine sahibiz” dedi.
48 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİBaşkentGaz’ındoğalgazsatışı yıllık3milyarmetreküpeulaştıBOTAŞ’tan devralınan abonelerle yıllık doğalgaz satışlarının 2 milyar metreküpten 3 milyar metreküpe yükseldiğini ifade eden Halil Kırşan, yıllık kârlarına da 18 milyon liralık önemli bir ek gelirin eklendiğini açıkladıBaşkent Doğalgaz Dağıtım’ın (Başkent Gaz), 2010 yılında 7 milyon liralık altyapı yatırımı gerçekleştirerek 8 bin 584 kilometrelik bir şebeke alt yapısına ulaştığını belirten Başkent Doğalgaz Dağıtım Genel Müdürü İbrahim Halil Kırşan, “BOTAŞ’tan devraldığımız yeni abonelerle birlikte şirketimizin yıllık doğalgaz satışı, 2 milyar metreküpten 3 milyar metreküpe yükseldi” dedi. Bunun yanı sıra Kırşan, yıllık kârlarına da 18 milyon liralık önemli bir ek gelirin eklendiğini kaydetti. 3 milyar metreküpün üzerinde bir doğalgaz tüketimiyle Başkent Gaz’ın İGDAŞ’tan sonra Türkiye’nin en büyük 2’nci doğalgaz dağıtım şirketi olduğunu vurgulayan Kırşan, “Ankara gaz tüketiminin üçte birini oluşturan Baymina Enerji Çevrim Santrali, yine BOTAŞ’tan gaz alan 25 büyük abone ile Yapracık istasyonlarının Başkent Gaz’a devriyle birlikte, şirketimizin yıllık ortalama 2 milyar metreküp olan doğalgaz satışı, 3 milyar metreküpü aştı. Bu son gelişmelerden sonra şirketimizin aylık gelirlerinde de önemli artışlar oldu. Yıllık kâr oranı baz alındığında, 18 milyon lira gibi önemli bir ek gelirin ilave edildiğini söyleyebiliriz. Ayrıca doğalgaz satışlarımız da yüzde 50 oranında artış gösterdi” diye konuştu. Başkent Gaz’ın 2009 yılında 39 milyon lira zarar etmesinden sonra aradaki 1.5 yılı olumlu değerlendirdiğini ve 2010 yılında bu zararı kapatıp 31 milyon lira kârâ geçtiğini vurgulayan Kırşan, kümülatif olarak bu rakamın, 70 milyon TL dönem kârına denk geldiğine işaret etti. 2010 yılında toplam 212 kilometrelik şebeke hattının yanı sıra, 4 bin 280 adet servis hattının da döşendiğini ve böylece 8 bin 584 kilometrelik bir şebeke altyapısına ulaşıldığını dile getiren Kırşan, 2010’da yaklaşık 7 milyon liralık alt yapı yatırımı gerçekleştirildiğine değindi. Türkiye’de ilk kez Ankara’da, BOTAŞ ile EGO arasında yapılan sözleşmeyle 1989 yılında doğalgaz kullanımına geçildiğini hatırlatan Halil Kırşan, Ankara mücavir alan sınırları içinde doğalgaz dağıtım hizmet lisans hakkının 2037 yılına kadar Başkent Gaz’a ait olduğunu aktardı. Kırşan, “Hayatımızın neredeyse tamamına girmiş olan bu çağdaş ve çevreci enerji kaynağını, Başkentli vatandaşlarımız büyük bir hızla benimsedi ve doğalgaz altyapısının götürüldüğü her noktada abonelik işlemleri de aynı ivmede hız kazandı. Başkent Gaz, bugün 1 milyon 300 bin abone sayısıyla, Türkiye’nin en büyük 2’inci ve dünyanın da sayılı büyük doğalgaz dağıtım şirketleri arasında yer alıyor. Şirketimiz bu büyümeye paralel, kesintisiz olarak abonelik hizmetlerine devam ediyor. Nisan ayı sonunda da 1 milyon 250 bininci abonemize bin 250 metreküp doğalgaz ve 1 adet laptop hediye ederek, bu vatandaşımızın şahsında tüm abonelerimize teşekkür ettik” ifadesini kullandı. Abonelerinin yüzde 90’ının elektronik sayaç kullandığını belirten Kırşan, şu anda Demirtepe’de bulunan Maltepe Merkez Şubesi başta olmak üzere, 13 adet abonelik noktasında işlemlerin yapıldığını kaydetti. “Geçen yıl 92 bin kaçağa müdahale edildi” Başkent Gaz ekiplerinin, şebekedeki gaz kaçaklarına karşı en ileri teknolojiyle üretilen cihazları kullandıklarını belirten Kırşan, geçtiğimiz aylarda alınan lazerli dedektörler sayesinde, ulaşılması zor bina boşluklarında ve büyük sanayi kuruluşlarında gaz kaçağı tespitinin kolaylaştığını dile getirdi. Bunun yanı sıra, gaz kaçaklarına duyarlı şekilde donatılmış mobil araçların, Ankara’nın cadde ve so-“LAZERLİ DEDEKTÖRLER ALDIK”Şebekedeki gaz kaçaklarına karşı ileri teknoloji cihazları kullandıklarını aktaran Halil Kırşan, geçtiğimiz aylarda alınan lazerli dedektörler sayesinde, ulaşılması zor bina boşluklarında gaz kaçağı tespitinin kolaylaştığını anlattı. kaklarının tümünü yılda iki kez tarayarak kaçakları tespit ettiğini anlatan Kırşan, “Geçen yıl 14 bölgede görev yapan acil ekiplerimiz tarafından, gelen ihbarlar ve yapılan taramalar sonucunda tespit edilen 92 bin kaçağa müdahale edildi” açıklamasını yaptı. 2010 yılında Başkent Gaz ekipleri tarafından 105 bin 600 iç tesisat muayenesi yapıldığını ve 64 bin projenin onaylandığını söyleyen Kırşan, bu alanda hizmet veren firmaları da abonelerin mağdur olmaması açısından titizlikle belirlediklerini bildirdi. Doğalgaz dağıtım faaliyetlerinin son derece önemli ve hassas bir konu olduğunu, bu nedenle personellerine sık sık hizmet içi eğitimler verildiğini kaydeden Kırşan, 2010 yılında 265 çalışana, teknik konuların yanı sıra, iş sağlığı ve güvenliği, itfaiye, kaynak mühendisliği, müşteri ilişkileri, ihale mevzuatı gibi konularda 244 saatlik 16 eğitim verildiğini aktardı. Başkent Gaz’ın, doğalgaz sektörünün tek sivil toplum örgütü olan Türkiye Gaz Dağıtımcıları Birliği Derneği’ne (GAZBİR) de geçen yıl üye olduğunu anımsatan Kırşan, kendisinin de yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini kaydetti. “Doğalgazın güvenli kullanımı için abonelerimizi bilgilendiriyoruz” Başkent Gaz’ın, doğalgazın bilinçli ve güvenli kullanımı konusunda abonelerini bilgilendirmeyi de ihmal etmediğinin altını çizen Kırşan, “Ulusal basında büyük gazetelere, hem kış mevsimine yaklaşılırken hem de kış mevsiminin bitiminde verilen ilanlarla, vatandaşlarımızı doğalgaz konusunda yapmaları gerekenler hususunda uyarıyoruz. Ayrıca üzerinde uyarıların bulunduğu magnetler, stickerler, broşürler ve CD’leri abone merkezlerimizden ve acil ekiplerimizin kaçak müdahaleleri sırasında dağıtarak, abonelerimizin bu konulara dikkatini çekiyoruz. Ayrıca sektörel fuarlara da katılarak hem şirketimizi tanıtıyoruz, hem de sektördeki gelişmeleri takip ediyoruz” ifadesini kullandı. Başkent Gaz’ın kurumsal kimliğinin oturması için büyük yol kat ettiğine dikkat çeken Kırşan, eski geleneklerin aksine, sorunların doğrudan çözümüne yönelik bir strateji izlendiğini kaydetti. Kırşan, sözlerini şöyle tamamladı: “Özelleştirme süreci devam eden ve önümüzdeki aylarda ÖİB tarafından ihalesi yapılacak olan Başkent Doğalgaz’ın gerek altyapı, gerekse mali açıdan gösterdiği gelişmeler, sürecin olumlu ilerlemesinde önemli rol oynuyor. Devirleri alınan büyük serbest tüketicilerin, şirketin doğalgaz satışlarına olumlu anlamda büyük katkı yaptığını düşünürsek, özelleştirme süreci sona erdiğinde, şirketimizin hak ettiği bir değerden satılmış olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.”
50 l BÖLGE lBAŞKENT’İN SANAYİ DEVLERİElektrikliaraçOscarKoby yılsonundatrafiğeçıkacakOscar Makina, Oscar Koby adı ile ürettiği elektrikli araçları trafiğe çıkarmaya hazırlanıyor. Firmanın üretimine 2007 yılında başladığı yerli imalât elektrikli araçlar halen trafiğe kapalı alanlarda hizmet ve yük taşıma aracı olarak kullanılıyorOscar Makina, Oscar Koby adı ile ürettiği elektrikli araçları yıl sonunda trafiğe çıkarmaya hazırlanıyor. Üretimine 2007 yılında başladıkları yerli imalât elektrikli araçların halen trafiğe kapalı alanlarda hizmet ve yük taşıma aracı olarak kullanıldığını söyleyen Oscar Makine Satış Müdür Ebru Kandemir Kesen, “Yıl sonunda Oscar elektrikli araçlar ile trafiğe çıkmayı planlıyoruz” dedi. Oscar Makina’nın 1974 yılından bu yana inşaat hafif makineleri ürettiğini belirten Kesen, 1994 yılında Akyurt fabrikasını kurarak tarım makineleri ve go kart üretimine de başlandığını açıkladı. Kesen; “İnşaat firmalarının kullanabilecekleri iki farklı konseptte ürünümüz bulunuyor. Birincisi altyapı ve betonlama sırasında kullanabilecekleri inşaat hafif makineleri, diğeri ise alternatif ısınma çözümleri sunan yeni nesil çevreci ve ekonomik doğa ateşi ve ankastre şömine grubu. Her iki konuda da alanlarında öncü olan ürünlerimiz hem kullanım, hem de verimlilik açısından kullanıcı memnuniyetini ön plana çıkarmayı hedefliyor” açıklamasını yaptı. Oscar üretimine destek olmak ve dışarıya laser kesim yapabilmek amacı ile 1996 yılında Oscar Laser biriminin Ostim’de faaliyete geçtiğini ifade eden Kesen, 2008 yılında “Yenilikçiliklik” alanında en iyi firma ödülünü aldıklarını vurguladı. “62 ülkeye satış yapıyoruz” Kesen, 1993 yılında inşaat hafif makineleri ihracatına başlayan Oscar Makina’nın betonlama makineleri, kompaktör, asfalt beton kesme makineleri ve zemin hazırlığında kullanılan zemin freze makineleri ile birlikte endüstriyel tip mozaik silme makinesi satışlarına 62 ülkede devam ettiğini dile getirdi. 2009’da verimli ısınma ve yanmaEKOLOJİK ŞÖMİNE ÜRETTİVerimli ısınma ve yanma verimi konusunda 2009 yılında araştırmageliştirme çalışmaları yapan ve ekonomik ve ekolojik şömine imalâtına başlayan Oscar Makina, her hafta bir yenilik, yeni bir gelişme prensibi ile Ar-Ge çalışmalarına ve üretimine devam ediyor.verimi konusunda araştırma-geliştirme çalışmaları yaptıklarını ve ekonomik ve ekolojik şömine imalâtına başladıklarını aktaran Kesen, “Her hafta bir yenilik, yeni bir gelişme prensibi ile ArGe çalışmalarına ve üretimine devam eden firmamız yıl sonunda Oscar elektrikli araçlar ile trafiğe çıkmayı planlıyor” diye konuştu.