DÜNYA l ÖZEL EKEnerji PiyasasıLiberalleşmeye yönelik adımlar yatırımlara hız kazandırdı
12 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASILiberalleşmeye yönelik düzenlemeler yatırımlarahız kazandırdıTürkiye elektrik enerjisi sektörü, bugün önemli bir büyüme ve serbestleşme sürecinde yol alıyor. 10 yıl içinde iki kat büyüme beklenen sektörde, özel sektörün önünü açacak olan yasal düzenlemeler yatırımlara ivme kazandırdı. Son iki yılda 6 bin megavata yakın ilave yatırım devreye alınırken bu yatırımların parasal değeri 15 milyar liranın üzerinde bulunuyor. Son sekiz yılda devreye giren yaklaşık 14 bin 800 MW’ın 13 bin 100 MW’lık bölümü ise özel sektör tarafından lisans alan santrallerden oluşuyor.Türkiye’de son yıllarda enerjide köklü değişiklikler gündeme gelirken, buna paralel olarak özel sektörün rolü de giderek artıyor. Enerji sektöründe ihtiyaçlar doğrultusunda dokuz yasanın birden değiştirilmesi planlanıyor. Elektrik, doğalgaz, petrol ve LPG piyasası yasalarının yanı sıra, madencilik, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve Enerji Bakanlığı Teşkilat Kanunları yeniden yazılıyor. Elektrik Piyasası Kanunu’nda yapılacak değişiklikle ön lisans uygulaması başlatılacak. Mevcut sistemde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan (EPDK) lisans alan şirketler, gerekli yatırımı yapıp, üretim faaliyetlerine geçmeyebiliyorlardı. Yeni yasayla, yatırım fiilen başlayana kadar şirketler sadece ön lisans sahibi olabilecek. Bir diğer önemli değişiklik ise Doğalgaz Piyasası Yasası’nda gerçekleşecek. Yeni düzenlemede özel sektörün beklediği bir müjde de var: Bu yasanın değişmesiyle ithalatta tam serbestlik hedefleniyor. Buna göre BOTAŞ’ın ithalat anlaşması olan Rusya, İran, Azerbaycan, Cezayir, Nijerya’dan özel sektör de gaz getirebilecek. Halen doğalgaz arzında BOTAŞ piyasanın yaklaşık yüzde 90’ına sahip, ithalat serbestîsi ile bu oranın aşağı çekilmesi mümkün olacak. Öte yandan Petrol Piyasası Kanunu’nda yapılacak değişiklikle de akaryakıt bayilerinin EPDK değil, valiliklerden lisans almasının önünün açılması öngörülüyor. Bunların yanı sıra çevreci yöntemlerle üretim hedefleyen yenilebilir enerji yasası üzerindeki çalışmalar da sürüyor. Yasa taslağında rüzgar, güneş ve su kaynaklarıyla üretimin teşviki öngörülüyor. Her bir yöntem için farklı rakamlarda alım garantileri gündemde. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, “Temel enerji politikalarımızın içerisinde serbest piyasa koşullarına tam işlerlik kazandırmak ve yatırım ortamının iyileşmesini sağlamak, önemli bir yer tutuyor” görüşünü dile getiriyor. Yıldız, bu kapsamda son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle birlikte enerji sektöründe rekabete dayalı ve işleyen piyasaların oluşturulmasına yönelik önemli adımlar atıldığını, sektörde faaliyet gösteren kamu kuruluşlarının yeniden yapılandırıldığını ve serbestleşmeyi temin edecek kuralların uygulanmaya başlandığını belirtiyor. Özel sektörde elektrik üretiminde 4 milyar dolarlık yatırım bekleniyor Son yıllarda enerji talep artışındaki yükselişin, yapılan projeksiyonlara göre önümüzdeki 10 yılda da artarak süreceği öngörülüyor. Ekonomik büyümenin ve insani gelişmenin dinamosu olarak gösterilen elektrik enerjisi sektörü, bugün Türkiye ekonomisinin yüzde 2.5’ini oluşturuyor. 2008 ve 2009 yıllarında etkisi hissedilen global ekonomik krizin yansımalarıyla birlikte kısa vadede ivme kaybına uğrayan Türkiye elektrik enerjisi sektörü, bugün önemli bir büyüme ve serbestleşme sürecinde yol alıyor. 2005–2009 yılları arasında yüzde 4.7 bileşik büyüme oranıyla artan elektrik talebinin, 2009–2018 yılları arasında yüzde 6.3 ile yüzde 7 bandında artması öngörülüyor. Bu yüksek talep artışını karşılamak üzere 2009 yılında özel sektör tarafından elektrik üretim sektörüne yaklaşık olarak 3 milyar dolarlık yatırım yapıldı. 2010 itibarıyla ise yeni yatırım miktarının 4 milyar dolar düzeyinde olması bekleniyor. Yapılan tahminlere göre, 10 yıl içinde Türkiye’de enerji sektöründeki büyüme, yatırımlar ve tüketimler açısından ikiye katlanacak. Bunu karşılayabilecek enerji yatırımlarının miktarı yıllık 5.5 milyar doları buluyor. Bu yatırımların serbestleşen ve rekabetçi bir ortamda, özel sektör eliyle yapılmasıAraştırma Servisi Müdürü: Gürhan DEMİRBAŞ Danışman: Talip AKTAŞ Araştırma Servisi Şefi: Yıldız BARS Editör: Nuray BELBEK PINARLI Hazırlayan: İlhan DUMANKASIM 2010ÖZEL EKENERJİ PİYASASIDünya Süper Veb Ofset AŞ adına imtiyaz sahibiTasarım ve Uygulama: Çağatay ÖZEN G Reklam Müdürü: Meral ÖGAT Reklam Planlama Müdürü: Barbaros DARUGA Reklam Müdür Yardımcısı: Alev KOYAŞ YETGİN Reklam Sorumlusu: Sibel ŞENAY G Merkez: “Globus” Dünya Basınevi, Balamir Sokak No:7 34810 Kavacık-Beykoz-İSTANBUL Telefon: (0216) 681 18 00 Fax: (0216) 680 39 75 e-posta: dunya@dunya.com web: www.dunya.com Dizgi ve Baskı: Dünya Süper Veb Ofset A.Ş. 100. Yıl Mah. 34440 Bağcılar-İSTANBUL G Araştırma Servisi (0216) 681 19 40-681 18 66 arastirma@dunya.com G Reklam Servisi (0216) 681 18 50- 681 18 52 reklam@dunya.com G Ücretsiz Danışma Hattı: 0 800 219 20 24-25Didem DEMİRKENTGenel Yayın Yönetmeni Hakan GÜLDAĞ
ENERJİ PİYASASI 13 FUAR 11planlanıyor. Bu çerçevede özel sektörün önünü açacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi yönündeki çalışmalar devam ediyor. Özel sektör ise, yeni yatırımlara başlamak için yasa değişikliklerini bekliyor. EPDK Başkanı Hasan Köktaş, geçtiğimiz yılın sonunda kamuoyuna yaptığı açıklamalarda Türkiye’de 2009 yılında devreye alınan özel sektör yatırımları açısından rekor kırıldığını ve 2010 yılında bu rekorun üzerine çıkılmasını beklediklerini belirtmişti. Köktaş, bu yıl yapılan ve devam eden özel sektör yatırımlarıyla birlikte Türkiye’nin adeta bir enerji şantiyesine dönüştüğünü söylüyor. En güncel rakamları ifade eden Ekim ayı itibariyle 2010 yılındaki yatırımlar 3 bin 200 megavata ulaştı. Özel sektör tarafından bu yıl irili ufaklı 104 adet tesis tamamlanarak geçici kabulü yapıldı. Böylece 2009 yılında son sekiz yılın rekoru olan 2 bin 800 megavatlık biten yeni özel sektör yatırımı rekoru aşıldı. EPDK verilerine göre son iki yılda 6 bin megavatlık ilave kurulu güç devreye alındı. Bu yılın İlk dokuz ayında elektrik tüketimindeki artış hızı yüzde 8.7 olurken Türkiye’nin, enerji talebinin çok hızlı büyüdüğü bir piyasaya sahip olduğu vurgulanıyor. EPDK Başkanı Hasan Köktaş, bundan sonra hiç hız kesmeden ilave kurulu gücü yakalamak zorunda olduklarına dikkat çekiyor ve bugüne kadar yıllık 60 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi üretimi olan 42 bin megavat özel sektör yatırımına lisans verdiklerini hatırlatıyor. Son 2 yıldaki yatırımların bedeli 15 milyarın üzerinde Yatırım açısından bakıldığında bu yıl elektrik enerjisi sektöründe çoğunluğu yeni elektrik üretim tesislerine olmak üzere yaklaşık 7.5 milyar lira sabit sermaye yatırımı yapıldı. İki yılda 6 bin megavata yakın yatırım devreye alınırken bu yatırımların parasal değeri 15 milyar liranın üzerinde bulunuyor. EPDK, rüzgârda yaklaşık 990 megavat kurulu gücünde 20 proje için uygun bulma kararı verirken, 30 bin megavatlık 668 proje inceleme ve değerlendirme aşamasında. 28 bin 960 megavatlık 609 projenin ise yarışacağı vurgulanıyor. 2002 yılından bu yana Türkiye’nin elektrik üretim kurulu gücü, 25 milyar doları aşan bir yatırımla 31 bin 800 MW’tan 46 bin 600 MW düzeyine yükseldi. Bu dö-nemde devreye giren yaklaşık 14 bin 800 MW’ın 13 bin 100 MW’lık bölümü özel sektör tarafından lisans alan santrallerden oluşuyor. Sektörel bazda bakıldığında da EPDK, bugüne kadar doğal gaz piyasasında 53 adedi dağıtım lisansı olmak üzere toplam 203 adet lisans verdi. Kurum tarafından 19 Haziran 2003 tarihinden bugüne 67 ili kapsayan 60 bölgenin doğalgaz dağıtım lisansı ihalesi ilanına çıkıldı. 57 doğalgaz dağıtım lisansı ihalesi sonucunda 53 dağıtım şirketine doğalgaz dağıtım lisansı verildi. 51 dağıtım şirketi ilgili dağıtım bölgelerinde gaz arzına, 52 dağıtım şirketi de yatırıma başlamış durumda. Petrol piyasasında ise 20 Ekim tarihi itibariyle; 14 bin 117 adet bayilik, ikisi yeni kurulmak üzere 6 adet rafinerici, 102 adet depolama, 51 adet dağıtıcı, 22 adet iletim, 239 adet madeni yağ üretimi, 117 adet taşıma, 65 adet ihrakiye teslimi, 64 adet serbest kullanıcı ve 46 adet işleme lisansı olmak üzere 14 bin 829 adet gerçek ve tüzel kişi lisanslı olarak faaliyette bulunuyor. Otomotivde yakıt kullanımı yüzde 1 arttı Ocak-Eylül döneminde benzinler, motorinler ve LPG otogazdan oluşan toplam otomotiv yakıtları tüketimi 2009 yılının aynı dönemine göre yüzde 1 oranında artarak 13.6 milyon ton olarak gerçekleşti. Toplam benzin tüketimi 2010 yılı Ocak Eylül döneminde, 2009 yılı aynı dönemine göre yüzde 7.9 oranında azalarak yaklaşık 1.6 milyon ton oldu. Daha düşük ÖTV tutarı nedeniyle benzinden artan bir pay alan otogaz LPG tüketimi aynı dönemde yaklaşık yüzde 8 oranında artarak 1.85 milyon tona ulaştı. 2010 yılının ilk dokuz ayında fuel oil ve kalyak türleri tüketimi bir önceki yıla göre yüzde 51 oranında azalarak 766 bin ton oldu. Ekonomik büyüme ve sınai üretim ile ilişkili bir başka önemli gösterge olan yağlama yağları tüketimi ise yüzde 20 oranında artarak 300 bin ton olarak gerçekleşti. Toplam akaryakıt tüketimi yüzde 5.9 azalmasına rağmen, 2009’da iki kez yapılan ÖTV artışları nedeniyle, 2010 yılı Ocak-Eylül döneminde akaryakıt tüketiminden sağlanan dolaylı vergiler (KDV ve ÖTV) bir önceki yıla göre yüzde 20 oranında artarak 26 milyar TL’ye ulaştı. LPG tüketiminden sağlanan dolaylı vergi gelirleri ile birlikte petrol ve LPGmilyar $Özel sektörün 2009’da elektrik üretimine yaptığı yatırım33.200MW2010’nun ilk 9 ayında devreye alınan kurulu güçmilyar TL2010’nun ilk 9 ayında akaryakıttan sağlanan dolaylı vergi26sektörlerinin sağladığı dolaylı vergilerin 2010 yılının ilk çeyreğinde yüzde 21 artarak 31 milyar TL’ye ulaştığı hesaplanıyor. Enerji sektörünün istikrarlı bir arza sahip olmasına rağmen büyüme oranının orta değerlerde seyretmesi petrol sektörüne yüklenen vergilere bağlanırken, yüksek vergi yüklerinin yatırım eksikliği doğurduğuna işaret ediliyor. 2010 yılında standartlardaki değişiklikler teknik düzenlemelere yansıtıldı. Buna göre kırsal motorinin ihtiva ettiği kükürt oranının 10 ppm’e düşürülmesine ilişkin çalışmalar devam ediyor. Petrol piyasasında faaliyet gösteren dağıtıcı lisansı sahiplerine, tescilli markaları altında piyasaya sunulan akaryakıtın kalitesinin etkin bir şekilde izlenmesi ve bayilerde kaçak petrol satışının önlenmesi için denetim sistemi kurmaları yükümlülüğü getirildi. Petrol piyasasında yaşanan en büyük sıkıntılardan birisi ise kırsal motorinde görülüyor. Bu yılın ilk dokuz ayında benzin tüketimleri düşerken, LPG otogaz tüketimlerinin ivme kazandığını; benzinden LPG’ ye bir geçiş görüldüğünü ifade eden Petrol Sanayi Derneği Genel Sekreteri Erol Metin, uzun yıllardır akaryakıt sektöründeki önemli yerini korumuş olan motorinde ise, geçtiğimiz dönemde tüketim oranında ciddi bir düşüş yaşandığını vurguladı. Motorin tüketiminin yüzde 5.8 azaldığını ve bu problemin ‘10 numara yağ’ adı verilen hileli ürünlerden kaynaklandığını anlatan Metin, “Son dönemde, 10 numara yağ adı altında yapılan hileli yakıt faaliyetleri hızlı bir şekilde artmaya devam etti. Ülkenin hemen her yerinde 10 numara yağ adı altında dizel araçlara motorin yerine yaygın bir şekilde ve tenekeler içinde satılan maddeler nedeniyle resmi kırsal motorin tüketiminde yaşanan gerileme büyüyor” diye konuştu. Metin, “Yapılan analizler ve piyasa bilgileri 10 numara yağ adı altında yapılan faaliyetler nedeni ile oluşan vergi kaybının yılın dokuz aylık döneminde 1 Milyar TL’yi aştığını göstermektedir” dedi. Doğalgazda Rusya ile bitecek anlaşma özel sektör için umut oldu Doğalgaz sektöründe liberal bir piyasa kurmaya çalışan Türkiye’nin 2009 karnesinin, dağıtımda parlak olmasına rağmen ithalatta zayıf kaldığı vurgulanıyor. Uluslararası düzeyde enerji terminali olmaya hazırlanan Türkiye’nin ulusal düzeydeki ser-
14 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIbestleştirme çalışmaları sekiz yıl öncesine uzanıyor. 2001’de çıkarılan Doğalgaz Piyasası Kanunu ile ilk adımı atılan süreç, kanunun 2005 yılında revize edilmesiyle hızlandı. Bilindiği gibi doğalgaz ithalatı, dağıtımı ve ihracatı uzun yıllar boyunca bir kamu kuruluşu olan BOTAŞ eliyle yapılıyorken; BOTAŞ, ithalattaki payının 2009 yılı sonuna kadar yüzde 20’nin altına düşürülmesini öngören değişiklikle birlikte 30 Kasım 2005 tarihi itibarıyla kontrat devri ihalelerine başladı. Yalnızca bir kez yapılan kontrat devri ihalesinde Shell, Bosphorus Gaz, Enerco ve Avrasya Gaz firmalarına toplam 4.7 milyar metreküp doğalgaz ithalat hakkı devredildi. Devri yapılan 4.7 milyar metreküp gazın toplam ithalata oranı ise yüzde 10’u ancak buldu. İthalattaki bu tabloya bakıldığında, doğalgaz piyasasının serbestlik hedefinden bir hayli uzakta olduğu görülüyor. Ancak şimdi özel sektörün pazar payının artması için yeni bir fırsatın ortaya çıktığı da vurgulanıyor. Rusya ile 1986’da yapılan 6 milyar metreküplük anlaşmanın süresinin, 2011 Mart ayında dolacağı hatırlatılıyor. Böylece bu anlaşmanın özel sektöre devredilebileceği ve yüzde 20 olarak öngörülen ve değiştirilemeyen pazar payına yönelik yeni bir düzenlemenin yapılmasının gündeme getirileceği belirtiliyor. Dağıtım özelleştirmelerinde 2011’in dönüm noktası olduğu öngörülürken üretim özelleştirmelerine de hız veriliyor. EÜAŞ’a ait toplam kurulu gücü 16 bin megavat olan 46 elektrik üretim santralinin özelleştirme çalışmaları, Hamitabat Termik Santrali’nde ilana çıkılarak başladı. Üretim tesislerinin özelleşmesiyle Türkiye’nin, tam rekabetçi bir serbest piyasa yapısına kavuşacağına ve artan enerji talebini karşılayacak yatırımların da yapılan düzenlemelerle birlikte özel sektör tarafından Türkiye’ye kazandırılacağına inanılıyor. Türkiye ulaşımda kullanılan LPG’de başı çekiyor LPG pazarına bakıldığında da EPDK tarafından bugüne kadar LPG piyasasında 8 bin 893 adet lisans verilmiş durumda. 2010 yılının ilk yarısında toplam tüketim, 1 milyon 696 bin 685 tondan, 1 milyon 723 bin 119 tona yükseldi. Bu miktarın 65 bin 201 tonu dökme LPG, 516 bin 773 tonu tüp LPG, 1 milyon 141 bin 184 tonu ise otogaz LPG oldu. 2010 yı-lı ilk yarısındaki satış rakamları 2009 yılının ilk yarısına ilişkin rakamlarla karşılaştırıldığında; tüplü LPG tüketiminin yüzde 7 ve dökme LPG tüketiminin yüzde 39 oranında azaldığı; buna mukabil otogaz LPG tüketiminin ise yüzde 8 oranında arttığı görülüyor. Bu trendin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi bekleniyor. LPG piyasasına ilişkin rakamlar, Türkiye’nin dünyadaki en önemli LPG pazarlarından birisi olduğunu gösteriyor. Ulaşımda kullanılan LPG miktarı ve LPG’li araç sayısı bakımından Türkiye; Avrupa’da birinci, dünyada ise Güney Kore’den sonra ikinci sırada yer alıyor. LPG istasyonu sayısında ise Türkiye’nin dünya birincisi olduğu belirtiliyor. LPG sektöründe, Türkiye’de yaşanan durumun, dünyadaki pazar dinamikleriyle paralellik arz ettiğini söyleyen Türkiye LPG Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Yağız Eyüboğlu, Dünya LPG Birliği’nin en son 2009 yılında yayınladığı küresel LPG istatistiklerine göre Avrupa ve Avrasya coğrafyasında toplam tüketim miktarının 43 milyar 597 milyon tona ulaştığını belirtti. Bu miktarın LPG’nin tüm segmentlerini kapsayan tüketim miktarını belirttiğini ifade eden Eyüboğlu, “Dünyada LPG’nin arz-talep dengesine baktığımızda, özellikle son yıllarda artan bir eğilim izlediği gözlemleniyor. Bu trendin gelecek 10 yılda da süreceği öngörülüyor” diye konuştu. Yenilenebilir enerji yatırımı için gözler çıkacak yasada Türkiye’nin fosil enerji kaynakları açısından çok zayıf olmasına karşın yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça zengin olduğunu kaydeden Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Levent Gülbahar, bugün 200 TWh dolayında enerjiye ihtiyaç olduğunu söyledi. Bu ihtiyacın 2023 yılında 420 – 450 TWh’e çıkacağını öngören Gülbahar, “Ülkemiz bugünkü elektrik enerjisi ihtiyacının ancak yüzde 27’sini kendi öz kaynakları ile tedarik ederken; yüzde 73’ünü Rusya, İran, Azerbaycan gibi ülkelerden ithal ediyor. Bu nedenle de her sene 40 – 45 milyar dolar döviz ödüyor. Yine ülkemiz enerji üretiminin yüzde 46’sı sadece doğalgaza bağlıdır ve bu enerji çeşitliliği ve arzDAĞITIMDA 2011 DÖNÜM NOKTASI OLACAKDağıtım özelleştirmelerinde 2011’in dönüm noktası olduğu öngörülürken üretim özelleştirmelerine de hız veriliyor. EÜAŞ’a ait toplam kurulu gücü 16 bin megavat olan 46 elektrik üretim santralinin özelleştirme çalışmaları, Hamitabat Termik Santrali’nde ilana çıkılarak başladı. Üretim tesislerinin özelleşmesiyle Türkiye’nin, tam rekabetçi bir serbest piyasa yapısına kavuşacağına ve artan enerji talebini karşılayacak yatırımların da yapılan düzenlemelerle birlikte özel sektör tarafından Türkiye’ye kazandırılacağına inanılıyor.güvenliği açısından çok risklidir” görüşünü dile getirdi. Türkiye’nin fosil enerji kaynakları açısından çok zayıf olmasına karşın yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça zengin olduğu kaydediliyor. Türkiye’de bugün 200 TWh dolayında enerjiye ihtiyaç olduğu belirtiliyor ve bu ihtiyacın 2023 yılında 420 – 450 TWh’e çıkacağı öngörülüyor. Türkiye, bugünkü elektrik enerjisi ihtiyacının ancak yüzde 27’sini kendi öz kaynakları ile tedarik ederken; yüzde 73’ünü Rusya, İran, Azerbaycan gibi ülkelerden ithal ediyor. Bu nedenle de her sene 40 – 45 milyar dolar döviz ödüyor. Yine Türkiye enerji üretiminin yüzde 46’sı sadece doğalgaza bağlı bulunuyor ve bu enerji çeşitliliği ve arz güvenliği açısından çok riskli olarak görülüyor. Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmasının yolu olarak da yenilenebilir enerji kaynakları görülüyor. Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Levent Gülbahar, yenilenebilir enerji kaynaklarının teorik potansiyellerinin ihtiyaç olan elektriğin 4 – 5 katını sağlayacak kadar büyük olduğunu kaydetti. Gülbahar, “Örneğin güneş enerjisi potansiyelimiz 380 – 450 TWh, rüzgâr enerjisi potansiyelimiz 250 – 350 TWh, hidroelektrik enerjisi potansiyelimiz 130 – 150 TWh ve jeotermal potansiyelimiz 8 TWh’dir” diye konuştu. Gülbahar, bu potansiyelin güneş enerjisi açısından değerlendirilmesinin sıfıra yakın olduğunu vurgulayarak, “Ülkemizde bugün için devam eden veya planlanan herhangi bir güneş enerjisine yönelik yatırım planı yok. Kasım 2009’da yayınlanmış olan 2020 yılı Stratejik Enerji Planı’nda rüzgâr enerjisi için 20 bin MW hedef konulmuş iken güneş enerjisi için hiçbir rakam verilmemiş, sadece yaygınlaştırılacaktır denilmiştir. Ülkemizin zaten bugün 3,5 – 4 MW olan mevcut kurulu gücünün yaygınlaştırılması düşüncesi yeterli olmayacaktır. Ülkemizde kurulan sistemler tamamıyla küçük yatırımcıların öz iradeleri ve çevreci düşünceleri ile sağlanmıştır” dedi. Sektör temsilcileri, gerçek anlamda güneş enerjisi yatırımlarının yapılması ile Türkiye’de yıllık 400 MW sistem kurulabileceğini ve bunun yaklaşık bütçesinin de 1.2 – 1.3 milyar Euro olabileceğini vurguluyor. 2023 yılına kadar kurulması hedeflenen 8 bin MW sistemin toplam bütçesinin ise 18 – 20 milyar Euro olacağı tahmin ediliyor. Rüzgârda ise sadece bin 100 MW santral kurulduğunu vurgulayan sektör aktörleri mevcut rüzgar enerjisi santralleriyle 3.6 TWh enerji üretildiğini vurguluyorlar. Türkiye’de hidroelektrik enerjisinde ise mevcut potansiyelin 1/3’ünün değerlendirildiği ve 48 TWh enerji üretildiği; jeotermalde ise yine çok düşük bir oranda kullanımın söz konusu olduğunu vurgulanıyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilebilmesinin önündeki en büyük engel ise yasal bir düzenlemenin henüz olmaması. Sektör temsilcileri, “Yenilenebilir enerji potansiyelini değerlendirmek için öncelikle 5346 sayılı YEK yasasının çıkması ve uygun teşvik mekanizmalarının devreye sokulması gerekiyor” görüşünde birleşiyor. Sektörde yasa çıkmadığı için halen büyük yatırımcılar yok. Sadece yerli ve yabancı kökenli olan ve küçük ölçekte faaliyet gösteren, ama büyük hedef ve beklentileri olan firmalardan söz ediliyor. Yasanın çıkması ile patlama yaşanacağına inanılan güneş enerjisi sektörünün gündeminde EPDK lisanslı olarak güneş tarlalarının kurulması ve bina uygulamaları olarak tanımlanabilecek evlere, iş merkezlerine, fabrikalara, stadyumlara ve çiftliklere kurulabilecek olan küçük boyutlu güneş enerjisi sistemleri bulunuyor. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına vakit geçirmeden girmesi gerektiğini ifade eden aktörler, “Ancak bu kullanımda yerli teknoloji, yerli ürün ve yerli mühendislik katma değerlerinin mümkün olduğunca yüksek oranda tutulmasına dikkat edilmesinde fayda var. Sadece enerji üreteceğiz diye tüm enerji sistemlerinin ithal edilmemesi gerekir” vurgusunu yapıyorlar.
16 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASITürkiye,tamrekabetçibirserbest piyasayapısınakavuşacakEnerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Son yıllarda enerji talep artışımızdaki yükselişin, yapılan projeksiyonlara göre önümüzdeki 10 yılda da artarak süreceğini görüyoruz. Yapılan tahminlere göre, bu sürede Türkiye’de enerji sektöründeki büyüme, yatırımlar ve tüketimler açısından ikiye katlanacak. Bunu karşılayabilecek enerji yatırımlarının miktarı yıllık 5.5 milyar doları buluyor. Serbestleşen ve rekabetçi bir ortamda, özel sektör eliyle bu yatırımları yapacağız. Bu çerçevede özel sektörün önünü açacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi yönünde gerekli çalışmaları yaptık, yapmaya devam ediyoruz. 2002 yılından bu yana elektrik üretim kurulu gücümüz, sekiz yılda 25 milyar doları aşan bir yatırımla 31 bin 800 MW’tan 46 bin 600 MW düzeyine yükseldi. Bu dönemde devreye giren yaklaşık 14 bin 800 MW’ın 13 bin 100 MW’lık bölümü, dönemimizde başlayan ve özel sektör tarafından lisans alan santrallerden oluşuyor. 2010 yılında şu ana kadar toplam bin 870 MW kurulu gücünde özel sektöre ait 87’si yeni, 14’ü ise ilave olmak üzere toplam 101 adet üretim santralinin geçici kabulleri yapıl-SEKİZ YILDA 25 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM YAPILDI2002 yılından bu yana elektrik üretim kurulu gücümüz, sekiz yılda 25 milyar doları aşan bir yatırımla 31 bin 800 MW’tan 46 bin 600 MW düzeyine yükseldi. Bu dönemde devreye giren yaklaşık 14 bin 800 MW’ın 13 bin 100 MW’lık bölümü, dönemimizde başlayan ve özel sektör tarafından lisans alan santrallerden oluşuyor. 2010 yılında şu ana kadar toplam bin 870 MW kurulu gücünde özel sektöre ait 87’si yeni, 14’ü ise ilave olmak üzere toplam 101 adet üretim santralinin geçici kabulleri yapıldı ve işletmeye alma izni bakanlığımız tarafından verildi.dı ve işletmeye alma izni bakanlığımız tarafından verildi. Temel enerji politikalarımızın içerisinde serbest piyasa koşullarına tam işlerlik kazandırmak ve yatırım ortamının iyileşmesini sağlamak, önemli bir yer tutmaktadır. Bu kapsamda son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle birlikte enerji sektöründe rekabete dayalı ve işleyen piyasaların oluşturulmasına yönelik önemli adımlar atılmış, sektörde faaliyet gösteren kamu kuruluşları yeniden yapılandırılmış, serbestleşmeyi temin edecek kurallar uygulanmaya başlanmıştır. Dünyada en hızlı büyüyen enerjiekonomilerinden biri olarak Türkiye’de, enerji piyasasının reformuna kararlı bir şekilde devam edeceğiz. Bunu, tükenmez bir gayretle ileriye doğru taşıyacağız. Elektrik dağıtım hizmetlerinin özel sektör eliyle yapılması süreci, bu yıl sonuna kadar tamamlanacak. Şu ana kadar 11 milyar dolara yakın gelir elde edilen dağıtım özelleştirmelerinden yıl sonuna kadar 13 milyar dolara yakın gelir bekliyoruz. Bunlar, Türkiye’nin özellikle uluslararası sermayeyle birlikte nasıl büyüdüğünü ve ülkemizde güven ortamının oluştuğunu göstermesi açısından çok önemli. Biz başından beri şunu söylüyoruz: Serbest bir piyasa yapısı için dağıtımın yanında üretimin de özelleşmesi gerekmektedir. İşte dağıtım özelleştirmelerinde sona geldiğimiz şu günlerde üretim özelleştirmelerine de hız veriliyor. EÜAŞ’a ait toplam kurulu gücü 16 bin megavat olan 46 elektrik üretim santralinin özelleştirme çalışmaları, Hamitabat Termik Santrali’nde ilana çıkılarak başladı. İnanıyorum ki, elektrik dağıtım hizmetlerinden sonra, üretim tesislerinin de özelleşmesiyle Türkiye, tam rekabetçi bir serbest piyasa yapısına kavuşacak; artan enerji talebini karşılayacak yatırımlar da yapılan düzenlemelerle birlikte özel sektör tarafından Türkiye’ye kazandırılacaktır.
18 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASISon iki yılda 6 bin megavatlık yatırımın devreye alındığını ve sektöre 15 milyar liranın üzerinde yatırım yapıldığını ifade eden Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Hasan Köktaş, 2009 yılında 2 bin 800 megavatlık özel sektör yatırımıyla son sekiz yılın rekorunun kırıldığını, 2010 Ekim ayı itibariyle ulaşılan 3 bin 200 megavatla ise bu rekorun da aşıldığını söyledi.“Özelsektöryatırımlarında sonikiyıldırrekorkırılıyor”Özel sektör tarafından bu yıl irili ufaklı 104 tesisin tamamlandığını ve geçici kabulünün yapıldığını belirten Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Hasan Köktaş, ekim ayı itibariyle 2010 yılı yatırımlarının 3 bin 200 megavata ulaştığını söyledi. 2009 yılında gerçekleştirilen 2 bin 800 megavatlık yatırımla son sekiz yılın rekorunun kırıldığını hatırlatan Köktaş, 2010 yılında ulaşılan yatırım miktarıyla bu rekorun da aşıldığını belirtti. “Türkiye adeta bir enerji şantiyesine dönüştü” diyen Hasan Köktaş, elektrik, doğalgaz, LPG ve petrol piyasalarına ilişkin DÜNYA’nın sorularını yanıtladı: EPDK olarak enerji sektöründeki dört piyasayı düzenleyip denetliyorsunuz. Bu çerçevede, söz konusu sektörlere yapılan yatırımlara ilişkin görüşlerinizi alabilir miyiz? Başta şunu ifade etmeliyim; Enerji sektöründe yatırımcı yatırım yaparken, siyasi ve ekonomik istikrar ile düzenleyici iklimin nasıl olduğuna bakar. Yatırımcının temel nitelikli sorunlarını mevzuatla, mikro ölçekli sorunlarını da yerinde izleyerek çözüyoruz. Türkiye’de bu parametreler için uygun ortam bulunuyor. Geçtiğimiz yılın sonunda kamuoyuna yaptığımız açıklamalarda, Türkiye’de 2009 yılında devreye alınan özel sektör yatırımları açısından rekor kırıldığını ve 2010 yılında bu rekorun üzerine çıkılmasını beklediğimizi söylemiştim. Peki bu uygun ortamda yeterince yatırım yapılabiliyor mu? Türkiye adeta bir enerji şantiyesine dönüştü. En güncel rakamları ifade eden ekim ayı itibariyle 2010 yılındaki yatırımlar 3 bin 200 megavata ulaştı. Özel sektör tarafından bu yıl irili ufaklı 104 adet tesis tamamlanarak geçici kabulü yapıldı. Böylece 2009 yılında son sekiz yılın rekoru olan 2 bin 800 megavatlık biten yeni özel sektör yatırımı rekoru aşıldı. İki yılda 6 bin megavatlık ilave kurulu güçten bahsediyoruz. Biz bir kaç hafta önce Arnavutluk’ta Enerji Düzenleyicileri Bölgesel Birliğinin (ERRA) üye ülkelerinin bulunduğu toplantıda Türkiye’de enerji sektöründeki son gelişmeleri anlatan bir sunuş yaptık. “Aşağı yukarı 6 bin megavat ilave gücü devreye aldık” deyince herkes şaşırıp birbirine baktı. Buradaki ülkelerin bir kısmının kurulu gücü 6 bin megavat. İlk dokuz ayda elektrik tüketimindeki artış hızı yüzde 8.7. Enerji talebinin çok hızlı büyüdüğü bir piyasadayız. Bundan sonra hiç hız kesmeden ilave kurulu gücü yakalamak zorundayız. Bugüne kadar yıllık 60 milyar kilovat saat elek-“ENERJİ TALEBİNİN ÇOK HIZLI BÜYÜDÜÜ BİR PİYASADAYIZ”İlk dokuz ayda elektrik tüketimindeki artış hızı yüzde 8.7. Enerji talebinin çok hızlı büyüdüğü bir piyasadayız. Bundan sonra hiç hız kesmeden ilave kurulu gücü yakalamak zorundayız. Bugüne kadar yıllık 60 milyar kilovat saat elektrik enerjisi üretimi olan 42 bin megavat özel sektör yatırımına lisans verdik.trik enerjisi üretimi olan 42 bin megavat özel sektör yatırımına lisans verdik. Bu yatırımların parasal karşılığı ne kadar? Yatırım açısından bakıldığında bu yıl elektrik enerjisi sektöründe çoğunluğu yeni elektrik üretim tesislerine olmak üzere yaklaşık 7.5 milyar lira sabit sermaye yatırımı yapıldı. Yurtdışında katıldığım toplantılarda son iki yılda 6 bin megavata yakın yatırımın devreye alındığını ve sektöre iki yılda 15 milyar liranın üzerinde yatırım yapıldığını söylediğimde şaşkınlıkla karşılanıyor. Rüzgârda yaklaşık 990 megavat kurulu gücünde 20 proje için uygun bulma kararı verdik. 30 bin megavatlık 668 proje inceleme ve değerlendirmede, 28 bin 960 megavatlık 609 proje yarışacak. Sektör bazında gidersek doğalgaz piyasasındaki mevcut durumu değerlendirebilir misiniz? Bugüne kadar doğalgaz piyasasında 53 adedi dağıtım lisansı olmak üzere toplam 203 adet lisans verildi. Doğalgaz piyasasında rekabetin oluşmasını teminen, piyasa bir bütün olarak izleniyor, piyasa aksaklıklarına neden olabilecek unsurlar tespit ediliyor, gerekli önlemler alınarak düzenlemeler yapılıyor. Bu çerçevede, ülke genelinde ka-
ENERJİ PİYASASI 19 FUAR 5liteli ve çağdaş bir hizmet anlayışıyla, ucuz ve sürekli doğalgaz sunumu sağlanmasına ilişkin çalışmalar yürütülüyor. Doğalgaz piyasasına yönelik çalışmalarımızda öne çıkan husus, şehirlerde doğalgaz dağıtımına yönelik faaliyetlerdir. Kurumumuz tarafından 19 Haziran 2003 tarihinden bugüne 67 ili kapsayan 60 bölgenin doğalgaz dağıtım lisansı ihalesi ilanına çıkıldı. 57 doğalgaz dağıtım lisansı ihalesi sonucunda 53 dağıtım şirketine doğalgaz dağıtım lisansı verildi. 51 dağıtım şirketi, ilgili dağıtım bölgelerinde gaz arzına, 52 dağıtım şirketi de yatırıma başladı. İl bazında doğalgaz dağıtımı konusunda da ihaleleriniz devam ediyor. İllerin doğalgaz dağıtımının özelleştirilmesi ne zaman tamamlanacak? Yapılan ihaleler sonucunda; yaklaşık 17 bin 773 kilometre polietilen ve 2 bin 521 kilometre çelik boru hattı olmak üzere toplamda 20 bin 294 kilometre boru inşa edildi ve yapılan toplam yatırım tutarı 1.6 milyar lirayı aştı. Bu yatırımlar sonucunda 38 bin kişiye istihdam sağlandı, 1 milyon 679 bin 368 abone sayısına ulaşıldı. Tüm bu çalışmalar sonucunda 2003 yılında önce doğalgaz kullanan şehirlerde faaliyet gösteren şirketlere verilen yedi dağıtım lisansı ile birlikte lisanslı dağıtım şirketi sayısı 60’a, gaz arzı sağlanan dağıtım bölgesi sayısı 58’e ulaştı. Böylece toplamda 8 milyon 723 bin 368 abone sayısına ulaşıldı. Bugüne kadar sürdürülen çalışmaların sonucunda doğalgaz dağıtım lisansı ihalesine çıkılmayan 14 şehrimiz kaldı. Bunlar Ağrı, Iğdır, Muğla, Zonguldak, Bartın, Sinop, Artvin, Tunceli, Bingöl, Muş, Bitlis, Mardin, Şırnak ve Hakkâri’dir. 2010 yılı sonuna kadar öncelikle Zonguldak ve Bartın şehirleri için ihale ilanına çıkılması planlanıyor. BOTAŞ tarafından şehirlerin gaz arzına hazır hale getirilmesinden sonra kalan 12 şehrimize yönelik yapılacak inceleme ile dağıtım bölgeleri oluşturulacak ve ihale ilanına çıkılacak. 2010 yılında, 2008 yılı içinde ihale ilanına çıkılan Geyve-Ali Fuat Paşa-Pamukova, Havza-Vezirköprü-Bafra ve AkşehirIlgın ihalelerinin “ihale ilanları” yenilendi, söz konusu ihale ilanları kapsamında yeterlilik değerlendirmesi yapıldı ve ihaleye teklif vermek üzere Geyve-Ali Fuat Paşa-Pamukova bölgesi için üç şirket, Havza-Vezirköprü-Bafra bölgesi için dört şirket ihale dosyası aldı. Bu ihalelerin bu yıl içinde yapılması planlanıyor. Akşehir-Ilgın bölgesi için sadece bir şirket yeterlilik başvurusunda bulunduğundan, ihale ileri bir tarihte yenilenmek üzere iptal edildi. Kurumunuzun asli görevlerinden olan denetleme faaliyetlerini nasıl yürütüyor sunuz? Kurumumuz tarafından sektörde faaliyet gösteren başta dağıtım şirketleri olmak üzere tüm piyasa oyuncularının faaliyetleri izleniyor. Bu çalışmalarımıza ilaveten kurumumuz adına iki bağımsız denetim şirketi tarafından bugüne kadar 48 dağıtım bölgesinde izleme ve denetim faaliyeti gerçekleştirildi. 2010 yılında 10 şirkete ithalat (spot LNG) lisansı verilerek, ithalat lisansı sayısı 19’a ulaştı. Yedi şirketin ithalat lisansı başvurusu ise inceleme ve değerlendirme aşamasında olup, söz konusu başvuruların 2010 yılı içinde sonuçlandırılması amaçlanıyor. Doğalgaz piyasasına göre biraz daha karışık olan petrol piyasası hakkında bilgi alabilir miyiz? Petrol piyasasında 20 Ekim tarihi itibarıyla; 14 bin 117 adet bayilik, ikisi yeni kurulmak üzere 6 adet rafinerici, 102 adet depolama, 51 adet dağıtıcı, 22 adet iletim, 239 adet madeni yağ üretimi, 117 adet taşıma, 65 adet ihrakiye teslimi, 64 adet serbest kullanıcı ve 46 adet işleme lisansı olmak üzere 14 bin 829 adet gerçek ve tüzel kişi, lisanslı olarak faaliyette bulunuyor. Ayrıca petrol pi-yasası raporlarının hazırlanmasında temel alınan bildirimler, 2010 yılı başından itibaren elektronik imza ile alınmaya başladı. Böylece, gereksiz yazışma ve evrak trafiği ortadan kaldırıldı. 2010 yılında standartlardaki değişiklikler, teknik düzenlemelere yansıtıldı. Kırsal motorinin ihtiva ettiği kükürt oranının 10 ppm’e düşürülmesine ilişkin çalışmalar devam ediyor. Petrol piyasasında faaliyet gösteren dağıtıcı lisansı sahiplerine, tescilli markaları altında piyasaya sunulan akaryakıtın kalitesinin etkin bir şekilde izlenmesi ve bayilerinde kaçak petrol satışının önlenmesi için denetim sistemi kurmaları yükümlülüğü getirildi. Akaryakıt istasyonlarında stok hareketleri ve akaryakıt alım satım işlemlerinin elektronik ortamda, günlük olarak izlenebilmesine imkân tanıyan bir otomasyon sistemi kurulmasını barındıran bu yükümlülüğün 31 Aralık 2010 tarihinde icrasına başlanacaktır. Böylece, 2011 yılı itibarıyla dağıtıcı lisansı sahipleri, merkez bağlantısı olan istasyon otomasyon sistemiyle bayilerindeki akaryakıt alım satım hareketlerini izleyecek, raporlayacak ve kayıt dışı ikmal ve satış tespit edilmesi halinde kurumu derhal bilgilendirecek. Bu sistemin denetimlerin etkinliğini sağlamanın ötesinde piyasanın bir otokontrol sistemine kavuşturulması bağlamında önemlidir. 2011 yılı için en önemli hedeflerden birisi de, Akaryakıt Kalitesi İzleme Sistemi’nin ilk kez uygulamaya konulmasıdır. Bunun yanı sıra, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının derledikleri bilgilere erişim için protokoller imzalanması bir diğer hedefimizdir. Bu protokoller kapsamında elde edilecek verilerin çapraz kontrolleri yapılarak, bilgi kalitesinin artırılması amaçlanıyor. Böylelikle, halen üç aylık dönemler halinde yayımlanan sektör raporlarının aylık olarak yayımlanmasına başlanabilecek. Bir diğer hedefimiz ise, başta akaryakıt kalitesi izleme sistemi olmak üzere petrol piyasasında piyasa gözetim ve denetim mekanizmalarının oluşturulması ve daha etkin, şeffaf ve adil gözetim ve denetim sisteminin teşekkülüdür. Türkiye’deki LPG pazarındaki durum nasıl gelişme gösteriyor? Kurumumuz tarafından bugüne kadar LPG piyasasında 8 bin 893 adet lisans verildi. 2010 yılının ilk yarısında toplam 1 milyon 723 bin 119 ton LPG tüketildi. Bu miktarın 65 bin 201 tonu dökme LPG, 516 bin 773 tonu tüpü LPG, 1 milyon 141 bin 184 tonu ise otogaz LPG’dir. 2010 yılı ilk yarısına ilişkin satış rakamları, 2009 yılının ilk ya-“12 ŞEHİR İÇİN İHALE İLANINA ÇIKILACAK”Bugüne kadar sürdürülen çalışmaların sonucunda doğalgaz dağıtım lisansı ihalesine çıkılmayan 14 şehrimiz kaldı. Bunlar Ağrı, Iğdır, Muğla, Zonguldak, Bartın, Sinop, Artvin, Tunceli, Bingöl, Muş, Bitlis, Mardin, Şırnak ve Hakkâri’dir. 2010 yılı sonuna kadar öncelikle Zonguldak ve Bartın şehirleri için ihale ilanına çıkılması planlanıyor. BOTAŞ tarafından şehirlerin gaz arzına hazır hale getirilmesinden sonra kalan 12 şehrimize yönelik yapılacak inceleme ile dağıtım bölgeleri oluşturulacak ve ihale ilanına çıkılacak.rısına ilişkin rakamlarla karşılaştırıldığında; tüplü LPG tüketiminin yüzde 7 ve dökme LPG tüketiminin yüzde 39 oranında azaldığı; buna mukabil otogaz LPG tüketiminin ise yüzde 8 oranında artığı görülüyor. Bu trendin önümüzdeki yıllarda da devam edeceği bekleniyor. LPG piyasasına ilişkin bu rakamlar, Türkiye’nin dünyadaki en önemli LPG pazarlarından birisi olduğunu gösteriyor. Ulaşımda kullanılan LPG miktarı ve LPG’li araç sayısı bakımından ülkemiz Avrupa’da birinci, dünyada ise Güney Kore’den sonra ikinci sırada yer alıyor. LPG istasyonu sayısında ise ülkemiz dünya birincisidir. 2010 yılında LPG piyasasının izlenmesi ve denetlenmesi faaliyetlerine ağırlık verildi. Denetim faaliyeti kapsamında LPG piyasasında faaliyet gösteren dağıtıcı lisansı sahibi şirketlerin 2007 yılında yaptıkları bildirimler analiz edildi. Bu kapsamda, yapılmış olan bildirimlerin doğruluğu ile dökme ve tüplü LPG satışlarında pazarın genel yapısıyla uyum göstermeyen hususlar tespit edildi. İzleme faaliyetlerinin daha etkin bir şekilde yürütülebilmesi ve gereksiz bürokratik işlemlerin önlenerek verimliliğin artırılması amacıyla, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu esas alınarak başlatılan elektronik imza uygulamasına geçiş çalışmaları tamamlandı. Bu kapsamda, Sıvılaştırılmış Petrol Gazları Piyasası Lisans Yönetmeliği değiştirilerek, uygulamaya 1 Nisan itibarıyla başlandı. Uygulama, sorunsuz bir şekilde sürdürülüyor. LPG Piyasası Bilgi Yönetim Sistemi sayesinde açık ve şeffaf bir piyasa yönetimi sağlandı. Piyasa katılımcılarının bildirimleri neticesinde elde edilen bilgiler yardımıyla üç aylık, altı aylık ve yıllık raporlar hazırlanarak sektörün ve kamuoyunun bilgisine sunuluyor. Kurumumuz, LPG’nin kalitesinin takibine önem veriyor. Bu çerçevede, LPG piyasasında denetim yapılmasına ilişkin protokol imzalanan kurumların personeline, standartlara uygun numune alınması eğitimi veriliyor. İlk etapta Sanayi Ve Ticaret Bakanlığı personeline verilen eğitimin önümüzdeki dönemde Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenliği Komutanlığı ve Gümrük Müsteşarlığı personeline verilmesi planlanıyor. 2011 yılında da piyasaya arz edilen LPG’nin teknik kriterlere uygunluğunun gözetimi amacıyla gümrük ihtisas laboratuvarlarının iyileştirilmesi ve akredite hale getirilmesi çalışmalarına devam edilmesi, yurda sokulan LPG’nin kalitesinin daha yakından takip edilmesi hedefleniyor.
20 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASI“Çevreyihebaetmeyelimamakendi enerjimizidekendimizüretelim”Son dönemde HES’lere karşı gösterilen çevreci tepkilerin yatırımcıları zor durumda bıraktığına işaret eden TOBB Enerji Sektörü Meclisi Başkan Yardımcısı Alpay Ünal, Türkiye’nin kendi enerjisini üretmesi gerektiğini söyledi. Ünal, “Evimizde elektriğimiz yansın, ay sonunda faturamız ucuz olsun istiyoruz ama yapılan yatırımlara da karşı çıkıyoruz” diye konuştu.TOBB Enerji Sektörü Meclisi Başkan Yardımcısı Alpay Ünal, daha fazla üretim ve kaliteli yaşam için Türkiye’nin kendi enerjisini kendisinin üretmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de ticari işlem hacminin yaklaşık yüzde 40’ını enerji sektörünün oluşturduğunu, yüzde 60’ı oluşturan yüzlerce sektörün ise faaliyetlerinde enerjiye bağımlı olduğunu ifade eden Alpay Ünal, çevreci hareketlerle ilgili olarak, “Biz çevreyi heba edelim demiyoruz, biz Türkiye enerjide dışa bağımlı olmasın, kendi enerjisini kendisi üretsin istiyoruz” şeklinde konuştu. Son dönemde özellikle HES’lere karşı gösterilen tepkinin yatırımcıları zor durumda bıraktığına işaret eden Ünal, enerji yatırımlarının çok ciddi, uzun soluklu ve zor projeler olduğunu belirtti. Enerji sektörüne yatırım yapmak isteyenlerin çevreci tepkilerle karşı karşıya kaldığını ifade eden Ünal, şunları söyledi: “Toplumun tümünü kesinlikle yargılamak istemiyorum ama bu bölgede yaşamayan, başka bölgelerden gelerek burada lobicilik yapan bir kesim var. Bu kesim projeleri engellemek için halkı ayaklandırıyor. Enerji Bakanımız bin MW’lık İkizdere projesi iptal olunca, ‘Ne yapalım, doğalgaz aldığımız ülkelerin gözü aydın’ dedi. Bu süreç dikkatle incelenmeli. Gerçekçi konuşmak gerekirse projeler doğaya yüzde 20 zarar verir ama bu zarar daha sonra telafi edilir. Nükleer olmasın, kömür olmasın, güneş yatırımı pahalı diyoruz, bazı teknik nedenlerden dolayı rüzgara lisans vermiyoruz, hidrolikte ‘su akar, Türk bakar’ denirdi, şimdi Türk yapıyor ona da itiraz var. Ama akşam eve gittiğimizde elektrik yansın, ay sonunda fatura geldiğinde ucuz olsun istiyoruz ama yapılan yatırımlara karşı çıkıyoruz. İnsan da, çevre de çok önemli. Biz çevreyi heba edelim demiyoruz, biz Türkiye kendi enerjisini kendisi üretsin diyoruz. Yoksa dışa bağımlı olmaya devam edeceğiz.” Türkiye’de çok iyi işleyen bir denetleme ve düzenleme kurumunun bulunduğuna vurgu yapan Ünal, bu anlamda özel sektör yatırımlarının denetlendiğini ve gerektiğinde yaptırım uygulandığını söyledi. EPDK’nın kanuna uymayan şirketlere ceza yazabildiğini ifade eden Ünal, “Taahhütlerimizi yerine getiremezsek cezalandırsınlar, hatta kapatsınlar. Sektör hızlı geliştiği için bazı projeler yanlış da olabilir. Ama bazı dernek ve hukuk büroları, nükleere de, HES’e de, güneşe de karşılar. Bu kuruluşların da kendi içlerinde tutarlı olmaları gerekiyor” diye konuştu. Türkiye’nin enerjide kabuk değiştirdiğine dikkat çeken Ünal, sektörde sadece elektrikte değil, genel olarak doğalgaz, petrol ve LPG’de kabuk değişimi yaşandığı görüşünü dile getirdi. Yatırımların son iki yıldır hızlandığını ifade eden Ünal, Türkiye’nin ticari işlem hacminin yaklaşık yüzde 40’ının enerji sektörüne ait olduğunu hatırlattı. Enerji sektörü olmadan yüzde 60’ı oluşturan diğer hiçbir sektörün çalışamayacağını vurgulayan Ünal, “Turizm de, tekstil de, otomotiv de enerjisini enerji sektöründen alıyor. Bu sektörlerle bizim iç içe olmamız lazım. Onların da maliyetlerini düşünmek adına ülkemizdeki yatırımları bir an önce hızlandırmamız gerekiyor” diye konuştu. Yenilenebilir enerji kanununun bir an önce meclisten geçmesini beklediklerini ifade eden Ünal, “Özellikle HES yatırımlarında bürokrasinin azaltılmasıyla ilgili çalışmalar var. Bu sürecin hızlanmasını istiyoruz. Aslında sadece hidroelektrik değil, tüm enerji sektörü yatırımlarıyla ilgili bürokrasinin azalmasını bekliyoruz. Biz de üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız” dedi. Türkiye’deki enerji yatırımlarına yabancı şirketlerin de yoğun bir şekilde ilgi gösterdiğine dikkat çeken Alpay Ünal, şöyle devam etti: “Şu anda yüzde 70’e yüzde 30 yerli üstünlüğümüz var. Bunu da korumamız gerektiğine inanıyorum. Yabancı talebi oldukça yoğun. Herkes Türkiye’de yer edinmeye çalışıyor. Biz yabancı sermaye gelmesin demiyoruz ama yabancı sermaye ile yerli sermaye arasında uçurumlar olmasın diyoruz.. Çünkü ticaret hacminin yüzde 40’ını enerji piyasası oluşturuyor. Bu paranın Türkiye’de dönmesi, dışarı çıkmaması lazım. Biz toplum olarak her şeyi devletten bekliyoruz. Enerji gibi büyük işlerin büyük oyuncular tarafından oynanacağını düşünüyoruz. Ancak artık bu durum değişiyor. Son özelleştirmede 59 santral, 19 paket yapıldı. Bu 19 paketin satışı ihaleyle gerçekleşti. Bu satışı gerçekleştirirken 3 milyon dolara da, 50 milyon dolara da satılan paketler oldu. Türkiye’de 50 milyon dolar ve üstünde yatırım yapabilecek, finansman sağlayabilecek firma sayısı en fazla bindir. Ama 50 milyon doların altında yatırım yapacak firma sayısı binlercedir. İhale yapıldı ve fiyatlar Özelleştirme İdaresi’nin de beklentilerinin üzerinde gerçekleşti. Bu, Anadolu kaplanı dediğimiz sermayenin bu sektöre girişi demek. Sektördeki bu çeşitlilik başbakanın, bakanın, müsteşarın ve başkanların katkısı ile gerçekleşti. Elektrik dağıtım özelleştirmesinde de hep Türk firmaları ön plana çıktı. Bu çok güzel ve gurur verici.”ANADOLU SERMAYESİ SEKTÖRE GİRDİSon özelleştirmede 59 santralin 19 paket yapıldığını ve satışın ihaleyle gerçekleştiğini vurgulayan Alpay Ünal, şöyle konuştu: “Bu satışı gerçekleştirirken 3 milyon dolara da, 50 milyon dolara da satılan paketler oldu. Türkiye’de 50 milyon dolar ve üstünde yatırım yapabilecek firma sayısı en fazla bindir. Ama 50 milyon doların altında yatırım yapacak firma sayısı binlercedir. İhale yapıldı ve fiyatlar Özelleştirme İdaresi’nin de beklentilerinin üzerinde gerçekleşti. Bu, Anadolu kaplanı dediğimiz sermayenin bu sektöre girişi demek. Sektördeki bu çeşitlilik başbakanın, bakanın, müsteşarın ve başkanların katkısı ile gerçekleşti.”
22 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASITSE,yenistandardıylaenerjinin verimlikullanılmasınısağlayacakEnerji verimliliği konusunda atılan adımlara ivme kazandırmak amacıyla hazırlanan Enerji Yönetim Sistemi (EYS) standardının, bu yılın başında yürürlüğe girdiğini belirten TSE Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil, sistemin her sektörden işletmeye uygulanabileceğini ve diğer yönetim sistemleriyle entegre olarak da yürütülebileceğini dile getirdi.veriler ülkemizde enerjinin verimli kullanılmasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor” dedi. Büyükhelvacıgil, enerji verimliliğinin; enerjinin kaynağından temininin, taşınmasının, dağıtımının ve kullanılması safhalarının, eldeki bilgi ve teknolojik imkanlarla en iyi şekilde tasarımının yapılmasını ve uygulanmasını gerektirdiğinin altını çizdi. “Enerjinin verimli kullanılması ise; enerji kaynağının işlenmesinden ve enerjinin üretiminden başlar, enerjinin kullanıldığı tüm ortamlara naklinden, buralardaki kullanım şekline, çevresel etkilerine ve karşılığında aldığımız faydaya değin devam eder” diyen Büyükhelvacıgil, enerji verimliliğinin, kullanım alanına göre yaşam standardının, hizmet kalitesinin, üretim miktar ve kalitesinin düşüşüne yol açmadan, birim hizmet veya ürün miktarı başına enerji tüketiminin azaltılması için alınabilecek tüm önlemleri kapsadığını dile getirdi. Enerji verimliliğinde ilk adım tasarruf Enerjinin verimli kullanılmasındaki ilk adımın; eldeki enerji kaynaklarının en basit önlemlerden başlayarak, bireyler ve toplum tarafından tasarruflu kullanılması olduğunu vurgulayan Büyükhelvacıgil, aynı zamanda enerji israfı olarak da değerlendirilebilecek olan Türkiye’de kişi başına düşen enerji miktarının, Avrupa ülkeleri, ABD ve Kanada’nın kişi başına tüketimlerinden fazla olduğunu istatistiklerin gösterdiğinin altını çizdi. Büyükhelvacıgil, “Ülkemizde bir metrekare kapalı alanın bir yıllık ısıtma maliyeti, İskandinav ülkelerinden dört misli daha fazladır” dedi. Enerjinin aydınlanma, ısınma, ulaşım, haberleşme hizmetleri ve üretimin yanında artık günlük hayatın hemen her safhasında kullanıldığını dile getiren Büyükhelvacıgil, aydınlanma konusunda ilk alınacak önlemin, gereksiz enerji sarfiyatının bireysel olarak önlenmesi olduğunu söyledi. Büyükhelvacıgil, “Bunun yanında yürürlükteki standartlara uygun, daha az enerji tüketen aydınlatma elemanlarının seçilmesi yoluyla sağlanabilir. Aydınlatma elemanlarının güvenlik ve enerji performansıyla ilgili hemen her konu, enerji verimliliği ölçme metotları dâhil olmak üzere ülkemizde Türk Standardları ile belirlenmiştir” dedi. Enerji verimliliğiyle ilgili standartların en yaygın olarak kullanıldığı alanların başında elektrikli cihazların geldiğini belirten Büyükhelvacıgil, “Bu alanda standartlaştırma çalışmalarına, en yaygın kullanılan buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi cihazlardan başlandı. Konuyla ilgili teknik düzenlemeler, enerji verimliliğinin belirlenmesinde standartların kullanılmasını öngörüyor ve standartlara uygun ölçme sonuçlarına göre enerji etiketlemesi yapılmasını talep ediyor” dedi. En temel ihtiyaçlardan birisi olan ısınma konusunda, binalarda tasarruf önlemlerinin, binanın tasarımı ve uygulama projesinin hazırlanması safhasında, çevresel etkiler dikkate alınarak performans ölçümleri ve yürürlükteki en güncel standartlara göre belirlenmiş doğru mal-Türk Standardları Enstitüsü’nün, enerji verimliliği konusunda atılan adımlara ivme kazandırmak amacıyla ‘TS EN 16001 Enerji Yönetim Sistemi Eğitim ve Belgelendirme’ faaliyetlerine başladığını dile getiren TSE Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil, “Bu standardın benimsenmesi, enerjinin daha verimli kullanılmasına imkân vererek sürekli iyileştirme sürecinin oluşumuna katkı sağlayacak ve enerji analizi kadar, enerji izleme planının gerçekleştirilmesi konusunda da kuruluşları teşvik edecek” dedi Dünyanın ilk 20 ekonomisinde yer alan Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almasının hedeflendiğini dile getiren TSE Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil, ekonomik büyümede, enerji kaynakları açısından ülke dışı kaynaklara bağımlılığın, ülkelerin ekonomik hedeflerinin gerçekleştirilebilme hızını etkileyen önemli bir faktör olduğunu vurguladı. Bü-yükhelvacıgil, “Kontrolünüz altında olmayan uluslararası gelişmeler nedeniyle dalgalanma gösteren enerji maliyetleri, milli ekonomi için yapılan tüm planların altüst olmasına sebep olabilmektedir” dedi. Dış kaynak bağımlılığının azaltılmasını hedefleyen bir enerji politikasının yanı sıra, eldeki mevcut kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasının, ülke ekonomisi için son derece etkin ve olumlu sonuçlar vereceği konusunda hem Türkiye, hem de dünyadaki uzmanların görüş birliğinde olduğunu ifade eden Büyükhelvacıgil, “Ülkemizin bugün için kullanılan enerji tüketimi, tüm enerji kaynakları dikkate alındığında 100 milyon ton eşdeğeri petrol (MTEB) civarındayken, bu rakamın 2020 yılında 230 MTEB mertebesine çıkacağı tahmin ediliyor. Eldeki veriler 2030 yılında nihai enerji tüketiminin günümüzden dört kat daha fazla olacağını gösteriyor. BuISO 14001’E BENZİYORKullanımı kolaylaştırmak için, bu standardın yapısının ISO 14001 yapısına benzediğini belirten Büyükhelvacıgil, EN 16001’ı enerji ve tesis yöneticilerinin, çevre ofisleri ve yöneticilerinin, enerji mühendislerinin, enerji danışmanlarının, finans direktörlerinin, politika geliştirici ve yöneticilerinin, mimarlar ve sörveyörlerinin ve enerji değerlendirmecilerinin kullanabileceğini ifade etti.
ENERJİ PİYASASI 23 FUAR 9zeme seçimiyle başladığını belirten Büyükhelvacıgil, “Ülkemizde enerji verimliliğinin temini konusunda kişisel olarak toplumumuzun tüm bireylerine ve gelecek nesillere önemli vazifeler düşüyor. Bu konuda üreteceğimiz çözümler, ülkemizin ve dünyanın geleceğini belirleyecek” diye konuştu. Enerjiyi elde ederken kullanılan doğal kaynakların giderek azalması ve alternatif enerji kaynakları oluşturmanın finansal boyutunun yüksek olmasının, enerjinin verimli kullanılması gerektiği gerçeğini bir kez daha gündeme getirdiğinin altını çizen Büyükhelvacıgil, “Bu kapsamda ISO tarafından kabul edilen EN 16001 (2009) standardı esas alınarak TSE Mühendislik Hizmetleri İhtisas Grubu’nca hazırlanan standard, Ocak 2010 tarihinde yürürlüğe girdi. Ülkemizin rekabet gücünü artırmak, ulusal ve uluslararası düzeyde ticaretini kolaylaştırmak ve toplumun yaşam düzeyini yükseltmek için; standardizasyon, uygunluk değerlendirme, deney ve kalibrasyon faaliyetlerini tarafsız, bağımsız, etkin ve güvenilir olarak sağlayan Türk Standardları Enstitüsü, ülkemizde enerji verimliliği konusunda atılan adımlara ivme kazandıracağı umuduyla, TS EN 16001 Enerji Yönetim Sistemi Eğitim ve Belgelendirme faaliyetlerine başladı” şeklinde konuştu. “Bağımsız veya entegre olarak yürütülebilir” TS EN 16001 Enerji Yönetim Sistemi (EYS) Standardı’nın, bu düşüncelerden yola çıkılarak oluşturulduğunu dile getiren Büyükhelvacıgil, bu sistemin kurulmasının, enerjinin verimli kulla-nılmasına imkan sağlayacağını ifade etti. “Verimliliğin ‘elde edilen çıktı ile kullanılan kaynaklar arasındaki ilişki’ olduğu düşünülürse kullanılan enerji kaynaklarındaki tasarrufun önemi açıkça ortaya çıkar” diyen Büyükhelvacıgil, tasarruf ve enerjinin sistematik yönetiminin, yaşanılan çevrenin sürdürülebilirliğine, yanma gazlarının azaltılmasından dolayı büyük bir katkı sağlayacağını söyledi. Büyükhelvacıgil, enerjinin verimli kullanılması esasına dayanan TS EN 16001 Enerji Yönetim Sistemi’nin, her sektörde küçükten büyüğe her türlü işletmeye uygulanabilecek, tek başına olabileceği gibi diğer yönetim sistemleriyle entegre olarak da yürütülebilecek bir sistem olduğunu vurguladı. EYS’nin, kuruluşların enerji politikalarını belirlemesi, amaç ve hedefleri doğrultusunda oluşturduğu enerji yönetim programları çerçevesinde enerji tüketimini yönetmesi ve enerji yönetim sisteminin performansını değerlendirerek iyileştirmelerin sağlanmasına dayandığını kaydeden Büyükhelvacıgil, “Enerji Yönetim Sistemi’nin kuruluşlarda uygulanmasıyla birlikte; aynı işi gerçekleştirmek için daha az enerji kullanımı, enerjinin daha verimli kullanımı ile enerji kaynaklarına daha az para ödenmesi, enerjiye harcanan fazla paraların üretime ve yatırıma kaydırılması, enerjinin etkin kullanılarak israfın önlenmesi, enerji maliyetlerinin ekonomi üzerindeki yükünün hafifletilmesi, çevrenin korunması için, enerji kaynaklarının ve enerjinin kullanımında verimliliğin artırılması, alternatif yakıt kullanımının özendirilmesi hedefleniyor” dedi. TS EN 16001 EYS’nin amacından da bahseden Büyükhelvacıgil, “Amaç, enerji verimliliğini“2030’DA ENERJİ TÜKETİMİ DÖRT KAT FAZLA OLACAK”Eldeki mevcut kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasının, ülke ekonomisi için son derece etkin ve olumlu sonuçlar vereceği konusunda hem Türkiye, hem de dünyadaki uzmanların görüş birliğinde olduğunu ifade eden Büyükhelvacıgil, “Ülkemizin bugün için kullanılan enerji tüketimi, tüm enerji kaynakları dikkate alındığında 100 milyon ton eşdeğeri petrol (MTEB) civarındayken, bu rakamın 2020 yılında 230 MTEB mertebesine çıkacağı tahmin ediliyor. Eldeki veriler 2030 yılında nihai enerji tüketiminin günümüzden dört kat daha fazla olacağını gösteriyor. Bu veriler ülkemizde enerjinin verimli kullanılmasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor” dedi.artırmak için gerekli olan sistemlerin ve süreçlerin kurulmasında kuruluşlara yardımcı olmaktır. Sistematik enerji yönetimiyle, maliyetlerin ve sera gazlarının emisyonunun azalması sağlanacaktır. Bu standart, kuruluşun yasal gereksinimler ve enerji ile ilgili önemli hususları göz önüne alarak politika ve hedefleri geliştirmesine ve gerçekleştirmesine imkân veren bir EYS (Enerji Yönetim Sistemi) için gerekli şartları içerir” dedi. TS EN 16001 EYS modelinin, ‘Planla, Uygula, Kontrol, Önlem’ (PUKÖ) döngüsü metodolojisini benimsediğini kaydeden Büyükhelvacıgil, “TS EN 16001’in benimsenmesi, enerjinin daha verimli kullanılmasına imkân vererek bir sürekli iyileştirme sürecinin oluşumuna katkı sağlayacak ve enerji analizi kadar, enerji izleme planının gerçekleştirilmesi konusunda da kuruluşları teşvik edecektir” dedi. Tüm işletme ve kuruluşların her kademedeki boyutları için yararlı bir belge ve çeşitli, kültürel, coğrafi ve sosyal koşullara uygun olduğunu dile getiren Büyükhelvacıgil, bu standardın faaliyetlerinin bir organizasyonun kontrolü altında gerçekleştirildiğini ifade ederek EN 16001’in bağımsız olarak veya herhangi bir diğer yönetim sistemi ile entegre olarak kullanılabileceğini ifade eti. Kullanımı kolaylaştırmak için, bu standardın yapısının ISO 14001 yapısına benzediğini belirten Büyükhelvacıgil, EN 16001’ı enerji ve tesis yöneticilerinin, çevre ofisleri ve yöneticilerinin, enerji mühendislerinin, enerji danışmanlarının, finans direktörlerinin, politika geliştirici ve yöneticilerinin, mimarlar ve sörveyörlerinin ve enerji değerlendirmecilerinin kullanabileceğini ifade etti.
24 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASI“Hileli‘10numarayağ’9ayda 1milyarTLvergikaybıgetirdi”Ülkenin hemen her yerinde ‘10 numara yağ’ adı altında dizel araçlara motorin yerine tenekeler içinde hileli maddeler satıldığını kaydeden PETDER Genel Sekreteri Erol Metin, “Bu sorun nedeniyle ilk dokuz ayda kırsal motorin tüketimi yüzde 5.8 azaldı. İstatistikler vergi kaybının yılın dokuz aylık döneminde 1 milyar TL’yi aştığını gösteriyor” açıklamasını yaptı.Bu yılın ilk dokuz ayında benzin tüketimleri düşerken, LPG otogaz tüketimlerinin ivme kazandığını; benzinden LPG’ ye bir geçiş görüldüğünü ifade eden Petrol Sanayi Derneği (PETDER) Genel Sekreteri Erol Metin, uzun yıllardır akaryakıt sektöründeki önemli yerini korumuş olan motorinin tüketim oranında ise geçtiğimiz dönemde ciddi bir düşüş yaşandığını vurguladı. Motorin tüketiminin yüzde 5.8 azaldığını ve bu problemin ‘10 numara yağ’ adı verilen hileli ürünlerden kaynaklandığını anlatan Metin, “Son dönemde, 10 numara yağ adı altında yapılan hileli yakıt faaliyetleri hızlı bir şekilde artmaya devam etti. Ülkenin hemen her yerinde 10 numara yağ adı altında dizel araçlara motorin yerine yaygın bir şekilde ve tenekeler içinde satılan maddeler nedeni ile resmi kırsal motorin tüketiminde yaşanan gerileme büyüyor” diye konuştu. Bu durumun büyüyen ekonomi, artan taşıt sayısı ve sektördeki diğer verilerle uyumlu olmadığını söyleyen Metin, “Yapılan analizler ve piyasa bilgileri, 10 numara yağ adı altında yapılan faaliyetler nedeniyle oluşan vergi kaybının yılın dokuz aylık döneminde 1 milyar TL’yi aştığını gösteriyor. Motorin, baz yağ ve müstahzarlar arasındaki ÖTV farklılığının neden olduğu bu tür faaliyetlerin kesin çözümü, söz konusu ürünlerin ÖTV tutarlarının artırılarak motorin ÖTV’si ile dengelenmesidir” görüşünü dile getirdi. Ocak-eylül döneminde benzinler, motorinler ve LPG otogazdan oluşan toplam otomotiv yakıtları tüketiminin 2009 yılının aynı dönemine göre yüzde 1 oranında arttığını ve 13.6 milyon ton olarak gerçekleştiğini aktaran Metin, şunları söyledi: “Toplam benzin tüketimi 2010 yılı Ocak-Eylül döneminde, 2009 yılı aynı dönemine göre yüzde 7.9 oranında azalarak yaklaşık 1.6 milyon ton oldu. Daha düşük ÖTV tutarı nedeniyle, benzinden artan oranda bir pay alan otogaz LPG tüketimi aynı dönemde yaklaşık yüzde 8 oranında artarak 1.85 milyon tona ulaştı. 2010 yılının ilk dokuz ayında fuel oil ve kalyak türleri tüketimi bir önceki yıla göre yüzde 51 oranında azalarak 766 bin ton oldu. Ekonomik büyüme ve sınai üretim ile ilişkili bir başka önemli gösterge olan yağlama yağları tüketimi ise yüzde 20 oranında artarak 300 bin ton olarak gerçekleşti.” Erol Metin, toplam akaryakıt tüketiminin yüzde 5.9 azaldığını vurgularken, “Buna rağmen, 2009’da iki kez yapılan ÖTV artışları nedeniyle, 2010 yılı Ocak- Eylül döneminde akaryakıt tüketiminden sağlanan dolaylı vergiler bir önceki yıla göre yüzde 20 oranında artarak 26 milyar TL’ye ulaştı. LPG tüketiminden sağlanan dolaylı vergi gelirleri ile birlikte petrol ve LPG sektörlerinin sağladığı dolaylı vergilerin 2010 yılının ilk çeyreğinde yüzde 21 artarak 31 milyar TL’ye ulaştığı hesaplanıyor” diye konuştu. Enerji sektörünün istikrarlı bir arza sahip olmasına rağmen büyüme oranının orta değerlerde seyretmesini, petrol sektörüne yüklenen vergilere bağlayan Metin, “Zira yüksek vergi yüklerinin yatırım eksikliği doğurduğunu söyleyebiliriz” dedi. EPDK’nın AB Direktiflerine uyum kapsamında aldığı karar doğrultusunda akaryakıtlardaki kükürt miktarının 1 Ocak 2011 tarihi itibarı ile 10ppm ile sınırlandırılacağını kaydeden Metin, “Bu tarihten itibaren rafineri üretimi ve ithalat yoluyla piyasaya sunulacak motorinlerdeki kükürt miktarı 10 ppm’i aşamayacak; dolaşımda bulunan motorinler EPDK tarafından belirlenecek geçiş takvimi ile kademeli olarak 10 ppm’e uyarlanacak. Petrol Sanayi Derneği tarafından desteklenen ve bir süredir beklenen bu karar, yakıt kaynaklı salımların azaltılmasında ciddi bir fayda sağlayacaktır” açıklamasını yaptı. Metin, motorinde kükürt oranının 10 ppm ile sınırlandırılması ile motorin kaynaklı kükürt emisyonlarının 100 kat daha azalacağını ve atmosfere salınan kükürt ve partikül madde miktarının her yıl 9 bin 900 ton daha azalacağını ifade etti. “Sözleşmesi geçersiz kalan 5 bin bayi pazara çıktı” Metin, sektör açısından 2010 yılının en belirleyici bir diğer konusunun ise Rekabet Kurumu kararı sonrasında dağıtıcılar ile bayiler arasında yapılmış olan intifa / kira sözleşmelerinin uyumlaştırılması sürecinde yaşanan zorluklar olduğunu ifade etti. “Rekabet Kurumu Kararı uyarınca, 18 Eylül 2010 tarihi itibarı ile süresi beş yılı aşan tüm sözleşmeler beş yıla uyumlu olacak şekilde revize edilmiştir” diyen Erol Metin, sözlerine şöyle devam etti: “Bu kararın uygulanması sonucunda esasen imzalandığı dönemdeki yasalara uygun olarak yapılmış çok sayıda dağıtıcı bayi sözleşmesi geçersiz kaldığından, sayıları 5 bin civarında olduğu ifade edilen bayi yeniden sözleşme yapmak üzere pazara çıktı. Bunun sonucu olarak, bayileri ile yeniden sözleşme yapabilmek üzere dağıtıcılardan bayilere doğru çok önemli büyüklükte bir varlık aktarımı gerçekleşti.” Türkiye’nin enerji konusundaki potansiyelini de değerlendiren Metin, “Türkiye’nin gerek coğrafik konumu gerekse de petrol üreten ülkelerle yaptığı anlaşmalar neticesinde petrol dünyasındaki önemi aşikâr. Türkiye’nin dünya petrol üretiminin yüzde 73’ünü karşılayan komşularının olması, Türkiye’nin adeta bir enerji koridoru haline gelmesine olanak sağladı” diye konuştu. Metin, Türkiye’nin petrol üreten ülkelere komşu olmasının, AB’nin Rus petrol ve gazına olan mutlak bağımlılığını bir nebze olsa da azalttığının düşünüldüğünü anlattı. 2006 ve 2009 yıllarında yaşanan kriz sonrasında, AB ülkelerinin Rus petrolüne olan bağımlılıklarını azaltma amacıyla yeni hatlar geliştirme çabası içine girdiklerini hatırlatan Metin, “Buna binaen, çalışma ve yapım aşamasında olan Türkiye-Yunanistan-İtalya hattı ve Nabucco hattı AB’nin petrol arzının tek ana artere dayanmasının önüne geçmeyi planlıyor” dedi. Özellikle transit ülke konumunda olması nedeniyle Türkiye’nin dünya enerji güvenliği açısından son derece büyük bir rol üstlenebileceğini vurgulayan Metin, “Bu konuda uluslararası alanda çok önemli girişimler ve çalışmalar yapılıyor” değerlendirmesini yaptı.YAKIT KAYNAKLI SALIMLAR AZALACAKEPDK’nın AB Direktiflerine uyum kapsamında aldığı karar doğrultusunda akaryakıtlardaki kükürt miktarının 1 Ocak 2011 tarihi itibarı ile 10 ppm ile sınırlandırılacağını kaydeden Erol Metin, “Bu tarihten itibaren rafineri üretimi ve ithalat yoluyla piyasaya sunulacak motorinlerdeki kükürt miktarı 10 ppm’i aşamayacak; dolaşımda bulunan motorinler EPDK tarafından belirlenecek geçiş takvimiyle kademeli olarak 10 ppm’e uyarlanacak. Petrol Sanayi Derneği tarafından desteklenen ve bir süredir beklenen bu karar, yakıt kaynaklı salımların azaltılmasında ciddi bir fayda sağlayacaktır” açıklamasını yaptı
28 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASILPGtüketimiiçinde otogazınpayıartıyorardından ikinci büyük pazar konumunda olduğunu aktaran Eyüboğlu, “LPG’nin alternatif enerji kaynaklarında önemli bir paya sahip olması, stoklama ve taşınma avantajları sayesinde, gelecekte de kullanılmaya devam edeceğini öngörüyoruz” şeklinde konuştu. Otogaz olarak pazara sunulan LPG’nin, muadil araç yakıtlarına kıyasla ekonomisini bugüne kadar olduğu şekilde koruduğu sürece, sektörde istikrarlı bir büyümenin gerçekleşeceğini söyleyen Eyüboğlu, Türkiye’nin Kyoto protokolünü imzaladığını ve bu nedenle LPG’nin özellikle desteklenmesi gerektiğini dile getirdi. Eyüboğlu sektörde 64 firmanın dağıtım lisansına sahip olduğunu ve sektörün Türkiye ekonomisinde önemli bir yeri bulunduğunu belirtti. 64 firmadan 11’inin Türkiye LPG Derneği’nin üyesi olduğunu söyleyen Eyüboğlu, “Üyelerimiz, 2009 yılı verilerine göre pazar payları itibariyle sektörümüzün yaklaşık yüzde 49’unu temsil ediyor” dedi. “LPG tüketiminde artış eğilimi 10 yıl daha sürer” “LPG sektöründe, Türkiye’de yaşanan durumun, dünyadaki pazar dinamikleriyle paralellik arz ettiğini gözlemliyoruz” diyen Yağız Eyüboğlu, Dünya LPG Birliği’nin 2009 yılında yayınladığı küresel LPG istatistiklerine göre Avrupa ve Avrasya coğrafyasında toplam tüketim miktarının 43 milyar 597 milyon tona ulaştığını belirtti. Bu miktarın LPG’nin tüm segmentlerini kapsayan tüketim miktarını belirttiğini ifade eden Eyüboğlu, “Dünyada LPG’nin arz-talep dengesine baktığımızda, özellikle son yıllarda artan bir eğilim izlediği gözlemleniyor. Bu trendin gelecek 10 yılda da süreceği öngörülüyor” diye konuştu. Eyüboğlu, Türkiye’nin gerek doğal, gerekse enerji kaynakları açısından birçok ülkeye kıyasla son derece avantajlı bir durumda olduğunu söyleyerek, “Petrol ve doğal gaz zengini değiliz, ancak bu kaynakların zengini olan ülkeler komşumuz ve ürünlerinin önemli bir kısmını bizim üzerimizden dünyaya ulaştırıyorlar. Yeni bir enerji yatırımı haberini almadığımız gün geçmiyor” görüşünü dile getirdi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve kamu otoritesinin ilgili kurumlarının, ulusal enerji stratejisini oluşturup uygulamada kararlılık gösterdiğini anlatan Eyüboğlu, bundan büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti. LPG’nin konutlarda, sanayide ve otomobil yakıtı olarak kullanıldığını hatırlatan Eyüboğlu, şunları söyledi: “LPG, her alanda verimliliği ve çevreciliği ile daha fazla tercih edilen, geleceğin temiz dünyasına katkıda bulunan bir enerji kaynağı. Çevreci bir yakıt seçeneği sunması açısından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yayımlanan 5346 sayılı, ‘Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’ kapsamında LPG’nin de alternatif ürün olarak yer alması sektörümüz açısından büyük önem taşıyor.” Eyüboğlu, LPG’nin arz güvenliği, taşıma ve kullanım alanlarında önemli avantajlara sahip olduğunu ve hemen hemen dünyadaki her ülkenin enerji havuzunda önemli bir yere sahip bulunduğunu sözlerine ekledi. LPG’nin, hem doğalgaz kuyularından, hem de ham petrol rafinaj işlemleri sırasında elde edildiğini belirten Eyüboğlu, doğalgazdan elde edilen LPG’nin, toplam üretimin yaklaşık yüzde 55’ini oluşturduğuna ve bu oranın düzenli olarak arttığına dikkat çekti. Eyüboğlu LPG’nin, bilinenin aksine petrol değil, daha çok doğalgaz kaynaklı bir ürün olduğunu söyleyerek, “LPG temini konusunda kaynak sıkıntısı da yok. Dünyanın dört bir tarafında birçok üretici bulunuyor ve enerji arz güvenliği açısından da yararlar sağlıyor. Doğalgaz kaynaklarının çoğalmasıyla LPG’nin arzının gelecekte daha da artacağı ve daha çok tasarruf sağlayan bir yakıt olacağı öngörülüyor” değerlendirmesini yaptı.“LPG, ÇEVRECİ BİR YAKIT”LPG’nin konutlarda, sanayide ve otomobil yakıtı olarak kullanıldığını hatırlatan Yağız Eyüboğlu, “LPG, her alanda verimliliği ve çevreciliği ile daha fazla tercih edilen, geleceğin temiz dünyasına katkıda bulunan bir enerji kaynağı. Çevreci bir yakıt seçeneği sunması açısından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yayımlanan 5346 sayılı, ‘Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’ kapsamında LPG’nin de alternatif ürün olarak yer alması sektörümüz açısından büyük önem taşıyor” diye konuştu.LPG kullanımının tüplü gaz ve dökme gaz pazarlarında azalmasına rağmen otogaz pazarında arttığını kaydeden Türkiye LPG Derneği Başkanı Yağız Eyüboğlu, ocak-haziran döneminde toplam tüketimin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1.5 artış göstererek 1 milyon 723 bin 119 tona ulaştığını söyledi.Konutlarda, sanayide ve otomotiv sektöründe yakıt olarak kullanılan LPG, kullanım oranını yıldan yıla artırıyor. Türkiye LPG Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Yağız Eyüboğlu, Türkiye’de doğalgazın kullanım oranının artmasından dolayı tüpgaz ve dökmegaz pazarlarında kayıp yaşandığını belirterek, “Buna rağmen genel tüketim içinde otogazın aldığı payın artması sayesinde LPG pazarı, yıllardır mevcut büyüklüğünü korudu; hatta geçtiğimiz yıl, büyüme gösterdi” diye konuştu. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından hazırlanan Ocak-Haziran dönemi LPG piyasası raporuna göre, toplam tüketimin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1.5 arttığını kaydeden Eyüboğlu, “Toplam tüketim, 1 milyon 696 bin 685 tondan, 1 milyon 723 bin 119 tona yükseldi” dedi. Satışlarda en büyük payı otogaz tüketiminin aldığını söyleyen Eyüboğlu, şu bilgileri verdi: “Otogaz kullanımının 1 milyon 54 bin 491 tondan, 1 milyon 141 bin 184 tona çıktığını görüyoruz. Böylece otogaz tüketimindeki artış oranı yüzde 8.2’ye ulaşmış durumda. Tüplü gaz tüketimi 551 bin 536 tondan 516 bin 733 tona gerilerken, tüketimdeki daralma yüzde 6.3 seviyesinde gerçekleşti. Dökmegaz pazarı ise 90 bin 657 tondan 65 bin 201 tona düştü. Bu alandaki daralma ise yüzde 28’i buldu. Toplam LPG tüketimi içinde otogazın payı ise, yüzde 62’den, yüzde 66’ya yükseldi.” Türkiye LPG pazarının, petrokimya sektöründe LPG kullanımı dışarıda tutulursa 3.6 milyon tonluk yıllık tüketimle, Avrupa’da Rusya’nın
30 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASI“Güneşenerjisindeyıllık1.3milyar Euro’lukyatırımpotansiyelivar”Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarının, elektrik ihtiyacının 4–5 katını sağlayacak kadar büyük olduğunu vurgulayan GENSED Başkanı Levent Gülbahar, bu potansiyelin değerlendirilmesi için YEK’in bir an önce çıkması gerektiğini kaydetti.Türkiye’nin fosil enerji kaynakları açısından zayıf olmasına karşın yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça zengin olduğunu kaydeden Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Levent Gülbahar, bugün 200 TWh dolayında enerjiye ihtiyaç olduğunu söyledi. Bu ihtiyacın 2023 yılında 420–450 TWh’e çıkacağını öngören Gülbahar, “Ülkemiz bugünkü elektrik enerjisi ihtiyacının ancak yüzde 27’sini kendi öz kaynakları ile tedarik ederken; yüzde 73’ünü ithal ediyor. Bu nedenle de her sene 40 – 45 milyar dolar döviz ödüyor. Yine ülkemiz enerji üretiminin yüzde 46’sı sadece doğalgaza bağlıdır ve bu enerji çeşitliliği ve arz güvenliği açısından çok risklidir” dedi. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarının teorik potansiyellerinin ise ihtiyaç olan elektriğin 4–5 katını sağlayacak kadar büyük olduğunu kaydeden Gülbahar, “Örneğin güneş enerjisi potansiyelimiz 380 – 450 TWh, rüzgâr enerjisi potansiyelimiz 250 – 350 TWh, hidroelektrik enerjisi potansiyelimiz 130 – 150 TWh ve jeotermal potansiyelimiz 8 TWh’dir” diye konuştu. Gerçek anlamda güneş enerjisi yatırımlarının yapılmasıyla Türkiye’de yıllık 400 MW sistem kurulabileceğini ve bunun yaklaşık bütçesinin de 1.2–1.3 milyar Euro olabileceğini vurgulayan Gülbahar, “2023 yılına kadar kurulması hedeflenen 8 bin MW sistemin toplam bütçesi ise 18–20 milyar Euro’dur. Yani çok büyük bir pazardan bahsediliyor” şeklinde konuştu. “Yenilenebilir enerji potansiyelini değerlendirmek için öncelikle 5346 sayılı YEK yasasının çıkması ve uygun teşvik mekanizmalarının devreye sokulması gerekiyor” diyen Gülbahar sözlerine şöyle devam etti: “Sektörümüzde yasa çıkmadığı için halen büyük yatırımcılar yok. Sadece yerli ve yabancı kökenli olan ve küçük ölçekte faa-“YAYGINLAŞTIRILACAKTIR DEMEK YETERLİ OLMAZ ”Türkiye’de güneş enerjisine yönelik devam eden veya planlanan bir yatırım planının olmadığına dikkat çeken Levent Gülbahar, “Kasım 2009’da yayınlanmış olan 2020 yılı Stratejik Enerji Planı’nda rüzgâr enerjisi için 20 bin MW hedef konulmuşken, güneş enerjisi için hiçbir rakam verilmemiş, sadece ‘yaygınlaştırılacaktır’ denilmiştir. Ülkemizin zaten bugün 3.5 – 4 MW olan mevcut kurulu gücünün yaygınlaştırılması düşüncesi yeterli olmaz” değerlendirmesinde bulundu.liyet gösteren, ama büyük hedef ve beklentileri olan firmalardan bahsedebiliriz. Yasanın çıkması ile patlama yaşanacağına inanılan güneş enerjisi sektörünün gündeminde EPDK lisanslı olarak güneş tarlalarının kurulması ve bina uygulamaları olarak tanımlayabileceğimiz evlere, iş merkezlerine, fabrikalara, stadyumlara ve çiftliklere kurulabilecek olan küçük boyutlu güneş enerjisi sistemleri bulunuyor.”
ENERJİ PİYASASI 31 FUAR 5“Türkiye,jeotermalkaynaklar açısındanAvrupa’dailksırada”Uluslararası Jeotermal Enerji Birliği Başkanı Muharrem Balat, Türkiye’nin artan enerji gereksinimi için sürdürülebilir enerji kaynaklarına ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, bu bağlamda jeotermal enerji sektörünün stratejik bir yatırım alanı olduğunu söyledi.Türkiye’nin, büyüyen ekonomisi ve artan enerji gereksinimleri için çeşitlendirilmiş ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına ihtiyacı olduğunu belirten Uluslararası Jeotermal Enerji Birliği Başkanı Muharrem Balat, bu bağlamda jeotermal enerji sektörünün ‘yatırım yapılan’ bir sektör durumuna geldiğini söyledi. Dünyadaki küresel ısınma problemi devam ederken, yakın geçmişte oluşan ve süregelen enerji darboğazı ile enerji maliyet probleminin göz ardı edilemez bir hale geldiğini vurgulayan Muharrem Balat, “Ülke ekonomisi hızla gelişirken ve büyürken, enerji ihtiyacı da hatırı sayılır şekilde artıyor. Bunun yanında genel coğrafyada fosil yakıtlar giderek azalıyor, petrol rezervlerinin yaklaşık 50-100 yıl, kömür rezervlerinin ise 200250 yıl sonra tüketileceği yönünde varsayımlar yapılıyor” dedi. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye’nin de sürdürülebilir enerji kaynaklarına ihtiyacının arttığını dile getiren Balat, “Bu noktada jeotermal kaynaklar açısından dünyada yedinci, Avrupa’da ise ilk sırada olan Türkiye’de jeotermal enerji sektörü, önemli ölçüde kullanılır ve yatırım yapılır bir sektör konumuna geldi” diye konuştu. Jeotermal kaynakların sıcaklık, basınç ve debi parametrelerine bağlı olarak entegre kullanım olanağı sunduğunu ve çevre dostu olması özelliğiyle üstün avantajlara sahip olduğunu ifade eden Balat, dolayısıyla bu kaynakların “stratejik kaynaklar” olarak tanımlandığını belirtti. Balat, jeotermal enerjinin mevcut uygun teknolojilerin kullanılması halinde kirletici etkisi sıfır olan temiz bir enerji kaynağı olduğunun altını çizdi. Tür-“MTA’NIN SEKTÖRE KATKISI BÜYÜK”Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü’nün Türkiye’nin jeotermal enerji stratejisinin belirlenmesi ve geliştirilmesi konusunda sektöre katkısının azımsanmayacak düzeyde olduğunu belirten Muharrem Balat, başarılı çalışmaların yatırımcılara örnek olduğunu ve girişimci ruhu tetiklediğini dile getirdi.kiye’de önemli bir potansiyel oluşturan jeotermal enerji kaynağının, fosil enerji kaynaklarının yarattığı olumsuz çevresel etkilerin azaltılması konusunda da önemli bir avantajı bulunduğunu vurgulayan Muharrem Balat, şunları söyledi: “Jeotermal kaynaklar, kaynak sahasında değerlendirilen ve dolayısıyla bölgeyi destekleyen kaynaklar. Bu tarz kaynaklar öncelikle elektrik enerjisi üretiminde, devamında imkânlar dâhilinde seracılık uygulamalarında, kurutma endüstrisinde kullanılıyor.”
32 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIBOTAŞ,TuzGölü’nde1milyar metreküpdoğalgazdepolayacakİkinci doğalgaz depolama merkezi için ihale aşamasında olduklarını ve ihalenin sonuçlanmasının ardından çalışmalara başlayacaklarını belirten BOTAŞ Genel Müdürü Fazıl Şenel, tesiste 1 milyar metreküp doğalgazın depolanacağını vurguladı.Silivri Değirmenköy’de bir doğalgaz depolama tesisi bulunan BOTAŞ, Tuz Gölü çevresinde kurmayı planladığı ikinci merkez için çalışmalara başlama hazırlığında. BOTAŞ Genel Müdürü Fazıl Şenel, projenin ihale aşamasında olduğuna dikkat çekerek, “Bu yılın içinde ihaleyi sonuçlandırıp çalışmalara başlayacağız” dedi. BOTAŞ’ın Marmara Denizi kıyılarında, Silivri Değirmenköy bölgesinde işletme halinde olan bir doğalgaz depolama tesisinin bulunduğunu vurgulayan Fazıl Şenel, proje aşamasında olan ikinci doğalgaz depolama merkezini ise Tuz Gölü çevresinde oluşturacaklarını söyledi. Konya, Aksaray ve Şereflikoçhisar’ın kesiştiği bölgede yerin altında devasa tuz kitleleri bulunduğunu belirten Şenel, burada oluşturulacak mağaralarda 1 milyar metreküplük doğalgaz depolama alanı kurmak için çalışmalarının devam ettiğini kaydetti. Projenin ihale aşamasında olduğunu ifade eden Şenel, ihalenin sonuçlanmak üzere olduğunu ve bu yılın içinde çalışmalara başlamayı planladıklarını belirtti. Merkezin 12 mağaradan oluşacağı için kademeli olarak hizmete gireceğini vurgulayan Şenel, “3-4 yıl içinde burada 1 milyar metreküplük bir depolama tesisimiz olacak. Bu konuda özel sektör de çalışma yapmak istiyor. Bu konuyla ilgili EPDK’dan lisans almak için başvuruda bulundular. Biz de görüşlerimizi olumlu olarak verdik” diye konuştu. “Türkiye’ye dünya maliyetinde enerji sunmak, müşteri memnuniyetini artırmak, stratejik işbirlikleri oluşturmak, yönetimde kalite anlayışını benimseyen, ortak kültürü paylaşan, istikrarlı yapıya sahip, dinamik ve kurumsal bir organizasyon yaratmak ve enerjide dışa bağımlılığı en aza indirmek hedefimiz” diyen Şenel, Türkiye’nin, doğalgaz ve petrolde yüzde 98, enerjinin geneline bakıldığında ise“SERBEST PAZAR OLUŞUMUNA KATKIDA BULUNMAYI AMAÇLIYORUZ”Öncelikli hedeflerinin, ‘Hazar Bölgesi ve Ortadoğu’daki enerji kaynaklarını Avrupa’daki talep ile birleştirerek değer yaratmak’ olduğunu söyleyen Fazıl Şenel, serbest pazar koşullarının oluşumuna katkıda bulunup, etkin ve bağımsız olarak doğalgaz ve petrol piyasa faaliyetlerinde söz sahibi olmanın amaçları arasında yer aldığını dile getirdi.yüzde 70 oranında dışa bağımlı olduğunu ifade etti. “Hedefimiz, enerjide dışa bağımlılığı yüzde 50 oranına indirmek” diyen Şenel, Türkiye’ye giren yıllık doğalgaz miktarının 38 milyar metreküp olduğunu ve bu miktarın yaklaşık yüzde 54’ünün elektrik üretiminde, yüzde 23’ünün evlerde ve kalan miktarın ise sanayide kullanıldığını belirtti.
36 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIEnerjisa,2015sonunakadar5.5 milyarEuro’lukyatırımhedefliyorSabancı Holding ve Verbund ortak girişimi olan Enerjisa, 2015 yılında en az 5 bin MW kurulu güce, elektrik piyasasında yüzde 10 pazar payına ve 6 milyonu aşkın müşteriye ulaşmayı hedeflediğini açıkladı. Sabancı Holding Enerji Grup Başkanı Selahattin Hakman, üretim portföyünü genişletme ve çeşitlendirmeye yönelik faaliyetlere hız kazandırdıklarını belirterek, “Enerjisa, bünyesindeki mevcut 455 MW kurulu güce, Ekim ayında devreye alınan 930 MW kurulu gücündeki Bandırma Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali’ni de ekledi. Bu yatırım 2015 yılına yönelik hedefe ulaşılmasında bir kilometre taşı oluşturdu” diye konuştu. Hakman, Enerjisa’nın Ankara ve çevresindeki yaklaşık 3 milyon aboneye sahip Başkent EDAŞ’ı 2009 yılında devraldığını hatırlatarak, bu yatırımın grubun 6 milyon müşteri hedefi için büyük bir adım olduğunu dile getirdi. Şu anda bin 385 MW kurulu güce sahip olduklarını aktaran Hakman, buna ek olarak finansmanı sağlanmış yaklaşık bin 200 MW kurulu gücündeki hidroelektrik ve rüzgâr portföyünün uygulama ve yapım çalışmalarının sürdüğünü bildirdi. Bunun yanı sıra yaklaşık 550 MW lisanslı projelerin mühendislik çalışmalarının sürdüğünü söyleyen Hakman, bin MW’ın üzerinde proje portföyünün de lisans başvurusu aşamasında olduğunu kaydetti. Hakman 2015 yılı sonuna kadar yalnızca elektrik üretimi alanında 5.5 milyar Euro tutarında yatırımı hayata geçirmeyi planladıklarını vurguladı. 2010 yılının ilk dokuz aylık döneminde Enerjisa Grup Şirketleri’nin konsolide satış cirosunun 2 milyar TL’yi aştığını ifade eden Selahattin Hakman, “Aynı dönemde faiz amortisman ve vergi öncesi kârı 113 milyon TL’nin üzerinde gerçekleşen Enerjisa Grubu’nun net kârı ise 106 milyon TL’nin üzerine çıktı” dedi. Enerjisa Grubu’nun, yüzde 50–50 Sabancı Holding ve Verbund ortak girişimi olduğunu kaydeden Hakman, “Sabancı Holding ve Verbund 2007 yılı Mayıs ayında eşit yönetim ortaklığına dayalı ortaklık anlaşması imzaladı. Sabancı ve Verbund, Enerjisa ortaklığı kapsamında, nükleer enerji yatırımları hariç, elektrik sektöründeki tüm faaliyetlerini birlikte gerçekleştiriyor” şeklinde bilgi verdi. Enerjisa Grubu’nun, Türkiye elektrik enerjisi sektöründe üretim, dağıtım, toptan ve perakende ticareti içeren dikey entegrasyona dayalı bir stratejiyle liderlik hedeflediğini anlatan Hakman, “Bu hedefe yönelik faaliyetler Enerjisa Enerji Üretim A.Ş., Enerjisa Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Enerjisa Doğalgaz Toptan Satış A.Ş. ve Enerjisa Elektrik Dağıtım A.Ş. olmak üzere dört şirket bünyesinde sürdürülüyor” diye konuştu. “Krizin etkilerinden kısa vadede etkilenen ancak 2010 yılı ile toparlanma trendine giren yüksek bir elektrik talebi potansiyeli ile karşı kar-Sabancı Holding Enerji Grup Başkanı Selahattin Hakman, 2015 yılında bugün sahip oldukları bin 385 MW’lık kurulu gücü minimum 5 bin MW’a çıkarmayı hedeflediklerini kaydederek, “2015 yılı sonuna kadar yalnızca elektrik üretimi alanında 5.5 milyar Euro tutarında yatırımı hayata geçirmeyi planlıyoruz” diye konuştu.şıyayız” diyen Hakman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeniden artış trendine giren elektrik talebinin 2010 yılında yüzde 7’nin üzerinde artış gerçekleştireceğini öngörürsek 2012 yılından itibaren arz güvenliği konusunun tekrar gündeme gelmesini bekleyebiliriz. Türkiye’de elektrik arzının artan talebin altında kalacağına ilişkin beklentiler sektördeki artan yatırım ihtiyacını ortaya koyuyor. Diğer yandan, elektrik sektöründe kamunun kural koyucu olarak rol aldığı serbest piyasa yaklaşımının benimsenmesi ve sektörün liberalleşmesine yönelik atılan adımlar sektördeki yatırımlara hız kazandırıyor.” Türkiye’nin başta hidrolik, güneş ve rüzgâr olmak üzere yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin durumda olduğuna değinen Hakman, henüz değerlendirilmemiş yerli kaynak potansiyelinin de değerlendirilmesinin arz güvenliği ve dışa bağımlılığa ilişkin risklerin azaltılması açısından önem taşıdığını söyledi. Hakman, Türkiye’nin elektrik enerjisi darboğazının çözümüne yönelik projelerin gerçekleştirilmesi gerekliliğine dikkat çekerek, “Bunun için, yatırım bedelleri dahil gerçek maliyetleri yansıtan ve serbest rekabette oluşan fiyatlara dayalı öngörülebilir ve sürdürülebilir bir liberal elektrik piyasasının bir an önce derinleştirilmesi gereklidir. Serbest bir enerji piyasasının tüm kurum ve kurallarıyla sağlıklı bir şekilde işlemesi ve etkin düzenleme ve denetim mekanizmalarının tesisi, arz güvenliğini sağlayacak özel sektör yatırımları için başlıca güven unsurunu teşkil etmektedir” diye konuştu. Hakman, “Enerji sektörünün liberalleşmesi sürecinde, özellikle elektrik enerjisi sektöründe bugüne kadar atılan önemli adımlar yatırımcılarda rekabetçi piyasaya ilişkin güven oluşmaya başlamasını sağladı” dedi. Önemli yapısal ve yasal değişikliklerin gerçekleştiğini, ancak öngörülebilir ve sürdürülebilir bir liberal elektrik piyasasının derinleştirilmesinin uzun soluklu bir süreç olduğunu ifade eden Selahattin Hakman, “Elektrik enerjisi arzının artan talebi karşılayacak bir şekilde ve sürdürülebilir olarak sağlanması için bu yönde adımların devam etmesi ve bugüne kadar yakalanan ivmeyi azaltacak aksi adımların atılmaması büyük önem taşıyor” görüşünü dile getirdi. 2001 yılındaelektrik piyasası yasasının çıktığını ve bu kapsamda enerji piyasasını düzenleyen ve denetleyen Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) kurulduğunu hatırlatan Hakman, şunları söyledi: “Bu gelişmeler Türkiye’de enerji sektörünün gelişimindeki temel taşlardan birini oluşturmaktadır. Özellikle serbest tüketici limitinin düşürülmesi yönündeki kararlı ve sürekli yaklaşım, piyasa açıklığı konusunda sektöre olumlu sinyal vermektedir. Ayrıca, EPDK’nın belirli konularda devlet kurumları arasında koordinatör olarak yer alması, yatırım aşamasındaki süreçlerin hızlandırılmasına sağladığı katkı açısından önemli olmuştur. Bu noktada, özellikle üretim faaliyeti göstermek isteyen şirketlerin çeşitli idarelerden temin etmesi gereken izin ve onay süreçlerinin hızlandırılması ve ilgili idareler arasında koordinasyonun sağlanması, arz güvenliği riskini bertaraf edecek üretim yatırımlarının gerçekleştirilmesini çabuklaştıracaktır.” Hakman, Türkiye’de serbest ve rekabetçi bir enerji piyasasının sağlıklı bir şekilde işlemesinin finansal yapısı güçlü, birbirleriyle rekabet edebilecek yatırımcıların var olmasıyla mümkün olacağını belirterek, “Bu çerçevede, liberal piyasada regülâsyonların gerçek yatırımcının ayırt edilebilmesine olanak sağlamak üzere düzenlenmesi gerekmektedir” diye konuştu.“LİBERAL PİYASANIN DERİNLEŞTİRİLMESİ GEREKLİ”Enerji darboğazının çözümüne yönelik projelerin gerçekleştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Selahattin Hakman, “Bunun için, yatırım bedelleri dahil gerçek maliyetleri yansıtan ve serbest rekabette oluşan fiyatlara dayalı öngörülebilir ve sürdürülebilir bir liberal elektrik piyasasının bir an önce derinleştirilmesi gerekli. Serbest bir enerji piyasasının tüm kurum ve kurallarıyla sağlıklı bir şekilde işlemesi ve etkin düzenleme ve denetim mekanizmalarının tesisi, arz güvenliğini sağlayacak özel sektör yatırımları için güven unsurunu teşkil ediyor” dedi.
38 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIZorluEnerji,elektriküretiminde ‘yenilenebilir’eağırlıkverecekYurtiçi ve yurtdışında çok sayıda yenilenebilir enerjisi yatırımı yapacaklarını kaydeden Arif Özozan, “Yenilenebilir kaynaklardan gerçekleştirdiğimiz elektrik üretimini toplam üretimimiz içinde yüzde 40’tan yüzde 60’a çıkarmayı hedefliyoruz. Bu strateji ile uyumlu olarak haziran ayında Gökçedağ RES projemizi tamamladık” şeklinde konuştu.mal sahası olan Denizli Kızıldere’de projelerimizi kısa ve uzun vadede olmak üzere iki aşamada hayata geçiriyoruz” diyen Özozan, sözlerini şöyle sürdürdü: “2008 yılında özelleştirme ihalesi ile devraldığımız Kızıldere Jeotermal Santrali’nde kısa vadede verimliliğin artırılmasını amaçlayan projeler yürüttük. Santralin reenjeksiyon sistemine ilişkin gerçekleştirdiğimiz çalışma ile enerji üretiminden sonra kalan atık jeotermal suyun tamamını yeniden kuyulara enjekte ediyoruz. Böylece çevreye zarar vermeden rezervuarın su seviyesi ve sürdürülebilirliğini koruyoruz. Uzun vadede ise, Kızıldere’de, 77 MW’lik kurulu güce ulaşan Türkiye’nin en büyük jeotermal santralini inşa etmeyi hedefliyoruz.” Simav’da ise arama faaliyetlerinin devam ettiğini bildiren Özozan, “Türkiye’nin keşfedilmiş en yüksek kapasiteli jeotermal sahalarından biri olan Simav grabenindeki arama ruhsatımız 3 bin hektarlık bir alanı kapsıyor. Alaşehir jeotermal sahasında yürüttüğümüz çalışmalarda da umut verici sonuçlara ulaştık” açıklamasını yaptı. Hidrolik kaynaklarının değerlendirilmesi yönünde ise, Dalaman Çayı üzerinde devam eden HES projesinde ÇED sürecinin tamamlandığını duyuran Arif Özozan, çay üzerindeki 124 MW kapasiteli Sami Soydam ve 80 MW kurulu güce sahip olacak Narlı Hidrolik Santrali için finansman ve yatırım öncesi hazırlık çalışmalarını bitirdiklerini ifade etti. Yenilenebilir enerji yatırımlarının yurtdışında da devam ettiğini kaydeden Özozan, “Pakistan’ın Thatta şehrinin Jhimpir bölgesinde yapımı devam eden, 50 MW kapasiteli rüzgâr santralinin toplam 6 MW kapasiteye sahip ilk beş türbinin kurulumunu tamamladık. Bu santral Pakistan’ın ilk rüzgâr santrali olması nedeniyle ülke enerji sektörü için büyük bir öneme sahip. Santralin ikinci aşamasında kurulu gücü 300 MW’a kadar yükseltme opsiyonuna sahibiz” şeklinde bilgi verdi. Özozan, yurtdışı yatırımları arasında Moskova’daki yatırımlarının ön sırada yer aldığını dile getirerek, “Moskova’da devam etmekte olan iki doğalgaz santrali ilk faz yatırımları ile ilgili olarak, Tereshkovo santrali için santral test ve devreye alma çalışmaları sürüyor. Kojukhovo Santrali’nin de inşaatı devam ediyor” dedi. Özozan bunların yanı sıra İsrail’de dört doğalgaz santralini hayata geçirmeyi planladıklarını da belirterek, bin 50 MW kurulu güce sahip olacak santrallerin projelendirme ve finansman çalışmalarının devam ettiğini sözlerine ekledi. Bugün enerji sektörünün önündeki en önemli sorunun enerji arz güvenliğini sağlayabilmek için çözüm üretmek olduğunu belirten Özozan, “Yapılan araştırmalar, dünyada birincil enerji talebinin 2030 yılına kadar yüzde 40 oranında artacağını gösteriyor. Hızla artan dünya nüfusu ve sanayileşme nedeniyle fosil yakıtlara bağımlılık da artarak devam ediyor. Buna bağlı olarak küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda endişelerin yükselmesi, tüm ülkelerin alternatif enerji kaynakları arayışını hızlandırdı. Alternatif enerji kaynakları arasında ise dünyada kullanım oranı yüzde 16 olan yenilenebilir enerji kaynakları, yükselen trend olarak önemli bir yere sahip” diye ko-GÖKÇEDAĞ, TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK RÜZGAR SANTRALİBu yılın haziran ayında Gökçedağ Rüzgâr Enerji Santrali’ni tamamladıklarını kaydeden Zorlu Enerji Genel Müdürü Arif Özozan, “135 MW kurulu güce sahip olan Gökçedağ RES, şu anda Türkiye’nin en büyük rüzgâr santrali durumunda. 210 milyon Euro yatırım bedeli ile hayata geçirdiğimiz santral, yılda yaklaşık 500 milyon kWh elektriği sıfır karbondioksit salımıyla üretecek ve yılda 300 bin ton karbondioksit eşdeğeri cinsinden seragazı azaltımı sağlayacak” dedi.Elektrik üretimi ve satışı ile doğalgaz dağıtımı ve satışının yanı sıra, proje sürecinde enerji santrallerinin anahtar teslimi kurulumu ve uzun vadeli bakım ve işletimi hizmetlerini veren Zorlu Enerji, enerji sektöründe geniş bir çerçevede faaliyet gösteriyor. Elektrik üretiminin dışında Trakya ve Gaziantep bölgelerinde doğalgaz dağıtımı çalışmaları yürüttüklerini kaydeden Zorlu Enerji Genel Müdürü Arif Özozan, “Ankara, Yalova, Bursa, Lüleburgaz ve Kayseri’de bulunan beş doğalgaz santrali ile yedi hidrolik, bir rüzgâr, bir jeotermal ve bir motorin olmak üzere toplam 15 santralde 738 MW’lık elektrik üretim kapasitesine sahibiz” diye konuştu. Özozan, önümüzdeki dönemde yenilenebilir enerji projelerini hayata geçirerek, yenilenebilir kaynaklardan gerçekleştirdikleri elektrik üretimini toplam üretimleri içinde yüzde 40’tan yüzde 60’a çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Bu strateji ile uyumlu olarak, bu yılın haziran ayında Gökçedağ Rüzgâr Enerji Santrali’ni tamamladıklarını kaydeden Özozan, “135 MW kurulu güce sahip olan Gökçedağ RES, şu anda Türkiye’nin en büyük rüzgâr santrali durumunda. 210 milyon Euro yatırım bedeli ile hayata geçirdiğimiz santral, yılda yaklaşık 500 milyon kWh elektriği sıfır karbondioksit salımıyla üretecek ve yılda 300 bin ton karbondioksit eşdeğeri cinsinden seragazı azaltımı sağlayacak” dedi. Gökçedağ RES ile birlikte sektörde çevreye duyarlı pek çok çalışmaya imza attıklarını bildiren Özozan, EcoSecurities Group ile 2008 yılının Ocak ayında, Kyoto Protokolü teşvik mekanizmaları arasında yer alan Karbon Emisyon Satış Sözleşmesi’nin imzalandığını hatırlattı. Özozan, Gökçedağ RES’in sonraki iki yıl içinde ‘Gold Standard’ kriterlerini de tamamladığını ve ‘Gönüllü Emisyon Azaltımı’ piyasasında Gold Standard ile tescil edilen dünyanın en büyük projesi olduğunu ifade etti. Yenilenebilir enerji yatırımlarının rüzgâr ile sınırlı olmadığına dikkat çeken Arif Özozan, “Türkiye için önemli bir yenilenebilir enerji kaynağı olan jeotermal alanında da çalışmalarımız, DenizliKızıldere, Kütahya-Simav ve Manisa-Alaşehir olmak üzere üç farklı sahada devam ediyor” diye konuştu. “Türkiye’nin potansiyeli en yüksek jeoter-nuştu. Türkiye’deki enerji kaynakları kullanımına bakıldığında dünya ülkeleri ile paralel bir ilerleme görüldüğünü söyleyen Özozan, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de bugün toplam elektrik üretiminin yüzde 48.2’si doğalgaz santrallerinden, yüzde 34.5’i termik santrallerden, yüzde 17.4’ü ise yenilenebilir enerji santrallerinden sağlanıyor. Oysa yapılan araştırmalar ülkemizin güneş, rüzgâr, hidrolik, jeotermal, biyokütle gibi kaynaklardan elektrik üretimi konusunda oldukça elverişli konumda olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde ülkemizde de yerli ve yenilenebilir enerji kaynak kullanımının artacağını öngörüyoruz.” Sektörün gündemine dair değerlendirmelerde bulunan Arif Özozan, “Yaklaşık bir yıldır askıda bekleyen elektrik, doğalgaz, petrol piyasası yasaları ile Yenilenebilir Enerji Kanunu’nda öngörülen değişiklikler, özel sektörün odaklandığı konuların başında geliyor” dedi. Özellikle doğalgaz piyasasında yapılacak değişikliklerin sektörün geleceğinde önemli rol oynayacağını ifade eden Özozan, mevcut yasada 2009 yılına kadar BOTAŞ’ın ithalat pazarındaki payının yüzde 20’ye düşürülmesinin öngörüldüğünü; ancak bugüne kadar sadece pazarın yüzde 10’unun özel sektöre açılabildiğini belirtti. Özozan bunun en büyük nedeninin tedarikçi ülkelerin sözleşme tarafının değişmesine onay vermemesi olduğuna dikkat çekerek, “Ancak şimdi özel sektörün pazar payının artması için yeni bir fırsat ortaya çıktı. Rusya ile 1986’da yapılan 6 milyar metreküplük anlaşmanın süresi, 2011 Mart ayında dolacak. Böylece bu anlaşma özel sektöre devredilebilecek ve yüzde 20 olarak öngörülen ve değiştirilemeyen pazar payına yönelik yeni bir düzenlemenin yapılmasını gündeme getirecek” diye konuştu.Zorlu Enerji Gökçedağ RES’i ekim ayında tam kapasite ile üretime aldı.
40 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIAkenerji,yenilenebilirenerji yatırımlarınahızveriyorÜretimde kaynak çeşitliliğine ulaşmak ve yenilenebilir kaynakları ülke ekonomisine kazandırmak için yatırım atağına geçtiklerini belirten Akenerji Genel Müdürü Ahmet Ümit Danışman, “Bu yıl devreye aldığımız santrallerle yenilenebilir kaynaklardan ürettiğimiz enerji miktarını toplam 231 megavata yükselttik” diye konuştu.alınması sonucunda yatırım portföyümüze katılan 160 MW’lık Kemah Barajı ve HES projeleri de tamamlandığında, Türkiye’deki enerji üretiminin önemli bir bölümünü tek başına gerçekleştiriyor olacak” dedi. “Güneş enerjisi yatırımı için yasayı bekliyoruz” Akenerji’nin, devam eden bu yatırımların yanı sıra Çanakkale’de toplam 170 MW kapasiteli iki rüzgâr enerji santrali için lisans başvurusu bulunduğunu da söyleyen Danışman, “Ayrıca, Ege bölgesinde dört, Bursa’da bir sahada jeotermal kaynak arama ruhsatına sahip bulunuyoruz. Bu sahalarda etüt çalışmaları hızla devam ediyor. Son olarak, güneş enerjisi alanında da yatırım planlarımız bulunuyor ve çıkarılacak Yenilenebilir Enerji Kanunu’na göre bu planlara şekil verilecek” açıklamasını yaptı. Akenerji olarak en son teknolojiden faydalanarak ülke kaynaklarını ve zamanı en etkin şekilde kullanmayı ilke edindiklerini söyleyen Ahmet Ümit Danışman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yenilenebilir kaynaklarla elektrik üreten tüm santrallerimiz devreye girdiğinde 1 milyon tonu aşan karbondioksit salımını engellemiş olacağız. Bir başka deyişle, Akenerji doğaya 82 bin 600 hektar alanda yaklaşık 42.2 milyon ağacın sağladığı temiz havaya eşdeğer bir katkıda bulunacak.” Elektrik tüketiminin 2010 yılının ilk yarısında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6.7 artış gösterdiğini kaydeden Danışman, bu yıl tüketilen elektrik miktarıyla 2008 yılının ilk yarısındaki tüketim seviyesinin yakalandığını belirtti. Danışman, yılın geri kalanıyla ilgili beklentiler göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’de enerjiye olan talebin 2009 yılına oranla yüzde 5–6 oranında artmasının tahmin edildiğini ifade etti. Şu anda enerji üretiminin yüzde 65 oranında termik kaynaklara ve dışa bağımlı olduğuna işaret eden Danışman, “Tüm dünyada yenilenebilir enerji kaynakları kullanımını ön plana çıkarıyor. Yerkürenin bio kapasitesinin sınırlı olduğu bilincinden yola çıkarak, insan sağlığı ve çevre duyarlılığı konusunda üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirme kararlılığındayız. Gelecek dönemde yenilenebilir kaynaklardan enerji üretimine öncelik vererek, bu yönde daha fazla kaynak ayıracağız” diye konuştu.“DOĞAYA 42.2 MİLYON AĞAÇ KADAR KATKIDA BULUNACAĞIZ”Akenerji olarak en son teknolojiden faydalanarak ülke kaynaklarını ve zamanı en etkin şekilde kullanmayı ilke edindiklerini söyleyen Ahmet Ümit Danışman, “Yenilenebilir kaynaklarla elektrik üreten tüm santrallerimiz devreye girdiğinde 1 milyon tonu aşan karbondioksit salımını engellemiş olacağız. Bir başka deyişle, Akenerji doğaya 82 bin 600 hektar alanda yaklaşık 42.2 milyon ağacın sağladığı temiz havaya eşdeğer bir katkıda bulunacak” dedi.Türkiye’nin en büyük özel enerji üretim şirketlerinden biri olan Akenerji, enerji santralleri yatırımını hızlandırdı. Akenerji Genel Müdürü Ahmet Ümit Danışman, Orta ve Doğu Avrupa’nın lider enerji şirketlerinden CEZ ile stratejik ortaklık kurduklarını kaydederek, “Bu ortaklık sayesinde CEZ’in Avrupa piyasalarındaki dağıtım tecrübesini, Türkiye enerji sektöründeki deneyim ve bilgi birikimiyle birleştirdik” dedi. Enerji sektöründe atılım başlattıklarını dile getiren Danışman, “Akenerji, özelleştirme ihalesini kazanarak Şubat 2009’da devraldığı Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş. (SEDAŞ) ile sektördeki pozisyonunu güçlendirirken, enerji özelleştirmelerinin de aktif bir oyuncusu olacağını göstermiş durumda. 2010 yılı içinde SEDAŞ’ta müşteri hizmetleri, çağrı merkezi gibi alanlarda yaklaşık 20 milyon TL yatırım gerçekleştirildi” diye konuştu. Üretimde kaynak çeşitliliğine ulaşmak ve yenilenebilir kaynakları ülke ekonomisine kazandırmak için yatırım atağına geçtiklerini belirten Ahmet Ümit Danışman, “Mevcut kurulu gücümüze ek olarak 2010 yılı içinde Akocak, Bulam, Uluabat ve son olarak da Burç Hidroelektrik Santrallerini devreye aldık. Bu santrallerle birlikte yenilenebilir kaynaklardan ürettiği-miz enerji miktarını toplam 231 MW’a yükselttik. Buna, 2009 Eylül ayında Balıkesir/Bandırma’da devreye alınan 15 MW’lık Ayyıldız Rüzgar Santrali de dahil” açıklamasını yaptı. Çerkezköy, Bozüyük, İzmir-Kemalpaşa, Ayyıldız RES, Akocak HES, Bulam HES, Uluabat HES, Burç HES’in Akenerji’nin faaliyetteki santralleri olduğunu kaydeden Danışman, bu yılın sonunda da Feke II HES’i devreye alacaklarını ve bu santrallerle toplam kurulu gücün 658.20 MW olduğunu ifade etti. Danışman, yapım aşamasındaki santrallerin de Himmetli HES, Feke I HES ve Gökkaya HES olduğunu, bu santrallerin de toplam kurulu gücünün 87 MW olacağını sözlerine ekledi. Akenerji’nin CEZ Grubu ile yaptığı stratejik ortaklığın en önemli projelerinden birisinin Hatay’da hayata geçeceğini kaydeden Ahmet Ümit Danışman, “Erzin ilçesinde kurulması planlanan yaklaşık 900 MW kapasiteli EGEMER Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali Projesi’yle, bölgeye çevre dostu ve yüksek verimliliğe sahip, çağdaş bir enerji santrali kazandırmayı amaçlıyoruz. Bu projeyi 2013 yılında tamamlayarak ticari işletmeye geçirmeyi öngörüyoruz” diye konuştu. Danışman, “Akenerji EGEMER ve İçkale Enerji’nin satınUluabat’ta üretime başlandıAhmet Ümit Danışman, 150 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirdikleri ve Türkiye’nin tek taraftan açılan en uzun tüneli olma özelliğine sahip Uluabat Tüneli ve Hidroelektrik Santrali’nin ilk ünitesinin ticari üretime başladığını açıkladı. Danışman, Bursa’nın Nilüfer ilçesi Akçalar mevkiinde yer alan santralin 100 MW’lık kurulu güce sahip olduğunu söyledi. Santralin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından 2005 yılında özel sektöre açılan ilk HES ihalesi olduğuna dikkat çeken Danışman, “Biz de bu ihalede 33.8 milyon TL bedelle en yüksek teklifi vererek santrali 49 yıl boyunca işletmeye hak kazandık. Uluabat Kuvvet Tüneli ve Hidroelektrik Santrali üretime geçen ve yatırım süreci devam etmekte olan santral projelerimiz arasında en büyüğü olma özelliğini taşıyor. Uluabat Kuvvet Tüneli ve Hidroelektrik Santrali projesiyle yılda 422 bin 627 GWh elektrik enerjisi üreteceğiz” dedi.
42 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIAğaoğluEnerji,kurulugücünü 1000megavataçıkarmahedefindeMart ayında Mersin RES’i devreye aldıklarını ve bu yılın sonunda da Bandırma’da Şah RES’i devreye almayı planladıklarını kaydeden Murat Onuk, “Bu iki projenin yıllık enerji üretiminin 450 milyon kWh mertebesinde olmasını bekliyoruz. 2015 yılında da toplamda 2 milyar dolarlık yatırımla 1000 MW kurulu güce ulaşmayı hedefliyoruz” diye konuştu.Geçtiğimiz yıl Mersin Rüzgar Enerjisi Santralı yatırımıyla enerji sektörüne adım atan Ağaoğlu Enerji Grubu, şu anda 11 enerji şirketi ve bu şirketlere ait lisanslı veya lisanslanma aşamasında olan toplam 700 MW kapasitesindeki projelerle faaliyet gösteriyor. Ağaoğlu Enerji Grubu Başkanı Murat Onuk 2015 yılında toplam kurulu güçlerini bin MW’a çıkarmayı hedeflediklerini kaydederek, bu hedef doğrultusundaki yatırımların toplam bedelini 2 milyar dolar olarak öngördüklerini açıkladı. 2010’un, ilk santrallerini devreye aldıkları yıl olduğunu belirten Onuk, “33 MW kapasitesindeki Mersin RES, 19 Mart 2010 tarihinde işletmeye girdi ve akabinde Bandırma’da hızla 93 MW kapasiteli Şah RES’in inşaatına başlandı. Bu projemizi yıl sonundan önce devreye almak için elimizden geleni yapıyoruz. Bu iki projenin yıllık enerji üretiminin 450 milyon kWh mertebesinde olmasını bekliyoruz” diye konuştu. Bu iki projenin dışında, geçtiğimiz aylarda Amasya’da Yeşilırmak üzerinde kurulacak Umutlu HES projesini devraldıklarını duyuran Onuk, hidroelektrik portföyüne 21 MW kapasite daha eklemiş olduklarını ifade etti. Gürcistan’da 46 MW kapasiteli üç hidroelektrik santralin yapım ve işletme ihalesini kazandıklarını da bildiren Onuk, “Bingöl’de bulunan toplam 62 MW kapasitesinde iki hidroelektrik santrali ile birlikte toplam HES kapasitemiz 128 MW’a çıkmış oldu. İzinleri, projelendirme çalışmaları ve finansman görüşmeleri devam eden bu projelerin inşaatına, önümüzdeki yıl içerisinde başlamayı planlıyoruz” açıklamasını yaptı. Bu projelerin dışında kurulu gücü 14 MW olacak olan Seferihisar RES’i önümüzdeki yıl içerisinde devreye almak için gerekli çalışmaları yürüttüklerini aktaran Murat Onuk, şunları söyledi: “Bunun gerçekleşebilmesi için ihale ve yapım çalışmaları TEİAŞ tarafından yürütülecek olan Çeşme havza enerji iletim tesislerinin tamamlanması ön şarttır. Bu tesislerin zaman kaybetmeden yapımını teminen, bölgedeki rüzgar yatırımcıları, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek, gerekli finansmanı sağlamışlardır. Ayrıca, 1 Kasım 2007 başvuruları kapsamında bulunan dört RES projemiz ve 1 Kasım 2007 öncesi başvuruları yapılmış olan ve EPDK tarafından lisans almaya uygun bulunmuş üç projemiz bulunuyor. 2011 yılında bu projelerin lisanslanma süreçlerinin bitmesini ve bu projeleri hızlı bir şekilde devreye almayı umuyoruz.” Onuk, 3 bin 100 konutluk My World Europe projelerinin tüm enerjisini yüzde 90 verimle çalışacak 35 MW kapasitede bir kojenerasyon tesisi ile temin etmeyi planladıklarını söyleyerek, “Bunun için EPDK nezdinde lisans müracaatımız yapıldı ve 2012 yılında bu projeyi hayata geçirmeyi planlıyoruz” diye konuştu. Ağaoğlu Şirketler Grubu olarak enerji sektörüne 2007 yılında yatırım yapmaya karar verdiklerini kaydeden Onuk, “Bu kararı vermemizin arkasındaki en büyük etken, ülkemizin giderek artan enerji ihtiyacı ve henüz değerlendirilmemiş önemli miktarda yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımızın varlığıdır” dedi. Türkiye’nin fosil yakıtlar açısından çok zengin bir ülke olmadığına değinen Onuk, Türkiye’de en kayda değer kaynağın yaklaşık 7-8 milyar ton rezervi bulunan düşük kalorili linyit kömürü olduğunu belirtti. Onuk, bu kaynakların en verimli ve temiz şekilde değerlendirilmesi için gereken teknolojinin Türkiye’de mevcut olduğunu dile getirerek, bu rezervlerin zaman kaybetmeden gerçekçi politikalar ile enerji sektörüne kazandırılması gerektiğini vurguladı. Türkiye’de yaklaşık 30 bin MW olarak tespit edilen hidroelektrik potansiyelinin 15 bin MW’ının işletildiği bilgisini veren Onuk, kalan 15 bin MW’lık potansiyelin 13 bin MW’ının lisanslı projelerden oluştuğunu belirtti. Onuk, bu alanda lisanslı projelerin hayata geçirilmesi dışında fazla bir gelişme olmasının beklenmediğini ifade ederken, son dönemde hidroelektrik santrallerin hayata geçirilmesinde çevresel etkiler nedeniyle önemli sıkıntılar yaşandığını anlattı. “Heba edilen rüzgar enerjisi ekonomiye 1.5 milyar dolar yük getiriyor” “Türkiye’nin bugünkü koşullarda en büyük şansı rüzgâr enerji potansiyeli olmasına rağmenYENİ RES PROJELERİ YOLDAKurulu gücü 14 MW olması planlanan Seferihisar RES’i önümüzdeki yıl içerisinde devreye almak için gerekli çalışmaları yürüttüklerini aktaran Murat Onuk, şunları söyledi: “Bunun gerçekleşebilmesi için ihale ve yapım çalışmaları TEİAŞ tarafından yürütülecek olan Çeşme havza enerji iletim tesislerinin tamamlanması ön şart. Bu tesislerin zaman kaybetmeden yapımını teminen, bölgedeki rüzgar yatırımcıları, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek, gerekli finansmanı sağlamışlardır. Ayrıca, 1 Kasım 2007 başvuruları kapsamında bulunan dört RES projemiz ve 1 Kasım 2007 öncesi başvuruları yapılmış olan ve EPDK tarafından lisans almaya uygun bulunmuş üç projemiz bulunuyor. 2011 yılında bu projelerin lisanslanma süreçlerinin bitmesini ve bu projeleri hızlı bir şekilde devreye almayı umuyoruz.”bu potansiyel üç yıldır heba ediliyor” diyen Onuk, “Bu gecikme ile ülkemiz her yıl yaklaşık olarak 24 milyar kWh elektrik üretimini, ithal edilen 5 milyar metreküp doğalgaz ile gerçekleştiriyor. Bunun ekonomimize getirdiği yük ise yılda yaklaşık olarak 1.5 milyar dolar. Bu durumda yapılacak en öncelikli iş bu kapasitenin bir an evvel sonuna kadar kullanılmasını sağlamaktır” diye konuştu. Onuk, Türkiye’nin güneş enerjisinden elektrik elde etme konusunda Avrupa’da ikinci büyük potansiyele sahip olduğunu söyleyerek, “Buna rağmen yatırım maliyetleri ve mevzuattaki eksiklikler maalesef bu konuda bir ilerleme sağlanmasını imkânsız kılmaktadır” dedi. Onuk, “Jeotermal kaynaklardan yaklaşık bin MW’lık elektrik enerjisi üretimi potansiyeli bulunan ülkemizin değerlendirmeyi bekleyen önemli enerji potansiyellerinden biri de biyokütledir” değerlendirmesini yaptı. Dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinin büyük ölçüde tamamlandığını ifade eden Onuk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün için enerji piyasasında en kritik gündem maddeleri; Yenilenebilir Enerji Kanunu, 1 Kasım 2007 projelerinin katılacağı ve sonucunda yaklaşık olarak 8 bin 500 MW kapasitede rüzgâr lisansının sahibini bulacağı yarışmaların düzenlenmesi ve Elektrik Üretim A.Ş.’ye ait üretim tesislerinin özelleştirilmesidir. Bunların yanı sıra BOTAŞ’ın doğalgaz alım kontratlarının Kanun’da belirtilen seviyelere düşürülmesini teminen özel sektöre devirlerinin yapılması, Gün Öncesi ve Vadeli İşlemler Piyasalarının oluşturulması ve tüm tüketicilerin serbest tüketici olmalarının sağlanması da önemli gündem maddeleridir. Bu adımlar ile birlikte enerji piyasasında geçiş dönemi sona ermiş olacak ve rekabetçi ve gerçek bir liberal piyasaya kavuşulmuş olacaktır.” Son zamanlarda, yenilenebilir enerjiye verilen yetersiz destek ve teşviklerin daha da azaltılması ve hatta geri çekilmesini sağlayacak mevzuat değişikliklerinin beklendiğini duyuran Murat Onuk, “Söz konusu teşviklerin en önemlisi olan sözde alım garantisinden bile bugüne kadar yararlanabilen yatırımcı yok. Durum böyleyken bu yönde yapılacak değişiklikler ülkemizin yenilenebilir enerji hedeflerini daha da ileriye ötelemekten başka bir işe yaramayacaktır” görüşünü dile getirdi. “Strateji Belgesi’nde yer alan, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi içerisindeki payının 2023 yılında en az yüzde 30 düzeyinde olması hedefinin bugünkü uygulamalarla gerçekleşme ihtimali yoktur” diyen Onuk, yenilenebilir kaynakların dezavantajları nedeniyle böyle iddialı hedeflerin gerçekçi olmadığını savundu. Bugün yenilenebilir enerjide kapasitenin büyük hidroelektrik santraller sayesinde yüzde 25 seviyesinde olduğunu kaydeden Onuk, “2023 yılında bugünkü kapasitenin üzerine çıkılması muhtemel görünmüyor. Beklentimiz, mevzuatın, belirlenmiş olan stratejik hedeflere uyumlu şekilde düzenlenerek ülkemizin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının etkin kullanımının önünün açılmasıdır” diye konuştu.
44 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASI“Türkiye,ShellGrubu’nunbüyümek istediğikilitülkelerdenbiri”Otomotiv sektörü açısından önemli bir gelişme potansiyeline sahip olan Türkiye’nin, Shell Grubu’nun en fazla büyümek istediği altı kilit ülkeden biri olduğuna işaret eden Ahmet Erdem, “Yabancı yatırımcılar açısından Türkiye’nin cazibesinin sürebilmesi için, hukuki ve mali öngörülere yönelik yasal tutarlılıkların devam etmesi önemli” dedi.ken Ahmet Erdem, “Shell’in global yapısı, teknolojik liderliği, farklılaştırılmış ürünleri ve tecrübesiyle, Turcas’ın yerel bilgi ve pazar deneyimi ortak bir vizyonda birleşerek daha büyük ve güçlü bir yapı ortaya çıkmış oldu” diye konuştu. Yatırımlarına son yıllarda hız veren Shell’in, depolama kapasitesini 12 depo ve terminale çıkararak, son teknoloji ürünü bir tedarik ve dağıtım altyapısı kurduğunu ve birçok teknolojik ve operasyonel yeniliğe imza attığını vurgulayan Erdem, şöyle devam etti: “600’ün üzerinde çalışanı olan bu stratejik ortaklık, aynı zamanda İzmit Derince’de Shell’in Akdeniz bölgesindeki en büyük madeni yağ ve gres üretim tesisini işletiyor. Bu tesis üretilen gres ve madeni yağını 55 ülkeye ihraç ederek Türk ekonomisine katkıda bulunuyor. Capital Dergisi tarafından düzenlenen ‘Türkiye’nin En Beğenilen Şirketleri’ araştırmasında yedi senedir Akaryakıt Dağıtımı ve Madeni Yağlar Sektörü’nün ‘En Beğenilen Şirketi’ olarak gösterilen Shell, KALDER Müşteri Memnuniyeti Endeksi 2010 yılı 2. Çeyrek Sonuçları’nda, akaryakıt istasyonları arasında ilk sırada yer aldı. Ayrıca Nielsen araştırmasında kendi sektöründe marka bilinirliği en yüksek şirket oldu. Mediacat’in yaptığı Türkiye’nin Statü Markaları Araştırması’nda da ‘Akaryakıt sektöründeki bir numaralı statü sembolü’ olarak öne çıktı. İnsan kaynakları danışmanlık şirketi Hewitt International tarafından tüm sektörler içinde en büyük 10 işverenden birisi ve ‘Enerji Sektöründeki En İyi İşveren’ seçildi. Shell, ilk elektronik pompadan, kurşunsuz benzine, ilk sadakat kartından, farklılaştırılmış ürünlere kadar birçok alanda sektörde öncü oldu. Tüm bu başarılar dünyanın Türkiye’ye bakışını da değiştirdi.” Shell’in stratejik ortaklık kapsamındaki faaliyetlerine ek olarak, Türkiye’ye deniz ve hava taşıtı yakıtlarıyla madeni yağlar, LPG, çeşitli kimyasal maddeler ve doğalgaz sağladığını belirten Erdem, ayrıca Tüpraş’ın azınlık hissesine de sahip bulunduğunu söyledi. Shell olarak bu yıl pek çok üründe pazar paylarını koruduklarını ifade eden Erdem, şunları söyledi: “Halihazırda farklılaştırılmış benzin ve madeni yağlarda pazar lideri konumundayız. Shell Gaz ise son beş yılda tüp ve dökmede mevcut pazar payını korumanın yanı sıra özellikle otogazda sürekli bir büyüme göstererek, Türkiye’nin üçüncü büyük LPG şirketi konumuna geldi. Diğer taraftan Taşıt Tanıma Sistemimizi (TTS) kullanan araç sayısının 250 bine yükselmesiyle sektörde bir rekora imza attık. Bu başarıyla sektörün lideri konumunda olan TTS, aynı zamanda Shell’in dünyada yakıt ikmal ettiği en büyük kurumsal filolarından birini de oluşturuyor. Global ölçekte elde ettiğimiz başarılara en büyük örnek ise geçtiğimiz mayıs ayında elde ettiğimiz dünya birinciliği oldu. Shell tarafından global ölçekte 60 ülkeden 14 bin istasyonun katılımıyla gerçekleştirilen ve hizmet kalitesini esas alan ‘Farkı Yaratan İnsandır’ programında, Shell Kayseri bayimiz 14 bin Shell istasyonunu geride bırakarak ‘Dünyanın En İyi İstasyonu’ seçildi.Hızla büyüyen ekonomisi, genç ve dinamik nüfus yapısıyla yabancı yatırımcılar için cazip hale gelen Türkiye’nin, Shell Grubu’nun en çok büyümek istediği altı kilit ülkeden biri olduğunu vurgulayan Shell Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, “Yabancı yatırımcılar açısından Türkiye’nin cazibesinin sürebilmesi için hukuki ve mali öngörülere yönelik yasal tutarlılıkların devam etmesi önemli. Bununla birlikte kaçak ve kayıtdışının minimize edilmesi ve önüne geçilmesi gerekiyor” dedi. 2009 yılı verilerine göre dünya petrol üretiminin yüzde 2’sini, gaz üretiminin yüzde 3’ünü karşılayan Shell’in günde 3.1 milyon varil yakıt ürettiğini ifade eden Ahmet Erdem, “Bunun yüzde 47’sini doğalgaz oluşturuyor. Her gün 11 bin ton bitüm üretiliyor. Bu ölçekteki bitüm üretimi, her dört dakikada bir kilometrelik yol yüzeyinin yeniden kaplanmasına yetecek miktarda üretim anlamına geliyor” diye konuştu. Shell’in 2009 yılında 9 milyar litrelik biyoyakıt satışı gerçekleştirdiğini ve dünya likit doğalgaz satışının yüzde 7.5’inin Shell tarafından yapıldığını vurgulayan Ahmet Erdem, grubun 2009 yılı gelirinin 12.7 milyar dolar düzeyinde olduğunu söyledi. Petrol endüstrisindeki en yüksek miktar olarak kayda geçen 1.1 milyar dolarlık Ar-Ge harcamasıyla, büyüme hedefi doğrultusunda önemli adımlar atıldığını kaydeden Erdem, son beş yılda alternatif enerjiler, karbon yakalama ve depolama teknolojilerine de 2 milyar dolarlık yatırım yapıldığı bilgisini verdi. Erdem, global enerji pazarında; rekabet performansı, karlı büyüme ve daha başarılı iş sonuçlarından oluşan üç ayaklı stratejiyle, gelecek üç yıl boyunca üretimde yüzde 11 büyüme hedeflendiğini belirtti.Türkiye’nin, Shell Grubu’nun en çok büyümek istediği altı kilit ülkeden biri olduğuna dikkat çeken Erdem, şunları söyledi: “Türkiye’nin otomotiv sektörü açısından önemli bir gelişme potansiyeli var. Örneğin, bugün Avrupa’da bin kişiye düşen otomobil sayıs 495’ken, bu rakam Türkiye’de 75’e ancak ulaşıyor. Türkiye’nin hızla büyüyen 30 yaş altı nüfusu, araç satışlarının kısa vadede katlanarak artmasına sebep olacak. Bu da hem yerli, hem de yabancı yatırımcılar için büyük bir fırsat yaratıyor. Türkiye’nin büyüme rakamları da güven veriyor. Son yıllarda Türkiye dışında başka hiçbir Avrupa ülkesinde yüzde 45 gibi büyüme oranları kaydedilmedi. Yeni göstergeler de bu istikrarlı büyümenin 2010 yılı sonuna kadar devam edeceğine işaret ediyor. Biz de gerek bayi ağımız, gerekse faaliyet gösterdiğimiz tüm alanlarda büyümek, müşterilerimizin ihtiyacı olan her yerde bulunmak için yatırımlar yapmaya devam ediyoruz. Sadece enerji sektöründe değil; dünyada da örnek gösterilen bir birleşme modeli olan Shell & Turcas birleşmesi sonucu elde ettiğimiz başarılarla gururlanıyor; yeni hedefler belirlemede kendimize bu başarımızı kriter alıyoruz.” Shell, Cumhuriyet’le yaşıt Türkiye pazarındaki ticari faaliyetlerine 1923 yılında başlayan ve Cumhuriyet’le yaşıt olan Shell’in Türkiye’deki ilk yabancı sermaye yatırımlarından biri olduğunu dile getiren Ahmet Erdem, 2006 yılında gerçekleştirilen Shell&Turcas ortaklığının ise grubun akaryakıt sektöründeki konumunu güçlendirdiğini ifade etti. Birleşmenin sadece enerji sektöründe değil, dünyada da örnek gösterilen bir model olduğuna dikkat çe-“SHELL&TURCAS BİRLEŞMESİ ÖRNEK MODEL OLDU”Türkiye pazarındaki ticari faaliyetlerine 1923 yılında başlayan ve Cumhuriyet’le yaşıt olan Shell’in Türkiye’deki ilk yabancı sermaye yatırımlarından biri olduğunu dile getiren Ahmet Erdem, 2006 yılında gerçekleştirilen Shell&Turcas ortaklığının ise grubun akaryakıt sektöründeki konumunu güçlendirdiğini ifade etti. Birleşmenin sadece enerji sektöründe değil, dünyada da örnek gösterilen bir model olduğuna dikkat çeken Ahmet Erdem, “Shell’in global yapısı, teknolojik liderliği, farklılaştırılmış ürünleri ve tecrübesiyle, Turcas’ın yerel bilgi ve pazar deneyimi ortak bir vizyonda birleşerek daha büyük ve güçlü bir yapı ortaya çıkmış oldu” diye konuştu.
46 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASI“Enerco’nunhedefi,pazarpayını artırarakliderliğinisürdürmek”Türkiye’nin son dönemde uluslararası doğalgaz projeleriyle ilgili somut adımlar attığını vurgulayan Fatih Baltacı, “Enerco’nun hedefi, pazar payını mevzuatın izin verdiği limitler dahilinde artırmak ve doğalgaz ithalat ve toptan satış segmentindeki özel sektör liderliğini sürdürmek. Bu hedefimiz doğrultusunda uluslararası projeleri de yakından takip ediyoruz” dedi.cu sıraya ulaştığını dile getirdi. “2010 yılı için Enerco olarak hedefimiz 2009 yılında gösterdiğimiz başarıları artırarak devam ettirmek” diyen Baltacı, “İlk dokuz aylık veriler hedeflerimize ulaşma yönünde doğru adımlar attığımızı gösteriyor” dedi. Enerco’nun sahip olduğu lisans gereği sadece gaz ticareti üzerine kurulu bir şirket olduğunu anlatan Baltacı, kısa vadede LNG ithalatı ve orta vadede ilave olarak gaz ithalatını planladıklarını sözlerine ekledi. Enerji Bakanlığı ve BOTAŞ tarafından yapılan doğalgaz tüketim projeksiyonlarına göre 2020 yılında, Türkiye’nin doğalgaz tüketiminin yıllık 60 milyar metreküpe ulaşacağının tahmin edildiğini kaydeden Fatih Baltacı, şunları söyledi: “Türkiye’nin liberal piyasa yapısına ulaşarak çok oyunculu doğalgaz ticaret hacminin transit ve re-export imkanlarının doğru politikalar ile değerlendirilmesi durumunda çok daha yüksek seviyelere çıkacağını ve özellikle Avrupa Birliği ülkelerinin arz güvenliği senaryolarında büyük önem taşıyacağını düşünüyoruz. Son dönemde Türkiye uluslararası doğalgaz projeleri ile ilgili somut adımlar attı ve bu projeler gerçekleştiğinde Türkiye’ye önemli avantajlar sağlayacaktır. Enerco’nun bu kapsamda hedefi, önümüzdeki yıllar içerisinde pazar payını mevzuatın izin verdiği limitler dahilinde kontrollü bir şekilde artırmak ve doğalgaz ithalat ve toptan satış segmentindeki özel sektör liderliğini sürdürmektir. Bu hedefimiz doğrultusunda uluslararası projeleri de yakından takip ediyoruz.” 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun liberal doğalgaz piyasasının yapılanmasının 2009 yılına kadar tamamlanmasını hedeflediğini hatırlatan Baltacı, 2001 yılından bu yana Kanun’un hedeflerinin bir bölümünün yerine getirildiğini belirtti. Baltacı, toptan satış segmentinin tamamen liberal yapıya kavuşması için gereken adımların tam olarak atılamadığının altını çizerek, “Önümüzdeki aylarda Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nda gerçekleşmesi beklenen revizyon, Enerco’nun en önemli gündem maddelerinden biri. Kanun’un, geçtiğimiz dokuz yıldan dersler alınarak, 4646’nın hedeflediği liberal piyasa yapısına uygun ve uygulanabilir bir yapı oluşturacak şekilde revize edilmesini bekliyoruz” şeklinde konuştu. “Nisan 2009’da piyasaya girmeden önce, gerçekleştirilmesini istediğimiz önemli bazı unsurlar vardı” diyen Baltacı, bu unsurlardan bir tanesinin İletim Şebekesi İşleyiş Düzenlemeleri’nin tam manasıyla devreye girmesi olduğunu ve bunun gerçekleştiğini söyledi. Bir başka unsurun da, devletin sübvansiyon yapmayacağını garantileyen maliyet bazlı fiyatlandırma mekanizması olduğunu bildiren Baltacı, “Bu düzenleme de 2009 yılının başında uygulanmaya başlandı. Ancak bu olumlu süreç, 2009’un son çeyreğinde yine maliyet bazlı fiyatlandırmadan vazgeçilmesiyle kapatıldı. Hem BOTAŞ hem de diğer bütün oyuncular, bu durumdan olumsuz etkilendi. Maliyet bazlı fiyatlandırma mekanizmasının yeniden ve acil olarak yürürlüğe girmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.“MALİYET BAZLI FİYATLANDIRMA MEKANİZMASINA DÖNÜLMELİ”Piyasaya girdikleri 2009 yılında, devletin sübvansiyon yapmayacağını garantileyen maliyet bazlı fiyatlandırma mekanizmasının uygulanmaya başlandığını vurgulayan Fatih Baltacı, bu dönemde hem Enerco, hem de diğer piyasa oyuncularının fiyat rekabeti içinde olduklarına dikkat çekti. Ancak 2009’un son çeyreğinden itibaren bu mekanizmanın terk edilmesiyle piyasada faaliyet gösteren hem BOTAŞ, hem de diğer bütün oyuncuların olumsuz etkilendiğini ifade eden Baltacı, “Maliyet bazlı fiyatlandırma mekanizmasının yeniden ve acil olarak yürürlüğe girmesi gerektiğini düşünüyoruz” dediDoğalgaz ithalatı ve toptan satışı konusunda BOTAŞ’ın ardından en büyük tedarikçi konumunda bulunan Enerco Enerji, özel sektör liderliğini gelecek yıllarda da sürdürme hedefinde. Türkiye’nin son dönemde uluslararası doğalgaz projeleriyle ilgili somut adımlar attığını ve bu projeler gerçekleştiğinde önemli avantajlar elde edeceğini vurgulayan Enerco Enerji CEO’su M. Fatih Baltacı, “Enerco’nun bu kapsamda hedefi, önümüzdeki yıllar içinde pazar payını, mevzuatın izin verdiği limitler dahilinde kontrollü bir şekilde artırmak ve doğalgaz ithalat ve toptan satış segmentindeki özel sektör liderliğini sürdürmektir. Bu hedefimiz doğrultusunda uluslararası projeleri de yakından takip ediyoruz” dedi. Enerco Enerji’nin, BOTAŞ’ın 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun geçici ikinci maddesine göre düzenlediği “Kontrat Devir İhalesi” neticesinde doğalgaz alım satım kontratını devraldığını ve Gazprom Export LLC ile imzaladığı sözleşmeyle 1 Nisan 2009’da doğalgaz ithalatına başladığını hatırlatan Fatih Baltacı, “Devir neticesinde 2022 yılına kadar yıllık 2.5 milyarmetreküplük doğalgazın ithalat ve toptan satışını yapmaya hak kazandık. 1 Nisan 2009 tarihinde doğalgaz ithaline başladık ve BOTAŞ’ın ardından piyasadaki en büyük tedarikçi konumuna geldik” diye konuştu. 2009 yılında global krizden dolayı doğalgaza olan talebin sabit bir seyir izlediğini anlatan Baltacı, “Biz Enerco olarak 2010 yılı itibariyle talebin normal trendine dönmesini bekliyorduk. 2010 yılının ilk altı aylık doğal gaz tüketimleri, öngörülerimizde yanılmadığımızı gösteriyor” dedi. Arz talep trendlerine ek olarak piyasadaki fiyat yapısının da büyük önem taşıdığını vurgulayan Baltacı, “2009 yılında maliyet bazlı fiyat mekanizmasının uygulandığı dönemde hem Enerco hem de diğer piyasa oyuncuları fiyat rekabeti içerisindeydiler. 2009 yılının son çeyreğinden itibaren maliyet bazlı fiyat mekanizması terk edildi. Bu da piyasada faaliyet gösteren tüm şirketleri büyük ölçüde etkiledi” diye konuştu. Baltacı, Enerco’nun 2009’un olumsuz koşullarına rağmen Capital 500 sıralamasında 99, enerji firmaları sıralamasında 9’un-
ENERJİ PİYASASI 47 FUAR 9Güriş,rüzgarsantralikuracak 41binkonutaelektriksağlayacakGüriş Grubu şirketlerinden Eolos, Antakya Şenköy’de kuracağı rüzgar santralini, 2011 yılında işletmeye almayı planlıyor. Fransız şirketi Alstom ile eylül ayında türbin temini sözleşmesinin imzalandığını belirten Ümit Yamantürk, santralin 85 gigawatt saatlik yıllık üretimiyle 41 bin konutun elektrik ihtiyacını karşılayacağını kaydetti.Güriş İnşaat ve Mühendislik Genel Müdür Yardımcısı Ümit Yamantürk, 2010 yılında kurulan Eolos Rüzgar Enerjisi’nin Antakya Şenköy’deki 26 MWe’lik rüzgar santraline ait türbin temini sözleşmesinin imzalandığını dile getirdi. Santralin 2011 yılı sonunda işletmeye geçmesinin beklendiğini kaydeden Yamantürk, tahmini 85 GWh’lik yıllık üretimle yaklaşık 41 bin konutun elektrik ihtiyacının bu projeyle karşılanacağını ifade eti. Adını, Yunan mitolojisinde ‘Rüzgarların Tanrısı’ndan alan ve Güriş Grup Şirketleri arasında bulunan Eolos Rüzgar Enerjisi Üretim A.Ş, 30 Eylül’de İstanbul’da, Fransız şirketi Alstom ile 3 MWe gücünde sekiz adet Alstom ECO 100 rüzgar türbininin satın alma anlaşmasını imzaladı. Güriş İnşaat’ın projenin planlama ve rüzgar mühendisliği çalışmalarını bir yıldan fazla süredir sürdürdüğünü belirten Genel Müdür Yardımcısı Ümit Yamantürk, “İnşaat işleri 2011 yılının başında başlayacak. 26 MWe Şenköy Antakya Rüzgar Santrali’nin 2011 yılının sonlarında işletmeye geçmesi bekleniyor. Tahmini 85 gigawatt saatlik (GWh) yıllık üretimiyle Şenköy Rüzgar Santrali, yıllık 66 bin tonun üzerinde CO2 üretimini önleyecek ve yaklaşık 41 bin konutun elektrik ihtiyacını karşılayacaktır” dedi. 52 yıllık bir taahhüt grubu olan Güriş’in son dönemde genelde enerji, özelde ise yenilenebilir enerjiye ciddi yatırımlar yaptığını vurgulayan Yamantürk, şöyle devam etti: “Türkiye’nin en büyük ve en modern jeotermal enerji santral yatırımını iki sene önce bitirdik; işletmede ve inşaat aşamasında olan rüzgar ve hidroelektrik enerjisi santrallerimiz var. Bu konularda oluşturduğumuz mühendislik birikimimizle yakın coğrafyalarda da olası yatırımlarla ilgili mühendislik çalışmaları ve yapılabilirlilik analizleri gerçekleştiriyoruz. Bu bağlamda amacımızın doğaya saygılı, ülke kaynaklarını kullanarak enerji sektöründe büyümek olduğu söylenebilir.”
48 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIYurtiçinde ve dışında fuel oil, doğalgaz, rüzgâr ve hidroelektrik santralleri kurarak enerji üretiminde Türkiye’nin önde gelen firmaları arasında yer aldıklarını kaydeden Aksa Enerji Genel Müdürü Serdar Nişli, yeni yatırımlarla 2014 yılına kadar kapasitelerini 4 bin 200 MW’ın üzerine çıkaracaklarını söyledi.AksaEnerji,2014yılınakadar kapasitesini4200MW’açıkaracakAksa Enerji’nin 1997 yılında kurulduğunu ve Türkiye’nin ilk biyogaz santralini 1998’de Bursa’da faaliyete geçirdiğini hatırlatan Aksa Enerji Genel Müdürü Serdar Nişli, yurtiçinde ve dışında kurdukları fuel oil, doğalgaz, rüzgâr ve hidroelektrik santralleriyle enerji üretiminde Türkiye’nin önde gelen firmaları arasında yer aldıklarını belirtti. Kazancı Holding bünyesinde faaliyet gösteren Aksa Enerji’nin bugün mevcut kapasitesinin bin 500 MW’ı aştığına dikkat çeken Nişli, “Aksa Enerji gerek yeni santraller kurarak, gerekse mevcut santrallerin kapasitesini artırarak kurulu kapasitesini 2014 yılına kadar 4 bin 200 MW’ın üzerine çıkarmayı hedefliyor” dedi. 2010’nun ilk yarısını sektöre paralel bir büyümeyle geride bıraktıklarını dile getiren Nişli, gruplarına bağlı ilk hidroelektrik santralini de 2010 yılı içinde Çorum’da faaliyete geçirdiklerinin bilgisini verdi. Sahip oldukları lisanslar çerçevesinde enerjiye yönelik yatırımlarının sürdüğünü açıklayan Nişli, 2010 yılının ilk altı ayı itibariyle 236 milyon dolarlık bir ciroya ulaştıklarını, bin 500 MW’ı aşan kurulu güç ve 12 milyar kW/saat elektrik üretim kapasitelerinin bulunduğunu kaydetti. İlk yarıyıl sonuçlarının, şirketin beklentileri ve sektör dinamikleri paralelinde yaşandığını kaydeden Nişli, yılın ikinci yarısı ve özellikle üçüncü çeyrekle ilgili beklentilerinin daha iyimser olduğunu bildirdi. Gruplarına bağlı ilk hidroelektrik santrali olan 15 MW gücündeki Çorum İncesu Hidroelektrik Santralini 2010 senesi içinde devreye aldıklarını hatırlatan Nişli, “Grubumuzun lisanslı ve lisans hakkı kazanmış olduğu 20 hidroelektrik santrali de bulunuyor. Van santralimizde buhar türbini devreye alınarak santralimizin kombine çevrim kurulu gücü 114 MW’a çıkartılıyor. Antalya enerji santralimizin kapasite artışına yönelik yatırımlarımız da devam ediyor. Büyük önem verdiğimiz rüzgâr enerji santrallerimizde ise Balıkesir-Şamlı santralimizin 24 MW kapasite artışı çalışmaları devam ediyor” şeklinde konuştu. Kazancı Holding bünyesinde bulunan Aksa Elektrik Perakende Satış’ın, daha önceden ihalelerini kazandığı Çoruh, Van Gölü ve Fırat dağıtım bölgelerine ilave olarak, Ağustos ayında Trakya Elektrik Dağıtım ihalesini kazandığını hatırlatan Nişli, ‘’Aksa Enerji, Kazancı Grubu’nun Enerji Değer Zincirinde entegre olmuş güçlü bir oyuncu olup, devam eden yatırımları ve büyük proje zinciriyle Türkiye enerji sektörünün yüksek büyüme potansiyelinden en çok yararlanacak taraflardan biri olacaktır’’ dedi. Enerji piyasasının gündeminde gelecek aylarda gerçekleştirilecek ihalelerin bulunduğunu dile getiren Nişli, önümüzdeki dönemde ihalesi yapılmayan üç elektrik dağıtım bölgesinin ihalelerinin gerçekleşeceğini ve Kazancı Holding olarak da bu ihalelerle yakından ilgilendiklerini kaydetti. 2011 yılı içinde devletin işletmesinde olan elektrik üretim tesislerinin özelleştirilmesine başlanacağının bilgisini veren Nişli, bu konularla ilgili olarak da ça-TÜKETİMİ 100 BİN KWH’YI AŞAN TÜKETİCİYE YÜZDE 20 İNDİRİMElektrik piyasasının serbestleşmesiyle ticari ve sanayi müşterilerine yönelik indirimli elektrik satış sözleşmelerinin yapılabildiğine dikkat çeken Serdar Nişli, Kazancı Holding olarak toplam enerji tüketimi yıllık 100 bin kW/saat üzerinde olan serbest tüketicilere yüzde 20’lere varan oranda indirimli elektrik verilebildiğinin altını çizdi. Bu anlaşmalar için hem yenilenebilir kaynaklarını, hem de diğer kapasitelerini kullandıklarını söyleyen Nişli, “Şu anda 300’ün üzerinde olan müşteri portföyümüzü artırmak için çalışmalara devam ediyoruz. Serbest tüketicilerle elektrik ihtiyaçlarını ucuz ve sürekli olarak sağlamak için ikili anlaşmalar yapıyoruz” dedi.lışmalarının devam ettiğini aktardı. İkili anlaşmalarla müşteri portföyünü genişletiyor Elektrik piyasasının serbestleşmesiyle ticari ve sanayi müşterilerine yönelik indirimli elektrik satış sözleşmelerinin yapılabildiğine dikkat çeken Serdar Nişli, Kazancı Holding olarak toplam enerji tüketimi yıllık 100 bin kW/saat üzerinde olan serbest tüketicilere yüzde 20’lere varan oranda indirimli elektrik verilebildiğinin altını çizdi. Bu anlaşmalar için hem yenilenebilir kaynaklarını, hem de diğer kapasitelerini kullandıklarını söyleyen Nişli, “Şu anda 300’ün üzerinde olan müşteri portföyümüzü artırmak için çalışmalara devam ediyoruz. Serbest tüketicilerle elektrik ihtiyaçlarını ucuz ve sürekli olarak sağlamak için ikili anlaşmalar yapıyoruz” dedi. Türkiye’de elektrik talebinin elektrik arzının üzerinde gerçekleştiğini belirten Nişli, bu açığı kapatmak için çok ciddi yatırımların hayata geçirilmesinin önemini vurguladı. Şu anda çıkarılan Türkiye rüzgâr haritasına uygun şekilde rüzgâr enerji santralleri lisanslarının da verildiğine işaret eden Nişli, bu yatırımların kısa sürede tamamlanmasını umduklarını söyledi. Türkiye genelinde şu anda hidroelektrik santrallerine yönelik ciddi yatırımların gerçekleştiğini kaydeden Nişli, Türkiye’nin ciddi bir güneş enerjisi potansiyeline sahip olduğunu ve bu potansiyelin değerlendirilmesi amacıyla çalışmaların desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.
50 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASI“TÜRKİYE, PASİF TAŞIYICI OLMAKTAN DAHA İYİSİNİ YAPABİLİR”Jeopolitik konumunun Türkiye’yi enerji koridoru yaptığını ve enerji güvenliği konusunda ana aktörlerden biri haline getirdiğini ifade eden Batu Aksoy, “Fakat Türkiye bundan daha iyisini yapabilir. Topraklarından geçen veya geçmesi planlanan petrol ve doğalgazı işlemesi durumunda elde edeceği katma değer yaratan ürünler sayesinde Türkiye, pasif bir taşıyıcı olmaktan çıkıp dünya akaryakıt, petrokimya, elektrik ve doğalgaz piyasalarının da önemli bir oyuncusu haline gelebilir” diye konuştu. Turcas’ın Türkiye’nin daha da önemli bir aktör olması için çaba sarfettiğini söyleyen Aksoy, “Mevcut petrokimya yatırımımızı rafineri projemiz ile tamamlayarak bu değeri Türkiye ekonomisine kazandırmayı hedefliyoruz” dedi.Turcas,4milyardolarlık rafineriyatırımıyapacakTürkiye’nin enerjide taşıyıcı bir ülke olmaktan kurtulması gerektiğini belirten Turcas Petrol CEO’su Batu Aksoy, bu amaca yönelik olarak bir rafineri yatırımı yapacaklarını belirtti. Aksoy, 4 milyar dolarlık rafineri yatırımı için temmuz ayında lisans aldıklarını ve yatırıma başlama aşamasına geldiklerini duyurdu.Enerji sektöründe Türkiye’nin önde gelen kuruluşlarından Turcas, önümüzdeki dönemde rafineri yatırımı yapmaya hazırlanıyor. Turcas Petrol CEO’su Batu Aksoy Petkim ile entegrasyonu gerçekleştirebilmek için kurmayı düşündükleri rafineri yatırımında, başlama aşamasına gelmek üzere olduklarını duyurdu. Rafineri lisansı almak için uzun bir süre beklediklerini anlatan Aksoy, “Temmuz ayında aldığımız lisans ile önemli bir kilometre taşını aşmış olduk. SOCAR & Turcas Rafineri A.Ş. Petkim’in Aliağa sahası içinde yıllık 10 milyon ton işleme kapasiteli bir rafineri kurmak için çalışmalara başladı. Foster Wheeler şirketi ile yapılan ön mühendislik ve dizayn (FEED) çalışmasının sonuna gelmek üzereyiz” diye konuştu. Aksoy, önümüzdeki yıl anahtar teslim olacak şekilde bir mühendislik ve inşaat şirketiyle anlaşmayı ve projenin finansmanını sonlandırmayı planladıklarını belirtti. Tesisin toplam maliyetinin 4 milyar dolara yaklaşacağını ifade eden Batu Aksoy, “Tesisin, hem grup şirketlerinin Nafta ve LPG gibi hammadde ihtiyacının, hem de Türkiye’nin dizel ve jet yakıtı açığının karşılanmasına çok önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz” dedi. Almanya menşeli RWE ile ortaklaşa yürüttükleri projeleri bulunduğunu aktaran Aksoy, RWE ile 2009 yılında anlaştıklarını hatırlatarak, “Yaptığımız anlaşmaya istinaden iki adet 800 MW kapasiteli elektrik üretim santrali kurmaya karar verdik. Bunlardan ilki olan RWE & Turcas Güney Doğalgaz Çevrim Santrali’nin inşaatına Denizli’de temmuz ayında başlamış bulunuyoruz. Tahmini 600 milyon Euro yatırım ile gerçekleşecek santralin payımıza düşen 180 milyon Euro’luk kısmı için gerekli öz sermaye ve finansman temini tamamlandı” şeklinde bilgi verdi. Projenin bugünden sonra iki yıl sürmesini ve 2012 yılı sonunda faaliyete geçmesini hedeflediklerini kaydeden Aksoy, “Kömüre dayalı planladığımız ikinci santralin teknik fizibilite çalışmalarına da gelecek seneden itibaren başlayabileceğimizi düşünüyoruz” diye konuştu. Aksoy, bunlara ilaveten yenilenebilir enerji alanında da 2012–2013 döneminde hem rüzgâr, hem de suya dayalı toplam 50– 100 MW civarında enerji üretim kapasitesine sahip olmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi. Turcas’ın enerji sektöründe akaryakıt dağıtımı ve madeni yağ üretimi, petrol rafinajı ve petrokimya üretimi, elektrik üretim ve ticareti ile doğalgaz toptan satışı konularında faaliyet gösterdiğini anlatan Batu Aksoy, “Çeşitli projelere yapılan yatırımları aracılığıyla Turcas, bağlı şirketleri ve iştirakleri arasında sinerji oluşturan entegre bir yapıya sahip bulunuyor” diye konuştu. Turcas’ın mevcut net varlık değerininen önemli kısmını, akaryakıt dağıtım sektöründeki iştiraki Shell & Turcas Petrol A.Ş.’de (STAŞ) sahip olduğu hisselerin oluşturduğunu bildiren Aksoy, şu bilgileri verdi: “STAŞ, 2009 yılında 8 milyar TL ciroya ulaştı ve yaklaşık 180 milyon TL net kar elde etti. Yine aynı yıl için toplam istasyon ve terminal yatırımları 145 milyon TL civarında gerçekleşti. Benzin, düşük kükürtlü motorin ve madeni yağ satışlarında pazar lideri konumunda olan STAŞ’ın hedefi, liderliğini korumanın yanında mevcut istasyonlarını daha da verimli hale getirerek istasyon başına elde edilen satış miktarını artırmaktır.” Aksoy, Petkim’in de 2010 yılının ilk yarısında beklentilerin üzerinde bir performans gösterdiğini belirtti. Petkim’in 1.6 milyar TL satış yaparak 65 milyon TL net kar elde etmeyi başardığını aktaran Aksoy, “İlk altı aydaki yatırım miktarı 40 milyon TL’ye ulaştı. Petkim yüzde 25 olan pazar payını 2020 yılına kadar yüzde 40’a ulaştırmayı hedefliyor” dedi. Enerji sektörüne yönelik değerlendirmelerde bulunan Batu Aksoy, Türkiye’nin coğrafi konumu itibariyle zengin doğal kaynaklara sahip Hazar, Rusya ve Ortadoğu bölgeleri ile bu kaynaklara ihtiyaç duyan Batı Avrupa bölgesinin ortasında yer aldığını vurguladı. Bu konumun Türkiye’yi enerji koridoru yaptığını ve Avrupa’nın enerji güvenliği konusunda ana aktörlerden biri haline getirdiğini ifade eden Aksoy, “Fakat Türkiye bundan daha iyisini yapabilir. Topraklarından geçen veya geçmesi planlanan petrol ve doğalgazı işlemesi durumunda elde edeceği katma değer yaratan ürünler sayesinde Türkiye, pasif bir taşıyıcı olmaktan çıkıp dünya akaryakıt, petrokimya, elektrik ve doğalgaz piyasalarının da önemli bir oyuncusu haline gelebilir” diye konuştu. Turcas’ın Türkiye’nin daha da önemli bir aktör olması için çaba sarfettiğini söyleyen Aksoy, “Mevcut petrokimya yatırımımızı rafineri projemiz ile tamamlayarak bu değeri Türkiye ekonomisine kazandırmayı hedefliyoruz” dedi. “Türkiye, enerji ihtiyacı çok hızlı artan ülkelerden biridir” diyen Aksoy, “Elektrik Mühendisleri Odası ve Elektrik Üretim AŞ gibi sektör kuruluşlarının tahminlerine göre mevcut 42 bin MW olan kurulu gücün 2020 yılına kadar en az 85 bin MW’a çıkarılması gerekiyor. Bu da yıllık yüzde 7.3 büyüme demektir. Enerji sektörüne yapılacak özel sektör yatırımları bu talebin karşılanması için tek çıkar yoldur” değerlendirmesini yaptı. Doğalgaz piyasasında önemli bir oyuncu olma hedefinde olduklarını kaydeden Batu Aksoy, BOTAŞ’IN pazar hâkimiyetinin ortadan kaldırılması sözü verildiğini ve bu sözün yerine getirilmesini beklediklerini dile getirdi. 2001 yılında doğalgaz piyasasının serbestleştirilmesi ve özel sektör rekabetine açılması doğrultusunda yasa çıkarıldığını hatırlatan Aksoy, şunları söyledi: “Bu yasaya göre BOTAŞ’ın payının yüzde 90’dan 2009 yılına kadar yüzde 10’a düşürülmesi öngörülmekteydi. Ne yazık ki geçen zamanda bu hedefe ulaşılamadı. Fakat 2010 ve 2011 yıllarında umut verici bazı gelişmeler olacak. Örneğin OSB’lerin aldıkları yüzde 7 indirimin süresi 30 Ekim’de doluyor. Devletin teşvik amaçlı doğalgaz fiyatında yaptığı ayarlamalar, serbest piyasayı en çok tehdit eden uygulamalardan biriydi. Bu sebeple uygulamanın ortadan kalkması özel sektör için pazarı çok daha cazip hale getirecektir.” BOTAŞ’ın, Rusya ile geçerli olan 6 milyar metreküplük satın alma anlaşmasını 2011 yılında sonlandıracağının altını çizen Aksoy, bu sayede BOTAŞ’ın payının ilk defa yüzde 90’dan yüzde 75’e gerileyeceğini ve yeni kontratları özel sektör firmalarının yapacağını belirtti. Enerji Bakanlığı’nın da kendilerini memnun eden bir açıklaması olduğunu dile getiren Aksoy, “Bakanlık, BOTAŞ’ın kontrat devri ihalelerinin yeniden başlatılacağını duyurdu. Bu sürecin belirtildiği gibi bir an evvel yeniden canlandırılarak piyasada özel sektörün kamudan daha büyük çaplı bir aktör olmasını ve dolayısıyla gerçek manada rekabetçi bir piyasa oluşumunun önünün açılmasını bekliyoruz” diye konuştu.
ENERJİ PİYASASI 13 FUAR 51AkfenHolding’inHESyatırımları 615milyonEuro’yaulaşacakTüm HES projeleri hayata geçtiğinde 375 MW kurulu güce sahip olacaklarını ve 1 milyar 400 milyon KWh enerji üreteceklerini belirten Akfen HES Yatırımları ve Enerji Üretimi Genel Müdürü Saffet Atıcı, toplam yatırım tutarının da 615 milyon Euro olarak gerçekleşeceğini söyledi.Hidroelektrik ve doğalgaz enerji santrali yatırımlarıyla enerji üretimi alanında faaliyet gösteren Akfen Holding, tüm HES projeleri hayata geçtiğinde 375 megavat kurulu güce ulaşacak ve 1 milyar 400 milyon kilovat saat enerji üretecek. Akfen HES Yatırımları ve Enerji Üretimi Genel Müdürü Saffet Atıcı, Türkiye genelinde süren HES projelerinin yatırım tutarının 500 milyon Euro olarak hesaplandığını, planlanan yatırımlar da hayata geçirildiğinde toplam yatırımın 615 milyon Euro olarak gerçekleşeceğini söyledi. Akfen Holding, enerji sektöründe HES’ler ve doğalgaz çevrim santrali olmak üzere iki ayrı grupta faaliyet gösteriyor. Akfen HES Yatırımları ve Enerji Üretimi Genel Müdürü Saffet Atıcı, yenilenebilir HES portföyünün; HES-1, HES-2 veHES-3 adlı üç şirketin altında yer aldığını dile getirdi. HES-1 olarak adlandırılan grupta yer alan 10 santralin inşasının Aralık ayında biteceğini ve çalışır vaziyette olacağını belirten Saffet Atıcı, “Bunlar bittiğinde 124 megavata ulaşacağız ve bu da 550 milyon kilovat saat enerji demektir” dedi. HES-2 grubunda ise inşaatların başladığını ve önümüzdeki yıl 30 Ekim’de biteceğini ifade eden Atıcı, toplamda 272 megavat güce ulaşılacağını ve yıllık 1 milyar 137 milyon kilovat saat enerji üretileceğini belirtti. Atıcı, “Bu santraller için beş bankadan kredi almıştık. HES-1 grubu için alınan kredi miktarı 167 milyon Euro, HES-2 için alınan kredi miktarı da 138 milyon Euro’ydu. Toplam yatırım tutarını ise 500 milyon Euro olarak hesaplıyoruz” şeklinde konuştu. Hidroelektrik santrallerinin dışında enerji sektöründe farklı yatırımlarının da olacağını dile getiren Atıcı, Tarsus Organize Sanayi Bölgesi’ne doğalgaz çevrim santrali kurmak üzere lisans baş-İKİ HES YATIRIMI DAHA PLANLIYORHES-3 adı altında iki HES yatırımı daha planladıklarını kaydeden Saffet Atıcı, “Bayburt’ta Çoruh nehri üzerinde lisans uygunluk belgesini aldığımız Laleli adında 160 milyon Euro’luk bir baraj tipi santral projemiz bulunuyor. Tek başına en büyük projemiz olan bu santral, 99 megavat kurulu güce sahip olacak. Ayrıca Ordu Adadağ’da 4 megavat kurulu güce sahip nehir tipi bir HES projesi daha planlıyoruz” şeklinde konuştu.vurularını yaptıklarını dile getirdi. Tüm yasal izinlerini aldıklarını vurgulayan Atıcı, “400 milyon dolar yatırımla 450 MW kurulu güç, yıllık 3 milyar 262 milyon kilovat saat üretim kapasitesine sahip olacak santralin yapımı için iki yılı geçmeyecek bir yatırım dönemi öngörüyoruz. Gerekli gördüğümüz takdirde kurulu güç kapasitesini 800 MW’a da çıkarabiliriz” şeklinde konuştu.
52 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIWärtsilä,Türkiye’dekielektriküretim kapasitesini3GW’açıkaracakBugüne kadar 166 ülkeye toplam 45 GW gücünde güç santrali sağlayan Wärtsilä’nın doğalgazla çalışan motor üretiminde dünyanın önemli tedarikçilerinden biri olduğunu vurgulayan Ufuk Berk, şirketin Türkiye’de de halen 2.5 GW olan elektrik üretim kapasitesini 2011 yılı sonunda 3 GW’a çıkarmayı hedeflediğini söyledi.ne alacak biçimde genişletilecek. 18 bin 321 kW elektrik üretim kapasitesiyle Wärtsilä 18V50SG motoru, dünyanın gazla çalışan en büyük içten yanmalı gaz motoru olma özelliğini taşıyor. Samsun’daki kurulumla birlikte bu motor dünyada ilk kez Türkiye’de kullanılmaya başlanacak.” Anlaşma kapsamında Wärtsilä’nın ayrıca gaz yakıt, şarj havası, soğutma ve egzoz gaz sistemleri için kontrol, otomasyon ve yardımcı ekipman da sağlayacağını ifade eden Berk, Aksa Enerji’ye ait Aksa Samsun Kombine Çevrim Santrali’nde halihazırda fuel oil ile çalışan yedi Wärtsilä 18V46 motorunun bulunduğu bilgisini verdi. Bunlardan altısının, gazla çalışan Wärtsilä 18V46GD motorlarına dönüştürüleceğini vurgulayan Ufuk Berk, “2011 yılında Wärtsilä 18V50SG motoru işletmeye alındığında elektrik santralinin ulusal şebekeyi besleyecek toplam elektrik üretim kapasitesi, yaklaşık 130 MW’a ulaşacak” diye konuştu. Buji ateşlemeli yeni Wärtsilä 18V50SG gaz motorunun, 500 MW değere kadar üretim kapasitesine sahip elektrik santralleri yatırımında, pazarda duyulan daha büyük gaz motoru ihtiyacını karşılamak üzere özel olarak geliştirildiğinin altını çizen Ufuk Berk, “Kendisinden daha küçük olan Wärtsilä 34SG motorunun sahip olduğu gaz yanmalı teknolojinin benzeri olan bu yeni modelde, motor bloğunun güç potansiyelini en üst seviyeye çıkarmak için önemli geliştirmeler yapıldı. Bu sayede buji ateşlemeli Wärtsilä serisinin üretim kapasitesi, her ünite için 18 MW’ın üzerine çıkarıldı” dedi. Otto Cycle ve doğalgaz ile çalışan orta devirli bu motorun; yüksek verim, düşük emisyon değerlerini yerine getiren sürekli, kesintili ve kombine çevrim sistemlerinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek niteliğe sahip olduğunu vurgulayan Berk, söz konusu gaz motoruyla inşa edilecek olan kombine çevrim santralinde yüzde 50’yi aşacak bir elektrik verimliliği yakalamanın mümkün olacağına dikkat çekti. İzmir Aliağa Santrali’nde Wärtsilä teknolojisi 29 Eylül’de hizmete giren İzmir Aliağa Elektrik Santrali’nin de Wärtsilä teknolojisiyle hayata geçirildiğini dile getiren Ufuk Berk, santralin, dünyanın en büyük gaz motorlu elektrik santrali olma özelliğini taşıdığını ifade etti. Aliağa kombine çevrim santrali için birinci aşamanın sözleşmesinin 2006’da yapıldığını, biri Ocak 2008, diğeri Nisan 2008 olmak üzere ilave iki kontrat ile toplam üç aşamalı bir sözleşme dönemi olduğunu vurgulayan Berk, “Her üç aşamada da Wärtsilä ekipmanının özellikle tercih edildiği enerji santralinin toplam gücü; 28 adet Wärtsilä 20V34SG gaz motoru, iki adet buhar türbini ilavesi ve kombine çevrim sistemi ile 270 MW’a ulaştı” dedi. Wärtsilä motorlarından 6’sının çalışır durumda olduğunu, geri kalan kısmın da santrale hizmet veren iletim hattı yatırımı tamamlanır tamamlanmaz hizmete gireceğini belirten Ufuk Berk, böylece Aliağa Elektrik Santrali’nin ürettiği elektriğin dengeleme mekanizması aracılığıyla Türk spot piyasasına satılacağını ve yaklaşık 35 bin meskene hizmet vereceğini söyledi.ENERJİ ZİRVESİ GERÇEKLEŞTİRDİWärtsilä’nın tüm çalışmalarında çevreci bir yaklaşım izlediğini dile getiren Ufuk Berk, şirketin 28 Eylül’de İzmir’de gerçekleştirdiği Enerji İletim, Dağıtım, Üretim Zirvesi’nin de bu bağlamda önem taşıdığını kaydetti. Zirvede Türk enerji sektörünün sorunlarının masaya yatırıldığını ifade eden Berk, “Özellikle alternatif enerji kaynaklarının verimli ve düşük maliyetli olarak kullanımının sağlanması konusunun irdelendiği zirvede, bugünün ihtiyaçlarını karşılamak için ana şebekelerdeki arz sorunlarına karşı doğalgazla çalışan enerji üretim sistemlerinin kurulmasının zorunlu olduğu görüşü benimsendi” şeklinde konuştu.Doğalgazla çalışan motor üretiminde dünyanın önde gelen tedarikçilerinden biri olan Wärtsilä, 2011 yılı sonunda Türkiye’de yaklaşık 3 GW elektrik üretim kapasitesine ulaşmayı hedefliyor. Wärtsilä Enpa Genel Müdürü Mehmet Ufuk Berk, halen Türkiye’de 2.5 GW’lik güç santralleri bulunduğuna dikkat çekerek, kapasitenin yeni yatırımlarla birlikte gelecek yıl artmasının öngörüldüğünü söyledi. Birleşik ısı ve güç santralleri alanında dünya çapında lider tedarikçilerden biri olan ve 2009 yılında dünya çapında net satışları toplam 5.3 milyar Euro’ya ulaşan Wärtsilä’nın doğal ve likit gazla çalışan motor enerjisi üreticisi olduğunu ve enerji kaynakları tedarik ederek ülke ekonomilerine katkıda bulunduğunu ifade eden Ufuk Berk, şirketin Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 70 ülkede, 160 bölgede faaliyet gösterdiğini belirtti. 7 bin 500’ü servis elemanı olmak üzere 18 binin üzerinde çalışanı bulunan Wärtsilä’nın dünyada müşterilerine lojistik, teknik destek ve tek kaynaktan saha hizmetleri alanında 7x24 hizmet verdiğini vurgulayan Ufuk Berk, şirketin bugüne kadar 166 ülkede toplam 45 GW gücünde 4 bin 519 güç santrali kurduğunu kaydetti. Berk, bunun 10.5 GW’ının Avrupa’da, 15.5 GW’ının Asya’da, 10GW’ının Afrika ve Ortadoğu’da, 9 GW’ının da Kuzey ve Güney Amerika’da olduğunu, Türkiye’de 2.5 GW’lık güç santralleri bulunduğunu ifade etti. 1999 yılında Wärtsilä Corporation ve 1991 yılından bu yana onun Türkiye’deki temsilcisi olarak görev yapan Enpa Dış Ticaret tarafından kurulan Wärtsilä Enpa’nın, o tarihten bu yana 291 motor ile 2 bin 707 MW’lık enerji santrali satışına ulaştığını belirten Ufuk Berk, şirketin enerji santralleri ve gemi enerjisi alanında satış ve satış sonrası hizmetleriyle iki farklı merkezde faaliyet gösterdiğini söyledi. Berk, 2011 yılı sonunda Türkiye’de yaklaşık 3 GW elektrik üretim kapasitesine ulaşmayı hedeflediklerine dikkat çekerek “Bu elektrik santrallerinin yüzde 85’i doğalgaz ile çalışacak” dedi. Dünyanın en büyük gaz motoru Samsun’da kullanılacak Wärtsilä Enpa’nın kısa bir süre önce Aksa Samsun Elektrik Santrali’nin genişletilmesine ilişkin mühendislik ve ekipman ihalesini kazandığını belirten Ufuk Berk, şunları söyledi: “Aksa Samsun Elektrik Santrali, Wärtsilä gaz motoru portföyünün en yeni üyesi Wärtsilä 18V50SG motorunu içi-
54 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASISolimpeks,ürettiğigüneşpaneliyle maliyetidüşürdü,verimliliğiartırdıİki yıllık Ar-Ge çalışmasının ardından geliştirdikleri güneş panelleriyle montaj maliyetini yüzde 50 düşürürken, elektriksel verimliliği yüzde 35 artırdıklarını belirten İsmail Hakkı Karaca, hem sıcak su, hem de elektrik enerjisini tek bir panel üzerinden üreten sisteme, özellikle İngiltere’den büyük talep geldiğini ifade etti.Solimpeks, tek bir panel üzerinden hem sıcak su, hem de elektrik enerjisi üreten sistemi sayesinde montaj maliyetini yüzde 50 düşürürken, elektriksel verimliliği yüzde 35 artırdı. Solimpeks Temiz Enerji Noktası Genel Müdürü İsmail Hakkı Karaca, iki yıllık Ar-Ge çalışmasının ürünü olan panellerin dünyadaki birkaç üreticisinden biri olduklarına dikkat çekerek, ürüne özellikle İngiltere’den büyük talep geldiğini söyledi. Solimpeks’in yaklaşık 10 yıl önce güneş enerjisi alanında faaliyete başladığını, öncelikle güneş enerjisinden sıcak su üreten panellerin imalatı ve ihracatı ile büyük başarılara imza attığını vurgulayan İsmail Hakkı Karaca, bu alanda ürün ve proje geliştirmeye devam ettiklerini kaydetti. Şu anda aralarında ABD, Avrupa ve Uzak Doğu ülkelerinin de bulunduğu toplam 65 ülkeye ihracat yapıldığını belirten Karaca, “Solimpeks ürün kalitesine büyük önem veriyor. Bu nedenle ciddi bir bütçe ayırarak 20’ye yakın kalite sertifikası aldı. Geçtiğimiz yılın rakamlarına bakıldığında Türkiye’de ısıtma makineleri sektörünün en büyük ikinci ihracatçısı Solimpeks’tir” dedi. Karaca, Pentagon’un bazı binalarında güneş enerjisi sistemleri kurulumunu yaptıklarını, bunun ciddi bir referans olarak kendilerine büyük katkısı olduğunu söyledi.İhracat yoğunluğunun ardından dağıtım ağlarını daha da güçlendirmek adına Almanya’da bir pazarlama şirketi kurulduğunu dile getiren Karaca, böylece Avrupa’daki dağıtımın bu şirket üzerinden yönetildiğini kaydetti. 2008’de devletin yenilenebilir enerji alanındaki politikaları sonucu yurtiçi pazarda faal hale gelme sürecine girildiğini belirten Karaca, şunları kaydetti: “2008’de kendi üretimimiz olan yüksek kaliteli güneş kolektörleri ile birlikte güneşten elektrik üreten fotovoltaik panellerin yurtiçinde uygulanması ile ilgili projeleri başlattık. Mühendislik ekibimizi kurarak yurtdışından tecrübeli elemanlarımızla sektöre hızlı bir giriş yaptık. Güneşten hem sıcak su üretimi hem de elektrik üretimiyle ilgili güzel projelere imza attık. Sıcak su üreten sistemler konusunda Antalya’da Türkiye’nin en büyük ‘güneş enerjisinden merkezi olarak sıcak su üreten’ sistemlerinden birini yaptık. Bu sistemle tesisin hemen hemen tüm sıcak su ihtiyacını güneş enerjisinden sağladık.” Avrupa’da sadece birkaç firmanın ürettiği yüksek verimli serpantin kolektörün Türkiye’deki ilk ve tek üreticisi olduklarını ifade eden Karaca, bu ürünün daha az panelle daha fazla enerji sağladığını, geleneksel ürünlere kıyasla yüzde 10’a varan bir verim artışı sağladıklarını kaydetti. Ürünün Almanya’daki test sonuçlarında dünyadaki bilinen en verimli ikinci kolektör seçildiğini belirten Karaca, muadilleriyle karşılaştırıldığında bu ürünü piyasaya yarı yarıya uygun bir maliyetle sunduklarını ifade etti. Hedeflerinin teknolojik ve mühendislik altyapısı güçlü en büyük projeleri geliştirmek olduğunu ifade eden Karaca, şöyle devam etti: “Bu eğilim gittikçe artıyor. Bugün TOKİ birçok projesinde güneş enerjili sıcak su sistemlerini kullanıyor. Ancak bu sistemler hem estetik hem de yüksek verimli projeden elektrik üretimiyle ilgili projelendirme, taahhüt hizmeti ve ürün satışı yapıyoruz işimizin dördüncü aşaması ise güneşten elektrik üreten panellerin üretimi. Şu anda hemen hemen tamamı ithal olan bu ürünlerin, yakın zamanda üreticisi olacağız. Halen test üretimi aşamasında olan tesisimizi, bir ay içinde devreye alarak, yıllık 12 MW kapasitede panel üretimi planlıyoruz. Bu değer yaklaşık 10 bin konutun elektrik ihtiyacına karşılık gelmektedir.” Kayseri’nin elektrik dağıtım şirketi, KCETAŞ’a fotovoltaik sistem kurulumu yaptıklarını ve aralık ayının başına kadar tamamlamayı planladıklarını ifade eden Karaca, idari binaların çatılarının güneş panelleriyle kaplanarak saatte 15 kW elektrik üretileceğini kaydetti. Burada uygulanan projenin iş planı ve çalışma süreci ile görsel sunum sistemleri açısından, Türkiye’de çok önemli ve ilkleri barındıran bir proje olduğunu belirten Karaca, böyle bir projenin kamu kurumları arasında ilk olduğunu, özellikle elektrik dağıtımı yapan bir kuruma bu uygulamanın yapılmasının sektöre çok önemli katkılarının olacağını belirtti. Yine güneş enerjisiyle ilgili 2008 yılında Ar-Ge çalışmalarını başlatarak güneşten hem elektrik hem sıcak su üretilebilen panellerin dünyadaki bir kaç üreticisinden biri olduklarını söyleyen Karaca, ürünün tek patent sahibi olduklarını, montaj maliyetini yüzde 50 azaltan, verimliliği yüzde 35 kadar artıran ürüne özellikle yurtdışından büyük bir talep geldiğini kaydetti. Özellikle İngiltere’den büyük talep geldiğini ifade eden Karaca, Almanya, Hollanda, Belçika, Japonya ve Hindistan gibi ülkelere bu ürünü gönderdiklerini söyledi. Sektörün daha hızlı ilerlemesini engelleyen en önemli nedenin devlet teşvikinin bulunmaması olduğunu ifade eden Karaca, şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye güneşten sıcak su üretiminde kurulu güç anlamında dünyanın ikinci ülkesidir. Bu sektöre oldukça açık bir ülke olduğumuzun kanıtıdır. Ancak güneşten elektrik üretimi sektöründe maalesef batı ülkelerinin neredeyse 20 yıl gerisinde kaldık. Halen ülkemizin toplam ithalatının yüzde 80’i enerji ve enerji ürünlerine ilişkindir. Yenilenebilir enerji kanununun bir an önce revize edilerek, sektörün teşvik edilmeyişi büyük bir kayıptır. Bu revizyonla birlikte ayrılacak bütçe, ülkemizde istihdama ciddi katkı yapılmasını ve gerek sigorta primleri, gerek diğer gelirler anlamında kamuya da önemli getirilerin sağlanmasının önünü açacaktır. Daha önemlisi bu yatırımlar enerji kaynaklarının daha yerel olmasını sağlayarak, her yıl dışarıya ödediğimiz önemli bir ithalat giderinin ülkemizde kalmasını sağlayacaktır” diye konuştu. 2009 yılının Türkiye’de irili ufaklı birçok firmanın teşvik beklentisiyle güneş enerjisi sektörüne giriş yapmayı denediği bir yıl olduğunu ifade eden Karaca, ancak beklenen teşvik bir türlü yasalaşmadığı için bu firmaların iş yapamadığını ve yavaş yavaş kapanmaya yüz tuttuğunu belirtti. Halen ülkemizde 2.5-3 MW arasında bir kurulu güç olduğunu söyleyen Karaca, “Şu anki iş hacmi biraz daha arttı, kamu kurumlarının yeni projelerinde gerek sıcak su gerekse elektrik için güneş enerjisinden faydalanılmaya başlanıyor” dedileri içeriyor. Bu durum bizim gibi kaliteyi ön planda tutan tedarikçilere hareket getirdi. 2009 yılında yayınlanan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği yenilenebilir enerji kaynaklarını birçok projede zorunlu kıldı. Bu doğrultuda sertifikalı ürün talebiyle birlikte, hem ürün kalitesinin önemi hem sektörün mühendislik altyapısına verilmesi gereken önem ortaya çıkmaya başladı.” Türkiye’nin en verimli ve büyük projelerine imza attıklarını ifade eden Karaca, halen dünyanın 65 ülkesinde sektörün öncü firması konumundaki Solimpeks’in Türkiye’deki marka bilinirliğinin de gittikçe arttığını ve yurtiçinde tanınmaya başladıklarını kaydetti. Güneşten elektrik üretim sistemlerinin dünyada yeni trend olduğunu ifade eden Karaca, şöyle devam etti: “Türkiye bu sektörde maalesef oldukça gerilerde kaldı. Bu anlamda kurucu üyesi olarak yer aldığımız İstanbul merkezli Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği’nin (GENSED) de çabaları ile ülkemizde sektörün hak ettiği yere kısa sürede gelmesini ümit ediyoruz. Türkiye’de henüz önemli bir proje yapılmamışken, Solimpeks 2008 yılında İspanya Mallorca’da yaklaşık 5 bin konutun elektrik ihtiyacını karşılayan bir santralin kurulumunda görev yaptı. Bu projede görev alan mühendislerimiz, bu tecrübelerini yurtiçindeki çalışmalarımıza aktararak ülkemizde sektörün gelişmesine katkı sağladı. Şu anda güneş enerjisin-MALLORCA’DA 5 BİN KONUTLUK SANTRAL KURDUSolimpeks’in 2008 yılında İspanya Mallorca’da yaklaşık 5 bin konutun elektrik ihtiyacını karşılayan bir santralin kurulumunda görev yaptığını belirten İsmail Hakkı Karaca, “Bu projede görev alan mühendislerimiz, tecrübelerini yurtiçindeki çalışmalarımıza aktararak ülkemizde sektörün gelişmesine katkı sağladı” dedi. Kayseri’nin elektrik dağıtım şirketi KCETAŞ’a da fotovoltaik sistem kurulumu yaptıklarını ve Aralık ayının başına kadar tamamlamayı planladıklarını ifade eden Karaca, idari binaların çatılarının güneş panelleriyle kaplanarak saatte 15 kW elektrik üretileceğini kaydetti.
ENERJİ PİYASASI 55 FUAR 13Bosen,65milyondolarlıkyatırımla 255megavatlıkgüceulaşacakMevcut 135 megavatlık kapasiteyi, yapılacak iki gaz ve bir buhar türbiniyle 120 megavat artıracaklarını belirten Boşen Başkan Vekili Mahmut Yılmaz, 255 MW’a çıkacak olan toplam kapasitenin, Türkiye tüketiminin yüzde 1’ini karşılayabileceğini söyledi.Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO), OSB’deki sanayi tesislerinin elektrik enerji ihtiyaçlarını sürekli olarak karşılamak ve özel sektörün enerji üretimine katkı sağlamak için 1999 yılında 47 milyon dolarlık yatırımla kurduğu Bosen Enerji, bugün megavat başına düşen gücü itibariyle 250 milyon dolarlık bir yatırıma dönüştü. 75 megavatlık Westinghouse gaz türbini ve Mitsubishi buhar türbini ile 60 megavatlık LM 6000 General Electric gaz türbini ve Siemens buhar türbini olmak üzere iki üniteden oluşan Bosen Enerji, 135 megavatlık güçle faaliyet gösteriyor. Mevcut kapasitenin üzerine 120 megavatlık bir yatırıma hazırlandıkları bilgisini veren Bosen Başkan Vekili Mahmut Yılmaz, iki adet LM 6000 PD modeli gaz türbini ve bir buhar türbini kurulacağını söyledi. Yılmaz, “Bu yapının önemi gaz türbinlerinden biri devrede olmasa bile buhar türbininin tek başına tek üniteyi karşılayacak şekilde kombine çevrime devam etmesidir. Bu da bir esneklik sağlıyor. Bu esneklik de bugün piyasa mali uzlaştırma şartlarında yük alyük at talimatları geldiğinde, saatlik uygulamalarda günün şartlarına uyum için çok önemli bir faktör. Bosen bu yatırımla piyasada bu işte oyuncu olmaya aday bir santral oluyor” dedi. Toplamda 255 megavata çıkacak güçle, yılda 2 milyar kilovat saat elektrik üretecek kapasiteye geleceklerini anlatan Mahmut Yılmaz, bunun Türkiye tüketiminin yüzde 1’ini karşılayacak bir kapasite olduğunu vurguladı. Türkiye’nin enerji tüketiminin 200 milyar kilovat saat olduğunu ifade eden Yılmaz, 2023 hedefinin Avrupa ortalamasını yakalamak olduğunun altını çizdi. Mahmut Yılmaz şunları söyledi: “Avrupa’da fert başına elektrik tüketimi 6 bin kWh/yıl. Türkiye’de ise bu rakam 2 bin kWh/yıl. 2023 yılında250 MİLYON DOLARLIK YATIRIMMontajı devam eden yatırımın 2011’in Mart ayında devreye gireceğini kaydeden Yılmaz, yatırımın kombine çevrime girmesinin 2011’in Kasım ayını bulacağını aktardı. Yılmaz, yatırım bedeliyle ilgili şu bilgileri verdi: “120 megavatlık yatırımın bedeli 65 milyon dolar olacak. Geçmiş yıllarda yapılan kapasite artırımlarıyla birlikte Bosen’de toplam 140 milyon dolarlık bir yatırım var. Bugünkü değer itibariyle bakacak olursanız megavat başına gücü ile 250 milyon dolarlık bir yatırım olarak görülüyor.”kişi başına yıllık ortalamada 6 bin kWh elektrik tüketirsek 450 milyar kWh elektrik tüketmiş olacağız. Yani Türkiye’de bugünkünün 2.5 katı daha fazla enerji ünitesi kurulmalı. Burada da sanayinin rolü çok önemli. Türkiye’de ekonomik büyümenin yaklaşık iki misline yakın elektrik tüketimi oluyor. Yüzde 5’lik bir büyümede yıllar itibariyle yüzde 8 ile 10 arasında da elektrik tüketimi artacaktır.”
56 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASISönmez,enerjisektöründebüyük kapasiteliyatırımlarahazırlanıyorEnerji sektöründe iki şirketle faaliyet gösteren Sönmez Holding, 540 MW’lık bir doğalgaz çevrim santrali yatırımına hazırlanıyor. 250 milyon doları aşması beklenen yatırım için lokasyonun henüz belli olmadığını vurgulayan Celal Sönmez, “Elektrik çevrim santralinde 500 megavata çıkarsak, doğrudan doğalgaz ithalatını da düşünebiliriz” dedi.Sönmez Holding, enerji sektöründeki faaliyetlerini büyük kapasiteli yatırımlarla sürdürme hazırlığında. Sönmez Elektrik Üretim Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Celal Sönmez, Uşak Karma OSB’deki üretim ve pazarlama faaliyetlerinin yanı sıra önümüzdeki süreçte 540 MW’lık bir doğalgaz çevrim santrali yatırımına hazırlandıklarını belirtti. Sönmez, “Elektrik çevrim santralinde 500 MW’a çıkarsak doğrudan doğalgaz ithalatını da düşünebiliriz” dedi. Uşak Karma Organize Sanayi Bölgesi’nde 2003 yılından bu yana faaliyet gösteren Sönmez Elektrik Üretim Sanayi, dört adet 8.7, iki adet de 17 megavatlık santral ile bunları kombine edebilecek 2.6 megavatlık bir buhar türbini olmak üzere toplam 72 megavatlık bir güce sahip. Bugüne dek Uşak’ta gerçekleştirilen toplam yatırım tutarının 45 milyon Euro’ya ulaştığını açıklayan Celal Sönmez, şu bilgileri verdi: “Uşak tesisi tam kapasite devreye girdi. Burada iki önemli unsur var: Gaz motorlarının kendi teknolojisinden dolayı her birinin saatte 40 ton/ 90 santigrat derecelik ceket suyu var. Bunu sıcak su olarak oradaki sanayicilere verebiliyoruz. 90 derecede işlem yapan sanayiciler, kazan kullanmadan vanadan o sıcak suyu alabiliyor. İkincisi de buhar ünitemizle sanayicilere 165 santigrat derecede 10 barda buhar verebiliyoruz. Her fabrikanın ayrıca bir de buhar vanası var. Uşak Karma OSB’deki tüm hatları biz çektik. Kojenerasyon verimli ve tavsiye edilen bir metot. Elektriksel verimin dışında termik verim hesabı da yapıldığında, toplam verim çok yüksek seviyeye çıkıyor. En önemlisi de baca sıcaklığınız düşük oluyor. Çevre için de faydalı bir durum. Türkiye genelinde kojenerasyon olarak bu şekilde çalışan bizden başka santral yok.” Aylık 50 milyon kilovat saat üretim yaptıklarını belirten Sönmez, OSB’nin yanı sıra TEDAŞ’ın serbest tüketici limitlerini aşan müşterilerine de grubun pazarlama şirketi olan Sönmez Enerji Elektrik Toptan Ticaret bünyesinde elektrik verdiklerini ifade etti. 100 milyon kilovat saat/ay elektrik satacak potansiyele sahip olduklarına dikkat çeken Celal Sönmez, 50-55 milyon kilovat saat oranında dışarıdan enerji aldıklarını ve aylık 100 milyon kilovat saatlik satış kapasitelerini tam olarak verimli bir şekilde kullandıklarını belirtti. Sönmez, hedeflerinin ise kapasiteyi aylık 200 milyon kilovat saate yükseltmek olduğunu aktardı. Enerji yatırımlarının grup içinde lokomotif olacağını kaydeden Celal Sönmez, yeni yatırım planlarıyla ilgili şunları söyledi: “Artık daha büyük kapasiteli yatırımlara girmeyi planlıyoruz. Uşak bizim için öğrenme aşamasıydı. Elektrik çevrim santralinde 500 megavata çıkarsak doğrudan doğalgaz ithalatını da düşünebiliriz. Önümüzdeki süreçte 540 megavatlık bir doğalgaz çevrim santrali yatırımı planlaması içindeyiz. Yeri henüz belli değil. 250 milyon doları geçecek.” “Özelleştirmeler çoktan yapılmalıydı” Özelleştirmelerin yapılıyor olmasını ‘büyük şans’ olarak değerlendiren Sönmez, enerji konusunun zamanla özel sektöre devredilmesi gerektiğini dile getirdi. Sönmez, şöyle konuştu: “Devlet, işin içinde yüzde 20 gibi bir kapasiteyle düzenleyici ve dengeleyici olabilir. TEİAŞ gibi ana dağıtım şirketlerinin devlet kontrolünde olması şarttır. Elektrik üretiminin diğer üretimlerden farkı yok. Büyük sermaye gerektiren bir yatırım olduğu için sermayenin oluşmadığı dönemlerde devlet ilk girişimde bulunmalı. Sektör güçlenince devletin de yavaş yavaş artık ağırlığını azaltması gerekmektedir. Özelleştirmeler tamamlanınca devlet üretici olmaktan çıkacak. Verimlilik ön plana çıkacak, modernizasyonlarla birlikte atıl duran pek çok kapasite ortaya çıkacak.”“DEVLET YÜZDE 20 KAPASİTEYLE DÜZENLEYİCİ OLABİLİR”Elektrik üretiminin diğer üretim konularından farkı olmadığına işaret eden Celal Sönmez, devletin enerji sektöründeki ağırlığını azaltması gerektiğini söyledi. TEİAŞ gibi ana dağıtım şirketlerinin devlet kontrolünde olması gerektiğini vurgulayan Sönmez, “Devlet yüzde 20 gibi bir kapasiteyle düzenleyici ve dengeleyici olabilir. Özelleştirmeler tamamlanınca devlet üretici olmaktan çıkacak” diye konuştu.Yapı-Tek, enerji sektörüne odaklandıKOCAELİ Yapı-Tek Çelik Sanayi şirketlerinden biri olan Gün Taş Enerji, teknolojik gelişmelere paralel olarak enerji üretimine yatırım yapmayı planlıyor. Önümüzdeki yıllarda enerjinin efektif olacağını düşünen şirket, enerji alanında anahtar teslim projeler gerçekleştiriyor. Yapı Tek Çelik Sanayi Genel Müdürü Günay Köse, Gün Taş Enerji şirketinin önümüzdeki yıllarda yeni yatırım çalışmaları ile daha da büyüyeceğini söyledi. Bu nedenle yenileme ve revizyon çalışmalarının sürekli yapılmakta olduğuna dikkat çeken Günay Köse, enerji üretiminde alternatif çözüm arayışlarının göze çarptığını belirtti. Bu nedenle hidroelektrik santralleri ve rüzgâr türbinlerinin, faaliyetleri arasında üst sıralarda yer bulduğunu belirten Köse, şöyle devam etti: “Enerji alanında tesis kurma, işletme ve yatırım danışmanlık işleri yapıyoruz. Hidroelektrik santral kurmak isteyen firmalara anahtar teslim tesisler inşa ediyoruz. Türkiye’deki sektörlerin geleceğine bakınca inşaat kısmı bir noktada doyuma ulaşacaktır. Enerji sektörü ise efektif olacak. Biz de enerji sektörüne farklı kanallardan yatırım yapıyoruz. Hidroelektrik alanında, maden sektöründe şu ana kadar biz tünel açıp, işletmeye hazır hale getiriyorduk. Şimdi işletmesini yapmak için değişik projeleri inceliyoruz. Önümüzdeki yıllarda kömürden de enerji üretimine bakacağız” dedi. Enerji üzerine yatırım ve yatırım planlamalarının yapılması gerektiğine dikkat çeken Köse, sürekli büyümekte olan Türkiye ekonomisi ve ülkenin jeopolitik konumunun, bütün enerji naklinin yapılmasında paha biçilemez bir rol oynadığını ifade etti. Sanayinin biraz daha aktif olmasının ülkeye daha fazla refah ve huzur getireceğini ifade eden Köse, “Bunun olabilmesi için yapılacak yatırım her şeyin kaynağı olan enerji üzerinde olacaktır. Alternatif çözüm arayışlarına yönelen ülkelerin yatırımlarının takip edilmesi ve benzer yatırım ve çalışmaların ülkemizde de yapılması gerekiyor. Bu çalışmalar hem ülke ekonomimize hem de küresel bağlamda çevre koruma anlayışına katkı sağlayacaktır’ şeklinde konuştu.
58 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASI“HES’lerinçoğunuyapmışbirşirket olarak,bupiyasadanümitliyiz”Hidroelektrik enerji sektöründe 160 yıllık geçmişi olan Andritz Hydro’nun Türkiye’de de önemli projelere imza attığını belirten Başkan Yardımcısı Alexander Schwab, “Şu an için EPDK’ nın listesinde 500’ün üzerinde hidroelektrik santral hayata geçirilmeyi bekliyor. Biz, Türkiye’deki HES’lerin üçte ikisini yapmış bir şirket olarak bu piyasadan ümitliyiz” diye konuştu.Avusturya’nın enerji devi Andritz Hydro’nun Başkan Yardımcısı Alexander Schwab, Türkiye’deki tüm hidroelektrik santral projelerini yakından takip ettiklerini vurgulayarak “Global krizden dolayı, projelerde bazı gecikmeler yaşanacaktır. Ancak Türkiye’deki hidroelektrik santrallerin üçte ikisini yapmış bir şirket olarak bu piyasadan ümitliyiz” dedi. Andritz Hydro’nun hidroelektrik santrallerinin türbin, jeneratör, ikaz, koruma ve otomasyonuyla tüm sistemin tedarik hizmetlerini sunduğunu belirten Alexander Schwab, Türkiye’deki enerji yatırımlarını ve şirketin gelişimini değerlendirdi. Hidroelektrik enerji sektöründe 160 yıllık bir geçmişlerinin olduğunu, 20 değişik ülkede hidroelektrik santral tesisi kurduklarını belirten Schwab, dünya çapında 5 bin çalışanla, ortalama yıllık 1.6 milyar Euro’luk ciro yaptıklarını söyledi. Dünya piyasalarında yaşanan ekonomik krizin hedeflerini etkilemediğini, önümüzdeki üç yıl içinde hedeflerinin yükselen bir grafik izleyeceğini ifade eden Schwab, kar realizasyonunu yüzde 6’dan yüzde 8’lere çekmeyi hedeflediklerinin altını çizdi. “Türkiye hidroelektrikte ilerlemeli” Hidroelektrik santralde dünya çapında bir talep patlaması yaşandığına dikkat çeken Schwab, bunun en önemli nedeninin karbondioksit emisyonundaki azaltmalar, Kyoto Protokolü ile yapılan çalışmalar ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımcıların yönlendirilmesi olduğunu söyledi. İkinci en önemli nedenin ise petrol ve gaz fiyatlarındaki önemli artışlar olduğunu ifade eden Schwab, “Petrolle üretilen enerji kaynaklarına nazaran, hidroelektrik enerji çok daha ucuz bir enerji kaynağı haline geldi. Ülkeler artık kendi öz kaynaklarına yöneldi. Dünyadaki bütün ülkeler için hidroelektrik enerjiye ihtiyaç olduğu ortaya çıkıyor” dedi. Türkiye ve Avrupa kıyaslandığında Avrupa’daki yıllık enerji talebindeki artışın yüzde 22.5 olduğunu, enerji kaynakları arasında hidroelektrik santrallerin önemli yer tuttuğunu vurgulayan Schwab, “Türkiye’de durum çok faklı. Yıllık enerji talebindeki artış yaklaşık yüzde 8’lere ulaşıyor. Elektrik sektörüne olan ihtiyaç her geçen gün artıyor. Bunun yanında Türkiye’nin çok sınırlı enerji kaynakları var. Gaz, petrol, hatta kömür bile ithal edilmek zorunda. Dolayısıyla Türkiye için hidroelektrik enerji, enerji arzı için en önemli kaynaklardan biri” ifadesini kullandı. “ Enerji fiyatlarındaki artış, yatırımların geri dönüşlerini hızlandırıyor” Dünyadaki gelişmeye paralel olarak Türkiye’de de hidroelektrik enerji sektöründe bir patlamanın yaşandığını, yatırımcıların, sektöre hızla eğildiğini bildiren Schwab, ülkenin öz kaynağı olan santralleri geliştirmek gerektiğini, diğer kaynaklara da ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Türkiye’de rüzgar santralleri konusunda faaliyetler ve çalışmaların devreye alındığını vurgulayan Schwab, “Rüzgar santralleri ile hidroelektrik santrallerini karşılaştırdığımızda, hidroelektrik santrallerinin avantajları biraz daha ön plana çıkıyor. Rüzgar enerjisi güvenilir bir enerji kaynağı olmadığı için ve yüksek maliyetli olduğu için mutlaka yedek bir enerji kaynağınızın olması gerekiyor. ABD’de rüzgar santralleri devlet tarafından ve Avrupa’daki yatırımlar Avrupa komisyonu tarafından yüzde 65 düzeyinde destekleniyor. Bu yatırımı cazip hale getiriyor. Türkiye’nin de bu konuda desteğe ihtiyacı var. Enerji fiyatlarının artması ve arz-talep dengesinde oynamaların devam etmesi, Türkiye’deki enerji projelerini olumsuz etkileyebilir” dedi. Schwab, her ülkenin rüzgar santralleri için yatırım ve çalışmalar yapması gerektiğinin altını çizerek, böylece bu sektörde iyi bir ticaret ve iş hacmi yaratılacağını söyledi. Türkiye’nin elektrik-enerji sektöründeki yasal düzenlemeyi son derece iyi geliştirdiğini ifade eden Schwab, yasal mevzuatta enerji yatırımlarının realize edilmesinin uygun hale geldiğine dikkat çekti. “Yatırımlara mutlaka devam edip, realize edilmesi gerek” diyen Schwab, Türkiye’deki tüm elektrik santral projelerini takip ettiklerini kaydetti. Schwab, yaşanan global kriz nedeniyle bazı projelerde gecikmeler yaşanabileceğinin altını çizerek, “Sonuçta finansa dayalı bir piyasada var oluyoruz. Bütün bu projelerin hayata geçirilmesinin gerekli olduğuna inanıyorum. 2009 yılına baktığımızda Türkiye’de çok başarılı bir yıl geçirdik. Küçük santrallerden 10’unu hayata geçirdik. Özel sektörün beş tane büyük santralin yapımına da başlamış bulunuyoruz. Gelecek yıllarda da yatırımlarımız devam edecek” ifadesini kullandı. Türkiye’nin enerji devi EnerjiSa ile hidroelektrik enerji sektöründe üç ayrı santral, Limak ve Doğuş grupları ile de birer büyük santral sözleşmesini imzaladıklarını hatırlatan Schwab, “Türkiye’deki bu ortak yatırımlar, yerli ve yabancı devlerin ilişkilerinin olumlu olduğunu gösteriyor. Uluslararası bir çok enerji şirketi yatırım için Türkiye’de faaliyetlerine başlamış bulunuyor. Şu an için EPDK’ nın listesinde 500’ün üzerinde hidroelektrik santral hayata geçirilmeyi bekliyor. Biz, Türkiye’deki hidroelektrik santrallerin aşağı yukarı üçte ikisini yapmış bir şirket olarak bu piyasadan ümitliyiz” şeklinde konuştu.“BEŞ BÜYÜK SANTRALİN YAPIMINA BAŞLADIK”2009 yılında Türkiye’de 10 küçük santrali hayata geçirdiklerini, özel sektörün beş büyük santralinin de yapımına başladıklarını ifade eden Alexander Schwab, Türkiye’nin enerji devi EnerjiSa ile hidroelektrik enerji sektöründe üç ayrı santral, Limak ve Doğuş grupları ile de birer büyük santral sözleşmesi imzaladıklarını hatırlattı. Schwab, “Türkiye’deki bu ortak yatırımlar, yerli ve yabancı devlerin ilişkilerinin olumlu olduğunu gösteriyor. Uluslararası bir çok enerji şirketi yatırım için Türkiye’de faaliyetlerine başlamış bulunuyor” dedi.
60 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIAnel,Japonortağıylagüneş enerjisindenelektriküretecekGüneş enerjisinden elektrik üretimi gerçekleştirmek amacıyla bir Japon firması ile ortaklık kurduklarını belirten Anel Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Ender Çolak, Türkiye’de yenilenebilir enerji yasasının çıkmasından sonra kuracakları şirketle, güneş enerjisine dayalı elektrik üretimi yapmayı planladıklarını açıkladı.dışında geliştirdikleri projelere modül tedariki sağladıklarını aktardı. Evsel çatı konularında Baymak ile anlaşmalarının da bulunduğunu belirten Çolak, “Son tüketiciye ulaşmak ve teknik bilgi sahibi ve ehliyetli bir kadroyla segmentte başarılı olabilmek için 50 yıldır ısıtma/klima ve tesisat sektöründe olan ve Türkiye’de bu alanda en geniş ve eğitimli bayi ağını yöneten Baymak ile anlaşmış bulunuyoruz. Baymak Türkiye’nin neredeyse her yerine yayılmış bin 400’ün üzerinde bayi ağıyla Anel’in ürettiği panellerden oluşan çatı kitlerini Baymak-Anel markasıyla tüketicilere sunacak” diye konuştu. Kuzey Afrika ve Körfez ülkelerinde büyüyecek Türkiye’de güneş enerjisinden elektrik üretme yasalarının henüz yürürlüğe girmemesinden ötürü aktivitelerini özellikle Doğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Körfez bölgelerinde sürdürdüklerini söyleyen Ender Çolak, Doğu Avrupa’da yasaları çıkmış pazarlarda güneş enerji santrali geliştirme ve taahhüt işlerinin devam ettiğini kaydetti. Bu bölgelerde hem yatırımcı, hem de taahhüt işleri yapmaya başladıklarının altını çizen Çolak, “Kuzey Afrika ve Körfez bölgesinde ise kurulumlar daha çok devlet veya kamu kurumlarının büyük ölçekli santral ihaleleri şeklinde gerçekleşiyor. Anel Enerji bu bölgelerdeki ciddi projelerde kısa listededir ve hedefimiz önümüzdeki dönemde bu bölgede ciddi bir güneş santrali kurulumcusu olmak” şeklinde konuştu. Avrupa Birliği’nin 2009 Haziran ayında açtığı KKTC Lefkoşa bölgesinde kurulacak 1.3 MW’lık güneş enerjisi santrali ihalesini kazanarak santral çalışmalarını sürdürdüklerinin bilgisini veren Çolak, Alman, İtalyan, Fransız enerji şirketleriyle birlikte katıldıkları ihaleyi hem teknik değerlendirmede, hem de ticari koşullarda en iyi teklifi vererek kazandıklarına dikkat çekti. Bu ihalede gösterdikleri başarıyla Avrupa Birliği’nin akredite proje firması olduklarını belirten Çolak, bunun bundan sonraki AB işleri için kendileri için büyük bir referans oluşturduğunu ifade etti. Sahip oldukları teknik altyapıyla yatırımcılara ulusal ve uluslararası platformda güneş enerji alanında en verimli, en uzun ömürlü ve geri dönüşü en kısa olan üretim tesislerini kurmayı hedeflediklerini vurgulayan Çolak, şunları söyledi: “Anel Enerji, bugün itibariyle yurtiçinde, üretici ve anahtar teslim projelendirme yaparken, yurtdışında kurduğu yabancı ortaklıklarla üretici, yatırımcı ve anahtar teslim projelendirme olarak her üç başlık altında da aktif rol alıyor. Anel Grup bünyesinde yer alan elektrik, elektronik ve mekanik şirketlerimizin bilgi birikimleri, tecrübeleri ve 2 binin üzerinde teknik kadrolarının sinerjisiyle Anel Enerji, Türkiye ve çevre ülkelerinde bu üç disiplini kendi bünyesinde barındıran tek şirketi olma unvanına sahip. Bu tecrübeyle şu anda Avrupa’da yüzlerce MW kurulumu olan yabancı şirketlerin Türkiye ve çevre ülkelerindeki güneş santrali kurulumları için de mühendislik ve taahhüt hizmetleri veriyoruz.” “Yasanın gecikmesi, yabancı yatırımları geciktiriyor” Türkiye’de yasanın henüz çıkmamasının pazarın oluşmasına olumsuz yansıdığını kaydeden Ender Çolak, yatırım yapmak isteyen yabancı enerji şirketlerinin Türkiye’ye ilgilerinin devam ettiğini, ancak süreçteki belirsizlikten dolayı bazı oyuncuların yatırım yapma konusuna temkinli yaklaştıklarını ifade etti. Türkiye’de yatırım yapmak isteyen bazı yabancı yatırımcıların teknik danışmanlığını yapan bir grup olarak, hazırlıklarını çıkacak yasaya göre tamamlayıp beklemeye başladıklarını söyleyen Çolak, “Buna ek olarak ülkeye yatırım yapmak isteyen ciddi gruplarla görüşmeler devam ediyor ama yasal süreç tamamlanmadığı için bu gruplar çekimser davranıyorlar. Ülkemiz, yasanın çıkışını geciktirmekle maalesef Türkiye’ye gelecek yabancı sermayeyi ve ülkede gelişecek solar teknolojik altyapısı ve yan sanayinin gelişimini geciktiriyor” şeklinde konuştu. Güneş enerjisi sektörünün özellikle bu yıl çıkması beklenen yasayla son derece parlak bir geleceğe kavuşacağına inandıklarını dile getiren Çolak, sektör temsilcilerinin yurtdışını çok iyi izlemesinin ve oradaki teknik ile finansal gelişmeleri yakından takip etmesinin önemini vurguladı. Türkiye’deki yatırımların önemli bir kısmının yabancı yatırımcı tarafından yapılacağı yönünde beklentilerinin bulunduğunu aktaran Çolak, yabancı yatırımcıların Türkiye’de ciddi muhatap aradıklarını, bundan dolayı da sektörün teknik altyapısını güçlendirmesi gerektiğini kaydetti. Yasanın çıkmasıyla kurulu güce her sene 1 GW civarında bir kapasite eklenmesinin beklenildiğine dikkat çeken Çolak, “10 yıl içinde 10 GW, toplam kurulu gücümüzün 10 yıl sonra yüzde 13-14’ü olur. Bu durumda da yurtdışından aldığımız doğalgaz, petrol gibi ürünlere harcanan döviz miktarı teorik olarak bu oranda düşer. Ayrıca sektör iş istihdamı yaratarak özellikle yapısı itibariyle İç ve Doğu Anadolu’da istihdama ihtiyacımız olan bölgelerdeki işsizlik sorununa bir çözüm olabilir” diye konuştu.LEFKOŞA’DA GÜNEŞ SANTRALİ KURUYORAvrupa Birliği’nin 2009 Haziran ayında açtığı KKTC Lefkoşa bölgesinde kurulacak 1.3 MW’lık güneş enerjisi santrali ihalesini kazanmalarının şirketleri için önemine değinen Ender Çolak, Alman, İtalyan ve Fransız enerji şirketleriyle birlikte katıldıkları ihaleyi hem teknik değerlendirmede, hem de ticari koşullarda en iyi teklifi vererek kazandıklarını hatırlattı. Bu ihalede gösterdikleri başarıyla Avrupa Birliği’nin akredite proje firması olduklarını belirten Çolak, santralin bundan sonraki AB işleri için kendileri için büyük bir referans oluşturduğunu ifade etti.,Güneş enerjisi alanında anahtar teslim projeler, kurumlar, danışmanlık, proje yönetimi, fizibilite, ekipman seçimi, montaj, devreye alma ve işletme konularında hizmet verdiklerini söyleyen Anel Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Ender Çolak, “Japon bir şirketle, Türkiye’de güneş enerjisi santrali kurmak üzere anlaşmalar gerçekleştirdik. Türkiye’de yenilenebilir enerji yasasının çıkmasından sonra Anel Enerji ile Japon partner ortaklığıyla kurulacak şirketle, lisans alarak güneş enerjisine dayalı elektrik üretimi planlıyoruz” dedi. Bugün itibariyle 20 MW’lık fotovoltaik güneş paneli üretim kapasitesinde ön satışları gerçekleştirdiklerini açıklayan Çolak, 2010 sonunda kapasite artırımına gideceklerini kaydetti. Lokal bir partnerle imzaladıkları iyi niyet sözleşmesiyle 20 MW’lık güneş santrali kurarak bu alandaki liderliklerini devam ettirmek istediklerini aktaran Çolak, 2011 yılında dünya çapında tanınan Alman ve Japon markalara OEM modül üretimi yapmak amacıyla anlaşmalar yaptıklarını, bunun dışında toplam kapasitelerini 70 MW/yıla çıkarmayı planladıklarını söyledi. Firma olarak Kioto Photovoltaics GmbH ile 2011 ilk çeyrek sonuna kadar 8 MWp civarında polikristal güneş modülü üretimi ve satışı için mutabakata vardıklarının bilgisini veren Çolak, Kioto için ulusal ve uluslararası (IEC, CE, TÜV) standartlara uygun olarak fotovoltaik güneş modülü üretimi yapılacağının altını çizdi. 2011 yılı içinde 10 MW civarı üretim ve ihracat yapılacağını aktaran Çolak, Anel Enerji olarak diğer grup şirketi olan AnelSolar markasıyla yurt-
62 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIGaiaCarbonFinance,işletmelerin karbonayakiziniölçecekSektörün yerli sermayeli ilk karbon finansmanı firması olan Gaia’nın, danışmanlık hizmetlerine bu yıl karbon emisyon yönetimini de eklediğini belirten Gürkan Bayraktar, bu sayede işletmelerin karbon ayak izini ölçerek bunun azaltılması ve yönetimi için neler yapılabileceği konusunda danışmanlık hizmeti vereceklerini söyledi.karbon miktarının ve dünyanın ortalama sıcaklığının da ciddi oranda arttığını belirtti. Uzun süreli kuraklık ve ardından gelen yoğun yağışların tarım hasadında azalma, bazı hayvan türlerinin yok olması ve kıyı şehirlerinin sular altında kalması gibi tehlikelere neden olduğunu ifade eden Bayraktar, küresel iklim değişikliğinin göz ardı edilemez hale gelmesi sonucunda Kyoto Protokolü ile bir takım önlemlerin alındığını söyledi. Kyoto Protokolü’nün dünya üzerindeki tüm ülkelerin taraf olduğu bir anlaşma olduğunu ve temel olarak ülkeleri iki kısma ayırdığını vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti: “Atmosferdeki sera gazlarının salımında sorumlu olan ve bundan sonra sera gazlarının salımının azaltılması konusunda en fazla yükümlülük alması gerekenler, gelişmiş ülkeler. Bu ülkeler birinci grubu oluşturuyor. Bir de gelişmekte olan ve daha az veya hiç sorumluluk almayan ülkeler var. Sorumluluk alan ülkeler iki temel yolla salımlarını azaltabiliyorlar: Biri fiziki olarak azaltım, diğeri ise azaltım sorumluluğu olmayan bir ülkeden, karbon azaltımı yapan bir projenin karbon haklarını satın almak. Karbon finansmanı dediğimiz şey aslında çok basit olarak bu ikinci maddedeki ticareti tanımlayan bir kavram.” Şu anda Türkiye kamuoyunun bu konularla fazla ilgilenmediğini dile getiren Gürkan Bayraktar, “Türkiye bu konudaki ilk anlaşma olan Kyoto’nun dışında kalmayı bir şekilde başardı. Fakat Kyoto 2012 yılında sona eriyor ve yerine yenisinin geçmesi bekleniyor. Türkiye’nin bu yeni anlaşmada herhangi bir sorumluluk almadan sürecin bir parçası olması pek olası değilmiş gibi görünüyor” dedi. Dolayısıyla karbon varlığı geliştirme işinin başka bir boyut kazanması ve şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu gönüllü karbon piyasalarının dışına çıkmasının olasılıklar dahilinde bulunduğuna dikkat çeken Bayraktar, “Ayrıca Türkiye’nin sorumluluk alması demek, bu sorumluluğun şirketlerin üzerine dağıtılması da demek oluyor. Yani şirketlerin karbon emisyonlarını da, diğer işlerin yanında, artık düşünmeleri gerekecek. Yani bugüne kadar pek düşünmediğimiz bu konular gerek uluslararası anlaşmalar gerekse de küresel kamuoyu baskısı yollarıyla artık günlük hayatımızın parçası olacaklar” diye konuştu. Karbon finansmanının sadece yenilenebilir enerji firmalarına yönelik olmadığına işaret eden Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Birleşmiş Milletlerin ilgili kurumu tarafından belirlenmiş olan karbondioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın herhangi birinin emisyonunun azaltımına sebep olan herhangi bir proje, karbon finansmanından yararlanabilir. Örneğin bir şehirdeki ampullerin verimli ampullerle değişitirilmesinden tutun da bir sanayi tesisindeki atık gazların toplanıp bertaraf edilmesine kadar pek çok proje, karbon finansmanından yararlanabilir. Örneğin ülkemizde pek uygulanmayan ormanlaştırma projeleri de karbon finansmanından yararlanıyorlar. Bizim bugüne kadar sadece yenilenebilir enerji projelerine yoğunlaşmamızın tek sebebi piyasa gerçekleridir.”SEKTÖRÜN YERLİ SERMAYELİ İLK KARBON FİNANSMANI FİRMASIGaia’nın sektörün yerli sermayeli ilk karbon finansmanı firması olduğunu ve karbon varlıklarının geliştirilmesi amacıyla faaliyet gösterdiğini belirten Gürkan Bayraktar, halen değişik teknolojileri ve çok sayıda projeyi içinde barındıran bir portföye sahip olduklarını dile getirdi. Özellikle hidroelektrik, rüzgar, biyogaz, jeotermal enerji projeleri konusunda deneyim sahibi olduklarını vurgulayan Bayraktar, ayrıca endüstriyel azaltım projeleriyle de yakından ilgilendiklerini kaydetti.Türkiye’de faaliyete geçecek olan yenilenebilir enerji projelerinin karbon haklarını geliştirmek ve bunları özellikle yurtdışındaki alıcılara satmak amacıyla 2008 yılında kurulan Gaia Carbon Finance, verdiği danışmanlık hizmetlerine bu yıl ‘karbon emisyon yönetimi’ni de ekledi. Gaia Carbon Finance Yönetici Ortağı Gürkan Bayraktar, karbon emisyon yönetimiyle işletmelerin karbon ayak izini ölçeceklerini ve bununla ilgili danışmanlık hizmeti vereceklerini söyledi. Gaia’nın sektörün yerli sermayeli ilk karbon finansmanı firması olduğunu ve karbon varlıklarının geliştirilmesi amacıyla faaliyet gösterdiğini belirten Gürkan Bayraktar, halen değişik teknolojileri ve çok sayıda projeyi içinde barındıran bir portföye sahip olduklarını dile getirdi. Özellikle hidroelektrik, rüzgar, biyogaz, jeotermal enerji projeleri konusunda deneyim sahibi olduklarını vurgulayan Bayraktar, ayrıca endüstriyel azaltım projeleriyle de yakından ilgilendiklerini kaydetti. Gaia’nın 2010 yılı içinde yine öncü bir rol oynayarak, karbon konusunda bir başka alana daha el attığını ifade eden Bayrak-tar, şunları söyledi: “Bu yeni iş kolu da ‘karbon emisyon yönetimi’ olarak tanımladığımız, işletmelerin karbon ayak izinin ölçümü ve bunun yönetimi işi. Bildiğiniz gibi her bir insan aktivitesinin atmosfere bıraktığı bir karbon ayak izi var. Gaia, işletmelerin karbon emisyonlarının ne olduğunu ölçüyor ve bunun azaltılması ve yönetimi için neler yapılabileceği konusunda danışmanlık veriyor. Ayrıca, bir çok uluslararası firma karbon konusundaki ulusal ve uluslararası gelişmelerin kendi işlerine nasıl yansıyacağını yakından takip ediyor. Bunu sadece regülasyonlardaki değişiklik olarak algılamamak lazım. Burada kamuoyu algısındaki değişikliklerden de bahsediyoruz. Bütün bunların şu aşamada özellikle ihracat yapan firmalarımız, orta vadede ise, Türkiye’de olası mevzuat değişiklikleri ile birlikte tüm firmalar tarafından yönetilmesi gerekiyor. Gaia bu konuda da danışmanlık veriyor.” Küresel iklim değişikliğinin 1970’lerin sonundan itibaren çok konuşulan bilimsel konulardan biri olduğunu vurgulayan Bayraktar, 20’nci yüzyılın başından itibaren özellikle fosil yakıtların kullanımının artmasıyla, atmosferdeki
64 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASISaifEnerjipelettedenemeüretimine başladı,seriüretimyılsonundaPeletin Türkiye’de bilinmeyen bir yakıt olması nedeniyle bürokratik engelleri aşmak için iki yıl bekleyen ve bu süre zarfında gerekli yatırımlarını tamamlaYAn Saif Enerji, yıl sonunda seri üretime geçmeyi planlıyor. Şirket Genel Müdürü Matteo Giorgini, Türkiye’deki fabrika sayılarını önümüzdeki dönemde dörde çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.Türkiye’de temiz enerji üretimi için İtalya’dan yola çıkan Saif Enerji Kaynakları Sanayi, yaklaşık iki yıllık bekleme süresinin ardından geçen ay deneme üretimlerine başladı. Türkiye’de böylesi bir yakıt türünün bilinmemesi nedeniyle karşılaştığı bürokratik engelleri aşmak için iki yıl bekleyen firma, bu süre zarfında gerekli yatırımlarını tamamlayarak yıl sonunda seri üretime geçmeyi planlıyor. Türk yetkililerin artık peletle tanışması nedeniyle bundan sonraki yatırımlarının daha hızla ilerleyeceğine inandıklarını anlatan Şirket Genel Müdürü Matteo Giorgini, Türkiye’deki fabrika sayılarını önümüzdeki dönemde dörde çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. Peletin tamamen bitkisel yakıtlardan elde edildiğini kaydeden Giorgini, bu ürünü kömürün kullanıldığı her türlü ortamda kullanmanın mümkün olduğunu anlattı. Giorgini, peletin kömürden farkının, tamamen tarımsal atıkların sıkıştırılmasıyla elde edilmesinden dolayı yandıktan sonra ortama zehirli gazlar bırakmaması olduğunu söyledi. Türkiye’de üretim yapıp İtalya’ya satma hedefiyle yola çıkmalarına karşın zamanla bu fikirlerinin değiştiğine işaret eden Matteo Giorgini, Kyoto Protokolü’nü imzalayan Türkiye’nin de bir süre sonra temiz enerji kullanımına geçeceği düşüncesiyle ürünlerini iç pazarda satma kararı aldıklarını bildirdi. Saif Enerji’nin Saif Grup bünyesinde bulunduğunu ve merkezlerinin ise Genova’da olduğunu kaydeden Matteo Giorgini, pelet üretim fikrinin İtalya’da doğmasına karşın tarımsal yönden çok zengin olmasından dolayı yatırım için Türkiye’yi seçtiklerini anlattı. Pelet üretiminde, asma dalları, mısır koçanları, pamuk ve ayçiçeği sapları gibi bitkisel atıklar kullanıldığını dile getiren Giorgini, özellikle Çukurova Bölgesi’nin bu ürünler bakımından oldukça zengin olması nedeniyle de fabrikayı Mersin Tarsus Organize Sanayi Bölgesi’ne kurduklarını açıkladı. “Rotamız İtalya’dan Türkiye’ye döndü” Pazar sıkıntısı yaşamamak adına peletin tanındığı İtalya’da satış gerçekleştirmeyi düşünmelerine karşın artık fikirlerinin değiştiğine işaret eden Matteo Giorgini şöyle konuştu: “Grubumuz kurulduğu günden bu yana yakıt ticaretiyle uğraşıyor ancak üretimde yeniyiz. Bu işe girdiğimizde gördük ki lojistik, maliyetlerinizin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu nedenle fiyatınızın çok artmaması için hammadde ve pazara da yakın olmanız gerekiyor. Biz hammaddeye oldukça yakınız. Pazara da yakın olmamız adına İtalya yerine Türkiye’de satış yapmaya karar verdik.” Türkiye’nin bu anlamda oldukça bakir bir pazar olduğuna değinen Matteo Giorgini, ilk üretimlere başladıklarını ve bunları yakın çevredeki fabrikalar ile seralara sattıklarını ve olumlu geri dönüşler aldıklarını söyledi. Ağırlıklı olarak çimento fabrikalarının bu ürünü kullandığını bildiren Giorgini, “Avrupa gibi Türkiye de Kyoto Protokolü’nü imzaladı. Henüz tam anlamıyla uygulanmıyor ancak bir süre sonra Türkiye’nin de temiz enerjiye geçmesi gerekecek ve o zaman pazarın daha da güçleneceğine inanıyoruz” dedi. Peletin bitkisel atıkların sıkıştırılmasıyla elde edilen bir yakıt türü olduğunu anlatan Matteo Giorgini, kullanılan bitki türüne göre ürün kalitesinin arttığını ve yakıt gücünün de buna bağlı olarak değiştiğini söyledi. Kömürün kullanıldığı her yerde peletin kullanıldığını, yandıktan sonra az kül çıkardığını ifade eden Giorgini, en önemli özelliğinin ise doğaya zararlı hiçbir gazı bünyesinde ihtiva etmemesi olduğunu söyledi. MTOSB’de şu anda dört adet makineleri bulunduğunu dile getiren Matteo Giorgini, “Bunların ikisi büyük ikisi de küçük makine. Küçük olanlar saatte 1.3, büyük olanlar ise beş ton üretim kapasitesine sahip. Şu anda küçük olan bir makinemiz devrede ve deneme üretimleri yapıyoruz” dedi. Bugüne kadar yaklaşık 1.5 milyon Euro yatırım gerçekleştirdiklerine değinen Giorgini tam kapasiteyle çalışıncaya kadar bu rakamın 2 milyon Euro’ya ulaşacağını söyledi. “Adana ve GAP’ta yatırım düşünüyoruz” Mersin’in pilot fabrika olduğunu ve gelecek yıldan itibaren yeni fabrikaların yatırımlarına başlayacaklarını ifade eden Matteo Giorgini, Adana ve GAP bölgesinde olmak üzere ilk etapta dört fabrikaya ulaşmayı planladıklarını bildirdi. Yeni kurulacak fabrikalarda kullanılacak makinelerin üretimini de Türkiye’de yaptırmayı düşündüklerine değinen Giorgini, “Yalnızca çok küçük bir aksam yurtdışından getirilebilir. Onun dışında bu makineler yüzde 99 yerli üretim olabilir” dedi. Ürünün Avrupa’da yaklaşık 10 yıldır tanındığını ve kullanıldığını anlatan Matteo Giorgini, Türkiye’nin ise tanıma aşamasında olduğunu dile getirdi. Bundan sonraki aşamada evsel ve sanayi atıklarından, çöpten yakıt üretmeyi planladıklarını anlatan Matteo Giorgini, bu alandaki araştırmalarına başladıklarını söyledi. Bu yöndeki çalışmaların doğayı temizlemesinin yanında ekonomiye de ciddi bir fayda sağladığına dikkat çeken Giorgini, şu değerlendirmeyi yaptı: “Örneğin bitki atıklarından üretilen peleti ele alırsak bu ürün sayesinde tarlada çalışan mevsimlik işçilerin çalışma süreleri uzayacak ve artı bir istihdam oluşacak. Çiftçiler bir taraftan ürünlerini yetiştirmek, diğer taraftan ürünlerin atıklarını toplamak için de bizim adımıza çalışacaklar. Böylece bugüne kadar çöpe atılan, yakılan ürünler bir değer kazanmış olacak.”ÇÖPTEN YAKIT ÜRETECEKBundan sonraki aşamada evsel ve sanayi atıklarından yakıt üretmeyi planladıklarını aktaran Matteo Giorgini, şu değerlendirmeyi yaptı: “Örneğin bitki atıklarından üretilen pelet sayesinde tarlada çalışan mevsimlik işçilerin çalışma süreleri uzayacak ve artı bir istihdam oluşacak. Çiftçiler bir taraftan ürünlerini yetiştirmek, diğer taraftan ürünlerin atıklarını toplamak için de bizim adımıza çalışacaklar. Böylece bugüne kadar çöpe atılan, yakılan ürünler bir değer kazanmış olacak.”
ENERJİ PİYASASI 65 FUAR 23KapasitesiniyükseltenÇakmaktepe, rüzgarvejeotermalsantralikuracakİZMİR Geçtiğimiz ekim ayında 285 milyon Euro’luk yatırımla kapasitesini artıran ve kurulu gücünü 280 MW’a çıkaran Aliağa Çakmaktepe Enerji Üretim A.Ş., önümüzdeki dönemde jeotermal ve rüzgar enerjisi santralleri kurmak için çalışmalarına başladı. Enerji konusundaki yatırımlarının doğalgaz ile sınırlı kalmayacağına dikkat çeken Çakmaktepe Yönetim Kurulu Başkanı Atıl Akkan, özellikle rüzgar ve jeotermal konusunda ciddi yatırımlar planladıklarını vurguladı. Rüzgar enerjisi konusunda 60 MW gücündeki projeleri için lisans beklediklerini belirten Akkan, şöyle konuştu: “Jeotermalden enerji üretmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Aydın’da MTA’nın açtığı ihaleye girdik. Herkes bize gülüyordu ama biz Aliağa’da 10.5 milyon dolarlık bir saha aldık. Buradaki hazırlıklarımız sona erdi. Önümüzdeki aylarda kuyuları açacağız. Burada 60 MW’lık bir üretim hedefimiz var.” Tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik krize rağmen 285 Milyon Euro yatırım yaptıklarını söyleyen Çakmaktepe Yönetim Kurulu Başkanı Atıl Akkan, “Bu santral Türkiye ekonomisinin moral350 BİN MESKENE ELEKTRİK SAĞLAYACAKYeni yatırımla Çakmaktepe’nin dünyanın en büyük gaz motorlu elektrik santrali konumuna geldiğini dile getiren Atıl Akkan, “İçten yanmalı motor bazlı dünyanın en büyük gaz yakıtlı elektrik santrali olan Çakmaktepe Enerji Santrali 285 Milyon Euro’ya mal oldu. Çakmaktepe Enerji Santralı ve Kombine Çevrim Sistemi’nden, yılda 2 milyon 150 bin megavat/saat elektrik üretilecek. Santralin ürettiği elektrik Türk enerji piyasasına satılacak ve 350 bin meskene elektrik sağlayacak” diye konuştu. ve gurur yatırımı. 280 MW güce sahip, 28 adet gaz motoru ve 2 adet buhar türbininden oluşan bu santrali kurmak için Türkiye’nin en modern altyapısına sahip Aliağa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki girişimcilerle birlikte dört yıl önce yola çıktık. Bu santral ilk etapta doğalgaza dayalı elektriküretmek amacıyla dört gaz motoru ve 34.8 MW kapasite ile kuruldu. Artan ihtiyacı karşılamak amacı ile 2008 yılı başında ikinci etap yatırıma başlama kararı aldık. Sekiz gaz motoru ilavesi ile kapasiteyi 105 MW’a çıkarmayı planladık. Altı ay sonra ise yeni bir kararla 28 adet gaz motoru ve 280 MW kapasiteye ulaşmayı hedefledik” dedi. Tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik krize rağmen “yatırıma devam” kararlarından ödün vermediklerini, ikinci ve üçüncü etap yatırımlarını krizin en yoğun hissedildiği 2008 yılı ortalarında başlatarak toplam 285 milyon Euro’luk yatırım yaptıklarını belirten Akkan, “Bu başarının altında 156 ortağımızın payı var. Bu başarı, payları 1 milyondan 10 milyona kadar olan, sanayiye gönül vermiş İzmirli kahraman işadamlarının bir eseri” diye konuştu. Irak ve Suriye’den benzer yatırımları kendi ülkelerinde kurma teklifi aldıklarını ve bunu değerlendirdiklerini söyleyen Akkan, “280 MW kurulu kapasitesiyle Çakmaktepe’nin orta ölçekli bir enerji santrali olduğunu söyleyebiliriz. Santralden çıkan buhardan da elektrik üreteceğiz. Bunun için de yatırımlarımız var. 30 MW’lık bir buhar türbini kuracağız. Bu türbinler de aralık ayında devreye girecek”şeklinde konuştu.
66 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASISPEnerji,2011’e yeniprojelerle hazırlanıyorKısa süre önce iki firmayla GES kurmak üzere anlaşma imzaladıklarını belirten SP Enerji Genel Müdürü Serdar Tabakoğlu, “Gerçekleştireceğimiz her iki projede de 10 MW’lık elektrik santrali kuracağız. Projelerimizi 2011 yılı içinde tamamlamayı hedefliyoruz” dedi.Sistem entegratörlüğü, güneş panelleri distribütörlüğü ve büyük güneş enerjisi santralleri (GES) kurmak isteyen yatırımcılara malzeme ve mühendislik desteği vererek anahtar teslimi iş yaptıklarını belirten SP Enerji Genel Müdürü Serdar Tabakoğlu, kısa süre önce iki firmayla GES kurmak üzere anlaşma imzaladıklarını bildirdi. Elektrik ve enerji sektörlerinde uzun yıllar mühendislik ve satış deneyimine sahip olduklarını belirten Tabakoğlu, “Gerçekleştireceğimiz her iki projede de 10 MW’lık elektrik santrali kuracağız. Projelerimizi 2011 yılı içinde tamamlamayı hedefliyoruz” diye konuştu. Güneş enerjisi ve hibrid çözümlerle konut, endüstriyel tesis, hastane, işyeri, park, bahçe, tarla ve deniz araçları gibi münferit son tüketicilerin güneş enerjisinden elektrik üretimine ve sulama ile aydınlatma sistemlerine yönelik malzemelerin temininde çalışmalarını yürüten SP Enerji; projelendirme ve entegrasyon hizmeti de veriyor. Kurulu gücü 500 kWp’dan büyük GES’ler için sundukları hizmetleri aktaran Serdar Tabakoğlu, şu açıklamalarda bulundu: “GES yatırımcıları için proje geliştirme, santral yeri belirleme ve değerlendirme, sistem fizibilite analizi, sistem tasarımı ve mühendislik, proje yönetimi ve yürütülmesi, sistem komponentlerinin temini ve entegrasyonları, sistem test, devreye alma ve şebeke bağlantısının yapılması, EPDK’ya başvuru dosyasının hazırlanması ve sonuçlandırılması, TEİAŞ ve TEDAŞ ile enerji bağlantı anlaşması yapılması, Enerji İşleri Genel Müdürlüğü’ne proje dosyalarının hazırlanması, sistemin işletimi ve bakım-servis hizmetleri, yatırım indirimi, gümrük muafiyeti ve KDV istisnası gibi teşvik araçlarından yaralanmak amacı ile Hazine Müsteşarlığı’ndan teşvik çıkartılması ve proje ile ilgili finansman temini amacı ile bankalara fizibilite raporunun hazırlanmasına kadar her tür desteği veriyoruz.” Güneş enerjisiyle üretilen elektriğin,Türkiye’de yaşanan kayıp ve kaçak sorununa da çözüm olacağına değinen Serdar Tabakoğlu, elektrikte transfer esnasında kaçaklar yaşandığına işaret etti. Tabakoğlu, şöyle devam etti: “Türkiye’nin kayıp ve kaçakları yüzde 20’nin üzerinde. Yani; enerjiyi bir yerden bir yere transfer ederken hatlarda kayıplar yaşıyorsunuz, bir de tüketicinin illegal yolla kullandığı, kaçak elektrik sorunu var. Türkiye’de elektriğin büyük çoğunluğu Doğu’da üretiliyor ve Batı’ya doğru transfer ediliyor. Dolayısıyla transfer esnasında kayıplar yaşanıyor. Eğer ki, enerjiyi tükettiğiniz yerde üretiyorsanız bu risk sıfırlanır. Örneğin, evinize kurduğunuz güneş enerji paneliyle elektriği kendiniz üretip tüketiyorsunuz, bu durumda herhangi bir kaçağa meydan vermeyeceksiniz, ayrıca transfer edilmediğinden kayıp da olmayacak. Bir de zaten güneş enerjisi santralleri, termik santralleri gibi değil. En fazla 100 MW’a kadar kurulu güçte kurulabiliyor. Bu üretim de zaten o bölgede tüketilir.” Türkiye’de yenilenebilir enerji sistemlerinin gelişmesi ve yaygınlaşabilmesi için kanunda yapılacak ek değişikliğin en kısa sürede hayata geçmesi gerektiğini ifade eden Tabakoğlu, konuya ilişkin şunları söyledi: “Başta Almanya ve İspanya olmak üzere tüm Batı Avrupa ülkeleri ile Japonya ve Amerika güneş enerjisi konusunda mevzuatlarını çıkartmış ve güneş enerjisinden elektrik üretiminin önünü açmışlardır. Halihazırda bir Yenilenebilir Enerji Kanunu var. Beklediğimiz konu bu kanuna, yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş, dalga ve jeotermalin de eklenmesi ve devletin üretilecek enerjiye ne fiyata alım garantisi vereceğinin netleşmesi. Bunun altyapısında mevzuat, yönetmelikler olacak. Topraklama sistemleri, bağlantılar nasıl kurulacak, arazi nasıl kullanılacak gibi birçok detay konuda tanımlamalar getirilecek. Biz bir güneş enerjisi santrali kursak, bu santralde ürettiğimiz enerjiyi devlete satamayız. Beklediğimiz şey devletin hem buna hem de çatılarda kurulan sis-“KARAMAN ENERJİ ÜSSÜ HALİNE GELEBİLİR”Doğalgaz ile kurulu çevrim santrallerinin veriminin, güneş termal+doğal gaz çevrim santrali olarak kurulmuş olması durumunda yüzde 52’den, yüzde 60’a çıkartılmasının mümkün olduğunu ve bu tür tesislerin de özellikle Karaman bölgesine kurulabileceğini söyleyen Serdar Tabakoğlu, “Bu yolla Karaman’daki verimsiz araziler değerlendirilerek bölgenin bir enerji üssü haline gelmesi de mümkün olabilir. Bu konuda biz de Karaman’da yer temininden başlayarak, EPDK’dan lisans dosyası çıkarılmasına kadar olan süreci müşavirlik hizmeti olarak sunuyoruz” şeklinde konuştu.temlerde tüketicinin artan enerjiyi şebekeye satması konusunda bir fiyat verecek olması. Tüm bunların yanında mevzuatın netleşmemesinin bir dezavantajı da, piyasaya giren kalitesiz sistemler ile şu an şebekeye geri dönüşü olmayan zararların verilebiliyor olması. Disipline edilmemiş bir alan olduğu için bunun şu an denetlenmesi söz konusu değil. Ancak bu konuda tüketiciye de görev düşüyor. Sistemi kurduran tüketicinin, entegratör firmadan bu sistemin evin bulunduğu o noktada ne kadar elektrik üreteceğinin garantisini ve bunun hesaplamalarını istemesi lazım.” “Elektrik enerjisi üretiminde dışa bağımlıyız” Türkiye’deki elektrik üretiminin yüzde 63’ünün dışa bağımlı olarak gerçekleştiğini kaydeden Tabakoğlu, yenilenebilir enerji kaynaklarından istifade edilerek bu oranın azaltılabileceğini ve daha avantajlı bir üretim gerçekleşebileceğini söyledi. Tabakoğlu, “Türkiye’de elektriğin sadece yüzde 17’si hidroelektrik, çok az miktarı rüzgar ve jeotermalden, yani yenilenebilir enerji kaynaklarından elde ediliyor. Geri kalan yüzde 83’ünün 20’lik payı kendi kömürümüzle yapılıyor. Kalan 63’ü yurtdışına bağlı. 13’ü yurtdışından gelen kömür, 50’si yurtdışından gelen doğalgazla yapılıyor. Dünyanın hiçbir ülkesi elektrik üretiminde bu oranda yurtdışına bağlı değildir” dedi. Doğalgaz ile kurulu çevrim santrallerinin veriminin, güneş termal+doğal gaz çevrim santrali olarak kurulmuş olması durumunda yüzde 52’den, yüzde 60’a çıkartılmasının mümkün olduğunu ve bu tür tesislerin de özellikle Karaman bölgesine kurulabileceğini söyleyen Tabakoğlu, “Bu yolla Karaman’daki verimsiz arazilerin değerlendirilerek bölgenin bir enerji üssü haline gelmesi de mümkün olabilir. Bu konuda biz de Karaman’da yer temininden başlayarak, EPDK’dan lisans dosyası çıkarılmasına kadar olan süreci müşavirlik hizmeti olarak sunuyoruz” şeklinde konuştu.
26 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASI“Güneşenerjisineyatırımyapan firmalarTürkiye’yiterkediyor”Türkiye’nin enerji konusunda büyük oranda dışa bağımlı olduğunu söyleyen Güneşe Derneği Başkanı Mehmet Özer, “Güneş dışa bağımlı olmayacağımız bir kaynak. Oysa devlet desteğinden yoksun olan sektörde yatırım yapan firmalar, şimdi yatırımlarından vazgeçerek alternatif pazarlara yöneliyor” diye konuştu.Türkiye’nin enerji ve fosil yakıtlar konusunda çok zengin olmadığını ifade eden Güneşe Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özer, bu nedenle enerjinin yaklaşık yüzde 75’inin ithal edildiğini belirtti. Enerji üretiminde fosil yakıtlara olan bağımlılıktan yakınan Özer, “Ülkemiz doğalgaz ve petrol konusunda çok şanslı değil. Ama diğer taraftan bunun karşısında yenilenebilir kaynaklar dediğimiz hidroelektrik, rüzgâr ve güneşte ülkemiz avantajlı bir noktada. Özellikle güneş konusunda Türkiye Avrupa’nın en büyük ikinci potansiyeline sahip. Bu konuda büyük bir zenginlik üzerinde oturuyoruz. Bu potansiyeli değerlendirmek için ne yapılıyor diye baktığımız zaman, maalesef ülkemizin enerji politikasını fosil yakıtlar üzerine konumlandırdığını görüyoruz” diye konuştu. Özer su, rüzgar ve güneş kaynaklarının yeterince değerlendirilmediğini savunarak, “Özellikle güneş enerjisini tamamen kullanmıyoruz. Boşa giden kaynak durumunda. Halbuki güneş dışa bağımlı olmayacağımız bir enerji kaynağı. Ülkemiz için çok büyük bir kayıp” görüşünü dile getirdi. Türkiye’de güneş enerjisi konusunda ön araştırma yapan, yatırım yapmak isteyen birçok yerli ve yabancı şirket bulunduğunu, yabancı birçok şirketin yatırım yaptığını kaydeden Özer, güneş enerjisi konusunda yatırım yapmak üzere son 12 ay içinde yaklaşık 300 şirket kurulduğunu söyledi. Yenilenebilir Enerji Kanunu’nun bir türlü çıkarılamadığını ve lisansların kapalı olduğunu vurgulayan Mehmet Özer, bu durumun yatırımcının moralini bozduğuna dikkat çekti. Özer, Türkiye’ye yatırım yapan, istihdam yaratan, ofis açan bazı yabancı şirketlerin ülkeden geri çekilme kararı aldığını ve ofislerini kapatıp Türkiye pazarını terk ettiğini ifade etti. Güneş enerjisinin Türkiye için geleceğe yönelik son derece stratejik bir öneme sahip olduğunu belirten Mehmet Özer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Güneş enerjisi, Türkiye’deki 40 bin kişiye iş olanağı sunacak bir sektörün oluşmasını sağlayacaktır. Türkiye zaman içinde Ortadoğu’nun, Kafkaslar’ın ve Kuzey Afrika’nın en önemli güneş enerjisi ekipmanları üreticisi ve uygulayıcısı olabilecek durumda. Buna rağmen bu konuda hiçbir çalışma yapılmaması, mevzuatın hala beklemede olması, konuşulan ekonomik rakamların piyasa gerçeklerinden çok uzak olması, gerek yerli gerekse yabancı yatırımcıyı caydırıcı bir noktaya getirdi. Bunun etkilerini de görüyoruz. Şu anda bazı yabancı şirketler Türkiye’deki yatırımlarından vazgeçtiler, ofislerini kapattılar, işe almış oldukları elemanlarını işten çıkardılar. Bu tabii ki sektör için de, Türkiye için de bir kayıp.” “Pazar sadece beklentiler üzerine kurulu” Güneş enerjisinde son yıllarda büyük beklentilerle atılım yapıldığının altını çizen Özer, gerçekleşen rakamlara bakıldığında son derece sembolik olduğunu ifade etti. Özer, güneş enerjisi pazarının toplam boyutunun 3–5 milyon dolar seviyesini geçmediğini belirterek, “Yapılan projeler son derece küçük, pilot projeler. Güneş enerjisinde başarılı olan ülkelerde ilgili mevzuat ve devletin bu konuda destekleri var. Türkiye’de bunlar olmadığı için ülkemizdeki pazar şu anda beklentiler üzerine kurulu” diye konuştu. Öte yandan Türkiye’de üretim ve Ar-Ge planlayan birçok firmanın da, bekleme süresinin artması, gelişmelerin umut verici olmayışı üzerine pazardan geri çekilmeye başladığına işaret eden Özer, “Firmalar yatırım kararlarını ya iptal ediyorlar ya da beklemeye alıyorlar. Maalesef çok olumlu bir tablo yok” dedi. Sektörün en önemli gündeminin, çıkması beklenen Yenilenebilir Enerji Kanunu ve güneş enerjisi ile ilgili mevzuat olduğunu anlatan Mehmet Özer, şunları söyledi: “ Bu kanunun bir an önce çıkması ve bu kanunda güneşe doğru bir şekilde yer verilmesi, doğru bir ekonomik taban üzerine oturtulması gerekiyor. Bütün dünyada yapılan uygulama insanların ürettiği enerjiyi bir şekilde devlete satması ki bu sayede enerji çoğu zaman üretildiği lokasyonda tüketiliyor ve dağıtım şebekesine de bir yük getirmiyor, ayrıca enerji kayıpları azalıyor. Bunun yanı sıra yüzde 100 çevreci bir teknoloji ile ülkenin enerji arzına bir katkı yapılıyor.” “Yatırımcı kar edemeyecekse niye yatırım yapsın?” “Güneş enerjisinin de üretim maliyeti var” diyen Mehmet Özer, devletin işleyen bir ekonomik model sunması gerektiğini belirterek, “Eğer siz vatandaştan 10 liraya ürettiği bir enerjiyi 5 liraya devlete satmasını isterseniz pek tabii ki bu model yürümeyecektir. Enerji konusunda gerek güneş, gerek rüzgar, gerek hidro yatırımlarını yapan bütün şirketler, bütün şahıslar belli bir kar beklentisi içinde bunu yapıyorlar. Şirketlerin hepsi bu işe para kazanmak için giriyor” diye konuştu. Güneşe en son yasa taslağında 13 Euro cent fiyat verildiğini hatırlatan Özer, “Maalesef bu rakamlar gerçekçilikten çok uzak. Yatırımcı yaptığı yatırımı amorti edemeyecekse, yani yatırdığı parayı 20 yıl sonra geri alabilecekse bu işe ne yerli ne yabancı hiç kimse girmez” değerlendirmesini yaptı. Dünyada alternatif yatırım imkanlarının mevcut olduğunu vurgulayan Özer, “Bugün yanı başımızda Bulgaristan 50 Euro cent önerirken, Yunanistan’da 40 Euro cent’li rakamlar varken, İtalya’da yine 40 Euro cent’e yakın rakamlar telaffuz edilirken, Türkiye’de 10–13 Euro cent gibi bir rakama yatırımcı çıkacağını sanmıyoruz. Çıksa bile bu, son derece sembolik olacaktır. Ama şunu da unutmamak lazım ki güneş stratejik olarak Türkiye’nin içinde olması gereken bir enerji dalı ve Türkiye’de bu işin gelişmesi için uygulanması gerek. Burada büyük bir fırsatın kaçırıldığını düşünüyoruz” görüşünü dile getirdi.VERİLEN RAKAMLAR GERÇEKÇİLİKTEN UZAKBulgaristan’da 50, Yunanistan’da ve İtalya’da 40 Euro cent fiyat verilen güneşe, Türkiye’de en son yasa taslağında 13 Euro cent fiyat verildiğini hatırlatan Mehmet Özer, “Maalesef bu rakamlar gerçekçilikten çok uzak. Yatırımcı yaptığı yatırımı amorti edemeyecekse, yani yatırdığı parayı 20 yıl sonra geri alabilecekse bu işe ne yerli ne yabancı hiç kimse girmez” değerlendirmesini yaptı.
ENERJİ PİYASASI 67 FUAR 13Statkraft,Türkiye’de600milyon Euro’lukHESyatırımıyapıyorGeçen yıl Yeşil Enerji’yi satın alarak Türkiye pazarına giren Statkraft, temiz enerji kaynaklarının kullanımını artırma yolunda önemli adımlar atmaya hazırlanıyor. Haziran ayında Çakıt Hidroelektrik Santrali’nde üretime başlayan Statkraft, Çorum ve Siirt’te toplam 600 MW kurulu güce sahip 500–600 milyon Euro’luk iki HES projesi için de çalışmalara devam ediyor.Türkiye’de haziran ayında 20 MW kurulu güce sahip olan Çakıt Hidro Elektrik Santrali’yle üretime başlayan ve bu santralin resmi açılışını ekim ayında gerçekleştiren Statkraft, yaklaşık 600 milyon Euro’luk iki HES yatırımı için çalışmalara başladığını duyurdu. Statkraft Türkiye Sürdürülebilirlik Müdürü Ayşe Filiz Kolat, ”Şu anda Türkiye’de üretime geçmiş olan Adana’daki tesisimiz Çakıt HES dışında inşaatına baslanacak olan Çorum il sınırları içinde Kargı Kızılırmak HES ve Siirt’te planlanan Çetin HES adlı iki santralimizde daha yatırım çalışmaları devam ediyor. Projelerin toplam büyüklüğü 600 MW, toplam bütçe ise 500-600 milyon Euro civarında” dedi. Statkraft’ın Türkiye enerji piyasasına Haziran 2009’da Yeşil Enerji’yi satın alarak girdiğini hatırlatan Kolat, Türkiye’de temiz enerji kaynaklarının kullanımını artırmak yolunda önemli adımlar atmak istediklerini ifade etti. ”Statkraft Yeşil Enerji’nin Türkiye’de devreye giren ilk tesisi Çakıt Hidro Elektrik Santrali’nin açılış töreni 12 Ekim 2010’da yapıldı” diyen Kolat, “Kurulu gücü 20 MW olan tesisin yılda ortalama 95 GWh üretim yapması planlanıyor. Bu rakam Türkiye’de yaşayan yaklaşık 32 bin ev halkının elektrik tüketimini karşılıyor. İnşaat işleri 2008 yılının Nisan ayında başlayan Çakıt, 2009 yılında Statkraft tarafından satın alınan Yeşil Enerji’nin birkaç projesinden biri. Statkraft bu dönemden günümüze kadar olan süreçte inşaatı tamamladı. Mayıs 2010’da işletmeye alınan tesis, Haziran 2010’da ticari üretime başladı” diye konuştu. Çakıt HES’in Socialcarbon Standard ve Voluntary Carbon Standard (VCS) tarafından tasdik edildiğini dile getiren Kolat, “Socialcarbon Standard’a uyum için gerekli olan, projenin hissedarlara karşı kanıtlanabilir sosyal, çevresel ve ekonomik kazanımlarını gösterebilmesidir. Haziran ayından itibaren elektrik üretimine başlayan Çakıt santralimiz Türk pazarına temiz hidroelektrik sağlıyor” diye konuştu. Yenilenebilir enerjide Türkiye’nin çok büyük potansiyeli olduğunu vurgulayan Kolat, “Hatta Türkiye ileride Avrupa’nın yenilenebilirde en büyüklerinden biri bile olabilir. Hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerjisinde önemli bir potansiyel var. Statkraft da Avrupa enerji piyasasına entegre olmakta olan Türkiye’de sağlam bir yer edinmeye çalışıyor” diye konuştu. Pazar büyüklüğü, genç nüfus ve hızla gelişen ekonominin Türkiye’nin en hızlı büyüyen enerji piyasaları arasında görülmesini sağladığını dile getiren Kolat, “Statkraft Türkiye’de yatırıma karar verirken, esas olarak iki konu öne çıktı. Ekonomideki hızlı büyüme ve elektrik tüketimindeki yüksek talep. Bunun yanı sıra, yüksek bir hidroelektrik potansiyelinin varlığı, regülasyon alanındaki olumlu gelişmeler ve sistemin işleyişi de yatırım kararına olumlu etki etti” dedi. Kolat, Statkraft’ın Türkiye pazarında Elektrik Üretim A.Ş.’nin özelleştirme kapsamına alınacak hidroelektrik tesislerine de ilgi duyduğunu kaydetti. Avrupa, Güney ve Güneydoğu Asya ile Güney Amerika’da faal olduğunu belirten Kolat, “Türkiye Avrupa ülkeleri arasında enerji pazarı en hızlı büyüyen ülke konumunda. Dolayısıyla Türkiye bir büyüme pazarı olarak görülüyor” diye konuştu.
68 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIGesbey,dünyadevlerine kuleüretmeyehazırlanıyorFaik Çelik Holding ve İspanyol Gestamp Wind Steel ortaklığıyla kurulan Gesbey, Bandırma OSB’de yapımı süren rüzgar kuleleri üretim tesisini 2011’in Şubat ayında devreye alacak. Faik Çelik Holding CEO’su Baran Çelik, 30 milyon Euro’luk yatırım olan Gesbey’in yılda 450 kule üretim kapasitesine sahip olacağını belirtti.ÜRETİLEN KULELERİN YARISI İHRAÇ EDİLECEK50 metreden 100 metre yüksekliğe ve 6 metre çapa kadar rüzgar kulesi üretimi gerçekleştireceklerini söyleyen Baran Çelik, 50 ton ile 140 ton arasında değişen kulelerin, 750 kilovattan 3 megavata kadar elektrik üretebileceğini kaydetti. Toplam kapasitenin yüzde 50’sinin yurtiçine verileceğini ifade eden Çelik, yüzde 50’sinin ise Yunanistan, Bulgaristan, Rusya, Ukrayna gibi Ege ve Karadeniz’e sınırı olan ülkelere ihraç edileceği bilgisini verdi. Baran Çelik, Gesbey’in yüzde 60 yüzde 40 İspanyol ağırlıklı ortaklık yapısıyla kurulduğunu belirtti. “Onların üretim teknolojisini burada işleteceğiz ve kullanacağız” diyen Çelik, General Electric, Vestas, Nordex, Enerco, Alstom gibi müşterilere hitap edileceğini dile getirdi. Gestamp Wind Steel’in rüzgar kulelerinde dünya çapındaki en büyük beş ana tedarikçiden biri olduğuna işaret eden Çelik, yeni.yatırımlarıyla ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Bandırma OSB’de 47 bin metrekare arazi üzerine 20 bin metrekare kapalı alanda yıllık 450 kule üretim kapasitesi olan tesis kuruyoruz. Bu da 30 milyon Euro civarında bir yatırım. 50 metreden 100 metre yüksekliğe, 6 metre çapa kadar rüzgar kulesi üretimi gerçekleştirilecek. 50 ton ile 140 ton arasında değişen kuleler, 750 kilovattan 3 megavata kadar elektrik üretebilecek. Buradan üreteceğimiz kuleleri, Yunanistan, Bulgaristan, Rusya, Ukrayna gibi Ege ve Karadeniz’e sınırı olan yerlere ihraç edeceğiz.” Toplam kapasitenin yüzde 50’sinin yurt içine verileceğini ifade eden Çelik, yüzde 50’sinin de ihraç edileceğini dile getirdi. Bandırma OSB’de inşaatına başlanan tesisin 2011 yılı şubat ayında devreye girmesi bekleniyor. Tesiste 300 kişi istihdam edilecek. Pervaneleri ithal edilecek olan kulelerde kullanılacak hammaddenin tamamının yerli kaynaklardan sağlanması hedeflenirken, ithalat oranının yüzde 20’yi geçmemesi planlanıyor. Balıkesir’deki Bandırma OSB’nin liman avantajı bulunduğuna değinen Baran Çelik, Avrupalı’ların Türkiye’de üretim yapma isteğini şöyle açıkladı: “Birincisi Avrupa’da üretip buraya getirmek navlun maliyetinden dolayı yüksek geliyor. İkincisi Türkiye’deki insan kaynağının güçlü olmasıdır. Otomotiv bölümündeki düzgün ortaklık ilişkimiz, rüzgar enerjisi yatırımının da önünü açtı. Faik Çelik Holding otomotiv ve enerji sektörlerinde büyümesini sürdürecek.”Faik Çelik Holding ve İspanyol Gestamp Wind Steel ortaklığıyla kurulan Gesbey A.Ş., Bandırma OSB’de yapımı devam eden kule üretim tesisini, 2011’in şubat ayında devreye alacak. Yüzde 60’ı Gestamp Wind Steel’e, yüzde 40’ı Faik Çelik Holding’e ait olan Gesbey, yıllık 450 kule üretim kapasitesiyle faaliyet gösterecek. Grup cirosu 300 milyon TL’yi aşan Faik Çelik Holding, otomotiv yan sanayideki yatırımlarının yanı sıra enerji yatırımlarıyla da ön plana çıkıyor. Gestamp Wind Steel ortaklığıyla kurulan Bandırma’daki tesisinde yıllık 450 adet rüzgar kulesi üretmeyi hedefleyen holding, Gestamp’ın iştirak-lerinden Gestamp Eolica firmasıyla da Aydın’ın Çine ilçesinde rüzgar santrali kuruyor. Faik Çelik Holding CEO’su Baran Çelik, Gestamp Eolica ile Aydın Çine bölgesinde rüzgar enerjisinden elektrik üretimi yatırımlarının sürdüğünü hatırlatarak, grup şirketi FC Enerji’de kulelerin sevkiyatının yapıldığını, tesisin Aralık ayında yıllık 75 milyon kWh kapasiteyle üretime başlayacağını vurguladı. Tesisin 2015 yılı üretim kapasitesi hedefinin ise 300 MW olduğu belirtildi. Dünya devlerine kule üretecek Gestamp Renewables adlı şirketin iştiraki olan Gestamp Wind Steel ile altı ay süren görüşmeler sonunda ortaklık kararı aldıklarını ifade eden“Sektöre müdahil kurumlar arasında bir senkron yok”Enerji piyasasında 4628 sayılı yasayla getirilen düzenlemelerin, olumlu sonuçlar doğurmakla birlikte beraberinde birçok sorunu da gündeme taşıdığını ifade eden Çelik Yavuz Enerji Danışmanlık şirketinin kurucusu Erdem Özden Çelik, sektörde ‘mevzuatı anlayamama ve yorumlayamama’ sorununun bulunduğunu söyledi. Sektör içindeki kurumlar arasında koordinasyon eksikliğine değinen Çelik, “Sektöre müdahil kurumlar arasında bir senkron ve korelasyonun bulunmaması da bir diğer önemli sorun. Her kurumun sadece kendi gözlüğü ile meseleye bakması konuların daha da çözümsüz olmasına neden oluyor” diye konuştu. Sektörü regüle eden, gelecek planlamasını yapan, onay ya da ek belge veren kuruluşların; bu çalışmalar yapılırken, yatırımı yapacak olanla en düşük seviyede temas kurmasının sıkıntı yarattığını vurgulayan Çelik, “Yatırımcının fikrinin alınması şarttır. HES’lerde halen uygulanmakta olan ve RES projelerinde uygulanması için ilgili yarışma yönetmeliğinin çıktığı, çoklu başvuru olması halinde yapılan ihale sonucu ödenen katkı payları, birçok sakıncayı da beraberinde doğurdu. Acilen kaldırılmalıdır” şeklinde konuştu. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kanunu’nda yerli üretim makine ekipman kullanana ek teşvik verilmesi gerektiğinin de altını çizen Erdem Özden Çelik, şunları söyledi: “Enerji sektöründe yatırımlar ve bunun finansmanı konusunda da sorunlar yaşanıyor. Ülkemizde fizibilitenin doğruluğu, fiyat, maliyet, yatırım geri dönüş süreci gibi başlıkların belirsizliği, bu konuda yatırım finansmanının istenilen seviyeye ulaşamamasına neden oluyor. Yatırım finansmanı konusunda mevzuattan kaynaklı sorunların dışında, enerji projelerinin teknik ve hukuki bakımdan yeterli inceleme yapılmaksızın hazırlanması ve reel geri dönüş süreçlerinin net olmaması gibi iç içe girmiş birçok nedenin açıklığa kavuşmadan finans şirketlerine sunulması, genelde o makamlardan ret cevabı alınmasına neden oluyor. Bu nedenle de söz konusu projelere yeterli yatırım finansman desteği sağlanamıyor.” Özellikle petrol piyasasının başlıca sorununun kesilen cezalar olduğunu vurgulayan Erdem Özden Çelik, “Verilen ceza miktarlarında ölçülülük- orantılılık ilkelerine dikkat etmek, ciro üzerinden ceza kesmek gibi hususlara dikkat edilmeli, amacın yok etmek değil ıslah olduğu gözden kaçmamalıdır. Serbest piyasaya inanan bir sektörde tavan fiyat uygulaması şık durmuyor. Kaldı ki ekonomik gerçekle uymayan yönleri çok açıktır. Dünyanın hiçbir yerinde Türkiye’deki gibi tavan fiyat uygulaması bulunmuyor” şeklinde konuştu.
ENERJİ PİYASASI 69 FUAR 15Ortaklarıylaenerjidebüyüyen Asmakinsan,HESiçingünsayıyorOrtakları Bursa Enerji, Bures ve Burgüç ile birlikte enerji yatırımlarında büyüme kararı aldıklarını belirten Asmakinsan Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Parseker, hem doğalgaz, hem de kömür santralleri ile ilgili çalışmalar yaptıklarını ve önümüzdeki yıllarda enerji konusunda yatırımlara devam edeceklerini söyledi. Asmakinsan Temiz Enerji Elektrik Üretim A.Ş.’nin Bandırma’da kurduğu 40 milyon Euro’luk rüzgar enerjisi yatırımının tamamlandığını belirten Parseker, şubat ayından bu yana 25 MW gücünde enerji ürettiklerini kaydetti. Alman rüzgar türbini üreticisi Nordex’den alınan 2.5 MW gücünde 10 adet türbinle üretilen enerjinin, ilk üç ay devlete satıldığını aktaran İlhan Parseker, özel bir şirketle yapılan anlaşmanın ardından tamamen özel sektöre enerji verdiklerini ifade etti. Parseker, “Bağlı bulunduğumuz trafoda boş güç olursa ve EPDK da müsaade ederse buradaki kapasiteyi artırmak isteriz” dedi. Diğer enerji yatırımlarıyla ilgili de bilgi veren Parseker, Burgüç olarak Karacabey’de 54 MW’lık bir rüzgar enerjisi yatırımı planladıklarını dile getirdi. Parseker; “Bu yatırımın EPDK’dan lisansını bekliyoruz. Yine Burgüç girişimi olarak Yenişehir Boğazköy Barajı’nın hidroelektrik santral (HES) lisansını aldık, imar planlarımız çıkıyor ve makine siparişlerini veriyoruz. Burasının da 2011 sonuna kadar faaliyete girmesini planlıyoruz. HES yatırımımız 10 milyon Euro’ya mal olacak ve 10 MW enerji üretecek. Ayrıca hem doğalgaz hem de kömür santralleriyle ilgili çalışmalarımız var. Önümüzdeki yıllarda enerji konusunda yatırımlara devam ederek büyümeyi planlıyoruz” diye konuştu. Türkiye’nin enerji yatırımlarına ihtiyacı olduğunu vurgulayan Parseker, şunları söyledi: “Türkiye’de hala enerji tüketimi Avrupa’ya göre çok düşük. Elektrik kullanımı gelişmişlikle de ölçülebilir. O anlamda Türkiye büyümekte olan bir ülke. Türkiye enerjide dışa bağımlı. Bunu mümkün olduğunca çevreci yatırımlarla azaltmamız gerekiyor. Örneğin kömür santrali yatırımı hem ülke hem de yatırımcı için iyi bir girişimdir. Hem yerli kaynaklarınızı kullanmış oluyorsunuz, hem de çok ücra bir yerde çıkacak kömürü ağır navlunla bir yere taşımak yerine kaynağına santrali kurarak yerinde fayda sağlıyorsunuz. Çevre konusunda da gelişen teknolojilerle bir-HES YATIRIMI 10 MİLYON EURO’YA MAL OLACAKBurgüç olarak Yenişehir Boğazköy Barajı’nın hidroelektrik santral (HES) lisansını aldıklarını vurgulayan İlhan Parseker, santralin imar planlarının çıktığını ve makine siparişlerinin verildiğini söyledi. 2011 sonuna kadar faaliyete girmesi planlanan HES yatırımının 10 milyon Euro’ya mal olacağını ve 10 megavat enerji üreteceğini ifade eden Parseker, “Ayrıca hem doğalgaz hem de kömür santralleri ile ilgili çalışmalarımız var. Önümüzdeki yıllarda enerji konusunda yatırımlara devam ederek büyümeyi planlıyoruz” diye konuştulikte önlemler alındığında çevreye etkisi bakımından doğalgazdan farklı olmuyor.” Bursalı yatırımcıların son yıllarda enerji sektöründe de söz sahibi olmaya başladığına değinen Parseker, “Bursalı sanayiciler enerji işinin özelleşmesiyle başlayan süreçte enerjide ortaya çıkan açığın kapatılması konusunda girişimlerde bulunmaya başladı. Türkiye’nin bu alanda daha çok yatırıma ihtiyacı var” şeklinde konuştu.
70 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIHesKablo,ürünçeşitliliğine giderekihracattabüyüyecekYüksek gerilim kabloları üretmek üzere ‘Japonlarla dirsek temasında’ olduklarını ifade eden Bekir Irak, görüşmelerinin olumlu şekilde devam ettiğini ve üretimde işbirliği yapacaklarını söyledi. Bu işbirliğiyle 380 kV’lık yüksek gerilim kablosu üretmeyi planladıklarını vurgulayan Irak, “Fizibilite çalışmaları süren bu durum yıl sonunda netleşecek” dedi.Kablo sektöründe 35 yılı geride bırakan Hes Kablo, bugün 5 kıtada 120 ülkeye üretiminin üçte birini ihraç ediyor. Kapasite artışı ve ürün çeşitliliğine giden Hes Kablo, ihracatta bu oranı yüzde 50’ye çıkarma hedefinde. Bakır tesisini kayseri OSB’ye taşıyan Hes Kablo, çelik sektörüne de girdi. Japonlarla yüksek gerilim kablolarını birlikte üretmek için dirsek temasında olan Hes Kablo, fizibilite çalışmaları süren bu işbirliğini yıl sonunda netleştirecek. Çelik sektörüne giriş yaparak çelik tel ve halat üretimine hazırlandıklarını aktaran Hes Hacılar Elektrik Sanayi Genel Müdürü Bekir Irak, Hes Kablo’da, yeni tesisler için bu yıl toplam 15 milyon Euro yatırım yapılacağını söyledi. Toplam üretiminin yüzde 50’sini ihraç etmeyi hedefleyen Hes Kablo’nun, bu amaçla üretim çeşitliliğini ve kapasitesini artıracağını belirten Irak, “Şirketimiz yeni dönemle birlikte giriş yaptığı çelik sektöründe halat ve tel üretimine hazırlanıyor. Erciyes Çelik firmasını alarak çelik sektörüne de girmiş olduk. Çelik sektörü çok geniş bir sektör. Yeni yatırımlarımızla ayda 3 bin 500 ile 4 bin ton arasında çelik üretmeyi hedefliyoruz. Asansör halatları başta olmak üzere, ağır sanayide kaldırma-iletme makinelerinde kullanılan halatları da kapsayacak şe-15 MİLYON EURO’LUK YATIRIM YAPILACAKÇelik sektörüne giriş yaparak çelik tel ve halat üretimine hazırlandıklarını aktaran Hes Hacılar Elektrik Sanayi Genel Müdürü Bekir Irak, Hes Kablo’da, yeni tesisler için bu yıl toplam 15 milyon Euro yatırım yapılacağını söyledi. Toplam üretiminin yüzde 50’sini ihraç etmeyi hedefleyen Hes Kablo’nun, bu amaçla üretim çeşitliliğini ve kapasitesini artıracağını belirten Irak, “Şirketimiz yeni dönemle birlikte giriş yaptığı çelik sektöründe halat ve tel üretimine hazırlanıyor” diye konuştu.kilde geniş bir ürün gamımız olacak” dedi. Hes Kablo’nun bakır tesisinin Kayseri OSB’ye taşındığını anımsatan Irak, şunları söyledi: “Yeni alüminyum filmaşin tesisini geçen yıl devreye almıştık. Böylece kablo sektöründe 35 yılı geride bırakan Hes Kablo, tecrübesini alüminyum filmaşin ve iletken üretimine de aktarmış oldu. Elektroliz ünitemizi yeni kampüsümüzde devreye alarak kapasitesini artırdık ve daha modern ha-le getirdik. Elektroliz kapasitemiz, günlük 35 tondan, 70 tona çıktı. Bakır filmaşin üretiminde yüzde 30 gibi bir artış olacak. Alüminyumda günlük 30 tona çıktık. Günlük 40-45 tonu hedefliyoruz. Mimarsinan OSB’ deki yatırımımız da tamamlanmak üzere.” Japonlarla yüksek gerilim kablolarını birlikte üretmek için dirsek temasında olan firmanın, yüksek korumalı kauçuk ve silikon kılıflı kablo üretiminde Japonlarla işbirliği içerisinde olduğunu hatırlatan Irak, “Yüksek gerilim kablolarında Japonlarla dirsek temasındayız. Görüşmelerimiz olumlu şekilde devam ediyor ve üretimde iş birlikteliği yapacağız. Bu iş birlikteliği ile 380 kV’lık yüksek gerilim kablolarını üreteceğiz. Fizibilite çalışmaları süren bu işbirliğinin durumu yıl sonunda netleşecek. Yurtdışında bize uygun firmalar olursa ortaklık veya bünyemize katma şeklinde işbirliği düşünüyoruz. O yönde bir büyüme planımız var. Ciddi bir tecrübe ve teknoloji birikimimiz var. Bunlardan faydalanarak Ortadoğu, Rusya ve Balkanlar’da büyümeyi hedefliyoruz.” İstanbul Sanayi Odası tarafından her yıl açıklanan Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde 2009 verilerine göre 83’üncü sırada yer alan Hes Kablo, 150 bin metrekaresi kapalı olmak üzere toplamda 410 bin metrekarelik alan üzerinde, yaklaşık 950 çalışanıyla üretimini sürdürüyor.MTU, Türkiye’deki konumunu güçlendirmek istiyorğımız yüksek verimlilikteki proje çözümlerimiz; enerjide ihtiyaç duyulan süreklilik, verimlilik ve ekonomik çözüm beklentilerini rahatlıkla karşılıyor” diye konuştu. Günümüzde endüstrinin en temel ihtiyacının enerji olduğuna dikkat çeken Hanoğlu, enerjiyi daha ekonomik ve kaliteli elde etme ihtiyacının sanayi kuruluşlarının bu konuya olan sürekli ilgisini ve araştırmacı yaklaşımını sağladığını dile getirdi. Bu durumun üretici ve tedarikçi firmaların kendilerini farklılaştırması, daha verimli ve güvenilir ürünler geliştirmesi adına pozitif bir etken olduğunu ifade eden Hanoğlu, “MTU bu anlamda hem ürününü değişen ihtiyaçlara göre hızlı geliştiriyor, hem de yüz yılı aşan tecrübesi ile sistemlerini sorunsuz ve güvenilir şekilde hizmette tutuyor” dedi. Hanoğlu, MTU’nun bu yıl Türkiye pazarı için özel fiyat politikası uyguladığını aktararak, “Bu uygulamanın etkisiyle, müşterilerimizin ürünlerimize daha kolay erişebilmesini sağladık ve Onsite Enerji olarak bütçelediğimiz hedeflerden daha iyi bir seviyeye ulaştık” diye konuştu. “MTU Onsite Enerji olarak Türkiye pazarındaki yayılım ve gelişimimizi kontrollü yapmak istiyoruz” diyen Yücel Hanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim hızlı büyümemiz yatırımcılara verdiğimiz hizmet kalitesini azaltmamalı. Pazarda çalışan ünite sayımızla değil, bizden memnun olan müşteri sayımızla performansımızı artırmak istiyoruz. Son 20 yılda pazarın talepleri çok değişti. Yatırımcılar artık aldıkları üründen pazarda kaç tane olduğuyla ilgilenmiyor. Yenilikçi ürün ve hizmetler, farklılaştırılmış hizmet kalitesi olan yatırım mallarını tercih ediyor.” Yatırımcıya uygun çözüm üretme ve doğru ürün seçimi yaptırma sorumluluğu taşıdıklarını anlatan Hanoğlu, “Yatırımcının kendi uzmanlık alanı olmayan bir konuya girerken bizlerden beklentisi; doğru seçimi, doğru bilgi ile yapmasına yardımcı olmamızdır. Bu nedenle yatırımın tüm süreçlerini öğrenmekle yetinmeyip, müşterimizin müşterisini de bilerek, ihtiyacın detayını anlayıp çözümü bu paralelde sunmayı tercih ediyoruz” açıklamasını yaptı. MTU’nun enerji yatırımcısı ve üreticisi olmadığının; ancak kendi tesisleri için veya bir kısmını satmak üzere enerji üreten yatırımcılara proje, çözüm ve ürün tedarik ettiğinin altını çizen Hanoğlu, bu nedenle tüm yasal, sosyal ve çevresel faktörleri güncel olarak takip ettiklerini ve yatırımcılara doğru yönlendirmeleri yapmayı hedeflediklerini söyledi. Hanoğlu, enerji sektörüne yönelik üretim yapan firmaların verimlilik ve teknolojik üstünlükte yarış halinde olduğunu belirterek, “Kaliteli motorlar verimlilik ve dayanıklılık konusunda birbirlerine yakın değerler üretiyorlar. Bu durumda rekabet satış sonrası hizmetlerde yoğunlaşıyor. MTU Türkiye’de kendi yerleşik organizasyonu ile arada bir bayi olmadan bu hizmetleri kullanıcıya doğrudan ulaştırma imkânına sahip. Bu nedenle sürekli çalışan sistemlerde daha önemli hale gelen bakım ekonomikliği, MTU’ya çok önemli rekabet avantajı getiriyor” diye konuştu. Enerjinin Türkiye’deki talebini iki yönden incelemekte yarar olduğunu kaydeden Yücel Hanoğlu, şunları söyledi: “Birincisi enerjiye duyulacak ihtiyacın karşılanmasının zor olacağı yönündeki beklentiler. Bu talep uzun dönemli planlanmış yatırımlarla yapılmaktadır. İkincisi diğer sektörlerdeki yatırımcıların bu alandaki hareketliliğin, yeniliklerin çekiciliğine kapılmaları sonucu enerji işine yönelmeleri. Sektörün az işgücü gerektirdiği, riskleri ve getirisi görülebilir algısı talebi artırıyor. Birçok firma kendi ihtiyacı için yola otoprodüktör olarak çıkmışken, üretici olmaya karar verebiliyor.”Enerji sektöründe, kendi tesisleri için veya bir kısmını satmak üzere enerji üreten yatırımcılara proje, çözüm ve ürün tedarik eden Almanya merkezli MTU, Onsite Enerji markasıyla sürekli ve yedek güç üreten enerji ekipmanları konusunda faaliyet gösteriyor. MTU Onsite Enerji ve Endüstriyel Sistemler Müdürü Yücel Hanoğlu, MTU’nun dünya çapında çok geniş bir satış ve servis organizasyonuna sahip olduğunu belirterek, Türkiye’nin de bu haritada yerini aldığını ifade etti. MTU’nun gelişen pazar koşulları çerçevesinde Türkiye’nin bölgesel avantajlarından daha fazla yararlanmayı planladığını kaydeden Hanoğlu, bu doğrultuda firmanın Türkiye’deki üretim imkânlarının genişletilmesinin hedeflendiğini duyurdu. MTU’nun dizel motor teknolojisinde yüksek standartlara sahip olduğunu vurgulayan Hanoğlu, “Firmamız, tesislerin kendi enerjilerini üretmelerine olanak veren etkin çözümler geliştirmiş durumda. Doğalgazlı, biogazlı ve dizel yakıtlı motorlar ve yakıt hücreleri ile üretilen enerji, farklılaştırılmış çözümlerle yatırımcılara sunuluyor. Ürün kalitesi ile birlikte sağladı-
ENERJİ PİYASASI 17 FUAR 71BP,büyüyenTürkiyepazarındaki payınıkorumahedefindeBTC Ham Petrol Boru Hattı ve Şah Deniz doğalgazının taşınması gibi projelerin ana işletmecisi olduklarını kaydeden Murat Lecompte, Türkiye’deki yatırımlarının devam ettiğini belirterek, büyüyen Türkiye pazarındaki konumlarını korumayı hedeflediklerini söyledi.Türkiye’deki faaliyetlerine 1912 yılında başlayan BP, bugün Türkiye’nin en büyük yabancı yatırımcı firmalarından biri konumunda. Yaklaşık 620 akaryakıt, 240 BP Otogaz ve 70 Petgaz markası altında istasyonları bulunduğunu kaydeden BP Türkiye Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Murat Lecompte, ayrıca BP Gaz tüplü satışlarını 400 bayi noktasından yaptıklarını söyledi. Türkiye’nin 2010 yılı Ocak-Eylül döneminde benzin, motorin ve LPG Otogaz’ın toplamı olarak ifade edilen otomotiv yakıtları tüketiminin, 2009 yılının aynı dönemine göre yüzde 1 artarak 13.6 milyon ton olarak gerçekleştiğini belirten Lecompte, “Biz de BP olarak aynı oranlarda büyüdüğümüzü söyleyebiliriz. Türkiye’deki bu organik büyümeye paralel olarak pazardaki konumumuzu korumayı hedefliyoruz. BP olarak bulunduğumuz pazarlarda birinci ya da ikinci olmaya çalışıyoruz. Türkiye için var olan planlarımızda 2010 yılı için 35 yeni istasyon açmak vardı ve bu gerçekleşti. 2011 için de yine aynı oranda bir istasyon yatırımı planlıyoruz” açıklamasını yaptı. “Türkiye, BP’nin hem ‘arama ve üretim’ hem de ‘rafinaj ve pazarlama’ segmentlerinin birlikte bulunduğu az sayıda ülkeden biridir” diyen Lecompte, BP’nin; Türkiye’de akaryakıt, madeni yağlar, LPG, havacılık, gemicilik gibi faaliyet gösterdiği pek çok iş koluyla temsil edildiğini ifade etti. Lecompte, küresel anlamda enerji sektörü için stratejik öneme sahip olan Bakü Tiflis Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı ve Şah Deniz doğalgazının taşınması gibi projelerin ana işletmecisi olarak da Türkiye ile ciddi ölçülerde işbirliği yaptıklarını anlattı. Türkiye’nin BP için dağıtım kanalında en stratejik beş ülkeden biri oldu-“BULUNDUĞUMUZ PAZARLARDA BİRİNCİ YA DA İKİNCİYİZ”Türkiye’nin otomotiv yakıtları tüketiminin, 2010 yılının Ocak-Eylül döneminde, 2009’un aynı dönemine göre yüzde 1 artarak 13.6 milyon ton olarak gerçekleştiğini belirten Lecompte, “Türkiye’deki bu organik büyümeye paralel olarak pazardaki konumumuzu korumayı hedefliyoruz. BP olarak bulunduğumuz pazarlarda birinci ya da ikinci olmaya çalışıyoruz. Türkiye için var olan planlarımızda 2010 yılı için 35 yeni istasyon açmak vardı ve bu gerçekleşti. 2011 için de yine aynı oranda bir istasyon yatırımı planlıyoruz” açıklamasını yaptı.ğunu vurgulayan Murat Lecompte, “Şah Deniz 2 sahasından hem Türkiye doğalgaz alacak, hem de bu gaz, Avrupa pazarlarına ulaşacak. Yatırımlarımız devam ediyor. Türkiye’deki konumumuzdan memnunuz” şeklinde konuştu. Rekabet Kurumu’nun kararı uyarınca Türkiye’de akaryakıt dağıtım firmalarının bayileri ile yaptıkları anlaşmaların beş yıl ile sınırlandırıldığını hatırlatan Lecompte, “Bu uygulama geçmişe dönük uygulandığı için, birçok bayimizle bu yıl sözleşme yenileme sürecinden geçtik. BP olarak bayilerimizle iletişime son derece açığız” dedi.
72 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASITeknolojikYapılar,santrallerde verimartırıyor,ömrüuzatıyorKestirimci, planlı ve önleyici bakım sistemi uygulayarak termik santrallerde yüzde 30 verimlilik artışı sağladıklarını belirten Teknolojik Yapılar Genel Müdürü Tayfun Dövenci, Dicle ve Kralkızı’nın komple işletmesi ve bakımını almalarının ardından benzer sistemi HES ve rüzgar santrallerine de uygulamaya hazırlandıklarını aktardı.Uyguladıkları bakım sistemleri sayesinde termik santrallerde yüzde 30 verim artışı sağladıklarını belirten Teknolojik Yapılar Genel Müdürü Tayfun Dövenci, yöntemin uygulandığı Çan Termik Santrali’nin, yüzde 90 verimle çalışmasını örnek olarak gösterdi. Türkiye’deki termik santrallerin yüzde 55-60 verimlilikle çalıştığını ve doğru bakım sistemiyle bu oranın yüzde 30 artırılabildiğini vurgulayan Dövenci, gelecek yıldan itibaren bu çalışmalarını özel termik santrallere de yaymak istediklerini belirtti. Firma olarak 1983’te faaliyete başladıklarını ve 2001’de Afşin Elbistan Termik Santrali’nin inşaatı ile enerji sektörüne adım attıklarını aktaran Tayfun Dövenci, bu inşaatta oldukça kalabalık bir kadroyla ciddi bir deneyim kazandıklarını dile getirdi. Santralin önem taşıyan belirli bir sisteminin imalat ve montajını gerçekleştirdiklerini kaydeden Dövenci, böylece enerji santralleri ile tanıştıklarını söyledi. Ardından 2005’te Çan Termik Santrali’nin yıllık bakımını üstlendiklerini ve 135 personel ile hizmet vermeye başladıklarını belirten Dövenci, “Bugün artık bakım konusunda uzmanlaştık ve uzman personel sayımızı da 850’ye çıkardık” dedi. Çan Termik Santrali bakım çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Tayfun Dövenci, bunun yanında Afşin Elbistan A ve B Santralleri, Kangal ile Türkiye Kömür İşletmelediyen Dövenci, bu uygulama ile yalnızca verim artırmadıklarını santralin ömrünü de uzattıklarını kaydetti. Termik santrallerin büyük yatırımlar olduğunu vurgulayan Dövenci, “Örneğin Afşin Elbistan B Termik Santrali yaklaşık 2 milyar dolarlık bir yatırım. Doğru bakım olmaz da ömür kaybı yaşanırsa, yaklaşık 600 milyon dolar zarar anlamına gelir ki bu da ciddi bir kayıp” değerlendirmesini yaptı. Gelecek yıldan itibaren özel santrallere de yöneleceklerini belirten Dövenci, ardından da yurtdışına açılmayı planladıklarını aktardı. Termik santrallerin ardından HES’lere de yöneldiklerini kaydeden Dövenci, “Termik santral bakımını yapan bir ekip, HES’in de, rüzgâr santralinin de bakımını yapar. Bizim bugüne kadar HES deneyimimiz olmadı ama önümüzdeki günlerde olacak” dedi. Enerji Bakanlığı’ndan Dicle ve Kralkızı HES’in komple işletmesi ile birlikte bakımını aldıklarını ve önümüzdeki günlerde gerekli imzaları atıp işe başlayacaklarını ifade eden Tayfun Dövenci, enerji sektöründe hizmetin yanında yapım işleri gerçekleştirdiklerine de dikkat çekti. Aksa Enerji’nin Antalya ve Van’daki doğalgaz santrallerinin kurulumunda görev aldıklarını, Afşin A Termik Santrali’nin revizyon işlerini gerçekleştirdiklerini belirten Dövenci, Enerji Bakanlığı’nın baca gazı iyileştirmesi ihalelerine katıldıklarını söyledi. Dövenci, petrokimya tesisleriyle ilgili devam eden işleri bulunduğunu da aktardı.“DOĞRU BAKIM HES’LERİN ÖMRÜNÜ % 30 UZATIR”HES’lerde yapılan bakımların performans artırmak yerine santralin ömrünü uzatmaya yönelik olduğuna işaret eden Tayfun Dövenci, “Doğru bakım, HES’lerin ömrünü yaklaşık yüzde 30 uzatır. Bu da yatırımcı için önemli bir maliyet avantajı olduğu gibi enerji açığı olan bir ülke açısından da oldukça önemlidir” diye konuştu. ri’nde çalışmalarının sürdüğünü ifade etti. “Çan Termik Santrali’nde santralin ve sistemin yeni kurulması nedeniyle bize de çok iş düştü, biz de bu fırsatı güzel değerlendirdik” diyen Tayfun Dövenci, ISO 9001 Kalite Yönetimi Sistemini enerji bakım hizmetine yansıttıklarını vurguladı. Burada kestirimci, planlı, önleyici bakım sistemini oturttuklarını, böylece santrali arıza bakımdan kurtardıklarını açıklayan Dövenci, ‘emre amadelik’ oranını yüzde 90’lara taşıdıklarını ve bakım giderlerinde yüzde 80 tasarruf sağladıklarını belirtti. “Sadece doğru bakım ile emre amadelik düzeyi yüzde 10 yükseltilebilse dahi mevcut üretime 860 MW ilave üretim sağlanabilir. Bu miktar ise 1.5 milyon dolarlık bir yatırımla gerçekleştirilebilir”Sektör devlerini buluşturan Gas Turkey’de hedef, son tüketiciye ulaşmakÖnümüzdeki yıl dördüncüsü düzenlenecek olan Gas Turkey Fuarı her yıl olduğu gibi katılımcı ve ziyaretçi sayısını artırmayı amaçlıyor. Senexpo Uluslararası Fuarcılık Satış ve Pazarlama Müdürü Alemdar Sönmez, Gas Turkey Fuarı’nı kısa sürede uluslararası standartlara ulaştırdıklarını belirterek, “Fuar, her geçen yıl önemli derecede katılımcı ve ziyaretçi sayısını artırarak yoluna devam ediyor. 2010 yılında gösterdiğimiz başarı ve yapılan tanıtım çalışmalarıyla geniş bir kitleye ulaştığımız fuara gösterilen ilgi ve talep, bizleri ciddi anlamda heyecanlandırıyor. Bu yıl daha da yüksek performansla çalışmalarını sürdürdüğümüz fuarın, katılımcı ve nitelikli ziyaretçi sayısını artırmak istiyoruz” diye konuştu. Komşu ülkelerden grup katılımcı ve ziyaretçilerin gelmesi için yurtdışındaki firmalarla sürekli iletişim içinde olduklarını anlatan Sönmez, “Bunun yanı sıra fuar katılımcıları ile ortak tanıtım çalışmaları yaparak son tüketiciye de ulaşmayı hedefliyoruz. LPG, CNG, LNG konularında uluslararası konferans düzenleyerek de ziyaretçi ve katılımcıların daha da bilinçlenmesine katkı sağlamak istiyoruz” dedi. Sönmez; dernek ve odaların desteği, yurtdışı acenteleri ile yürüttükleri ortak çalışmalar ve yaptıkları tanıtım çalışmalarıyla performansını her geçen yıl artıran Gas Turkey Fuarı’nı, önümüzdeki yıl 17- 20 Mart tarihleri arasında CNR Expo Fuar Merkezi’nde düzenleyeceklerini duyurdu. Gas Turkey Fuarı’nın enerji sektöründe çevreye duyarlı, ekonomik ürünlerin sergilendiği bir fuar olduğunu kaydeden Sönmez, “Önümüzdeki yıl dördüncüsünü gerçekleştireceğimiz fuar, LPG, CNG, LNG alt bölümlerinden oluşuyor. Ülkemizin otogaz kullanımı açısından dünyanın ikinci, Avrupa’nın ise birinci en büyük pazarı olduğunu düşündüğümüzde, Gas Turkey Fuarı’nın gerek sektöre destek vermesi, gerek sektör profesyonellerini bir araya getirmesi ve en önemlisi kullanıcıların bilinçlenmesinde önemli bir rol üstlendiği aşikârdır” değerlendirmesini yaptı. Alemdar Sönmez, fuarda her yıl dünyanın birçok ülkesinden katılımcıların yer aldığını, Türkiye’den ise öncü firmaların bulunduğunu ve sektör devlerinin buluşma merkezi olduğunu ifade etti. Gas Turkey Fuarı’nın katılımcıların iş bağlantıları kurması, yeni teknolojilerini tanıtması ve bu yeniliklerden haberdar olması anlamında önemli bir rol üstlendiğini söyleyen Sönmez, “Fuarda, katılımcılar sektördeki sorunları masaya yatırma fırsatı da buluyor. Bu anlamda gaz sektörüne hizmet eden fuar, yaptığımız tanıtım çalışmaları ile de firmaların kendilerini geniş bir kitleye tanıtma fırsatı yaratıyor. İstanbul’un gerek ticari, gerek coğrafi, gerekse de turistik anlamda dünyanın en önemli şehirlerinin başında olması da fuarı katılımcılar ve ziyaretçiler için daha da cazip hale getiriyor” diye konuştu. Gas Turkey Fuarı’nda bu yıl 151 katılımcı firmanın yer aldığını hatırlatan Sönmez, şunları söyledi: “Türkiye’nin birçok yerinden katılımcıların geldiği fuara İtalya, Almanya, Polonya, Bulgaristan, Hollanda, Kanada, Rusya Federasyonu, Ukrayna, Norveç, Litvanya, G. Kore, Çin Halk Cumhuriyeti, Mısır ve Pakistan başta olmak üzere çok sayıda yabancı firma katıldı. İstanbul ve Anadolu’nun birçok noktasından dernek ve oda üyelerinin ulaşımının sağlandığı fuarı, 45 farklı ülkeden 746‘sı yabancı olmak üzere 10 bin 123 kişi gezdi.” Hem yurtiçinden hem de yurtdışından fuara katılım konusunda olumlu görüşler aldıklarını bildiren Sönmez, Fuar’da katılımcı ve ziyaretçilere yönelik gerçekleştirilen konferans ile LPG sektörünün yeniliklerinin, faydalarının ve gelişmelerin tartışıldığını sözlerine ekledi.
ENERJİ PİYASASI 73 FUAR 19ÖzbalÇelikBoru,artırdığı kapasiteyleNabucco’yatalipMersin Tarsus OSB’de yapımı süren üçüncü tesislerinin yıl sonunda devreye alınacağını ve yeni yatırımla birlikte üretim kapasitesinin ikiye katlanacağını belirten Özbal Genel Müdürü Hasan Tufan Ballı, Nabucco Projesi’nde tedarikçi olmayı hedeflediklerini söyledi.Özbal Çelik Boru Sanayi, Mersin Tarsus Organize Sanayi Bölgesi’nde (MTOSB) inşa ettiği üçüncü fabrikası ile üretim kapasitesini iki katına çıkararak Nabucco Projesi’nde tedarikçi olmayı hedefliyor. Türkiye’deki doğalgaz boru hatlarının ve HES Projelerinin tedarikçisi olan firma, rotasını Nabucco Projesi’ne çevirdi. Yatırımlarını da bu doğrultuda gerçekleştiren Özbal, MTOSB’de üçüncü fabrikasını tamamlama aşamasına geldi. Faaliyete 1995’te İzmit’te başlayıp, tesislerini 2003’te MTOSB’ye taşıdıklarını kaydeden Özbal Çelik Boru Genel Müdürü Hasan Tufan Ballı, burada 20 bin metrekare alan içine kurulu 5 bin metrekarelik üretim tesisiyle faaliyete başladıklarını bildirdi. 2005’te 10 bin metrekare alan üzerine kurulu 2 bin 500 metrekarelik üretim tesisini devreye soktuklarını bildiren Ballı, geçen yıl ağustos ayında temeli atılan üçüncü tesislerinin ise yıl sonunda faaliyete başlayacağını ifade etti. 41 bin metrekarenin 16 bin metrekaresini kapattıklarını açıklayan Tufan Ballı, 20 milyon dolarlık yatırımları ile Türkiye ve dünyanın gelişen ihtiyaçlarına paralel olarak spiral kaynaklı çelik boru üretimi ve kaplama çeşitleri üzerine çalışacaklarını söyledi. Gerek küreselleşme eğilimleri gerekse birçok iş alanında ölçek ekonomilerine olan gereksinim nedeniyle Türkiye’nin yanı sıra yurtdışında da şirket kurmaya başladıklarını kaydeden Ballı, geçen yıl Cezayir’de Özbal Algeria ile İtalya’da Özbal İtaly şirketlerini kurduklarını açıkladı. Or-KAPASİTESİNİ İKİ KATINA ÇIKARACAKÖzbal Çelik Boru olarak bu yılın ilk dokuz ayında 31 bin 446 ton boru ürettiklerini belirten Tufan Ballı, 672 bin 63 metrekare de boru iç-dış izole çalışması gerçekleştirdiklerini anlattı. Yılsonunda ise 44 bin ton boru üretimi hedeflediklerini bildiren Ballı, yeni üretim hatlarının da devreye girmesiyle birlikte boru üretimi ve izolasyon kaplama kapasitelerinin iki katına çıkacağını vurguladı.tadoğu, Kuzey Afrika, Avrupa ve Türk cumhuriyetlerinde yer alan 19 ülkede ise bayilikleri bulunduğunu açıklayan Ballı, 2009 yılı verilerine göre Türkiye’nin en büyük bin ihracatçı firması listesinde 659, Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde ise 352’nci sırada yer aldıklarını söyledi. Ürettikleri spiral kaynaklı çelik borular ile çok sayıda sektöre hizmet verdiklerini dile getiren Hasan Tufan Ballı, enerji sektöründe ise petrol boru hatları, gaz dağıtım hatları ile hidrokarbonların depolama uygulamalarında görev aldıklarını açıkladı. Petrol ve doğalgaz borularında API 5L, ISO 3183, TS 6047, DIN 17172, GOST 202295, EN 10208-1, EN 10208-2 belgelerine sahip olduklarını bildiren Ballı, çalışmalarında kaliteye büyük önem verdiklerini vurguladı.
74l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIErkekgiyimmarkasıSarar HES’lerleenerjisektöründeÖzelleştirme kapsamında 49 yıllığına işletme hakkını aldıkları Bozüyük-Pazarköy, Akyazı-Haraklı ve Hendek HES’lerle enerji sektörüne girdiklerini belirten Sarar Giyim Yönetim Kurulu Başkanı Cemalettin Sarar, santrallerin kullanım hakkı devir sözleşmelerinin gelecek ay imzalanacağını söyledi.Eskişehir’de erkek giyim üzerine üretimlerini sürdüren Sarar Giyim, Sarar Giyim Tekstil Enerji Sanayi ismiyle kurduğu yeni şirketiyle enerji sektörüne giriyor. Yeni şirketle elektrik dağıtım ve üretim özelleştirmeleri ihalelerine giren Sarar, 2010 yılı Şubat ayında gerçekleştirilen hidroelektrik santral özelleştirme ihalelerinde 2 nolu grupta bulunan Bozüyük-Pazarköy, AkyazıHaraklı ve Hendek HES lerin 49 yıllığına işletme hakkını 5 milyon 775 bin dolarlık bedelle aldı. Sarar, önümüzdeki ay HES’lerin kullanım hakkı devir sözleşmelerini imzalayarak, işletmeye başlayacak. Enerji konusunu uzun zamandır gündemlerinde tuttuklarını açıklayan Sarar Giyim’in Yönetim Kurulu Başkanı Cemalettin Sarar, enerji alanında yatırım yapılması konusunda 1999 yılından bu yana çeşitli çalışmalar yaptıklarını söyledi. Özelleştirme kapsamında 49 yıllığına işletme hakkını aldıkları HES’ler ile enerji sektörüne girdiklerini belirten Sarar, “İhalenin kazanıldığı günden başlayarak eski teknoloji ile ve beklenen verimin altında çalışmakta olan bu santrallerin rehabilite edilmesi, yeni yatırımlarla kapasitelerinin artırılması, varolan su kaynaklarının daha etkin kullanılması, suyun artırılması gibi konularda uzman ekiplerle çalışmalara başladık. İlk tespitlere göre ilgili santrallerin su miktarı, su düşüşü, jeneratör ve türbin yenilemesi sayesinde kapasitelerinin varolan kapasitenin yaklaşık olarak 3 katına kadar artırılmasının mümkün olduğunu gördük. Söz konusu modernizasyon ve rehabilitasyon çalışmaları sayesinde santraller, ekonomik bir şekilde çalıştırılacak ve 10-12 yıl gibi bir sürede sermaye geri dönüşü sağlanacak” dedi. Enerjinin her zaman kıt kaynak olduğunu ve önümüzdeki dönemde artan enerji ihtiyacının giderilebilmesi için Türkiye’nin daha fazla enerji yatırımı yapması gerektiğinin altını çizen Cemalettin Sarar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Zaman içinde edindiğimiz ve edineceğimiz tecrübelere dayanarak enerji sektöründe yatırımlarımıza devam etme gayret ve arzusu içindeyiz. Giyim sektöründe bir dünya markası olan şirketimiz, 4 bin 500 çalışanı ile ekonomiye önemli katkı sağlıyor. Enerji sektöründe de aynı başarıyı yakalayabilmek için tüm kararlılığımızla çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” HES’lerin kaynak sularından var olduğunu ve bu kaynak sularının değerlendirilmesi için su sektörüne de girmeyi planladıklarını söyleyen Sarar, akıp giden kaliteli içme suyunu şişeleyerek piyasaya Sarar markasıyla sunacaklarını da açıkladı. Sarar, enerji yanında içme suyu sektörüne de bu sayede giriş yapacaklarını belirterek, her iki konuda da yatırımların sürdüğüne işaret etti.İÇME SUYU SEKTÖRÜNE DE GİRECEKHES’lerin kaynak sularından var olduğunu ve bu kaynak sularının değerlendirilmesi için su sektörüne de girmeyi planladıklarını söyleyen Cemalettin Sarar, akıp giden kaliteli içme suyunu şişeleyerek piyasaya Sarar markasıyla sunacaklarını açıkladı. Sarar, enerjinin yanında içme suyu sektörüne de bu sayede giriş yapacaklarını belirterek, her iki konuda da yatırımların sürdüğüne işaret etti.Enton, hızlı tren hatlarına enerji nakil direği üretiyorEskişehir-Ankara hızlı tren hattındaki 7 bin 500 beton direğin 5 bin 500 adedinin üreticisi olan Enton Beton Enerji, şimdi de Konya-Ankara hızlı tren hattındaki 8 bin beton direğin tamamını üretiyor. Eskişehir-İstanbul hattı için de görüşmelerinin sürdüğünü dile getiren Enton Şirket Müdürü Emin Toparlar, bu hattın beton direklerini de üretmek istediklerini belirtti. Beton direk ve travers üretimi konusunda faaliyet gösteren Enton, bunun dışında hızlı trenlerde kullanılan katener direklerinin de üretimini gerçekleştiriyor. 2011’de, 2010 yılında olduğu gibi ağırlıklı olarak hızlı tren projesine beton direk üretimini sürdürecek olan Enton’un, YHT projesinde kullanılan direklerin hemen hemen tamamını ürettiğini belirten Emin Toparlar, Marmaray projesinin sürdüğünü, Doğuş Grubu ile 1 milyon 550 bin dolarlık bir anlaşma yaptıklarını söyledi. Bu projeye de 4 bin 500 adet beton direk göndereceklerini bildiren Toparlar, şöyle konuştu: “Sektörde en büyük alıcı devlet, devlete iş yapan müteahhit. Burada da geçerli olan en önemli kural fiyat. Hızlı tren proje ihaleleri çok hızlı yapılıyor. Ondan sonra da taahhütleri için ayrı ihaleler düzenleniyor. Bu demektir ki bir hedef konmuş. 2023 yılı için bir kilometre hedeflenmiş, oraya ulaşmak için çalışılıyor. Bu hedeflenen rakamın 1/3’ü yapılsa bizim için yeterli. Avrupa Yatırım Bankası’ndan, Dünya Bankası’ndan finans kaynakları kullanılıp çok büyük kapasiteli ihaleler yapılıyor ama bu ihaleler beklenildiği gibi gitmiyor.” Marmaray’ın tedarikçi seçimini konsorsiyumun 14 elemanının yaptığını vurgulayan Toparlar, “Bunlar Avrupa’yı dolaştıktan sonra Türkiye’deki tüm üreticileri inceleyip bize geldiler. Bizi yeterli gördüler, almaya karar verdiler ve bu da 1.5 yıl sürdü. Üretimle ilgili her malzemeyi, bizim atladığımız, es geçtiğimiz çok önemli şeyleri incelediler” diye konuştu. “Galvaniz direkler, TCM ve aydınlatma direkleri üretmeyi planlıyoruz” Beton direk üretimi konusunda planladıkları hedefe ulaştıklarını ve kendilerine daha yüksek hedefler koymaya devam ettiklerini vurgulayan Emin Toparlar, öncelikle hızlı tren projelerinde kullanılan her malzemeye ilgi duyduklarını ifade etti. Bu alanda sıcak daldırma galvanizle üretim planlarının bulunduğunu belirten Toparlar, “Galvaniz direkler, TCM direkleri, büyük aydınlatma direkleri, tamamını burada yapmayı planlıyoruz” dedi. Zeytinoğlu Holding’e bağlı olan Eston ile 1980 yılında tanıştıklarına değinen Toparlar, sözlerine şu şekilde devam etti: “2000 yılında, önce Eston’u onlara fatura karşılığı bir komisyon vererek daha sonra da kiralık olarak tuttuk, sonra adını Enton’a çevirdik. Ondan sonra Eskişehir OSB’de bir fabrika kurduk ve üç yıldır da burada kendi adımızla faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Türkiye’de bu konuda faaliyet gösteren toplam altı fabrika var. Kapasite, kalite ve teknik olanaklar açısından sektörde çok iddialıyız.”
76 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASISolentek,üçkatmanlı güneşpiliüretecekGazi Üniversitesi Fizik Bölümü ile birlikte üç katmanlı güneş pili üretme projesi yürüttüklerini ifade eden Solentek Genel Müdürü Muammer Abalı, ayrıca bu projeye entegre çalışan ve panellere düşen güneş ışınlarının kaybını minimuma indirerek, maksimum verimliliği esas alan güneş takip sistemlerinde de önemli aşama kaydettiklerini söyledi.Üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde üç katmanlı güneş pili üretme projesi yürüttüklerini ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın da çalışmayı desteklediğini söyleyen Solentek Solar Enerji Teknolojileri Genel Müdürü Muammer Abalı; söz konusu teknolojiyi destekleyen ve panellere düşen güneş ışınlarının kaybını minimuma indirerek maksimum verimliliği esas alan güneş takip sistemleri projesinde de önemli aşama kaydettiklerini belirtti. Proje bazında metal işleme çalışmaları gerçekleştirdiklerini ifade eden Solentek Solar Enerji Teknolojileri ve Metal Sanayi Genel Müdürü Muammer Abalı, Almanya’ya fabrika platformları, Fransa’ya vagon şasileri imal ettiklerini, yine Fransa ile birlikte İspanya’ya da otomotiv sektörü için taşıma aparatları ve konveyör sistemleri ürettiklerini belirtti. Yaptıkları çalışmaları müşteri talebine göre yürüttüklerini dile getiren Abalı, metal üretim ayağında demiryolu araçlarına yönelme ve bu alanda uzmanlaşma hedeflerinin olduğunu kaydetti. Abalı, metal işleme alanında güneş enerjisi altyapıları konusunda çalışmalarının olduğunu söyleyerek, “Çatılara ya da güneş enerjisi tarlalarına yönelik proje bazlı çelik konstrüksiyon altyapıları yapıyoruz. Ayrıca güneş enerjisi konusunda anahtar teslimi proje imalatları gerçekleştiriyoruz. Güneşten elektrik üretmek adına bir sistem kurulmak istendiğinde, sistemi sıfırdan elektrik üretir hale getiriyoruz. Yani hem projelendirme hem uygulama hizmeti sağlıyoruz” diye konuştu. Abalı, şöyle devam etti: “Firmamız 9 bin 200 metrekare kapalı alanda kurulu ve 50 civarında personelimiz var. Projelerin yapısı gereği Ankara’daki projeye iki kişi ayırdık. Gazi Üniversitesi kadrosundan da 8–9 kişi var. Güneş takip sistemleri projesinde ise dört kişi çalışacak.”“TÜRKİYE, GÜNEŞ ENERJİSİNDE ISINMA TURLARI ATIYOR”Solar paneller için 20–25 milyon Euro’luk bir yatırımı 2015’e kadar devreye almayı öngördüklerini belirten Muammer Abalı, “Hedefimiz yılda 50 megavatlık elektrik üretecek paneller imal etmek. Türkiye bu süreçte 2015’e kadar kafasını kaldırmazsa uluslararası pazar için üretim yaparız. Türkiye güneş enerjisi konusunda ısınma turları atıyor. Kyoto Protokolü nedeniyle bir şeyler yapılması, karbon salımının kontrol edilmesi için temiz enerji sistemlerinin geliştirilmesi gerek” diye konuştu.“Üniversite-sanayi işbirliğine önemli bir örnek teşkil ediyoruz” Son dönemde firma olarak iki önemli proje yürüttüklerini belirten Abalı, üç katmanlı güneş pili üretme projesini Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü ile birlikte yürüttüklerini ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın da çalışmayı desteklediğini kaydetti. Abalı, projenin sanayi ayağında kendilerinin olduğunu ve yüzde 25 destek sağladıklarını ifade ederek, “Bakanlık ise proje maliyetinin yüzde 75’ini karşılıyor. Üniversite de bu çalışma için gerekli kadroyu sağlıyor. 36 aylık bir proje bu ve birkaç ayı geride kaldı. Söz konusu ortaklık, üniversite-sanayi işbirliğine önemli bir örnek teşkil ediyor. Güneşten gelen enerjinin yüzde 40 oranında elektriğe çevrilmesi projesi bu. Burada üç katmanlı güneş pili üreteceğiz. Bu teknolojinin dünyada örnekleri var” diye konuştu. Abalı sözlerini şöyle sürdürdü: “Söz konusu teknolojiyi destekleyen, ona entegre çalışan ve panellere düşen güneş ışınlarının kaybını minimuma indirerek maksimum verimliliği esas alan güneş takip sistemleri projesinde de önemli aşama kaydettik. Güneş takip sistemleri projesinde güneş enerjisinden elektrik elde etmek için güneş ışınlarının fotovoltaik panel yüzeylere dik gelmesi önemlidir. Eğik gelirse tam verim alınmaz. Bu nedenle üç katmanlı güneş pili projesine entegre bir çalışma bu.” “Hedefimiz yılda 50 megavatlık elektrik üretecek paneller üretmek” Üretim yaptıkları fabrikanın satın alınması ve ekipman yatırımı için 4 milyon Euro’luk bir yatırımın gerçekleştiğini dile getiren Abalı, 2011 yılının ilk çeyreğinde 1 milyon Euro civarında bir bütçeyle üretim alanı için gerekli yeni makine yatırımı yapacaklarını kaydetti. Abalı, bununla birlikte solar paneller için 20–25 milyon Euro’luk bir yatırımı da 2015’e kadar devreye almayı umut ettiklerini belirterek, “Hedefimiz yılda 50 megavatlık elektrik üretecek paneller imal etmek. Türkiye bu süreçte 2015’e kadar kafasını kaldırmazsa uluslararası pazar için üretim yaparız. Türkiye güneş enerjisi konusunda ısınma turları atıyor. Kyoto Protokolü nedeniyle bir şeyler yapılması, karbon salınımının kontrol edilmesi için temiz enerji sistemlerinin geliştirilmesi gerek. 2020’de kullanılan elektriğin yüzde 20’si temiz enerji sistemleriyle elde edilmeli. Türkiye bu konuda net bir karar almıyor ve yakın bir zamanda net bir duruş göstereceğini de beklemiyorum” diye konuştu. “Ortadoğu’da kurulacak santrallerde tecrübe kazanabiliriz” Ortadoğu’da kurulacak santrallerde tecrübe sahibi olabileceklerini dile getiren Abalı, bu alanda girişimleri ve temaslarının olduğunu ve Suriye’de bir ihaleye girdiklerini kaydetti. Projenin 1 megavatlık bir çalışma olduğunu ifade eden Abalı, Suriye’nin bu tür güneş ve rüzgar enerjisi çalışmaları için ayırdığı ciddi bir bütçesinin olduğunu sözlerine ekledi.
78 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIHasçelik’in2015ciro hedefi350milyondolarEk kablo yatırımlarının tamamlanmasıyla birlikte kapasite açısından Avrupa’nın en büyük üreticisi haline geldiklerini ifade eden Necmettin Baktır, Avrupa ve Afrika pazarlarındaki paylarını artırarak, ihracatı 150 milyon dolara çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.Alüminyum ve bakır özlü orta gerilim kablo üretimi yapan Hasçelik Kablo, ekonomisi gelişmiş ülkelerde yaygın biçimde kullanılan alüminyum kablo kullanımını Türkiye’de de yaygınlaştırmak için tanıtım toplantıları düzenleyecek. Yatırımlarına 20 yıldır hız kesmeden devam eden Hasçelik, ihracat yaptığı 52 ülkeye yeni pazarlar ekleyerek, Avrupa, Afrika ve Güney Amerika’daki pazar payını artırmayı hedefliyor. Has Çelik Ve Halat Sanayi, Coreal Alüminyum Kablo ve Metal Matris’i de bünyesinde barındıran.Hasçelik Kablo’nun yeraltı kablo sektöründe büyüme sürecine girdiğini aktaran Yönetim Kurulu Üyesi Necmettin Baktır, “2005 yılında inşaatına başladığımız ek kablo yatırımının tamamlanmasıyla birlikte 45 bin metrekare kapalı alana kavuşan tesis, alüminyum iletken ve kablo alanında kapasite yönünden Avrupa’daki en büyük tesis olma özelliğine kavuşmuş bulunuyor. Gurubun toplam dört fabrikasının ise 120 bin metrekare kapalı alanı var ve fabrikalarında 820 çalışan istihdam ediyor” dedi. Avrupa, Afrika ve Güney Amerika’daki pazar paylarını artırarak, ihracatı bu yıl 150 milyon dolara çıkarmayı hedefleyen Has Çelik Grubu’nun 2015 ciro hedefinin ise 350 milyon dolar olduğunu söyleyen Baktır, “Kabloda üretimin yüzde 40’ını, çelik üretiminin ise yüzde 70’ini 52 ülkeye ihraç ediyoruz. ABD, Avrupa, Ortadoğu pazarındayız. Önümüzdeki süreçte Avrupa ve Afrika pazar payımızı artırma hedefindeyiz. Afrika’dan talepler oldu. Yeni yatırımlarımızın tamamlanması ve yeni pazarlarla birlikte ihracatımızı birkaç kat artırmış olacağız. 110 milyon dolar olan ihracatımızın da 150 milyon dolara çıkacağını öngörüyoruz” bilgisini verdi. Hasçelik’in XLPE izoleli orta gerilim yer altı kablolarında 66 kV’a kadar imalat yaptığını ve ürünlerini hem ihracat hem yurtiçi pazarda müşterileri ile buluşturduğunu ifade eden Baktır, Hasçelik Kablo’nun, yakın gelecekte ise 220 kV’a kadar yüksek gerilim XLPE izoleli kablo imalatına başlayarak, dünya pazarlarının taleplerini karşılayabilir konuma geleceğini söyledi. Avrupa’nın en büyük üreticileri arasında Yıllık 72 bin ton alüminyum, 102 bin ton yüksek karbonlu çelik tel ve halat imalat kapasitesine sahip olan Hasçelik Grup Şirketleri’nin, mevcut kurulu kapasitesiyle alüminyum iletken ve kablo konusunda tek lokasyonda Avrupa’nın en büyük üreticisi konumunda olduğunu belirten Necmettin Baktır, Hasçelik Kablo’nun üzerine eğildiği bir diğer konunun ise ekonomisi gelişmiş ülkelerde yaygın biçimde kullanılan alüminyum kablo kullanımının Türkiye’de de yaygınlaştırması olduğunu söyledi. Bakır kablo maliyetinin alüminyum kablo maliyetinin 2-2.5 katı kadar daha fazla olduğuna dikkat çeken Baktır, “Aynı enerjiyi iletmek için Türkiye’nin toprağa gömeceği parası olmamalı” dedi. Baktır, konuyla ilgili şunları söyledi: “ABD, Kanada, Rusya, İngiltere, Fransa bugün alüminyum kablo kullanmakta. Gelişmiş ekonomilerin pek çoğu alüminyum kablo kullanıyor ve kullanım alanları artarak devam ediyor. Yeni alüminyum kablolar tasarlanıyor. Türkiye bakırı da, alüminyumu da ithal ediyor. İşleyerek de kabloya dönüştürüyor. Bakır 8-9 bin dolar/ton, alüminyum 2-2.5 bin dolar/ton. Bakırın ağırlığı 8.9 gr/dm3, alüminyumun ağırlığı 2.7 gr/dm3. Türkiye yeraltı kaynakları bakımından kıt imkanlarla kendini idare eden bir ülke. Bu kablolar yer altına gömülüyor. Türkiye’nin toprağa gömeceği parası yok. Bu yüzden yeryüzünde en çok bulunan metal olan alüminyum özlü kabloların kullanımı yaygınlaşmalıdır.” Haşçelik’in kendi tesislerinin altyapısını alüminyum kablo ile kurduğunu da sözlerine ekleyen Baktır, “Tesislerimizin elektrifikasyonunu alüminyum kablo kullanarak kurduk ve bugüne kadar hiçbir sorunla karşılaşmadık. Alçak gerilim kablo bayilerimizle toplantılar yapıyoruz. Orta gerilimle ilgili tanıtımlarımız sürüyor. Türkiye’nin altyapısında alüminyum kablo kullanımının artması için çeşitli girişimlerimiz olacak. Türkiye’de alüminyum kablonun bilinirliğini artıracağız” şeklinde konuştu.“TÜRKİYE’NİN TOPRAĞA GÖMECEK PARASI OLMAMALI”Türkiye’de alüminyum kablo kullanımının yaygınlaştırılması konusunda tanıtım atağına geçeceklerini vurgulayan Necmettin Baktır, bakır kablo maliyetinin, alüminyum kablonun 2-2.5 katı kadar daha fazla olduğuna dikkat çekerek “Aynı enerjiyi iletmek için Türkiye’nin toprağa gömecek parası olmamalı” dedi.Ataer, 45 milyon dolarlık yatırımla kapasitesini ikiye katladıOtoprodüktör statüsünden üretim şirketi statüsüne geçen Ataer Enerji Elektrik Üretim A.Ş., bu yıl tamamladığı yatırımıyla 60 MW gücündeki elektrik santralinin kapasitesini 120 MW’a çıkardı. Şirket hisselerinin yüzde 98’inin İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi (İAOSB) tüzel kişiliğine ait olduğunu belirten Ataer Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Kadri Şeker, yaklaşık 2.5 yıl önce kapasiteyi artırmak amacıyla başladıkları 45 milyon dolarlık yatırımı geçtiğimiz Mart ayında tamamlayarak devreye aldıklarını dile getirdi. Yeni yatırımla yıllık 480 milyon kWh üretim kapasitesinin de 960 milyon kWh’ye çıktığını söyleyen Şeker, “Bu yıl itibariyle otoprodüktör statüsünden üretim şirketi statüsüne geçtik. Belli bir üretim gücünün üzerine çıkınca otomatik olarak üretim şirketi oluyorsunuz. Biz İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ne ucuz elektrik vermeye devam edeceğiz. İAOSB’de doğalgazın yüzde 75’ini Ataer Enerji Santrali, yüzde 25’ini bölgedeki sanayiciler tüketiyor. Şu an bölgemizdeki sanayiciler Türkiye’de elektriği en ucuza kullanan sanayiciler arasında. İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi ile yaptığımız anlaşmalarda hem bölgenin, hem de Ataer’in menfaatlerini göz önüne alıyoruz” diye konuştu. Geçtiğimiz yıl İstanbul Sanayi Odası tarafından hazırlanan Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu arasında 440’ıncı sıradan 263’üncü sıraya yükseldiklerini hatırlatan Şeker, şöyle devam etti: “Hedefimiz sıralamadaki yerimizi sürekli yükseltmek. Bunun için hem yönetim hem de çalışan personel çok ciddi çaba harcıyor. Bünyemizde yaptığımız çalışmalarla verimliliği artırıyoruz. Yönetimde stratejik kararlar alırken çok doğru ve hassas adımlar atıyoruz. Üretime 1998’de başladık. O dönemde yakıt olarak naftayı kullanıyorduk. 2001’de buhar türbinimiz devreye girdi. 2003 yılı ağustos ayında da doğalgaza geçtik. İAOSB’nin ve bölge dışındaki ortaklarımızın elektrik ihtiyacını karşılıyoruz.” Orta ve uzun vadede yenilenebilir enerji konusuna da gireceklerini ifade eden Şeker, şunları söyledi: “Şu an rüzgar ve hidroelektrik santralleriyle ilgili araştırma aşamasındayız. Mevcut yatırım tamamlandıktan sonra bu projeleri gündemimize alacağız. Güneş enerjisi konusunu da gözardı etmiyoruz. Büyümemizi sürdürmeye kararlıyız. Doğalgaz dışına da çıkarak, enerji konusunda çeşitliliğimizi artıracağız. Gelecekte yenilenebilir enerji daha da önem kazanacak.” Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin elektrik konusunda arz-talep sorununun süreceğine dikkat çeken Şeker, krizin aşılmasının ardından sanayide atıl kapasitelerin tekrar devreye girmeye başladığını söyledi. “Bunu en iyi olarak İAOSB’nin aylık elektrik tüketimindeki artıştan görebiliyoruz” diyen Şeker, Türkiye’nin hedeflediği büyüme rakamlarına ulaşması için atıl kapasitelerin devreye alınmasının yeterli olmadığını, yeni yatırımların yapılması gerektiğini kaydetti. Yapılan her tesisin enerjiye ihtiyaç duyacağını ifade eden Şeker, “Bu nedenle enerji konusunda yatırımcının iştahı azaltılmamalı. Enerjiye uzun yıllar yatırım yapılmadığı dönemler gördük. O zamanlar bunun faturası yine ekonomiye, dolayısıyla da ülkeye çıktı. Benzer durumun yaşanmaması, yatırım iştahının artması için Yenilenebilir Enerji Yasası’nın bir an önce çıkması lazım” dedi.
80 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASI“Rüzgarsantralibaşvurularında sorunlarçözümsüzkalıyor”Üç yıl önce RES için yapılan başvuruların, bugün gelinen noktada yatırıma dönüşmesinde sıkıntı yaşandığını belirten Şerife Gözde Kocaman, “1 Kasım 2007’deki başvurularda 8 bin 500 MW kurulu güce sahip RES yatırımı öngörülüyordu. Önümüzdeki üç yılda önlem alınmazsa, projelerin en iyimser tahminle 2-3 bin megavatı gerçekleşir” diye konuştu.Rüzgâr enerjisinde uzmanlaşmış bir danışmanlık kuruluşu olan Re-Consult’ın İzinler Müdürü Şerife Gözde Kocaman, 1 Kasım 2007’de gerçekleştirilen rüzgâr enerjisi santrali (RES) başvurularının, sürekli yaşanan sıkıntılar nedeniyle çözüme kavuşturulamamasından yakındı. Başvurunun ardından üç yıl geçmesine rağmen istenilen sonucun alınamamasını “Dağ fare doğurdu” sözleriyle eleştiren Kocaman, “78 bin MW kurulu kapasitedeki hesapsız kitapsız RES lisans başvuruları için 27 Eylül tarihinde Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafında bağlantı görüş listesi yaklaşık 8 bin 300 MW olarak açıklandı. Bu listenin 2 bin 399 MW’ı yarışma yönetmeliğine tabi olmayan tekli başvurular ve 5 bin 880 MW’ı aynı bölge ve/veya aynı trafo için yarışma yönetmeliğine tabi olan çoklu başvurulardan oluşuyor” diye konuştu. Bu gelişmenin ardından TEİAŞ’ın Yarışma Yönetmeliğini ilan ederek üç senedir tam bir yılan hikâyesine dönen sorunun da çözümünü ilan ettiğini belirten Kocaman, “Acaba gerçekten sorun çözüldü mü? Yoksa daha ciddi sorunlar doğuracak yeni bir yola mı girildi?” diye sordu. Önümüzdeki üç yılda önlem alınmaması durumunda; 1 Kasım 2007 başvurularının, açıklandığı şekilde 8 bin 500 MW kurulu kapasitede RES yatırımı olmayacağını savunan Kocaman, projelerin en iyimser tahminle 2-3 bin MW’ının gerçekleşebileceğini söyledi. Son üç yılda sayısız enerji konferansları düzenlenerek sorunların tartışıldığını ifade eden Şerife Gözde Kocaman, “Bu konferanslara rağmen anlaşılamayan ise, çözümlerimizin her zaman diğer çözümsüz yollara çıkması ya da ciddi yöntem hatalarının yapılması” diye konuştu. Bürokratların her seferinde rüzgâr enerjisinin, Türkiye“YARIŞMAYA ÇIKACAK YATIRIMCI, DERSİNE İYİ ÇALIŞMALI”“Yarışmaya çıkacak yatırımcının dersine çok iyi çalışması gerekiyor” diyen Şerife Gözde Kocaman, “Yapılacak üretim hesap hataları ve yarışmada teklif edilecek yüksek RES katkı paylarından doğacak sonuç, finansman zorluğu çeken, yatırımı gerçekleşemeyecek RES projeleri çöplüğüdür. Ayrıca RES yatırımları için belirlenen 5.5 Euro cent alım garantisi teşvikinin yeterli olacağı açıklandı. Bugüne kadar RES’lerin hiç biri bu alım garantilerini kullanmadı ve ürettiği elektriğe piyasada ortalama 6.5 Euro cent’e alıcı buldu” dedi.elektrik üretimi içindeki payını gösteren grafiklerle konuyu anlattığını dile getiren Kocaman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Enerji Bakanlığı, 2020 yılına yönelik olarak 20 bin MW kurulu kapasitedeki rüzgâr santrali hedeflerini açıklıyor. Yazılı basın da rüzgâr santrallerinin ne kadar hızlı bir ivme kazanacağı konusunu manşetlerine taşıyor. Buna karşın neden RES yatırımcılarının ciddi kaygıları var?” Kocaman, “RES üretim firmaları zarar ettiklerini açıklıyor. EPDK yetkililerinin çantacıları engelleyeceğini düşündüğü önlemlerine rağmen projeler MW başına 200 bin dolar gibi fahiş fiyatlardan çoktan piyasaya çıkmış durumda” diyerek; bu durumu açıklamakta zorluk çekildiğini vurguladı. Türkiye’de tekli başvuruların sadece yüzde 21,9’unun ‘belki rüzgâr vardır’ denilebilecek alanlarda yer aldığı bilgisini veren Kocaman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Zaten bu projelerinin tekli kalması rüzgârsız sahalarda olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca çoğu lokasyonun rüzgar ölçümü ve teknik fizibilitesi yapıldıktan sonra bulunan değerlerin, REPA kapasite faktörüne göre çok daha düşük çıkacağı görülecektir. Bu durum kapasite faktörü REPA’da yüzde 35 ve üstü belirlenen alanlarda çalışan rüzgâr santrallerinin net üretim değerlerine bakıldığında rahatlıkla görülecektir. Bu bağlamda görüşü verilen tekli başvuruların yaklaşık 2 bin MW’ının uygulanabilir olmadığı, başka bir deyişle İç Karlılık Oranlarının (IRR) yüzde 10’u yakalamaktan çok uzak oldukları için yatırımların gerçekleşemeyeceği çok açıktır.” Yarışmaya çıkacak lisans başvurularında ise durumun daha da kritik olduğunu anlatan Şerife Gözde Kocaman, başvuruların sadece yüzde 21’inin umut vaat ettiğini belirtti. HES’leri model alarak oluşturulan yarışma yönetmeliğinin atladığı en önemli noktanın, yarışmaya çıkacak santrallerin aynı lokasyonda olmaması olduğunu dile getiren Kocaman, yarışmada teklif edilecek RES katkı payı için üretim değerinin bilinmesinin çok kritik rol oynadığını belirtti. Kocaman, teknik fizibilitenin olmazsa olmaz bir unsur olduğunu ve pek çok firmanın lisans aldıktan sonra bu değerlemeleri yapmayı planladığını anlattı. “Yarışmaya çıkacak yatırımcının dersine çok iyi çalışması gerekmektedir” diyen Kocaman, “Yapılacak üretim hesap hataları ve yarışmada teklif edilecek yüksek RES katkı paylarından doğacak sonuç, finansman zorluğu çeken, yatırımı gerçekleşemeyecek RES projeleri çöplüğüdür. Ayrıca beklenenin aksine RES yatırımları için belirlenen 5.5 Euro cent alım garantisi teşvikinin yeterli olacağı Enerji Bakanlığı tarafından açıklanmıştır. Bugüne kadar RES’lerin hiç biri bu alım garantilerini kullanmamış ve ürettiği elektriğe piyasada ortalama 6.5 Euro cent’e alıcı bulmuştur” diye konuştu. Bir projenin uygulanabilir olmasının karlılık getirebileceği anlamına gelmediğini ifade eden Kocaman, “Enerji Bakanlığının vereceği ilk on sene için 6.5 Euro cent alım garantisi, desteklendiği söylenen RES yatırımlarının gerçek manasıyla desteklenmesini sağlayabilir” dedi.
82 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIEltem-TekElektrik,2011yılında yurtdışınaaçılmahedefindeFirmalarının bugüne kadar 56 bin MW’ın üzerinde santral projesine hizmet verdiğini kaydeden Sinan Coşkun, 2009 yılını 7.5 milyon dolar ciro ile kapadıklarını ve 2010’da yüzde 10 ciro artışı hedeflediklerini belirtti. “İlk dokuz aylık gerçekleşmelere göre hedefimizi gerçekleştireceğimizi düşünüyoruz” diyen Coşkun, 2011’de ise yurtdışına açılmayı planladıklarını söyledi.Türkiye’nin elektrik ihtiyacının eksiksiz ve zamanında karşılanmasını temin etmek üzere 1983 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulan EltemTek, elektrik tesisleri alanında mühendislik, müşavirlik ve proje hizmetleri vermeye devam ediyor. Eltem-Tek Elektrik Mühendislik Hizmetleri Genel Müdürü Sinan Coşkun, 2009 yılını yaklaşık 7.5 milyon dolar ciro ile kapatan şirketlerinin 2010’da yüzde 10 ciro artışı hedeflediğine dikkat çekerek “İlk dokuz aylık gerçekleşmelere göre hedefimizi gerçekleştireceğimizi düşünüyoruz” dedi. 2011 yılında yurtdışına açılma hedeflerinin de bulunduğunu kaydeden Coşkun, bunun yanı sıra, 2011 yılı başında enerji verimliliği ile ilgili sertifika başvurularını yapmayı hedeflediklerinin altını çizdi. Şirketin, Türkiye Elektrik Kurumunun (TEK) yüzde 47 oranında iştirakiyle 1983 yılında kurulduğunu ifade eden Eltem-Tek Genel Müdür Sinan Coşkun, TEİAŞ (TEK) dışında yüzde 26 Areva T&D, yüzde 11 Çukurova Elektrik, yüzde 11 Kepez Elektrik ve yüzde 5 oranında Mitaş şeklinde hissedarlarının bulunduğunu söyledi. Şirketin kuruluşundan bu yana, 56 bin MW’ın üzerinde santral projesinin değişik safhalarında hizmet verdiklerini kaydeden Coşkun, “Bunun yanında, 500 adetin üzerinde trafo merkezinde, 60’ın üzerinde orta gerilim şebekesi ve dağıtım bölgesinde ve bin 500 km üzerinde iletim hattında, proje, kontrollük, planlama, GIS destekli master planlar hazırlanması ve fizibilite hizmetleri verildi” dedi. 2004 yılında Çevre Bakanlığı’ndan ÇED yeterlilik belgesini aldıklarını belirten Coşkun, bu konuda çalışmalarına devam ettiklerini dile getirdi. Bunun yanı sıra, özelleştirme projelerinde, elektrik dağıtım ve üretim tesisleri için fizibilite raporları, değer tespit raporlarının hazırlanması konularının da faaliyet alanı içinde yer aldığını kaydeden Coşkun, “Şirketimiz tarafından EÜAŞ’a ait toplam 256 MW kurulu güce sahip Şanlıurfa, Kralkızı ve Dicle HES’lerin işletmesi gerçekleştirilmektedir” diye konuştu. Şirketin 2009 yılını yaklaşık 7.5 milyon dolar ciro ile kapattığını ifade eden Coşkun, “2010 yılında ise ciromuzda yüzde 10 artış hedeflemiştik. İlk dokuz aylık gerçekleşmelere göre de hedefimizi gerçekleştireceğimizi düşünüyoruz” şeklinde konuştu. Çoğu mühendis ve teknik elemanlardan oluşan yaklaşık 190 personelin görev yaptığını dile getiren Coşkun, şirket olarak mevcut işlerini geliştirme hedeflerinin yanında, 2011 yılında yurtdışına açılma hedeflerinin bulunduğunu vurguladı. Coşkun, “Bu konuda çalışmalarımızı 2010 yılı başından itibaren hızlandırdık” dedi. Bunun yanı sıra, 2011 yılında enerji verimliliği ile ilgili faaliyetlerde bulunmak amacıyla çalışmalar yaptıklarını kaydeden Coşkun, “2011 yılı başında enerji verimliliği ile ilgili sertifika başvurumuzu yapmayı hedefliyoruz” dedi. 2011 yılında elektrik üretim özelleştirmelerinin ülke gündemini yoğun bir şekilde meşgul edeceğini beklediklerini dile getiren Coşkun, “Özelleştirme öncesi ve sonrasında birikimlerimizi değerlendirerek alıcı firmalara danışmanlık hizmeti vermeyi planlamaktayız” dedi. Türkiye’nin son yıllarda toplumsal ve ekonomik gelişimiyle beraber enerji gereksiniminin sürekli arttığının altını çizen Coşkun, “Kişi başı elektrik tüketiminde gelişmiş ülkelerin üçte biri düzeyinde bir tüketime sahibiz ve dünya ortalamasının ise altındayız. Bu da ülkemizin elektriğe olan ihtiyacının daha uzun yıllar yüksek oranlarda artacağını gösteriyor” şeklinde konuştu. Gereksinim duyulan elektrik enerjisini karşılamak üzere; kaliteli, ekonomik, güvenilir yatırımlara yönelik projeler geliştirilme-ÖZELLEŞTİRMEDE DANIŞMANLIK VERMEYİ PLANLIYORUZElektrik üretim özelleştirmelerinin 2011 yılında ülke gündemini yoğun bir şekilde meşgul edeceğini beklediklerini dile getiren Sinan Coşkun, “Özelleştirme öncesi ve sonrasında birikimlerimizi değerlendirerek alıcı firmalara danışmanlık hizmeti vermeyi planlıyoruz” dedi.si gerektiğini vurgulayan Coşkun, “Özellikle yerli ve yenilenebilir kaynakların teşvik edilmesinin gerekliliği ortaya çıkmakta, ayrıca artık tüm dünyanın çevre konusunda bilinç düzeyi yükselmiş bulunmaktadır. Bu da enerji yatırımlarında çevre boyutunu ön plana çıkarmaktadır” dedi. Enerjiyi sadece üretmek değil, etkin ve verimli kullanmanın da ülke gündeminin en önemli konularından biri haline gelmesinin gerektiğinin altını çizen Coşkun, bu konunun daha fazla önemsenmesi gerektiğini vurguladı. Yenilenebilir enerji kanunundaki değişikliklerin tekrar gündeme gelmesinin, sektör tarafından beklenildiğini dile getiren Coşkun, bunun yanı sıra, nükleer santraldeki gelişmelerin ve elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin özelleştirilmesinin de sektör gündeminin önemli başlıklarını oluşturduğunu kaydetti.Danışmanlık şirketi MTB Enerji, üretim için yatırım hazırlığındaEnerji sektörüne danışmanlık hizmeti veren MTB Enerji, elektrik üretiminde de yatırım planlıyor. MTB Enerji kurucu ortaklarından Mahmut Celal Kaya, sermayesine tamamen veya kısmen sahip oldukları birkaç şirket vasıtasıyla elektrik üretimi alanında 3-30 MW arası yatırım düşündüklerini söyledi. 1 Ocak 2007 tarihinde Mahyadağ rüzgar enerjisi santrali için başvuru yapıldığını ifade eden Kaya, çoklu başvuru söz konusu olduğu için henüz lisans alınamadığını belirtti. 2004 yılında kurulan MTB Enerji, elektrik enerjisi alanında hizmet veren 4628 sayılı kanun ve ilgili mevzuat çerçevesince öngörülen yeni elektrik piyasasında rol almak isteyen yerli ve yabancı yatırımcılara ve OSB’lere yönelik olarak, elektrik dağıtım ve üretim tesislerinin özelleştirilmesi, yeni projelerin geliştirilmesi, teknik fizibilite desteği, enerji verimliliği, elektrik ticareti ve elektrik piyasası ile ilgili diğer tüm konularda danışmanlık hizmeti veriyor. Firmalarının faaliyete başladığı 2004 yılından bu yana geçen yedi yıllık süreçte önemli projelere imza attığına değinen Mahmut Celal Kaya, “Bugün gelinen noktadan geriye doğru baktığımızda yerli ve yabancı dev firmalara verilen hizmetlerden gururla bahsedebileceğimiz bir gerçektir” dedi. MTB’nin sürekli danışmanlığını yaptığı 20 organize sanayi bölgesinin kullandığı enerjinin, yılda 3 milyar kWh’yi aştığını ya, yatırım planlarına ilişkin şu bilgileri verdi: “MTB Enerji Danışmanlık Mühendislik şirketi adından da anlaşılacağı gibi bir yatırım şirketi değil. Ancak sermayesine tamamen veya kısmen sahip olduğumuz birkaç şirket vasıtası ile elektrik üretimi alanında 3-30 MW arası yatırım düşünüyoruz. Bu doğrultuda 1 Ocak 2007 tarihinde Mahyadağ RES olarak başvuru yapıldı. Ancak çoklu başvuru içerisinde olduğundan henüz lisans alınamadı.” Türkiye’nin enerji yatırımcıları açısından hala çekiciliğini koruduğunu ifade eden Kaya, uzunca bir süre de bu özelliğinin devam edeceğini belirtti. Devletin artık yatırım yapmadığını vurgulayan Kaya, “Talep artışları ve artış ivmeleri ile özel sektör tarafından realize edilen yatırımlara bakıldığında, Türkiye deki arz güvenliği probleminin devam edeceği görülüyor” şeklinde konuştu. Sektörün gündemine değinen Kaya, “Elektrik iletim sisteminin yatırımcının önünü açacak tarzda nasıl güçlendirilmesi gerektiği, yatırımların yerli ve yenilenebilir kaynaklara doğru nasıl yönlendirilebileceği, elektrik piyasasına yatırılan paraların geri dönüş taleplerinin elektrik fiyatlarını artırıcı baskısının yatırımcıyı yıldırmadan nasıl göğüsleneceği, dağıtım sisteminde özel sektörden talep edilen kalitenin getireceği fiyat artırıcı baskının nasıl realize edileceği konuları sektörün gündeminde vardır veya olmalıdır” diye konuştu.ifade eden Kaya, yine gelinen noktada eleman sayılarının 34’e, sermayelerinin 1 milyon TL’ye ve 2009 yılı cirolarının ise 2 milyon 477 bin 633 TL’ye ulaştığını aktardı. Bu göstergeler ışığında MTB’nin Türkiye elektrik piyasasının en kapsamlı ve birikimli yerli danışmanlık şirketlerinden biri olduğuna işaret eden Ka-
84 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIEEE,Eskişehirlisanayiciye ucuzvekesintisizelektriksağlıyorEEE’nin, Eskişehir OSB’deki sanayicilere kesintisiz ve kaliteli enerji temin etmenin yanı sıra düzenli üretimde bulunmalarını sağlayarak verimliliği artırdığını ve bölgenin bir cazibe merkezi olmasını sağladığını ifade eden Savaş Özaydemir, “ESO olarak enerji piyasasındaki sorunlara rağmen hizmet verdiğimiz sektörlerin yanında olmaya devam ediyoruz” dedi.Eskişehir Sanayi Odası öncülüğünde kurulan ve sanayicilerin ortak olduğu Eskişehir Endüstriyel Enerji (EEE) Kombine Çevrim Elektrik Üretim Santrali, OSB bünyesinde üretimini sürdüren sanayicilere sürekli, kaliteli ve ucuz elektrik enerjisi sağlıyor. 1997 yılında Otoprodüktör Grubu statüsünde 246 ortakla kurulan EEE A.Ş., deneme üretimine başladığı 1998’den bu yana sanayiciye enerji sağlıyor. EEE, 2009 yılında Elektrik Piyasası Kanunu’nda yapılan değişikliğe istinaden üretim lisansı da aldı. Eskişehir Endüstriyel Enerji Kombine Çevrim Elektrik Üretim Santrali’nin aynı zamanda bir kojenerasyon uygulaması olduğunu söyleyen Eskişehir Sanayi Odası ve EEE A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Savaş M. Özaydemir, “Kojenerasyon, primer enerji kaynaklarının tükenme endişesini yaşayan dünyamız ve Türkiye için bir enerji tasarrufu kaynağıdır” dedi. Eskişehir Endüstriyel Enerji’nin 1998 yılından bu yana Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nin elektrik ihtiyacını karşıladığının altını çizen Özaydemir, en büyük amaçlarının, Eskişehirli sanayicilerin kaliteli, sürekli ve ucuz elektrik enerjisi kullanmalarını sağlamak olduğunu söyledi. Yılda 420 milyon kWh üretim yapan santralin yapım çalışmalarına Şubat 1998’de başlandığını ve yedi ay gibi kısa bir sürede tamamlanarak ağustos ayında hizmete alındığını söyleyen Savaş M. Özaydemir, santralin ilk ünitesinin 40 MW gücünde olduğunu, yılda 280 milyon kWh elektrik ürettiğini açıkladı. Özaydemir, santralin 20 MW’lık ikinci ünitesinin ise 2001 yılında faaliyete geçtiğini, bu ek ünitede ise yılda 140 milyon kwh elektrik üretildiğini belirtti. Savaş Özaydemir, santral hakkında şu bilgileri verdi: “Eskişehir Endüstriyel Enerji Kombine Çevrim Elektrik Santralı’nda bir adet 40MW gücünde GE MS6001B model gaz türbini, bir adet atık ısı buhar kazanı (HRSG), bir adet 20 MW gücünde Alstom TM2 model buhar türbini bulunuyor. Eskişehir Endüstriyel Enerji Kombine Çevrim Elektrik Santralı elektrik üretiminin yanında sanayiciye buhar sağlayabilecek yapıdadır. Santralın hedefi, Organize Sanayi Bölgesi’ndeki sanayicilere kesintisiz ve kaliteli enerji temin etmenin yanında, kuruluşların düzenli üretimde bulunmalarını sağlayarak verimliliği artırmak ve bölgenin yeni yatırımcılar için bir cazibe merkezi olmasını sağlamaktır. ESO olarak enerji piyasasındaki sorunlara rağmen hizmet verdiğimiz sektörlerin yanında olmaya devam ediyoruz.” Yaşanan global krizde Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan şirketlere ucuz elektrik temin etmek üzere elektrik fiyatlarında indirime gittiklerini de söyleyen Özaydemir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekonomik kriz tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüm kurumları, özellikle de ekonominin can damarı olan sanayi kuruluşlarını olumsuz etkiledi. Krizle birlikte özellikle sanayi üretiminde ve kapasite kullanımında önemli bir gerileme olduğu da görüldü. Bu zor dönemde sanayiciye destek olmak amacıyla sanayicimizin en önemli üretim maliyetlerinin başında gelen elektrik fiyatlarını, 2009 Mart ayından başlayarak, firmaların elektrik tüketi-KRİZDE FİYATLARI DÜŞÜRDÜYaşanan global krizde Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan şirketlere ucuz elektrik temin etmek üzere elektrik fiyatlarında indirime gittiklerini vurgulayan Savaş Özaydemir, “Bu zor dönemde sanayiciye destek olmak amacıyla sanayicimizin en önemli üretim maliyetlerinin başında gelen elektrik fiyatlarını, 2009 Mart ayından başlayarak, firmaların elektrik tüketimine göre yüzde 8-10 arasında iskontoya tabi tutarak düşürdük. 2010 Haziran ayından itibaren tek terimli abonelere yüzde 15 oranında iskontomine göre yüzde 8-10 arasında iskontoya tabi tutarak düşürdük. 2010 Haziran ayından itibaren tek terimli abonelere yüzde 15 oranında iskonto uygulamaya başladık. Değişken elektrik piyasası şartlarına göre tavır alabilmek ve Eskişehir OSB’de faaliyet gösteren sanayicinin artan enerji ihtiyacını daha büyük bir kaynaktan karşılamak amacıyla 2010 Ağustos ayında Eskişehir OSB ile direk bara bağlantımızı ayırdık. Daha önce Otoprodüktör Grubu lisansı ile elektrik fazlamızın yüzde 50’si kadarını serbest piyasada satabilirken, şimdi elektrik fazlamızın yüzde 100’üne kadarını serbest piyasada satabilme imkânımız var. Şu anki piyasa şartlarında Eskişehir OSB’nin elektrik tedariğine devam etmekteyiz.”Era Şirketler Grubu, HES’lere elektromekanik ekipman üretiyorEra Şirketler Grubu, 10 milyon dolarlık yatırımla Ankara OSB’de kurduğu ‘Hidroen’ ve ‘Mekaen’ fabrikalarında, hidrolik santrallerin elektromekanik ve hidromekanik ekipmanlarını üretiyor. Çelmaksan A.Ş. ortaklığıyla gerçekleştirilen yatırımın altı ay önce devreye alındığını belirten Era Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Alpay Ünal, bu kapsamda üç HES projesinin türbin jeneratör işini üstlenerek üretime başladıklarını söyledi. Enco Enerji, Yaren Elektrik, Albe Mümessillik, Konsensus Enerji Hukuku Danışmanlığı, Pro-power Elektromekanik, Albe İnşaat ve EOS Sigorta şirketlerinden oluşan Era Şirketler Grubu’nun 10 yıldır sektöre hizmet verdiğini ifade eden Alpay Ünal, faaliyet gösterdikleri alanlarda öncü olmaya çalıştıklarını belirtti. Hidroelektrik santrallerin elektromekanik ekipmanlarının üretimi konusunda Türkiye’deki ilk özel sektör yatırımını gerçekleştirdiklerine dikkat çeken Ünal, şöyle konuştu: “Başkent OSB’de 5 bin metrekaresi kapalı, 2 bin 500 metrekaresi açık alanda Çelmaksan ile gerçekleştirdiğimiz ortak yatırımımızla, hidroelektrik santrallerinin elektromekanik ekipmanını üretmeye başladık. Hidroelektrik santrallerinde, kamu kuruluşu olan Temsan’dan sonra Türkiye’de özel sektörün ilk firmasıyız. Fabrika yaklaşık altı aydır sektörün hizmetinde. Bu kapsamda da şu anda üç hidroelektrik santral projesinin türbin jeneratör işini aldık. Muğla Fethiye’de yarım megavat, Artvin’de üç megavat, Yeşilırmak nehri üzerinde 17 megavat’lık üç projenin sözleşmesi imzalandı, üretime geçtik.” Hidroen’in yanı sıra Mekaen isimli diğer şirketlerinin de üretime başladığının altını çizen Ünal, “Mekaen’de de hidroelektrik santrallerin hidromekanik ekipmanlarını, örneğin kapak, ızgara gibi ürünleri üretiyoruz” dedi.. Her iki fabrika için beş yıl fizibilite çalışması yaptıklarını vurgulayan Ünal, bu fabrikalar için beş yıl boyunca her yıl 20’şer günlük Çin seyahati gerçekleştirdiklerini söyledi. Türkiye’deki hidroelektrik elektromekanik pazarının yüzde 70’inin Çin firmalarına ait olduğunu ifade eden Ünal, ziyaretlerinde Çinli rakiplerini tanıma fırsatı bulduklarını dile getirdi. Tüm knowhow’ı Avrupa’dan aldıklarına işaret eden Alpay Ünal, detaylı imalat projelerinin halen Avrupa’da çizildiğini ve makine üretiminin bu projeler doğrultusunda gerçekleştirildiğini kaydetti. “Umuyoruz ki 56 yıl sonra kendi projemizi kendimiz çizer bir duruma geliriz” diyen Ünal, yeni fabrikalarında 100 kişiye istihdam sağladıklarını ve kapasitenin artması durumunda direkt 250, dolaylı olarak 500 kişiye istihdam sağlama hedefinde olduklarını ifade etti.
86 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIOrtagerilimşaltcihazıüreticisi Ulusoy,rüzgarsantralikuracakÜrettiği orta gerilim şalt cihazlarını 20’den fazla ülkeye ihraç eden Ulusoy Elektrik, enerji sektöründeki faaliyetlerine rüzgar santralini de ekleyecek. Lisans başvurusu olumlu sonuçlanan Ulusoy Elektrik, Bursa’da kurulacak 10 megavat kapasiteli rüzgar santrali için 25 milyon Euro’luk yatırım öngörüyor.Orta gerilim şalt cihazı üreterek yirmiden fazla ülkeye ihraç eden Ulusoy Elektrik, Bursa’da rüzgar enerjisi santrali kurma yolunda çalışmalara başladı. Lisans başvurularının olumlu sonuçlandığını ifade eden Ulusoy Elektrik İş Geliştirme Direktörü Enis Ulusoy, Bursa ili sınırları içinde kurulacak santralin 10 MW kapasiteye sahip olacağını ve santral için 25 milyon Euro’luk yatırım öngörüldüğünü belirtti. Firmalarının 2009 yılında gösterdiği performansla Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu içinde yer aldığını vurgulayan Enis Ulusoy, büyümelerinin 2010 yılında da devam ettiğini söyledi. Yılın ilk dokuz ayı itibariyle kapasitelerinin tamamını kullanarak 2009’a göre satışlarında yüzde 15 artış sağladıklarına dikkat çeken Enis Ulusoy, artışın özellikle ihracat odaklı olduğunu belirtti. Yıl sonuna kadar 55 milyon TL’lik ciroya ulaşmayı hedeflediklerini vurgulayan Ulusoy, “Ciromuzun yüzde 45’ini yurtdışı satışlar oluşturuyor. Bu yıl 11 bin adet olan toplam orta gerilim hücre üretim kapasitemizi, gelecek yıl 14 bin adete çıkarmak için çalışmalara başladık” dedi. Ankara Sincan Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan 26 bin metrekarelik kapalı alana sahip fabrikalarında, 300 çalışanla faaliyet gösterdiklerini vurgulayan Enis Ulusoy, ürettikleri orta gerilim şalt cihazlarının, Türkiye dahil olmak üzere yirmiden fazla ülkenin elektrik dağıtım şebekesinde kullanıldığını kaydetti. Ulusoy Elektrik’in Türkiye’de sayısı hızla artmakta olan yenilenebilir enerji projelerinde önemli bir pazar payına sahip olduğunu ifade eden Enis Ulusoy, “Firmamız, hidroelektrik ve rüzgar santrallerinin kendi bünyelerinde bulunan şalt sistemlerinde ve üretilen enerjinin ilgili merkeze bağlantısında metal muhafazalı modüler hücreler ve metal clad yani çekmeceli tip hücreler kullanarak, proje öncesinde, uygulamasında ve sonrasında yatırımcı firmalar ile koordineli birşekilde çalışıyor” diye konuştu. Ulusoy Elektrik’in, üretim faaliyetlerinin yanı sıra lisans başvurusu olumlu sonuçlanan 10 MW kapasiteli rüzgar santralinin devreye alınması için çalışmalara başladığına değinen Enis Ulusoy, Bursa’da kurulacak santral için 25 milyon Euro’luk yatırım öngörüldüğünü belirtti. Enis Ulusoy, şirket bünyesinde faaliyet gösteren taahhüt departmanının, Samsun ve Ankara şehir şebekeleri, Ankara Keresteciler Organize Sanayi Bölgesi elektrik altyapısı, Bakü Tiflis Ceyhan Boru Hattı pompa istasyonları başta olmak üzere yurtiçi ve yurtdışında önemli projelere imza attığına dikkat çekti. Elektrik enerjisi alanında kendini sürekli yenileyen firmalarının sürdürülebilir büyüme arayışı içinde olduğunu ifade eden Enis Ulusoy, bu doğrultuda her yıl cironun yaklaşık yüzde 8’lik bölümünün Ar-Ge çalışmalarına aktarıldığını belirtti. Kalitesini ISO-9001:2000 ISO-14000-1, TSE, GOST-R belgeleri ve uluslararası bağımsız ve akredite laboratuvarlardan alınmış test raporları ile“PROJELERDE YERLİ CİHAZLAR KULLANILMALI”Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi ve bu kaynakların en verimli şekilde nasıl kullanılacağının tartışılması gerektiğini ifade eden Enis Ulusoy, “Süreçlerin hızlandırılması ve bürokratik engellerin en aza indirilmesiyle Türk yatırımcılar bu alanda Avrupalı emsalleriyle yarışır hale geleceklerdir. Diğer yandan bu projelerde kullanılacak olan cihaz ve ekipmanların Türk üreticiler tarafından üretiliyor olması, elimizi güçlendirecek bir diğer faktör olacaktır” dedi.kanıtlamış olan Ulusoy Elektrik’in, aynı zamanda Türkiye’de ISO-9000 belgesi almaya hak kazanan ilk 50 firmanın arasında bulunduğunu vurgulayan Enis Ulusoy; “Ulusoy Elektrik, 2009 yıl sonu itibariyle 40 milyon doları aşan satış hacmi ve sahada enerji altında 30 bin adeti aşkın modüler hücre ve beton trafo merkeziyle Türkiye’nin tercih edilen markalarından biri konumundadır” şeklinde konuştu. Enerji konusunda Türkiye’nin potansiyelini değerlendiren Ulusoy, şunları söyledi; “Fosil yakıtı olmayan veya bulunamayan bir ülke olarak Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeli ve bu kaynakları en verimli şekilde nasıl kullanabileceğini tartışmalıdır. Süreçlerin hızlandırılması ve bürokratik engellerin en aza indirilmesiyle Türk yatırımcılar bu alanda Avrupalı emsalleriyle yarışır hale geleceklerdir. Diğer yandan bu projelerde kullanılacak olan cihaz ve ekipmanların Türk üreticiler tarafından üretiliyor olması, elimizi güçlendirecek bir diğer faktör olacaktır” dedi.TG Expo’dan, enerji firmalarına yurtdışı açılımıEnerji sektörü başta olmak üzere Türk firmalarının yurtdışındaki fuarlara katılımını organize eden TG Expo, Türkiye’deki fuarlara da yurtdışından katılımcı ve ziyaretçi getirme çalışmalarına devam ediyor. Şirket, bu bağlamda, elektrik, enerji ve güç sistemleri konusunda İstanbul’da 17. Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı ICCI, Yeni Delhi’de 5. Uluslararası Enerji Fuarı ve Konferansı India Electricity, Abu Dhabi’de Dünya Enerji Zirvesi WFES ve Basra’da Petrol ve Gaz Konferans ve Fuarı Basra Oil & Gas organizasyonlarına destek verecek. 17-20 Ocak 2011 tarihlerinde Abu Dhabi’de düzenlenecek olan WFES Dünya Enerji Zirvesi‘nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılması bekleniyor. Enerji Bakanlığı’nın da davetliği olduğu etkinliğe Türkiye’den geniş bir katılımın olacağı öngörülüyor. Dünyadaki en önemli enerji sektörü buluşması olarak değerlendirilen WFES’in Türkiye temsilcisi olan TG Expo, katılmak ya da ziyaret etmek isteyen kişi ve kurumlara destek veriyor. Asya’nın güçlenen ikinci büyük ekonomisi olan Hindistan’da, TOBB’un muadilindeki FICCI tarafından, 5’inci kez uluslararası bir konferansla birlikte düzenlenen India Electricity, bölge ülkelerindeki enerji yatırımlarının şekillendiği bir platform olarak göze çarpıyor. Fuar 9-11 Aralık 2010 tarihlerinde Yeni Delhi’de, sektör profesyonellerini, bürokratları ve teknisyenleri buluşturan bir konferansla eş zamanlı düzenlenecek. Türkiye’nin ve bölgenin en önemli enerji etkinliği olan ICCI ise 17’nci yılında 7 bin kişiye yaklaşan ziyaretçi sayısı ile en çok takip edilen fuar ve konferans olma özelliğini sürdürecek. 15-17 Haziran 2011 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek olan ICCI, 150’ye yakın konuşmacının katıldığı konferans ile birlikte enerji sektörünü bir araya getirecek. TG Expo, fuarın yurtdışı ziyaretçisi ve katılımcısı konusunda destek verecek. TG Expo, Ortadoğu’nun en önemli petrol üretim merkezlerinden biri olan Irak’ın Basra kentinde, Expotim tarafından 25-28 Kasım 2010 tarihlerinde organize edilen Basra Oil & Gas’ın da yurtdışı katılımcı çalışmalarını sürdürüyor.
88 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIESGAZ’ın2010yılıaltyapı harcaması5milyonTLolduEkim ayı sonuna kadar yaklaşık 15 bin 500 yeni abonelik işlemi yaparak 13 bin 521 konutun fiili olarak gaz kullanımını sağladıklarını dile getiren ESGAZ Genel Müdür Yardımcısı Cebrail Özdemir, “Hali hazırda altyapı çalışmalarımız bitmek üzere. 2011 yılında da bu yılki performansımızı yakalayacağımıza inanıyoruz” diye konuştu.Türkiye’nin ilk doğalgaz dağıtım şirketlerinden biri olan Eskişehir Doğalgaz Dağıtım A.Ş. (ESGAZ), 2010 yılını beklenin üzerinde bir yoğunlukta geçirdi. Abonelik, gaz açma, altyapı gibi her birimde; yılbaşında belirledikleri hedeflerin çok ötesine geçtiklerinin altını çizen ESGAZ Genel Müdür Yardımcısı Cebrail Özdemir, 2010 yılında gerçekleştirdikleri yatırım maliyetinin yaklaşık 5 milyon TL olduğunu söyledi. Şu anda 2010 yılı altyapı çalışmalarının sonuna geldiklerini vurgulayan Özdemir, eylül sonu itibariyle 19 bin 727 metre servis hattı, 41 bin 290 metre PE ana hat doğalgaz altyapı çalışmasını tamamlayarak, Eskişehir’deki toplam altyapı yatırımını 1 milyon 573 bin 322 metreye ulaştırdıklarını belirtti. 2010 yılında yapmış oldukları bu yatırımın yaklaşık maliyetinin 5 milyon TL olduğunu ifade eden Özdemir, “Bu yıl, altyapı çalışmaları konusundaki başarımıza, müşteri hizmetleri ve iç tesisat birimlerimiz de ulaştı. Ekim ayı sonuna kadar yaklaşık 15 bin 500 yeni abonelik işlemi yaparak 13 bin 521 konutun fiili olarak gaz kullanmaya geçmesini sağladık. Hali hazırda altyapı çalışmalarımız bitmek üzere. Önümüzdeki yıla ait henüz yeni proje çalışmalarına başlamadık, fakat 2011 yılı içerisinde de bu yılki performansımızı yakalayacağımıza inanıyoruz” diye konuştu. Özelleştirme sürecinin hemen sonrasında düzenledikleri tanıtım kampanyaları ve mahalle toplantıları ile kısa süre içinde doğalgazın verimli, ekonomik ve kolay kullanılabilir bir yakıt olduğunu tüm Eskişehir halkına gösterdiklerini dile getiren Özdemir, şöyle devam etti: “Bu kampanyalarla eş zamanlı başlattığımız altyapı çalışmalarımız ile Eskişehir Büyükşehir Belediyesi mücavir alanı dahilinde yer alan imarı tamamlanmış her sokak ve caddeye doğalgaz altyapısını götürdük. Böylelikle doğalgaz konforunu Eskişehirli her vatandaşımızın kapısının önüne si ve sektörde standartların oluşturulması bunun nedenleri arasında” diyerek şunları kaydetti: “Bunun yanında; elektrik tüketiminde yıllık 4 bin megavatlık ek üretim ihtiyacı ve 2020 yılına kadar, 100 milyar doları elektrik sektöründe olmak üzere, yaklaşık 130 milyar dolarlık enerji yatırımına ihtiyaç duyulması da önemli nedenlerden biri. Kamunun elindeki üretim ve dağıtım şirketlerinin özelleştirileceğini açıklaması ve enerji yatırımlarına verilen destekler; yerli ve yabancı sermayenin sektöre olan ilgisini artırıyor. Enerji sektörü pastasından pay kapmak isteyen şirketlerin, 2011 yılında da yoğun bir yatırım dönemine girmesini bekliyoruz.” Çevreye duyarlı yatırımlar desteklenmeli Enerji konusunda Türkiye’nin durumunun AB’ninkine benzerlik gösterdiğini belirten Özdemir, şu değerlendirmeyi yaptı: “Enerji güvenliği Türkiye açısından çok önemli bir konudur. Bununla birlikte bugün Türkiye’nin petrol ve gaz ithalatına bağımlılığı AB’den daha fazladır. Gelişmekte olan bir ülke olan Türkiye’de, karbon emisyon miktarı her geçen gün artmaya devam ediyor. Enerji fiyatları da oldukça yüksek seyrediyor. Türkiye’nin yerli kaynaklarından elektrik üretilebilecek potansiyeli 432 milyar kilovat saat. Ancak bunun 350 milyar kilovat saati kullanılmıyor. Son dönemde EPDK’ya yapılan lisans başvurusundaysa ithal kömür ve doğalgaz ağırlıkta. Bu durum, elektrik üretimindeki ithal kaynak ağırlığının önümüzdeki yıllarda daha da artacağı sonucunu ortaya çıkarıyor. Türkiye’nin enerji kaynaklarına bakıldığında, en büyük doğal enerji potansiyelini yenilenebilir enerjilerin oluşturduğu dikkat çekiyor. Özel sektör de Türkiye’nin yenilenebilir enerjiler konusundaki potansiyelinin farkında. Bu ilginin özellikle piyasa dostu, şeffaf düzenlemeler ile desteklenmesi gerekiyor.”kadar getirmiş olduk. Bu girişimlerimizin bize bilinçli yeni abone olarak dönmesi uzun sürmedi. 2006 yılında 50 bin yeni abone işlemi yaparak, özelleştirme öncesi 8 yılda yapılan toplam abonelik işleminin yarısını bir yılda sağlamış olduk. Bugün itibariyle Eskişehir’de; 97 mahallede 280 bin konut doğalgaz kullanmanın ayrıcalığını yaşıyor.” Sektörü 2011 yılında da yoğun yatırımlar bekliyor Dünyada ve Türkiye’de, büyük şirketlerin en fazla yatırım yapmak istediği sektörün artık enerji olduğunu ifade eden Cebrail Özdemir, “Türkiye’de enerji sektörünün giderek liberalleşme-“SEKİZ YILDA YAPILAN ABONELİĞİN YARISINI BİR YILDA GERÇEKLEŞTİRDİK”Doğalgaz konforunu Eskişehirli her vatandaşın kapısının önüne kadar götürdüklerini ifade eden Cebrail Özdemir, “Bu girişimlerimizin bize bilinçli yeni abone olarak dönmesi uzun sürmedi. 2006 yılında 50 bin yeni abone işlemi yaparak, özelleştirme öncesi sekiz yılda yapılan toplam abonelik işleminin yarısını bir yılda sağlamış olduk. Bugün itibariyle Eskişehir’de; 97 mahallede 280 bin konut doğalgaz kullanmanın ayrıcalığını yaşıyor” dedi.Enerji tesislerine ‘dağcılık’ tekniğiyle bakım ve onarımHidroelekrik santralleri ve rüzgar türbinleri için bakım ve onarım hizmetleri sunan Kuzey Dağcılık, geleneksel dağcılık yöntemlerinden uyarlanan tekniklerle tehlikeli yüzeylerde güvenliği sağlıyor. Yöntemin yurtdışında uzun zamandır kullanıldığına dikkat çeken Kuzey Dağcılık Operasyon Müdürü Engin Külahoğlu, “Ulaşmanın ve iş yapmanın riskli olduğu ya da yüksek maliyet ve uzun zaman gerektirdiği bütün işlerde, maliyetli inşaat uygulamalarına başvurmak gibi geleneksel yöntemlerin en ekonomik alternatifi endüstri dağcılığıdır” dedi. Geleneksel yöntemlerle yapılmaya çalışıldığında, hayati risk içeren çalışmaların, kendi erişim teknikleri sayesinde güvenli ve verimli bir şekilde yapılabildiğine dikkat çeken Külahoğlu, iple erişim yönteminin de, iskele kurmak ya da inşaat yapmakla kıyaslanamayacak kadar hızlı bir çözüm olduğunu söyledi. Ekiplerinin, herhangi bir altyapısal hazırlığa gerek duymadan, detaylı ve uzun ön hazırlık çalışmaları olmaksızın işin yapılacağı yere ulaştıkları anda çalışmaya başlayabildiklerini ifade eden Külahoğlu, “Bu da maliyeti ciddi bir şekilde düşürür ve isletmeciler için ekonomik çözüm sunulmasına yardımcı olur” dedi. Rüzgar türbinleri için garanti danışmanlığı , hasar tespit, gövde bakım ve onarım ile kanat kontrolleri ve tamiri konularında da hizmet verdiklerini sözlerine ekleyen Külahoğlu, “Bizler öncelikle birer doğa sporcusuyuz ve uzun yıllardır yurtdisinda var olan rüzgar türbinlerinin ulkemizde de uygulanmasından çok memnunuz. İşin çevre kısmının yanı sıra bu calismalarda emekciler olarak elimizden geleni yapmak ülkemize ve çocuklarımıza hizmet etmek istiyoruz” diye konuştu.
90 l ÖZEL EK lENERJİ PİYASASIDiston,solarpanelüretimiiçin yenilenebilirenerjiyasasınıbekliyorÇin’den ithal ederek projelendirme ve montajını gerçekleştirdikleri solar panelleri Türkiye’de üretmeyi hedeflediklerini vurgulayan Veysel Demir, “Hedeflerimizi netleştirmek için Yenilenebilir Enerji Kanunu’nda yapılacak değişikliği bekliyoruz” dedi.Güneş santralleri ile yenilenebilir elektrik enerjisi üretme, güneş enerjili aydınlatma sistemleri ve kendi enerjisini üreten ekolojik binalar projelendirme hedefiyle enerji sektörüne adım attıklarını belirten Diston Solar Panel Sistemleri Genel Müdürü Veysel Demir; güneşten faydalanma oranı olarak Türkiye’nin çok avantajlı bir konumda olduğuna işaret etti. Önümüzdeki yüzyılın en büyük sorunlarından birinin enerji olduğu söyleyen Demir, güneş solar panel sistemiyle elektrik üretiminin maliyetinin oldukça azaldığını bildirdi. Photovoltaic, rüzgâr enerjisi, microhydro türbinler gibi yenilenebilir enerji kaynaklarında enerji verimliliği konusunda uzman bir ekiple plan, proje, uygulama, bakım ve danışmanlık hizmeti sunduklarını belirten Veysel Demir, faaliyetleriyle ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Güneşten elde edilen elektrik enerjisi, evler, apartmanlar, işyerleri, atölyeler, tarımsal sulama ve elektriğin ihtiyaç olduğu her yerde 220 Volt ve 380 Volt olarak kullanılabiliyor. Belediyeler, alışveriş merkezleri, organize sanayi bölgeleri, turizm tesisleri ve fabrikalar için güneş enerjili çatı sistemleri; çiftlik, dağ evleri, tarla, sera ve bahçe sulaması için solar enerji ile çalışan dalgıç ve yüzey pompaların montajını gerçekleştiriyoruz. Küçük ve orta ölçekli işletmeler için güneş enerjisinden elektrik üreten sistemlerin satış, montaj ve servisini yürütmenin yanında, güneş enerjisi ile şebekeden bağımsız çalışan sokak lambaları, güneş enerjili bahçe aydınlatma panoları ve temiz enerji odaklı sosyal sorumluluk projeleri, yatırımımız çerçevesinde planladığımız faaliyetler arasında yer alıyor.” “Kanunda yapılacak ek değişikliği bekliyoruz” Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi’nde 10 dönüm kapalı, toplam 20 dönüm arazide faaliyet gösterdiklerini ifade eden Veysel Demir; sanayide enerji tasarrufu, alternatif enerji, enerji verimliliği gibi alanlarda çalışmalarının sürdüğünü belirtti. Enerji yatırımları için yeni bir ekip kurduklarını belirten Demir, “Çin’den getirdiğimiz solar panellerin projelendirme ve montajını gerçekleştiriyoruz. Kısa sürede tamamladığımız projeler oldu ve sırada bekleyen projeler var. Hedefimiz, satışın yanı sıra güneş panellerinin üretimini de gerçekleştirmek. Hedeflerimizi netleştirebilmek için Yenilenebilir Enerji Kanunu’nda yapılacak değişikliği bekliyoruz. Yapılacak ek değişiklik ile devlet, güneş enerjisinden elde edilen elektriği satın alacak” dedi. Çevre park bahçelerini aydınlatmak için de güneş ışığını elektriğe çeviren LED lambaların kullanılabileceğini söyleyen Demir, açıklamalarını şu sözlerle sürdürdü: “Enerji sektöründe araştırma yaparken, park ve bahçe aydınlatmaları için LED ışığın çok rantabl bir sistem olabileceğini fark ettik. Park ve bahçelerin genel-“LED SİSTEMLERİ ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ”Çevre park ve bahçeleri aydınlatmak için güneş ışığını elektriğe çeviren LED lambaların kullanılabileceğini söyleyen Veysel Demir, “Enerji sektöründe araştırma yaparken, park ve bahçe aydınlatmaları için LED ışığın çok rantabl bir sistem olabileceğini fark ettik. LED lambalar, gündüz aldığı güneş ışığını elektriğe çevirerek, gece bunu kullanılır hale getiriyor. Yatırım da çok maliyetli değil. Şu anda bu sistem üzerinde çalışıyoruz” diye konuştu. de belediyelere ait olduğu ve aydınlatma işinin belediyeler tarafından sağlandığını, elektrik maliyetinin de çok yüksek olduğunu gördük. LED lambalar, gündüz aldığı güneş ışığını elektriğe çevirerek, gece bunu kullanılır hale getiriyor. Park ve bahçeler, sokaklar, fabrikaların çevre aydınlatması için çok uygun bir sistem. Yatırım da çok maliyetli değil. Şu anda bu sistem üzerinde ağırlıklı çalışıyoruz.”Güneşte yeni teknolojiler Solarex’te sergilenecekGüneş enerjisi ile ilgili kamu, özel sektör ve akademik kurumları bir araya getiren en etkin buluşma noktası olarak bilinen Güneş Enerjisi Teknolojileri Fuarı Solarex önümüzdeki yıl 4’üncü kez düzenlenecek. Fuar organizasyonunu yürüten İhlâs Fuarcılık’ın Genel Müdürü Hüseyin Boz, “Solarex, güneş enerjisiyle ilgili Türkiye’de uluslararası anlamda hem konferans hem de fuar etkinliklerinin bir arada gerçekleştirildiği tek platform olma özelliğine sahip. Fuarımız, teknik, bilimsel ve en güncel konuların ele alındığı tarafsız ve sektörün en iyi tedarikçi firmalarının yer aldığı enerji sektörünü sanayi ile buluşturan bir platform durumunda” diye konuştu. Fuarın her geçen yıl daha yüksek bir katılım ile gerçekleştiğini ifade eden Boz, “Fuarımızın dördüncü yılında da 10– 13 Mart 2011 tarihlerinde, İstanbul Fuar Merkezi 9’uncu ve 10’uncu salonlarda yeniden bir araya geliyoruz. İhlâs Fuarcılık, dünya üzerindeki en son teknolojik gelişmeleri ve konusundaki en son sistemleri, dördüncü kez Solarex’te bir araya getiriyor” dedi. Güneş enerjisi sistemlerinin özellikle 1970’lerden sonra, teknolojik olarak ilerlemede hız kazanırken maliyet bakımından düşme gösterdiğini kaydeden Boz, güneş enerjisinin temiz bir enerji kaynağı olarak kendini kabul ettirdiğini dile getirdi. Boz, güneş ışınlarından yararlanmak için pek çok teknoloji geliştirildiğini anlatarak, “Bu teknolojilerin bir kısmı güneş enerjisini ışık ya da ısı enerjisi şeklinde direkt olarak kullanırken, diğer teknolojiler güneş enerjisinden elektrik elde etmek şeklinde kullanılıyor. Güneş enerjili sıcak su sistemleri, suyu ısıtmak için güneş ışınlarından yararlanır. Bu sistemler evsel sıcak su ya da bir alanı ısıtmak için kullanılabildiği gibi, çoğunlukla bir havuzu ısıtmak için de kullanılmaktadır” açıklamasını yaptı. Hüseyin Boz, evlerde sıcak su elde etmede kullanılan sistemlerin en yaygın kullanılan sistem olduğunu sözlerine ekledi. Boz, Türkiye’nin bir enerji şantiyesine dönüştüğünü ve ekim ayı sonu itibariyle yapılan yatırımın 3 bin 200 megavata ulaştığını belirterek, “Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu yetkilileri bu rakamla bir rekor kırıldığını belirtiyor. Yetkililer, bu yatırımların özel sektörün herhangi bir satın alma garantisi olmadan, piyasada rekabetçi koşullar altında, kendi üretim riskini aldığı bir piyasa modeli içinde yapılan yatırımlar olduğunu belirterek, bunların 100’ün üzerinde irili ufaklı tesislerden oluştuğunu, söz konusu yatırımlardaki yenilenebilir enerji payının da yüzde 40’a yakın olduğunu dile getirdiler” diye konuştu. Türkiye’de enerji sektörüne yapılan yatırımların, sosyal adalete, istihdama, ekonomik büyümeye katkı sağladığını ifade eden Boz, “Uygun iklim ve ortam koşulları, Türkiye’yi dağıyla taşıyla tam bir enerji şantiyesine dönüştürüyor. ‘Güneş Ülkesi’ olarak adlandırılan Türkiye’nin güneş enerjisi sistemleri, bu alanda ilk ihtisas fuarı olan Solarex İstanbul ile bir araya geliyor. Fuar, teknolojide gelinen son gelişmeleri de gözler önüne seriyor” diye konuştu. “Gerek sanayileşme, gerekse bireylerin daha iyi yaşam istekleri günümüzde enerji tüketimini önemli ölçüde artırırken, enerjinin önemi ve maliyeti de buna bağlı olarak artıyor” diyen Hüseyin Boz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünya üzerinde yaşanan küresel ısınma ve iklim değişiklikleri, temiz enerji kaynaklarına duyulan gereksinimi günden güne artırırken, yaşanan enerji krizleri de alternatif enerji kaynaklarına yönelime sebep oluyor. Coğrafi konumu itibariyle güneşlenme alanı ve süresi oldukça yüksek olan Türkiye ise gün geçtikçe güneş enerjisi teknolojileri konusunda daha duyarlı hale geliyor. Temiz enerji sektörünün en önemli ve gelişme potansiyeli en yüksek olan güneş enerjisi sektörü, dünya teknolojilerini Türkiye’ye taşıyor. 1990’lı yıllardan bu yana yılda yüzde 30 büyüme gerçekleştiren sektör, gün geçtikçe daha da yaygınlaşıyor.”