Kompozit> DÜNYA GAZETESİ SEKTÖR ARAŞTIRMASI SAYI: 19 > 8 HAZİRAN 2010DÜNYA l DOSYA“Kriz öncesi büyüme rakamlarına ancak 2011’de yeniden ulaşılır”Kompozit sektöründe, bu yılın ikinci yarısından sonra toparlanma beklediklerini belirten CTP-SANDER Başkanı İsmail Hakkı Hacıalioğlu, “Kriz öncesi büyüme rakamlarına ancak 2011 yılı ve sonrasında ulaşılması öngörülüyor” dedi. k 2’deGeleceğin malzemesinde en hızlı büyüyen pazar, boru ve ‘rüzgar’ olacakGeleneksel malzemelere oranla, ‘daha sağlam, daha hafif, daha düşük bakım giderli” olması nedeniyle kullanım alanını hızla genişleten kompozit, Türkiye’de her yıl yaklaşık yüzde 8 ila yüzde 12 oranında büyüyor. Geçen yıl krizin etkisiyle daralan sektörde, kriz sonrası yüzde 10 büyüme beklenirken, bu yıl kompozitte en hızlı büyüyen pazarların CTP boru ve rüzgar enerjisi olacağı öngörülüyor.Günümüzde inşaat, otomotiv, taşımacılık, denizcilik, altyapı, korozyon, elektrik ve elektronik, havacılık, savunma, uzay, yenilenebilir enerji gibi pek çok alanda kullanım alanı hızla artan kompozit sektörü, her yıl yaklaşık yüzde 3.7 büyüyor. Dünyada 7.3 milyon ton olmak üzere 43.5 milyar Euro’luk ticaret hacmine sahip olan kompozit sektöründe Türkiye, 120 bin tonluk ticaret hacmi ile dünya pazarında yüzde 1.6’lık bir paya sahip. İlk çağlarda kırılgan malzemelerin içine bitkisel ve hayvansal lifler koyarak bu kırılganlık özelliğini gidermeye çalışan insanoğlu, kompozit malzemeyi modern çağda, betonu çelik armatürler ile pekiştirerek betonarme yapmak; mıcır, çakıl ve katranı pekiştirerek asfalt yapmak şeklinde kullandı. 1930’larda doymamış polyester reçinelerin icat edilmesi ve hemen ardından camın lif haline getirilmesi sağlandıktan sonra, kompozit malzeme kavramı hızlı bir gelişme kaydetti ve ilk olarak İkinci Dünya Savaşı sırasında askeri amaçlarla kullanıldı. 1946’dan sonra ise tüm dünyada ticari boyuta gelebildi. Halen yeni bir malzeme olan kompozit malzemeler, bugün artık ‘geleceğin malzemesi’ olarak niteleniyor. Kompozit malzeme üretiminin büyük çoğunluğunu, polyester reçine ve cam elyafından yapılan “Cam elyaf Takviyeli Plastik-CTP” kompozitler oluşturuyor. Teorik olarak sonsuz ömürlü ve neredeyse sonsuz kullanım alanına sahip olan CTP malzemeler, bu özellikleri sayesinde çok büyük bir potansiyele sahip. Türkiye’de cam elyaf üretimi 1975’li yıllarda başlarken, bugün artık kompozit endüstrisi, gelişime en açık sektörlerden biri olarak kabul ediliyor. Kompozit malzemelerde, gerek matriks reçine özellikleri, gerek takviye malzemesinin türü ve yerleştirme biçimi, kompozitin mekanik, kimyasal ve ısıl özelliklerini fazlası ile yükseltebildiğinden, kompozit malzemeler geleneksel malzemelere oranla, ‘daha sağlam, daha hafif, daha düşük bakım giderli, daha yüksek korozyon dayanımlı, sistem olarak daha düşük maliyetli ve tasarım özgürlüğü’ gibi pek çok avantaj sağlıyor. Kompozit malzemenin tanınırlığının artmasıyla, ilerleyen yıllarda kullanımının daha da yaygınlaşacağına dikkat çeken sektör temsilcileri, kriz sonrası sektörün büyümesinin hızlanacağı görüşünde birleşiyor. Avrupa pazarı geçen yıl yüzde 25 -27 daraldı Dünyada ve Türkiye’de otomotiv, inşaat ve altyapı sektörlerindeki kompozit kullanımları, toplam kompozit kullanımının yarısından fazlasını oluşturuyor. Global krizden en çok etkilenen sektörlerin başında da bu sektörler geliyor. Dolayısı ile sektör, 2008’in son çeyreğinde etkisini hissettirmeye başlayan ekonomik krizden olumsuz etkilendi. Yaşanan durgunluğun 2009 yılında etkisini artırarak devam ettiğini vurgulayan sektör temsilcileri, CTP üretiminin, bir önceki yıla göre ciddi bir azalma gösterdiğini belirtiyor. Geçen yıl CTP üretimi, dünyada yaklaşık 4.2 milyon civarında gerçekleşti. 2009 yılında Avrupa pazarında bir önceki yıla göre yüzde 25 -27 oranında bir daralma yaşandı ve CTP üretimi, 1 milyon düzeyinde kaldı. Kompozit sektörü, kriz sebebiyle meydana gelen üretim miktarındaki bu düşüşün ardından, 2010 yılından itibaren, yeterli düzeyde olmamakla birlikte yeniden büyümeye başladı. Kriz öncesinde, kompozit malzemenin dünya üretim ve tüketiminde ortalama yüzde 3.7 oranında bir büyüme gerçekleşirken, aynı dönemde gelişmiş ülkelerdeki büyüme oranı yüzde 1-1.5 civarında, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 8 dolayında gerçekleşiyordu. Sektör temsilcileri, kriz sonrasında dünyadaki büyümenin, yeniden yüzde 3.54 arasında olacağını öngörüyor. Buna göre, 2010 yılının ikinci yarısından sonra sektörde toparlanmanın başlaması ve sektörün geçmişteki büyüme oranlarına, 2011 yılı ve sonrasında tekrar ulaşması bekleniyor. Yüzde 10 büyüme öngörülüyor Türkiye’de kriz öncesinde ortalama yüzde 8-12 arasında bir büyüme gösteren kompozitte, kriz sonrasında yüzde 9-10 oranında bir büyüme öngörülüyor. Türkiye’de, şu anda yaklaşık 200 bin ton civarında kompozit malzeme üretimi gerçekleştiriliyor. Pazarın son 15 yılına bakıldığında, yılda yaklaşık yüzde 10 oranında büyüdüğü görülüyor. Türkiye kompozit pazarında, özellikle, elyaf sarma, pultruzyon, püskürtme, reçine enjeksiyonu gibi uygulamaların hızlı bir artış göstermesi ile, dünya ortalamasından daha yüksek bir büyüme yaşanıyor. Bu arada sektör, 200 bin tonluk üretiminin 50 bin tonunu ihraç ederek, geçen yıl 300 milyon Euro’luk ihracat rakamına imza attı. Sektörde pazar fırsatlarını değerlendirerek, kompozit talebini canlandırmanın en önemli koşulunun, sektördeki firmaların finansal durumlarını iyileştirebilmeleri olduğunu vurgulayan sektör temsilcileri, bu anlamıyla krizde kredi temin etmede sorunlar yaşayan, uzun vadeli tahsilat ile çalışmaları nedeniyle, alacak ve borç dengelerini kuramayan firmaların sıkıntı yaşadıklarına dikkat çekiyor. Sektör aktörleri, bankaların kredi koşullarında yapacağı iyileştirmelerle kısa vadede sektörün toparlanabileceğini kaydediyor. Bu arada yaşanan kriz sebebiyle otomotiv, inşaat ve altyapı sektörleri için alınacak önlemlerin ve desteklerin, sektör adına da itici bir güç olacağı düşünülüyor. Bunun yanında sektörde faaliyet gösteren ve çoğunluğu KOBİ düzeyinde olan kompozitüreticilerinin, devlet tarafından sağlanacak vergi ve krediler ile desteklenmesi gerektiğine de dikkat çekiliyor. Sektördeki büyük ölçekli firmalar ise, ‘geleceğin malzemesi’ kompozitte kullanım alanını ve ürün portföyünü genişletmek adına, Ar-Ge yatırımlarına büyük önem veriyor. Ayrıca CTP boru ve rüzgar enerjisi, 2010 yılında Türkiye’de en hızlı büyüme göstermesi beklenen pazarlar arasında yer alıyor. Yeni rüzgar santrallerinin inşası konusunda yapılan lisans başvurularının önemli bir kısmının, EPDK tarafından ilerleyen süreçte onaylanması bekleniyor ki; bu durumun, rüzgar tribünleri üretiminde de kullanılan kompozit sektörü için büyüme anlamına geldiği belirtiliyor. Öte yandan Türkiye pazarında makine yoğun teknolojilerle üretim yapan firma sayısı da her geçen gün artıyor. Pazar; açık kalıplama yöntemi ile üretim yapan firmalardan, makine yoğun firmalara doğru kayıyor. Türkiye’de kişi başına kompozit kullanımı, gelişmiş ülkelerin hala gerisinde. Ancak, ülkenin konumunun bazı uygulama sahalarında sağladığı avantajlarla, boru ve muhtemel rüzgar santralleri yatırımlarının hayata geçirilmesi ile önümüzdeki yıllarda önemli bir artış göstereceği tahmin ediliyor. Altyapı uygulamaları dışında, enerji başta olmak üzere diğer sektörlerde de devletin kompozit malzeme kullanımına yönelik vereceği destekler ile birçok sektörde yatırımların artacağı belirtiliyor.DÜNYA 01 CMYK
2> 8 HAZİRAN 2010 SALIKompozitarastirma@dunya.com
DÜNYA > arastirma@dunya.comKompozit8 HAZİRAN 2010 SALI <3Cam Elyaf, pazara yeni ürünler sunmaya hazırlanıyorCam Elyaf Sanayi Pazarlama ve Satış Müdürü Bilge Bıçakçıoğlu, pazara, alev dayanımlı polyester, düşük çekmeli reçineler, düşük stiren emisyonlu polyester reçine gibi yeni ürünler sunmaya hazırlandıklarını ifade etti.GEBZE Üretiminin yüzde 52’sini yurtdışına ihraç eden Cam Elyaf, pazara, alev dayanımlı polyester, düşük çekmeli reçineler, düşük stiren emisyonlu polyester reçine gibi yeni ürünler sunmaya hazırlanıyor. Şişecam Grubu’nun bir parçası olarak 1976 yılından bu yana ilk olarak keçe üretimi ile faaliyetine başlayan ve daha sonra fitil, direk sarma fitili, kırpma ürünleri ile ürün portföylerini genişlettiklerini belirten Cam Elyaf Sanayi Pazarlama ve Satış Müdürü Bilge Bıçakçıoğlu, cam elyaf üretiminde bor madenini de kullanarak otomotiv, inşaat ve altyapı, elektrik, spor-eğlence, ulaştırmanakliye ve savunma sanayi sektörlerine yönelik çalıştıklarını söyledi. Cam elyafı ve polyester üretiminde yıllık 100 bin tonluk bir kapasiteyle Türkiye’de pazar lideri konumunda bulunduklarını ifade eden Bıçakçıoğlu, 2009 yılında yaklaşık olarak 135 milyon TL’lik bir ciroya ulaştıklarını belirtti. Üretiminin yüzde 52’sini yurtdışına ihraç ediyor Çevremizde gördüğümüz pek çok ürünün cam elyafı ve polyester ile üretilen kompozit malzemelerden oluştuğunu vurgulayan Bıçakçıoğlu, “Otomobillerde, su ve kanalizasyon borularında, evlerimizdeki duş teknelerinde, lüks yatların üretiminde, ışık geçirgen levhalarda, çatı su oluklarında ve daha birçok üründe cam elyaf ve polyester kullanılıyor ve son dönemlerde Türkiye için çok önemli olan rüzgar türbinlerinin kanatları da cam elyafı kullanılarak yapılıyor” dedi. Üretimlerinin yüzde 52’lik kısmını başta Avrupa ülkeleri olmak üzere yurtdışına ihraç ettiklerini belirten Bıçakçıoğlu, “İhracatımızın ağırlığını Avrupa kısunulmak üzere olan yeni polyester reçine ürünlerimiz arasında yer alıyor. Bunun yanında olası bir yatırım sürecinin belirleyicisi hiç kuşkusuz pazardaki gelişmelerdir. 2010 yılında iç pazar ve bölgesel pazardaki büyüme içme suyu boruları ve rüzgâr santrallerindeki gelişmelere odaklıdır. EPDK tarafından Türkiye’de yeni rüzgâr santralleri kurulması için yapılan başvurulardan 8 bin 500 MW’lık kısmına lisans verileceği ifade edildi. Ayrıca, inşaat ve otomotivdeki kapasite artış beklentileri de önem kazandı. Bu gelişmeleri takip etmekteyiz.” Küresel finans krizinde ana sektörlerin etkilenmesiyle kompozit endüstrisinin de dibe vurduğunu ifade eden Bıçakçıoğlu, 2010 yılının ilk çeyreğinde kompozit endüstrisinde toparlanmalarla beraber dalgalanmaların yaşanmasına rağmen, sektörün yeniden büyüme trendi içinde yer aldığını söyledi. ‘Sektördeki haksız rekabet nedeniyle sanayici risk altında’ Ülkemizin kompozit malzemeyi tanıması ve kullanması açısından Batılı ülkelerin çok gerisinde kaldığını savunan Bıçakçıoğlu, “Gelişmekte olan bir ülke olmamız nedeniyle yapılan yeni yatırımlar neticesinde sektörde önümüzdeki 5 yıllık dönemde yüzde 8 civarında bir büyüme olacağını tahmin ediyoruz” dedi. Bununla beraber İran, Irak, Suriye ve Kuzey Afrika gibi kompozit üretiminin yaygınlaştığı bölgelere yakın olmasının Türkiye pazarını önemli bir hale getirdiğini sözlerine ekleyen Bıçakçıoğlu, cam elyaf sektöründe yaşanan rekabetin haksız bir noktaya geldiğini, bu nedenle kompozit üretimi yapan sanayicilerin de büyük tehlikeyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.Sektör, 10 Haziran’da Kompoist’10’da buluşacakFuarın, kompozit sektörüne ve uygulama alanına yönelik tanıtım amacıyla düzenlendiğini dile getiren Sentez Fuarcılık Genel Müdürü Nezih Kocaman, önümüzdeki yıllarda Kompoist’i uluslararası bir fuar haline getirmeyi hedeflediklerini kaydetti.Kompozit sektörünün buluşma noktası Kompoist’10’un, bu yıl 10-13 Haziran tarihleri arasında Yeşilköy İstanbul Fuar Merkezi 11 numaralı salonda gerçekleşeceğini söyleyen Sentez Fuarcılık Genel Müdürü Nezih Kocaman, “Konusu gereği teknik ve spesifik olan bu fuarda, kompozit sektörüne ve uygulama alanlarına yönelik tanıtımlar gerçekleştiriyor” diye konuştu. Kompoist’10 fuarının, sektörel yayınlar, açık oturumlar, radyo haberleri ve kişilere özel davetiye sistemi ile yurtiçinde tanıtımını yaptıklarını belirten Kocaman, “Yurtdışında ise işbirliği içinde olduğumuz dernek ve kurumlarla sektörel yayınlar aracılığı ile tanıtımımızı gerçekleştiriyoruz” dedi. Kompozit sektörünün Türkiye’de yeni gelişen bir konu olduğunu vurgulayan Kocaman, “Kompoist Fuarı’nın amaçlarından bir tanesi de sektör mensuplarının desteği ile kompozit malzemenin ne olduğunu ve uygulamalarını kamuoyuna anlatmak ve tüketiciyi bilinçlendirerek, üretimin artmasını sağlamak” şeklinde konuştu. “Fuarımızın, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti ile aynı yıla denk gelmesi ise bizim için büyük bir şans” diyen Kocaman, hedeflerinin, gelecek yıllar içinde Kompoist’i uluslararası bir fuar haline getirmek olduğunu ifade etti. Kompoist fuarının, ilk kez 2007 yılında Harbiye Askeri Müze Fuar ve Sergi Merkezi’nde 37 firmanın 700 metrekarelik stand alanı katılımı ile gerçekleştiğini söyleyen Kocaman, “2008 yılında Yeşilköy, İstanbul Fuar Merkezi’ne taşınan fuarımız, 55 firmanın katılımıyla 2 bin 200 metrekare net stand alanında düzenlendi” dedi. Daha sonra sektörden gelen talep doğrultusunda fuarın iki yılda bir düzenlenmesine karar verildiğini belirten Kocaman, şunları söyledi: “Kompoist’10 Fuarı’nın Türkiye dışında da tanıtımı için etkili bir iletişim planı hazırladık. İran kompozit fuarını ziyarete gidip katılımcı firmalarla görüştük. İran Kompozit Sanayicileri Derneği ile işbirliği yaparak, fuarımızın tüm üyelerine duyurulmasını sağladık.” Moskova’da gerçekleştirilen, Kompozit-Expo Fuarı’na stand bazında katılarak ziyaretçilere Kompoist Fuarı’nın tanıtımını yaptıklarının da altını çizen Kocaman, “Ayrıca merkezi Belçika’da bulunan ve 11 ülkede faaliyet gösteren EUCIA (Avrupa Kompozit Sanayicileri Derneği) ile işbirliği anlaşması imzaladık. Böylece fuarımız ilk defa uluslararası bir dernek tarafından desteklenmiş oldu” dedi.Uluslararası onaylı tedarikçi olacakBilge Bıçakçıoğlu, “Bu ay içinde Almanya’dan alınması düşünülen Germanisher Lloyd belgesi ile uluslararası onaylı tedarikçi olarak, sektöre yönelik büyük bir adım atmış olacağız” dedi. Bıçakçıoğlu, rüzgar enerjisi, inşaat ve otomotivdeki kapasite artış beklentilerinin önem kazandığını ve gelişmeleri takip ettiklerini de söyledi.tası oluşturuyor. Bunun yanında Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Asya pazarlarında da yer almamızla beraber yurtiçi ve yurtdışına dengeli bir satış yapıyoruz” diye konuştu. Pazara yeni ürünler sunacak Cam elyafı ve polyester reçine ürünlerinin geliştirilmesi çalışmalarıyla ilgili pazarda oluşan taleplere göre davrandıklarını vurgulayan Bıçakçıoğlu, bunun için rüzgar kanat üretiminde kanatın önemli bir hammadde girdisi olan çok yünlü kumaşlarda kullanılan WR6tek uçlu fitil ürünlerinin, rüzgar kanat üretimi yapan global firmalar tarafından istenilen kriterlere sahip olduğunu belirtti. Buna ilave olarak uzun süreli çalışmaları sonucunda pazara yeni ürünler sunacaklarını ifade eden Bıçakçıoğlu, şöyle devam etti: “Bu ay içinde Almanya’dan alınması düşünülen Germanisher Lloyd belgesi ile uluslararası onaylı tedarikçi olarak, sektöre yönelik büyük bir adım atmış olacağız. Alev dayanımlı polyester, düşük çekmeli reçineler, düşük stiren emisyonlu polyester reçine ürünleri pazaraDÜNYA 00 CMYK
4> 8 HAZİRAN 2010 SALIKompozitarastirma@dunya.com
DÜNYA > arastirma@dunya.comKompozit8 HAZİRAN 2010 SALI <5Superlit, Rusya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yatırım planlıyorRomanya’da tesisleri olduğunu, bunun haricinde Rusya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da da fabrika yatırımı yapacaklarını belirten Y. Önder Eren, bu yılın başında teknoloji departmanı oluşturduklarını ve gelecekte tüm fabrikalarının ürün geliştirme çalışmalarının akışını buradan sağlayacaklarını ifade etti.Subor, ‘Libya, İran, Irak’ ile krizi fırsata çevirdiKrize rağmen geçen yıl kapasitelerini ve ürün çeşitliliklerini artırdıklarını belirten Subor Genel Müdürü Kemal Tunç, yine bu dönemde krizden daha az etkilenen Libya, İran, Irak gibi ülkelere olan ihracat faaliyetlerini yoğunlaştırarak, krizi fırsata çevirmeyi başardıklarını dile getirdi. 2009 yılında firma olarak Libya pazarına 90 milyon TL CTP boru ihracatı yaptıklarını anlatan Tunç, aynı zamanda Ortadoğu pazarına da 20 milyon TL civarında satış gerçekleştirdiklerini ifade etti. Böylece 2009 yılı satış cirolarının yüzde 75’ini ihracattan sağladıklarını söyleyen Tunç, “Subor olarak, Türk müteahhit firmaları ile geçmiş yıllarda başlattığımız pazarlama faaliyetleri sonucunda, 2010 yılı için büyük sözleşmelere imza attık” dedi. Adapazarı’nda 1997 yılında ilk üretim tesisini kuran Subor’un, CTP boru üretimi gerçekleştirdiğini belirten Tunç, Yapı Merkezi ve Amiantit Grup ortaklığında bugün 4 metre çapa kadar üretim yaptıklarını kaydetti. Subor’un Adapazarı tesisinde üç, Şanlıurfa tesisinde bir üretim hattı ile 300 mm’den 4 bin mm çapa ve bir atm’den 32 atm basınca kadar yılda bin 200 kilometre büyük çaplı CTP boru üretim kapasitesi bulunduğunu anlatan Tunç, “ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve OHSAS 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi’ne sahip olan firmamız, Türkiye’nin 500 sanayi kuruluşundan biri konumunda bulunuyor” diye konuştu. Firma olarak, içme suyu, atık su, sulama ve enerji projeleri gerçekleştirdiklerini söyleyen Tunç, “Dünyada ve Türkiye’de pazar payı hızla büyümekte olan CTP boruları korozyon dayanımı, hafifliği, iç içe nakliye edilebilmesi ve kolay döşenebilmesi gibi özellikleri sayesinde sektörde tercih ediliyor” şeklinde konuştu. CTP borularının, kompozit yapıya sahip olması nedeniyle firma olarak her proje tipine uygun çözümler sunabildiklerine dikkat çeken Tunç, “Bugüne kadar 700’den fazla projeye toplam 4 milyon metre boru sevk ederek, Kuzey Afrika, Balkanlar, Ortadoğu, Rusya ve Türk Cumhuriyetleri’nde, üç kıtada 33 ülkede suyu geleceğe taşıyoruz” dedi.Halen Türkiye ve Romanya’da fabrikası bulunan, Rusya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da ise fabrika yatırımları için çalışmalarını sürdüren Superlit, bu yılın başında kurduğu teknoloji departmanı ile iddiasını artırdı. Yapacağı yatırımların tamamlanması ile birlikte, bütün fabrikalarında teknoloji ve ürün geliştirme çalışmalarının akışını Türkiye’den sağlamayı planlayan firma, bugün 100 milyon dolar olan cirosunu da 7 yıl içinde 350 milyon dolara çıkarmayı hedefliyor. Ciroda hedef, 7 yıl sonra 350 milyon dolara ulaşmak Bu yılın başında Ar-Ge odaklı teknoloji departmanı kurduklarını belirten Superlit Boru Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Y. Önder Eren, bu departman sayesinde Türkiye ve Romanya fabrikalarında üretime yönelik çalışmalar gerçekleştirdiklerini söyledi. Rusya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yeni yatırımlar için teknik ve ticari çalışmalara devam ettiklerini söyleyen Eren, “Teknoloji departmanının bu bölgelerdeki yatırımlarımız gerçekleştiğinde, teknoloji üssü haline geleceğini düşünüyoruz. Böylece dünyadaki tüm Superlit fabrikalarında teknoloji ve ürün geliştirme çalışmalarının akışını sağlamayı amaçlıyoruz” diye konuştu. Yaptıkları bu çalışmalar sayesinde dünya pazarında satış hacimlerini artırma yolunda ilerlediklerini vurgulayan Eren, “Bugün 100 milyon dolar seviyesinde olan ciromuzu, önümüzdeki 7 yıl içinde 350 milyon dolar seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz” dedi. Karamancı Holding tarafından kurulan ve boru sektöründe faaliyet gösteren Superlit Boru, içme suyu, sulama, enerji, kanalizasyon, arıtma, soğutma ve deniz altı uygulama projeleri için, 300 – 3 bin 500 mm çap aralığında cam elyaf takviyeli polyester (CTP)artırdık. Böylece bugün Superlit ürünleri 40’a yakın ülkede hizmet veriyor” şeklinde konuştu. 2009 yılında ise yaptıkları yatırımlar sayesinde krizin etkilerini diğer firmalara göre daha az hissettiklerini belirten Eren, şöyle devam etti: “Türkiye’deki projelerde gecikmeler oldu, ancak özellikle altyapısı daha tam oturmamış ülkeler, krize rağmen projelerini devam ettirdi. Dolayısıyla 2009 yılı bizim için ihracat ağırlıklı bir yıl oldu ve kapasite oranımız yüzde 98 olarak gerçekleşti.” “Süperlit Akademi’de teorik ve uygulamalı eğitimler veriyoruz” Alt yapı müteahhitlerine, proje firmalarına, belediyeye ve ilgili bakanlıklara hizmet vermek üzere Proje Dizayn ve Şantiye Destek Departmanı kurduklarını anlatan Eren, bu departmanın satış öncesi proje aşamasından başlayarak projenin her safhasında teknik hizmet, destek ve süpervizyon hizmeti sunduğunu dile getirdi. Superlit Akademi sayesinde ise, müşterilerine, saha ekiplerine veya CTP boru uygulamaları ile ilgilenen kişilere eğitimler verdiklerini belirten Eren, “2009 yılında Libya’daki Great Man-Made River İdaresi’nin (GMRA) sahibi olduğu Ghadames Zwara Az Zawiyah İshale Hattı Projesi kapsamında, 358 km CTP Boru ve bağlantı parçaları temin ettik. Söz konusu projeyi gerçekleştiren ANC firması ve GMRA mühendislerinden oluşan 14 kişilik ekibe kasım ayında dört gün boyunca Libya’da eğitim verdik” dedi. Bu eğitimlerin büyük çoğunluğunu Düzce tesislerindeki Teknopark Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirdiklerini söyleyen Eren, “Eğitimlerimizi başarıyla bitirenlere akademi sertifikası vererek kişileri ayrıca iş ve meslek sahibi de yapıyoruz” diye konuştu.boru, manşon ve fitting üretimi gerçekleştiriyor. “CTP dediğimiz malzeme, kompozit bir malzemedir. Ana bileşenleri cam elyaf, polyester reçine ve silika kumudur” diyen Eren, kompozit malzemenin en büyük özelliğinin, içinden geçecek akışkanın özelliklerine uygun olarak özel tasarım yapılabilmesi olduğunu ifade etti. 2008 yılından bu yana yatırımda hız kazandı Eren, “Boru hattından geçecek akışkan agresif kimyasal atık ise ona göre tasarım yapılır, içme suyu ise farklı tasarım yapılır. Dışarıdan baktığınızda borular aynı gibi gözükür ama yapısal olarak farklı tasarımlara sahip olurlar” diye konuştu. Ta-sarımın yapısal olma özelliği sayesinde Superlit CTP borularının diğer borularda olduğu gibi ilave koruyucu tabakaya veya katodik koruma gibi ilave ekipmana ihtiyaç duymadığına dikkat çeken Eren, “İşletme esnasında herhangi bir bakım gerektirmezler ve minimum 50 yıl kesintisiz hizmet verecek şekilde tasarlanırlar” dedi. Superlit olarak 2008 yılıyla birlikte yatırım çalışmalarına ağırlık verdiklerini söyleyen Eren, 2008 yılında Düzce fabrikasında 3 bin 500 mm çapa kadar boru üretebilen yeni bir üretim hattı kurduklarını kaydetti. Romanya’da yaptıkları CTP boru fabrikasının yapımının tamamlanıp faaliyete geçtiğini de kaydeden Eren, “Dünya çapında acentelerimizin de sayısınıDÜNYA 00 CMYK
6> 8 HAZİRAN 2010 SALIKompozitKOCAELİ 1978 yılından bu yana kompozit ürünlerin ana hammaddesi olan cam elyaftan takviye malzemeleri üreten Fibroteks, yılda 7 milyon metrekare file, 620 ton ise dokuma kapasitesine sahip. Standart ve özel talepler olmak üzere iki ayrı alanda hizmet sunduklarını anlatan Türkkan, şunları söyledi: “CTP sektöründe kullanılan düz dokuma ve takviye malzemelerinin yanı sıra özel dokuma, keçe ve kombinasyonlarını imal ediyoruz. Kompozit malzemelerin kullanımı ağırlık, mukavemet, korozyon ve uygulama açısından diğer malzemelere göre çok yüksek performans gösterdiğinden günümüzde büyük miktarlarda ve neredeyse her alanda kullanılmakta. 1990’lı yıllarda havacılıkta ve savunma sanayinde, ürünleri hafifletmenin fiyat gözetilmeksizin yeterli olmasına karşın, günümüzde ucuzarastirma@dunya.com
DÜNYA > arastirma@dunya.comKompozit8 HAZİRAN 2010 SALI <7Polin, fabrika sayısını 5’e çıkarmayı planlıyorBarış Pakiş, 2014 yılında, şu an üç olan fabrikalarının sayısını beşe çıkarmayı, 2016 yılında ise 60 bin metrekare kapalı alandan oluşan tesislerinin devreye girmesiyle, yıllık 15 bin ton jel kotlu üretim kapasitesine ulaşmayı planladıklarını söyledi.GEBZE Kompozitten ürettiği ürünler ile su parklarıhavuz, marine (motor yat), rüzgar enerjisi ve çevre-arıtma sektörlerinde faaliyet gösteren Polin, 2016 yılına kadar yapacağı yatırımlarla, şu an üç olan fabrika sayısını beşe çıkarmayı ve kapasitesini artırmayı hedefliyor. Kompozitten ürettikleri ürünlerle pek çok sektöre hizmet verdiklerini belirten Polin Genel Müdür Yardımcısı Barış Pakiş, kuruldukları 1976 yılından itibaren üç fabrikada faaliyet gösterdiklerini, 2014 yılında ise bu fabrikaların sayısını beşe çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. Pakiş, yapacakları bu yatırımlarla 2016 yılında, toplamda 60 bin metrekarelik kapalı alandan oluşan tesislerinin devreye gireceğini ve yıllık 15 bin ton jel kotlu üretim kapasitesine ulaşmayı planladıklarını ifade etti. Pakiş, kriz döneminin yaşandığı 2008 ve 2009 yıllarında, su parkları ve havuz sektöründeki cirolarının aynı kaldığını, yeni girdikleri marine ve enerji sektörlerinde ise yatırımlarının ArGe ve prototip üretimi aşamalarında olduğu için krizden fazla etkilenmediklerini söyledi. İhracat yaptığı ülke sayısını 75’e çıkardı Çevre ve arıtma sektöründe ise 2009 yılını artışla kapattıklarını belirten ve üretimlerinin yaklaşık yüzde 80’lik bir kısmını ihraç ettiklerini kaydeden Pakiş, ihracat yaptıkları ülke sayısında bu dönemde artış olduğunu da vurguladı. Pakiş, şunları söyledi: “Şimdiye kadar 70 ülkeye ihracat yaparken, bu rakamı 75’e çıkardık. Bu dönemde daha önce giremediğimiz ya da etkili olamadığımız Avustralya, Uzakdoğu, Güney Asya, Afrika ve Güney Amerika’da tanıtım ve pazarlama atağına geçtik. 2012 sonunda Polin’in Fas, Rusya, ABD, Çin ve İran’daki ofislerinden yararlanarak o bölgelerin coğrafyasında da satış sonrası ve öncesi hizmetlerimizi güçlendirmek istiyoruz” dedi. Özellikle su parkları sektöründe yaptıkları pazarlama çalışmalarının sonuçlarını almaya başladıklarını, bu nedenle ciro ve üretim olarak yüzde 45’lik bir artış beklediklerini ifade eden Pakiş, çevre-arıtma sektöründe her sene yüzde 15 civarında büyüme beklediklerini, marine ve rüzgar enerjisi sektöründe ise 2010’un ikinci yarısı itibariyle, yoğun bir şekilde pazarlama ve tanıtım faaliyetlerine başlayacaklarını söyledi. 2012 yılına kadar Dilovası GEBKİM’deki 17 bin 500 metrekarelik kapalı alana sahip olacak yeni fabrikalarını bitirmeyi hedeflediklerini, 5 yıl içinde de Marin şirketlerinin 35 bin metrekarelik tesisini tamamlamayı planladıklarını vurgulayan Pakiş, “GEBKİM’de bulunan tesisimizde makine parkuruyla birlikte toplam yatırımın 13 milyon Euro olacağını tahmin ediyoruz. Antalya’daki Fipol Marin tesisimizin tamamlanması için toplam 11 milyon Euro’luk bir yatırıma ihtiyaç duyuyoruz. Yine rüzgar kanadı üretmek için yapacağımız yatırım 22 milyon Euro civarında olacak” diye konuştu. Polin olarak çalıştıkları bütün sektörlere yönelik Ar-Ge çalışmalarına önem verdiklerini ifade eden Pakiş, özellikle su parkları sektöründeki Ar-Ge çalışmaları sonucunda yeni ürün olarak temmuz ayındaki Kuala Lumpur Fuarı’nda tanıtacakları “King Cobra” adlı ürünlerinin 2011 yılında çok ses getireceğini beklediklerini vurguladı. Kompozit malzemenin tüketim ve kullanımı alanı açısından Türkiye’nin, Avrupa, ABD ve Japonya gibi sanayileşmiş ülkelerin çok gerisinde kaldığını belirten Pakiş “Türkiye’deki kompozit üreticileri için en büyük fırsat, ülkemizin konumu nedeniyle Kuzey Afrika, Ortadoğu ve CIS ülkeleri gibi bölgelerdeki gelişen pazarlara yakın olması. Fakat bir yandan da bu pazarların hepsinin gelişen pazarlar olması, global finansal hareketlerden çok sert etkilenmelerini beraberinde getiriyor ve bu durum en büyük risklerden birini oluşturuyor” dedi. Pakiş ayrıca, kompozit malzemenin ülkemizde yeterince tanınmadığını, sektörde nitelikli eleman bulunmasının zorluğunu, kompozit ürünlere ait kalite standardının olmamasını sektördeki en önemli sorunlar olarak sıralarken, bu sorunların ortadan kalkması durumunda sektörün daha da gelişeceğini sözlerine ekledi.Northstar, üretiminin yüzde 70’ini ihracata ayırıyorNorthstar Tekne Üretimi AŞ Başkanı Cengiz Arsay, yılda 400 tekne üretimi gerçekleştirdiklerini belirterek, bu üretimlerinin yüzde 70’ini başta Fransa olmak üzere İngiltere ve İtalya’ya ihraç ettiklerini ifade etti.GEBZE Alt kısmı ve güvertesini kompozit malzemeden ürettiği şişme botları, gezi, eğlence ve savunma sanayi sektörüne pazarlayan Northstar Tekne Üretimi AŞ Başkanı Cengiz Arsay, üretimlerinin yüzde 70’ini başta Fransa olmak üzere İngiltere ve İtalya’ya ihraç ettiklerini söyledi. Gebze’de kompozit malzemeden tekne üreterek faaliyete başladıklarını ve 2003 yılından itibaren yurtdışında akılda daha kalıcı olması nedeniyle Northstar markasıyla iş hayatına devam ettiklerini belirten Cengiz Arsay, 2003 yılına kadar fiber tekneler ürettiklerini, daha sonra da fiber gövdeli şişme botların üretimiyle faaliyetlerini sürdürdüklerini vurguladı. 2008 yılından itibaren fiber tekne üretimini müteahhitleştirdiklerini ve o yıldan itibaren de ana faaliyet alanlarının şişme botlar olduğunu vurgulayan Arsay, ülkemizde şişme bot alanında çalışan iki büyük firmadan biri olduklarını ve daha çok yurtdışına yönelik çalıştıklarını söyledi. Arsay ayrıca, şişme botla ilgili yatırım planları olduğunu, bunun için de tekne imalat tahsisi çıkan İzmir Aliağa bölgesine taşınmayı düşündüklerini kaydetti. 3 bin metrekare kapalı alana sahip olan tesislerinde yılda 400 tekne üretimi gerçekleştirdiklerini ve bunun yüzde 70’ini başta Fransa olmak üzere İngiltere ve İtalya’ya ihraç ettiklerini belirten Arsay, kompozit malzemeden üretilen teknelerin yapımında imalat gereğince iklimlendirme olmasının önemli olduğunu vurguladı. Üretim aşamasında 2008 sonuna kadar klasik yöntem üzerinde çalıştıklarını, 2010 yılının sonuna kadar ise tamamen kapalı kalıp metoduna geçeceklerini ifade eden Arsay, “Günümüzde light RTM çalışması var. Bu çalışma 2010 yılının sonuna kadar bitmiş olacak. Kapalı kalıp çalışma metoduna geçmemizde ise, işçilik maliyetleri, hammadde azlığı, hesaplı hammadde kullanımı ile emisyon oranını düşürmek gibi bazı avantajların rol oynadığını söyleyebilirim” diye konuştu. Ar- Ge çalışmalarını Güney Afrika’nın yanı sıra kısmen kendi bünyelerinde de yaptıklarını vurgulayan Arsay, ürünün tasarımı yapıldıktan sonra model oluşturma kısmını kendilerinin gerçekleştirdiğini söyledi. Krizde ilk olarak eğlence sektörünün etkilenmesi nedeniyle zor bir dönem geçirdiklerini vurgulayan Arsay, kriz dönemi öncesinde Yunanistan ve Dubai ile iş yaptıklarını belirtti. Son olarak, son üç yıldır savunma sanayi alanında ihaleler kazandıklarını da ifade eden Arsay 2010 yılı içinde de savunma sanayi alanında bir ihale aldıklarını kaydetti.Tongün, TÜBİTAK işbirliği ile ‘kendiliğinden reflektif’ yaya geçiş platformu geliştirdiTongün Grup Pazarlama ve Satış Müdürü Gökhan Karagülmez, TÜBİTAK işbirliği ve Ar-Ge çalışmalarının sonucunda yeni ürünleri olan kendiliğinden reflektif özellikli yaya geçiş platformlarını ürettiklerini ve lansmanına başladıklarını söyledi.GEBZE Gebze’deki entegre tesislerinde ArGe departmanının desteğiyle 20 yıldır cam elyaf katkılı polyester ürünler üreten Tongün Grup, pano, hammadde satış, modern şehir altyapı, trafik geçiş platformları gibi alanlarda faaliyetini sürdürüyor. Tesislerinde pek çok değişik gruba hitap edecek polyester ürünler ürettiklerini belirten Gökhan Karagülmez, yıllık cirolarının yüzde 25’ini Ar-Ge departmanlarına ayırdıklarını kaydetti. TÜBİTAK’la çalışmaları sonucunda geliştirdikleri kendiliğinden reflektif özellikli yaya geçiş platformlarının yeni ürünleri olduğunu belirten Karagülmez, “SZC markasıyla ürettiğimiz yaya geçiş platformlarının, fark edilirliği artırarak okul, hastane, yaya geçitleri gibi trafiğe açık alanlarda, can ve mal güvenliğinin sağlanması açısından fark yaratacağını söyleyebilirim” dedi. Karagülmez, şöyle devam etti: “Piyasadaki mevcut ürünler, metal üstü plastik kaplama ya da kauçuk bazlı olduğundan üzerlerinden geçen araçların lastikleri yüragülmez, üretimlerinin yüzde 2025’ini ağırlıklı Avrupa olmak üzere 48 ülkeye ihraç ettiklerini ve yeni pazar çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. 2010 yılının ilk çeyreği itibariyle satışlarının tahmin ettiklerinden daha fazla olduğunu vurgulayan Karagülmez, piyasadan gelen raporlar doğrultusunda krizin etkilerinin ortadan kalkmaya başladığını, bu nedenle 2010 yılı için Tongün Grup olarak ciro, satış ve büyüme hedeflerini buna göre çizdiklerini belirtti. Türkiye’nin kompozit malzeme kullanma açısından gelişmiş ülkelerin gerisinde kaldığını ifade eden Karagülmez, “Kompozit materyaller sayısız teknik avantaj ve güvenilirlikleri nedeniyle, havacılık ve uzay sanayisinden, elektrikli ev aletlerine kadar birçok alanda tercih ediliyor. Bu dönemde ülkemizin kompozit teknolojisi kullanımında maalesef biraz ağır kaldığını söyleyebilirim. Nihai kullanıcıların bilgilendirilmesi ve kompozitin üstünlüklerinin anlatılması halinde, ülkemizde bu ürünün daha fazla kullanılacağına inanıyorum” diye konuştu.zünden kısa sürede refleksiyon sağlayan plastik kaplaması özelliğini kaybederek, belirli bir süre kullanımdan sonra da eğilip ve deforme oluyorlar. Üretmiş olduğumuz yaya geçiş platform ekipmanları, içindeki geliştirilmiş fosforik katkı maddesi dolayısıyla kendinden reflektif özelliklidir ve 10 yıl firmamızın garantisi altındadır.” Küresel finans krizinin yaşandığı 2009 yılında ihracat sayesinde büyüme sağladıklarını ifade eden Ka-Fora, Ar-Ge çalışmalarına odaklandıFora Denizcilik’in 2001 yılında denizcilik sektörüne hizmet vermek üzere kurulduğunu belirten firma sahibi Kenan Biber, “2008 yılında bir rota değişikliği ile sadece denizcilik endüstrisine değil; yapı ve inşaat, kara araçları, tren ve diğer raylı sistem araçları gibi birçok farklı alanda, projelendirme ve Ar-Ge çalışmalarına başladık” diye konuştu. Son üç yıldır ürün ve sistem tasarımı, denemeler, testler ve Ar-Ge çalışmalarına yoğunlaştıklarını söyleyen Biber, “Tasarladığımız ürün ya da sistemi nasıl ticari bir ürün-sistem haline getirebileceğimizi projelendiriyor ve hayata geçiriyoruz” şeklinde konuştu. “2010 yılının ilk çeyreğinde; hafif çekirdekli ve yüksek mukavemetli modüler yükseltilmiş zemin sistemleri, metalik balpeteği hücreli malzemelerle imal edilen gemi panelleri ve mobilyaları, ahşap görünümlü kompozit asma tavan sistemleri gibi projelerimiz hayata geçti” diyen Biber, yıl sonuna kadar başka projelerini de hayata geçirmeyi planladıklarını dile getirdi. Birkaç ay içinde ileri teknoloji ile çalışan makine parkı ile donanmış üretim tesislerinde çalışmaya başlayacaklarını da belirten Biber, “Böylece, hayata geçiremediğimiz bazı projelerdeki büyük alanlı ve hacimli kompoentleri de üretmeyi amaçlıyoruz. Ayrıca, birçok endüstri dalında üreticilerin ve proje sahiplerinin şimdiye kadar sadece ithalatla karşılayabildikleri taleplerine cevap veriyor hale geleceğiz. Bu durum üreticileri, yurtdışına bağımlı olmaktan kurtaracak ve daha hızlı bir üretim planlaması yapabilmelerini sağlayacak” dedi. İki Ar-Ge projesi yürütüyor Yurtdışı pazarlara açılmayı hedeflediklerini de söyleyen Biber, “Bu yolda önemli ilerlemeler sağladığımızı söyleyebilirim. Şu an itibariyle Çin gibi hızla yükselen ve yerel üreticilerin çok güçlü olduğu bir pazarda dahi, tasarlayıp ürettiğimiz ürünlerimiz bazı büyük projelerde tanımlanmış bulunuyor” diye konuştu. Bunlar dışında eşzamanlı yürütülmekte olan iki Ar-Ge projesini ise yıl sonuna kadar bitirmeyi planladıklarını vurgulayan Biber, “Her iki projenin hayata geçmesiyle, deniz araçları ve yapıları, tren ve raylı sistem araçları, özel tip kara taşıtları ve araçları, çok katlı yapılarda iç ve dış donanım gibi alanlarda, üreticileri yurtdışına bağımlı olmaktan önemli oranda kurtaracak ürünler üretiyor olmayı amaçlıyoruz” şeklinde konuştu.DÜNYA 00 CMYK
Kompozit 8 DÜNYA Ünveren, ‘kompozit hortum’ Global Yapı, üretimde için tesis kurmaya hazırlanıyor standardizasyona geçiyor> 8 HAZİRAN 2010 SALIarastirma@dunya.com
DÜNYA > arastirma@dunya.comKompozit8 HAZİRAN 2010 SALI <9DSM Composite, büyüme hedefi çerçevesinde DYO ile anlaşacakBüyüme planları doğrultusunda Dewilux markasıyla polyester üretimi de yapan DYO Boya Fabrikaları ile anlaşma planladıklarını söyleyen DSM Euroresins Türkiye Genel Müdürü Sertaç Sürür, “Bu sayede DSM Composite Resins, Türkiye’de kendi ürünleri için yerli üretim üssü yaratacak” diye konuştu.Yaşanan ekonomik krizin etkilerinin sürmesine karşın, 2010 yılı için geçen yıla göre daha belirgin bir büyüme öngördüklerini vurgulayan DSM Euroresins Türkiye Genel Müdürü Sertaç Sürür, bu doğrultuda Türkiye’deki büyüme planlarına uygun olarak Dewilux markasıyla polyester üretimi de yapan DYO Boya Fabrikaları ile anlaşmayı planladıklarını ifade etti. Bu doğrultuda DSM Composite Resins’in 14 Nisan 2010 tarihinde Paris’te düzenlenmiş olan JEC fuarında basın açıklaması yaptığını belirten Sürür, “Bu anlaşma çerçevesinde DSM Composite Resins’in, Türkiye’de kendi ürünleri için yerli üretim üssü yaratıp, Dewilux polyester işini devralarak Türkiye’de yerleşik olan bir polyester reçine tedarikçisi konumuna gelmesini amaçlıyoruz” diye konuştu. Bu yatırımın, Türkiye’nin polyester reçine sektöründeki hızlı gelişimi ve büyümesi yanında, stratejik olarak Ortadoğu, Asya ve Doğu Avrupa’ya bir açılım üssü olması nedeniyle de DSM için çok büyük önem taşıdığına dikkat çeken Sürür, “Bu işbirliği sayesinde DSM’in standart reçine portföyü, Türkiye’deki üreticiler için daha ulaşılabilir duruma gelecek. Bunun yaratacağı sinerji etkisi ile DSM’in yurtdışında geliştirdiği ürünlerin, uluslararası arenada ciddi rekabet içinde olan ve bu nedenle yenilikçi çözümlere ihtiyaç duyan Türk üreticileri için tedarik sürecini hızlandıracağını düşünüyorum” dedi. DSM Composite Resins’in, DSM Reçineler iş grubunun bir kolu olarak performans malzemeler topluluğunun bir üyesi olduğunu belirten Sertaç Sürür, “Beslenme, koruma ve ileri performans çözümleri üreten, Hollanda merkezli DSM firması, yıllık toplam satışı 8 milyar Euro civarında ve bünyesinde dünya çapında 22 bin 700 kişi çalışıyor” şeklinde konuştu. DSM Composite Resins’in ise doymamış polyester reçine üreticisi olduğunu vurgulayan Sürür, ”Firmamız genelde yüksek katma değerli segmentleri hedefleyerek özellikle Çin, Hindistan ve Türkiye gibi gelişen pazarlarda büyümeye devam ediyor” diye konuştu. “Çalışmakta olduğumuz müşterilerimize ya doğrudan firmamızın ekspertiz merkezleri tarafından ya da Avrupa çapında dağıtım ağı olan kendi bünyesindeki Euroresins firması kanalıyla hizmet vermekteyiz” diyen Sürür, DSM Composite Resins’in 2009 yılı cirosunun yaklaşık 800 milyon Euro olup bünyesinde yaklaşık bin kişinin çalıştığını kaydetti. Euroresins Grup’un, DSM Composite Resins tarafından dağıtım hizmeti vermek amacı ile kurulduğunun altını çizen Sürür, “Euroresins Grubu, DSM Composite Resins haricinde sektörün önde gelen bir çok üreticisinin ürünlerinin de dağıtımını gerçekleştiriyor” şeklinde konuştu. “DSM, büyüme planı doğrultusunda Euroresins Türkiye’yi kurdu” 2009 yılının ilk çeyreğinde DSM’in, Avrupa’nın önde gelen jelkot ve yanmaz ürün üreticisi BUFA Reakti-Camelsan, yeni pazar araştırmasına odaklandıKrizin yarattığı belirsizlik ortamının ardından firma olarak yeni müşteri ve pazar araştırmalarını yoğunlaştırdıklarını belirten Camelsan Satış ve Pazarlama Yöneticisi Hakan Saka, üretim yaptıkları sektörleri çeşitlendirme çalışmalarına da hız verdiklerini kaydetti.Krizin yarattığı belirsizlik ortamının tüm dünyada devam ettiğini belirten Camelsan Satış ve Pazarlama Yöneticisi Hakan Saka, firma olarak bu dönemde yeni müşteri ve pazar araştırmalarına ağırlık verdiklerini ifade etti. Asya, Afrika, Avrupa ve Amerika olmak üzere dört kıtada 9 ülkeye ihracat yaptıklarını belirten Saka, satış payları içinde ihracat oranlarının ortalama yüzde 40 olduğunu kaydetti. Saka ayrıca, üretim yaptıkları sektörleri çeşitlendirme çalışmalarına hız verdiklerini de ifade etti. Camelsan olarak iki yıllık Ar-Ge çalışmalarının sonucunda, 2007 Ocak ayından bu yana geri kazanım kırpılmış cam elyafı üretmeye başladıklarını söyleyen Saka, “Güçlendirici ve bağlayıcı bir yapıya sahip cam elyafı, başta plastik kompozit sektörü olmak üzere birçok alanda katkı malzemesi olarak kullanılıyor. Kırpılmış cam elyafı başta termoplastik ve termoset uygulamalarında yer almakla birlikte, mukavemet, izolasyon, ısı dayanımı gerektiren tüm sektörel uygulamalara elverişli bir malzeme” diye konuştu. 2009 yılının özellikle son çeyreğinin, piyasalar açısından oldukça sıkıntılı geçtiğini vurgulayan Saka, “2009’da genel olarak ciro hedefimizi tuttur-onsharze GmbH ile bir JV anlaşması yaptığını anlatan Sürür, “Bu anlaşma ile birlikte Euroresins, Avrupa’da coğrafi olarak tüm kıtaya hizmet veriyor. Ürün portföyü olarak ise vinilesterlerden, yanmaz katkılı ürünlere, jelkotlardan yapıştırıcı ve pigment pastalara kadar bütün polyester reçine ürün gruplarında, Avrupa’daki büyük dağıtımcı firmalardan biri konumuna geldi” dedi. Sürür, ayrıca Euroresins’in müşterilerine ‘tek noktadan hizmet’ dahilinde kompozit endüstrisinin ihtiyacı olan cam elyaf, cam elyaf örgüler, karbon elyaf, RTM elyafı, core malzeme, sertleştiriciler, kalıp ayırıcısı ve benzeri tüm yan sarf malzemelerini de tedarik ettiğini ifade etti. Euroresins Türkiye ofisinin, DSM Composite Resins’in genel büyüme stratejisi dahilinde olan Türkiye’de büyüme planına uygun olarak, 2009 yılının ilk çeyreğinde kurulduğunu söyleyen Sürür, “Kısa bir sürede firmamız, Türkiye’de çalışmakta olduğu firmalara getirmiş olduğu yenilikçi ürün ve çözümlerin yanında sunulan teknik servis hizmeti sayesinde sektörün önemli oyuncularından biri haline geldi. Euroresins Türkiye olarak firmamız, otomotiv, marin, boru ve tank, çatı panelleri, pultrüzyon gibi başlıca sektörlere tek noktadan servis veriyor” dedi. DSM Composite Resins’in global kriz nedeniyle 2009 yılı içinde bir küçülme yaşadığını anlatan Sürür, “Firmamız, karlılığa odaklanması sayesinde satış miktarında meydana gelen düşüşlere rağmen genel pazar payında ciddi bir gerileme yaşamadı. Hatta ana firma olan DSM’in ekonomik gücü sayesinde Ar-Ge ve coğrafi büyüme yatırımlarına devam etti” diye konuştu. Sürür, böylece Euroresins Türkiye olarak hedefledikleri ciro ve karlılık rakamlarını yakaladıklarını kaydetti. DSM Composite Resins’in özellikle son zamanlarda yapmış olduğu Ar-Ge çalışmaları ile farklı sektörlere yönelik “Bio-based” geri dönüşümlü malzemeler konusunda ciddi bir üretici konumuna geldiğine de değinen Sürür, “Özellikle SMC uygulaması için geliştirilmiş olan Palapreg ECO serisi ürünlerimiz otomotiv sektörünün önemli üreticileri tarafından da onaylı olarak kullanılıyor” şeklinde konuştu.duk. Yurtdışı satışlarımız tonaj bazında yüzde 21, satış hasılatı olarak ise yüzde 17 arttı” dedi. 2010 yılı için ise yurtiçi bağlantılarından umutlu olduklarını belirten Saka, şunları söyledi: “Bu yıl öncelikli olarak üretimimizi artırmaya yönelik çalışmalara konsantre oluyoruz. Başlattığımız ön otomasyon çalışmamızı bir iki ay içinde devreye almayı planlıyoruz. Bunun dışında makine parkımızla ilgili projemize de yıl içinde başlamayı düşünüyoruz. Makinalarımızın yüzde 100 kendi üretimimiz olması, firmamıza proje geliştirmede avantaj sağlıyor.” Camelsan olarak satış cirolarının yaklaşık yüzde 10’unu Ar-Ge çalış-malarına ayırdıklarını vurgulayan Saka, “2011 ve 2012 yıllarında gerçekleştirmeyi düşündüğümüz katma değeri yüksek yeni bir ürün için hazırlanıyoruz. Firma olarak 2011 yılına daha umutla bakıyoruz” diye konuştu. Plastik sektörünün günümüzde otomotiv ve inşaat gibi birçok sektöre girdi sağladığını söyleyen Saka, “Sektörler arası iletişimin artırılmasının ve düşük maliyetle üretilen yerli ürünlerin tercih edilmesinin yatırımcı açısından sektörün çekiciliğini artıracağını ve gelişimini olumlu yönde etkileyeceğini düşünüyoruz” dedi. Kimya ve plastik sanayilerinin, uygulama olarak önü açık pazarlar olduğunu vurgulayanSaka, şunları söyledi: “Sektör olarak doğru adımlar atıldığı sürece orta ve uzun vadede Avrupa ve Ortadoğu’da önemli bir üretim üssü olabileceğimize inanıyoruz. Yurtiçi ve yurtdışı pazarında tüm sektörün birlikte hareket etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yani kazanılan bilgi ve birikimlerin paylaşılması gerekiyor. Sektörün gelişimi adına üniversitelerle işbirliğinin artırılıp Ar-Ge çalışmalarına önem verilmesi gerekiyor. Sektörün katma değeri yüksek mamuller üzerine yoğunlaşması lazım. Geri dönüşüm projelerine ve hammadde yatırımlarına devlet desteğinin sağlanmasını da umut ediyoruz.”Fiberpull Kompozit, yapacağı yatırımlarla kapasite artıracakEkonomik krizden fazla etkilenmediklerini ve 2010 yılının ilk çeyreğinde büyümeye devam ettiklerini belirten Fiberpull Uluslararası Pazarlama Direktörü Sinan Özkan, makine parkını büyümeyle doğru orantılı olarak genişletmeyi planladıklarını ifade etti. Kimya ve dayanıklılık testleri yaptıkları laboratuvarlarını teknolojik anlamda geliştirmeyi de amaçladıklarını vurgulayan Özkan, ayrıca fabrikalarının kapalı alanını genişletmek ile ilgili planları olduğunu kaydetti. 2010 yılı sonu ve 2011 yılının ilk çeyreğinde uygulamayı düşündükleri bu yatırımlarla, daha yüksek kapasitelere ulaşacaklarının altını çizen Özkan, “Daha iyi test edilmiş ASTM standartlarına tamamen uygun daha da kaliteli profiller üretmeye devam edeceğiz. Dolayısıyla istihdam artışımız da her sene olduğu gibi bu sene de devam edecek. 2010 yılının sonunda ciromuzda artışla beraber büyümemizin de yüzde 30-35 civarında olacağını öngörüyoruz” dedi. Özellikle Pultrüzyon Üretim Yöntemi ile değişik sektörlere cam elyaf takviyeli polyester (CTP) profili üretmekte olduklarını söyleyen Özkan, “15 sene boyunca kazandığımız deneyimlerimizle 2007 yılından itibaren Fiberpull adıyla ve yeni makinelerimizle çalışmaya devam ediyoruz” şeklinde konuştu. Ankara’da bulunan fabrikalarında toplam 10 bin metrekare alanda faaliyet göstermekte olduklarını belirten Özkan, “Ayrıca Fiberpull olarak 43 kişinin çalıştığı fabrikamızda, 900 mm maksimum genişlik ve 5 milyon mt yıllık üretim kapasitesi ile pultrüzyon üretim yöntemi kullanarak CTP profilleri üretiyoruz” diye konuştu. Kamu, özel sektör ve savunma sanayine yönelik üretim yaptıklarını vurgulayan Özkan, “Yapısal profiller (soğutma kulesi, yer ızgaraları, konstrüksiyon profiller, sera), elektrik sektörü (kompozit kablo kanalları, köşe profilleri, köpek kemiği profilleri, lama profiller, yuvarlak profiller), otomotiv, trafik güvenliği (reflektifli yol kenar dikmesi, ışık perdesi, baş üstü levhası) ve özel profiller faaliyet alanlarımızı oluşturuyor” dedi. Krizin yaşandığı 2009 yılında Fiberpull’un cirosunun 6 milyon115 bin TL olduğunu belirten Özkan, geçtiğimiz yılı yüzde 40 büyüme ile bitirdiklerini söyledi. Geçen yıl yaptıkları çalışma sayesinde, 2009 ve hatta 2010 yılının üretim, satış, hammadde tedariki ve büyüme stratejilerini çok önceden planlayıp iyi bir yönetim organizasyonuyla krizi ciddi bir sıkıntı yaşamadan atlattıklarını söyleyen Özkan, “Bu dönemde sektör çeşitlendirmesi anlamında çalışmalarımız oldu. Yeni sektörlere girmenin yanı sıra yeni ürün çeşitleri ile ilgili çalışmalar ve satışlar gerçekleştirdik. Özellikle de ihracata önem verdik” diye konuştu. “Üretimimizin yüzde 30’unu ihraç ediyoruz” Fiberpull Kompozit olarak, üretimlerinin yaklaşık yüzde 30’unu ihraç ettiklerine dikkat çeken Özkan, firma olarak Ar-Ge çalışmalarına oldukça önem verdiklerinin de altını çizdi. Özkan, “Her gün gelişen sanayimize daha ileri teknoloji, daha hafif, daha uzun ömürlü, paslanmayan ve korozyona uğramayan daha makul fiyatlarda ürünler sağlayabilmek için çalışıyoruz” şeklinde konuştu. Yakın zamanda seracılık ve savunma sanayi ile ilgili yaptıkları ArGe çalışmalarının sonucunda üretimine başladıkları ve satışını gerçekleştirdikleri ürünler olduğunu da belirten Özkan, “Yeni ürünlerimizin pazarda yaratacağı fark kesinlikle kalite açısından olacak. Bunun yanında ürünlerimizin uygun bir maliyeti olacağını da rahatlıkla söyleyebilirim” diye konuştu. Türkiye’nin kompozit sektöründe halen Amerika ve Avrupa’nın çok gerisinde olduğunu vurgulayan Özkan, “Bunun genel sebebi diğer sektörlerdeki firmaların yeteri kadar sektörü tanımaması nedeniyle kompozit ürünlere güvenememesi. Halbuki kompozit malzeme cam elyafı ile çeşitli polyester ve diğer reçinelerin karışımından elde edilen ve üretim yöntemine göre inanılmaz avantajlar sağlayan bir ürün” dedi. Pultrüzyon teknolojisi ile üretilen CTP profillere ilişkin olarak Özkan, şunları söyledi: “Kompozit sektörü, işini kaliteli yapan firmalar için gerçekten iyi fırsatlar sunuyor. Çünkü bağlı kaldığınız herhangi bir sektör yok. Hemen her sektör için özel profiller üretebilirsiniz.” Kompozit sektörünü en büyük sıkıntısının, Türkiye’de yeterince tanınmaması ve tanıtılamaması olduğuna dikkat çeken Özkan, “Kompozit sektöründe CTP-SANDER adı altında bir derneğimiz mevcut ama biz kendilerinden daha iyi tanıtım yapmalarını bekliyoruz. Diğer alüminyum ve çelik tarzı ürünler yerine bizim ne kadar avantajlı olduğumuzu iyi dile getirmeleri gerekiyor. Ne yazık ki bu konuda lobimiz hala yeterli düzeyde değil” görüşünü savundu.DÜNYA 00 CMYK
10> 8 HAZİRAN 2010 SALIKompozitarastirma@dunya.com
DÜNYA > arastirma@dunya.comKompozit8 HAZİRAN 2010 SALI <11CTP Kompozit, 2012’de yeni tesisine taşınacakYurtdışından aldıkları iki makinenin kurulum aşamasında olduğunu, yıl içinde ise bir makine daha almayı planladıklarını belirten Burak Sönmezışık ayrıca, var olan tesislerinin yaklaşık üç katı büyüklüğe sahip arsalarına yatırım yapmayı, 2012 yılı sonunda da yeni tesislerine taşınmayı planladıklarını söyledi.CTP Kompozit Müşteri İlişkileri ve Satış Müdürü Burak Sönmezışık, yeni proje çalışmalarıyla birlikte makine yatırımı da yaptıklarını belirterek, var olan tesislerinin yaklaşık üç katı büyüklüğe sahip arsalarına yatırım yapmayı, 2012 yılı sonunda da yeni tesislerine taşınmayı planladıklarını söyledi. Firma olarak yürütmekte oldukları üç projeden ikisini 2010’un ilk çeyreğinde seri üretime hazır hale getirdiklerini belirten ve yeni proje çalışmalarıyla birlikte 2010 yılı içinde bir takım yatırımlar da planladıklarını söyleyen Sönmezışık, “Yurtdışından aldığımız iki makine şu anda kurulum aşamasında. Yine bu yıl içinde yurtdışından bir makine daha almayı planlıyoruz” şeklinde konuştu. Sönmezışık ayrıca, “CTP Kompozit olarak şimdiki yerimizden yaklaşık üç misli büyüklüğe sahip arsamıza yatırım yapıp, 2012 yılı sonunda taşınmayı planlıyoruz” dedi. CTP Kompozit firmasının, 1989 yılında İstanbul Pendik’te kurulduğunu belirten Sönmezışık, “Otomotiv, beyaz eşya ve aydınlatma sektörlerinde yan sanayi olarak faaliyet göstermekte olan firmamız, bugün 130 kişi ile yıllık 10 milyon Euro satış cirosuna yaklaştı” diye konuştu. Sönmezışık, “Son yıllarda, beyaz eşya sektörüne sunduğumuz fırın kulpu, ütü yalıtım plakaları ve evye gibi ürünlerle, aydınlatma ve elektrik sektörlerine sunduğumuz, armatür, sokak aydınlatmaları, sigorta ve doğal gaz kutuları gibi ürünlerimiz her ne kadar devam ediyor olsa da ağırlıklı operasyon alanımız otomotive kaydı” dedi. Sönmezışık, otomotiv sektöründe çoğunlukla traktör segmentine, son kat boyalı şekilde kaporta, güneşlik ve çamurluk gibi estetik dış parçalar verdiklerini dile getirdi. Üretim tesislerinde, faaliyet gösterdikleri camelyaf takviyeli polyester malzemeleri çelik kalıplarda seri üretim alanında barındırması gereken tüm alt birimleri bünyesine topladıklarının altını çizen Sönfirmaların talep fazlası üretim yapmak istemediğine dikkat çeken Sönmezışık, “Firma olarak 2009 yılının etkilerinin sürekli olmayacağına inandığımız için, bu yılın getirdiği durgunluğu iç bünyemize dönerek gelişme yılı olarak geçirdik. Ayrıca iyileştirme çalışmalarımızın neticelerini de yavaş yavaş görmeye başladık” şeklinde konuştu. Pazarın ve genel yaşamın getirdiği yavaş değişimlerle yeni ürün ve üretim teknikleri geliştirdiklerini belirten Sönmezışık, “Bizim bu kriz döneminde firma olarak şansımız, uzun soluklu proje bazlı çalışan bir firma olmamız. 2007 ve 2008 yıllarında başlattığımız ve 2009’da seri üretime geçecek bazı projelerimiz devam ettiği için, krizden daha az etkilendik” dedi. “Satışlarımızın yüzde 25’ini direkt ihracat oluşturuyor” CTP Kompozit olarak, direkt ve dolaylı ihracat yaptıklarını belirten Burak Sönmezışık, “Direkt olarak İtalya, Almanya, Fransa, Brezilya, Hindistan, Romanya, Cezayir ve İran’a ihracatımız var” diye konuştu. Direk ihracatlarının tüm satışlarının yüzde 25’lik bölümünü kapsadığını vurgulayan Sönmezışık, şunları söyledi: “Kriz sonrasında, müşterilerimizin Orta ve Batı Avrupa’daki fabrikalarına gönderdiğimiz ürünlerin bir kısmı Brezilya ve Hindistan’da bulunan fabrikalarına kaydı diyebiliriz, ama çok büyük değişimler olmadı.” Güç transmisyon sistemleri konusunda, İtalya, Almanya, Polonya, Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Hindistan ve Çin’deki fabrikalarında üretim yapan Carraro S.P.A. firmasının, traktör üreten kolu Agritalia, Rovigo firmasında, 13 Nisan 2010’da düzenlenen geleneksel tedarikçi gününde, CTP Kompozit’e 2009 yılının ‘en başarılı tedarikçisi’ ödülünün verildiğini anlatan Sönmezışık, bu ödülle çıtayı daha da yukarı çıkaracaklarını ifade etti.Teknodrom, krizde TÜBİTAK destekli 5 yeni projeye başladıAr-Ge çalışmalarıyla geliştirdikleri ürünleriyle, sektörde lider olmayı hedeflediklerini belirten Serhat Tanrıverdi, “Krizde, ikisi kompozit ürünlerle ilgili olmak üzere, robotik sistemleri konusunda TÜBİTAK destekli beş projeye başladık” dedi.GEBZE Küresel finans krizi döneminde, aralarında kompozit ürünlerin de olduğu TÜBİTAK destekli projeler geliştiren Teknodrom, Ar-Ge projeleri sonucunda ürettiği ürünlerle sektörde lider olmayı hedefliyor Teknopark bünyesinde 2003 yılında iki mühendis tarafından bir ArGe şirketi olarak kurulan Teknodrom, başta otomotiv ve makine imalatı olmak üzere kompozit, gıda, tekstil, mobilya ve beyaz eşya gibi birbirinden değişik sektörlere yönelik çalışmalarına devam ediyor. Bugüne kadar birçok Ar-Ge projesine imza attıklarını ifade eden Teknodrom Robotik Uygulamalar ve Otomasyon firmasının Ar-Ge Departmanı’ndan Mekatronik Mühendisi Serhat Tanrıverdi, şimdiye kadar gerçekleştirdikleri projelerden 10 tanesinin TÜBİTAK tarafından desteklendiğini ve bu projeleri de Türk sanayisinin hizmetine sunduklarını söyledi. Ar-Ge çalışmaları sonucunda elde ettikleri ürünleri Türkiye ve dünyaya pazarlayarak sektörde lider olmayı hedeflediklerini vurgulayan Tanrıverdi, bu amaçla Ar-Ge çalışmalarına 2004 ile 2009 yılları arasında 8.2 milyon TL yatırdıklarını belirtti. Kriz döneminde robotik sistemleri konusunda, örneği bulunmayan ve TÜBİTAK tarafından desteklenen beş yeni Ar-Ge projesinin çalışmalarına başladıklarını ifade eden Tanrıverdi, bunlardan ikisinin kompozit ürünlerin üretimiyle ilgili olduğunu söyledi. 20. yüzyılın başlarında kullanılmaya başlanan kompozit malzemelerin ilk dönemlerde sadece havacılık sektöründe yer aldığını günümüzde ise her sektörde kullanıldığını belirten Tanrıverdi, bu artışla beraber kompozit ürünlerin ima-mezışık, “Bu alt birimler, kalıp üretiminden, hammadde yapımına, parça baskılarından, son kat boyamaya kadar, bir projenin gerçekleşmesi için gerekli tüm aşamaları kapsıyor” dedi. Faaliyet alanlarının Türkiye için çok eskiye dayanmayan bir konu olduğunu aktaran Sönmezışık, “Dolayısıyla yarattığımız ürünlerin bir çoğu Türk pazarında yeni ürünler olarak yer buluyor. Ar-Ge yapmadan geçen bir günümüz bile olmadığını söyleyebilirim. Biz firma felsefesi olarak pazarda çokça alternatifi olan ürünlerde maliyet avantajı sunarak var olma yolunu seçmedik” diye konuştu. ‘Uzunu soluklu proje bazlı çalışıyoruz’ 2009 yılında satış ve ciro rakamlarının global krizden etkilenip düşüş gösterdiğini söyleyen Sönmezışık, “Genelde büyük firmalara yan sanayi olarak hizmet verdiğimizden, bazı firmalar krizi fırsata dönüştürmek için satış yapamasalar da üretimlerini devam ettirirken, bazı firmalarda durgunluk oldu” diye konuştu. Krizin getirdiği tedirginlik yüzündenlatında seri üretim metodlarının geliştirilmesiyle robotik otomasyonlu üretim sistemlerinin öneminin daha da arttığını ifade etti. “Kriz, teknoloji üreten sektörleri etkilemiyor” Teknodrom’un geliştirdiği projelerin 3 ay ile 1.5 yıllık periyotları kapsadığını belirten Tanrıverdi, “Bizim gibi teknoloji üreten sektörlerde kriz dönemlerine rastlanmıyor. 2009 yılında Renault’un 250 milyon Euro’luk Fluence yatırımında, Teknodrom olarak 3.4 milyon Euro’luk bir projeye imza attık. Bunun yanında Tiessen Kroup’a İngiltere’deki tesislerinde kullandığı 4 robotlu bir projeyi ihraç ettik. Türkiye’de ise Hidromek firmasının ekskavatör üretimi projesindeki 1.1 milyon Euro’luk kısmında yine bizim imzamız var. Bunun yanında İngiltere, İsveç, Türkmenistan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, İran’a da ihracat yapıyoruz” dedi. Ülkemizde kompozit sektörünün dünya pazarı ile kıyaslandığında henüz emeklemeArmaplast, üretim proseslerine yatırım yapmaya hazırlanıyorArmaplast Genel Müdürü Bülent Çetinbaş, 2010 yılında daha uygun bedelleri olan ürünleri optimum kalite anlayışı ile üretebilmek için üretim proseslerine yatırım yapacaklarını ifade etti.GEBZE Armaplast, daha uygun bedelleri olan ürünleri optimum kalite anlayışı ile üretebilmek için üretim proseslerine yatırım yapacak. Kompozit üretiminde 25 yıldan beri faaliyet gösterdiklerini belirten Armaplast Genel Müdürü Bülent Çetinbaş, cam elyaf takviyeli kompozit ve plastik malzemeler ile yaptıkları ürünlerin yanı sıra, korozyona dayanıklı tank boru profil panel ile müşterilerinin proje ihtiyaçlarına çözüm olan ürünleri tasarlayarak ürettiklerini ve uyguladıklarını söyledi. Ürettikleri kompozit profillerinin korozyon sorunu olan uygulamalarda paslanmaz çeliğin yerini aldığını ifade eden Çetinbaş, şöyle devam etti: “Tesisimizde kimyasallara dayanımlı tank üretiminde müşterilerinin ihtiyaçlarına göre üretim yapıyoruz. CTP boru ve fittings’lerindeki yerimiz kimyasal tesislerde proses borulamasıdır. Bu ay içinde tesisimizde CNC kontrollü 4 bin mm. çapa kadar boru üretebilen makinamız devreye girecek. Kompozit malzemelerin bakım istememesi nedeniyle yapı sektöründe uygulaması geçtiğimiz yıllara göre ilerlemiş durumda. Gedetti. Kompozit sektöründeki en önemli sıkıntının, kalifiye eleman ve haksız rekabet olduğunu sözlerine ekleyen Çetinbaş, şöyle devam etti: “Her sektörde olduğu gibi yetenekli işgücü azlığı kompozit sektöründe de kendini gösteriyor. CTP SANDER öncülüğünde başlatılan mesleki eğitime yönelik çalışmalar önümüzdeki yıllar için umut verici. Sektörde bulunan hammadde üreticileri, son ürün üreticileri ve akademik ilgililer CTP SANDER’de bir araya geldi. Bu birliktelik ile sektör sorunlarının görüşebildiği bir ortam oluştu. Kompozit sektörünün sorunlarının çözümünü birlikteliğin sağlandığı CTP SANDER’de aramak için sektörün ilgililerini bu birliğe davet ediyorum. Buna ek olarak sektörde standartlar ve yönetmelikler uygulandığı zaman daha kaliteli ürünler yapılabileceğine inanıyorum. Sektörümüzü ilgilendiren standartlar üretici firmaların birbirleriyle olan rekabetlerinde yol ayrımını belirliyor. Önce fiyat ucuzluğuna dikkat ve rağbet eden sektör müşterileri, standartları sorgulamadığı sürece haksız rekabetin devam edeceğini düşünüyorum.”aşamasında olduğunu savunan Tanrıverdi, şunları söyledi: “Buna rağmen ülkemizdeki kompozit sektörünün gelişme hızı, dünya pazarına göre daha yüksek seviyelerde yer alıyor. Ayrıca yine ülkemizde kompozit sektörünün birçok alt dalında geliştirilmeyi bekleyen kollar bulunuyor. Önümüzdeki dönem için birçok üründe kompozit malzemenin vazgeçilmez olacağını düşünürsek, sektörün parlak bir geleceğinin olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte kompozit sektöründe yapılacak çalışmalarda geri dönüştürebilir ve uzun süreli periyotlarda insan sağlığı açısından sorun teşkil etmeyecek ürünlerin kullanılması ve geliştirilmesi en çok dikkat edilmesi gereken hususlar olarak göze çarpıyor.” Tanrıverdi ayrıca, kompozit sektöründeki en büyük sıkıntının yetişmiş eleman sayısının azlığı olduğunu belirterek, bu konuda üniversitelerde ilgili bölümlerin açılmasını ve eleman sayısının artırılması gerektiğini kaydetti.nel anlamda kompozit malzemeler, sorunlara çözüm bulan malzeme olarak tanınıyor.” 2010 yılında daha uygun bedelleri olan ürünleri optimum kalite anlayışı ile üretebilmek için üretim proseslerine yatırım yapacaklarını vurgulayan Çetinbaş, hedeflerinin ulusal ve uluslararası piyasalarda öncü olacak ürünler tasarlamak ve bu ürünlerin satışının geçekleşmesi olduğunu söyledi. Özellikle yurtdışı müşterilerine yönelik geliştirdikleri projeler ile kompozit malzemenin kullanıldığı ürünler ürettiklerini belirtenÇetinbaş, arıtma sektöründe Macaristan’ın başkentinde yer alan Budapeşte Arıtma Tesisleri’nde koku giderme sistemi ve arıtma tank cover sistemi projesini başarılı bir şekilde uyguladıklarını kaydetti. Kompozit malzemenin kullanımının yatırımlara bağlı olduğunu söyleyen, son yıllarda yatırımların azalması nedeniyle kompozitin kullanımının olumsuz etkilendiğini vurgulayan Çetinbaş, bununla birlikte kompozit malzemelerin yeni uygulama alanlarına girmesi ile yıllık kullanım miktarlarının arttığını kay-Duratek, rüzgar türbini kanadına yönelik ürün geliştirdiGEBZE Polimer kimyasında uzmanlaşan ve yaklaşık 40 yıldan beri epoksi, poliüretan ve akrilik reçine esaslı ürünler üreten Duratek, Ar-Ge çalışmaları sonucunda geliştirdiği ve rüzgar türbinlerinin kanat üretiminde kullanılan epoksi esaslı laminasyon reçinesi ile yapıştırıcı sistemlerini, yıl içinde pazarlanmaya hazır hale getirmiş olmayı hedefliyor. Genel Müdür Yardımcısı Kerem Paksoy, Duratek AŞ’nin faaliyetine 1973 yılında mümessil olarak başladığını, daha sonra KISTAB markasıyla şeffaf PVC mamulleri imalatında kullanılan nontoksik kalay stabilizatörlerinin, 1982 yılında da SCHERING Industrie Chemikalien lisansı ile epoksi reçine ve sertleştiricilerinin üretimine devam ettiğini söyledi. Paksoy, ağırlıklı olarak başta inşaat sektörü olmak üzere; deniz, kompozit, yapıştırıcı, otomotiv, elektrik ürün gruplarıyla alakalı tüm sektörlere yönelik çalıştıklarını kaydetti. 1998’den bu yana tamamen bağımsız ve kendi know-how’ıyla epoksi reçine ile poliamin ve poliamid sertleştiricilerini MAREPOKS ve KİSAMİD ticari isimleriyle üretip, pazarlamasına da kardeş firmaları aracılığıyla devam ettiklerini ifade eden Paksoy, “Firmamız halen epoksi reçine ve sertleştiricilerinin Türkiye’deki tek imalatçısı olup, Duratek mamulleriyle birlikte entegre bir imalatı oluşturuyor. Bu özelliği ve ürün paletiyle, yurtdışında dahi rastlanmayan bambaşka bir yapıyı meydana getiriyor” dedi. Gebze’deki tesislerinde yer alan 300 metrekarelik laboratuvarlarında geniş Ar-Ge olanaklarına sahip olduklarını ifade eden Paksoy, burada kendi tasarımlarının yanı sıra müşterilerinin isteği üzerine ürünler geliştirdiklerini söyledi. GOSB’daki tesislerinin haricinde Tuzla’da şubesi, Adana, Antalya, İzmir’de bölge müdürlükleri, Dubai’de temsilciliği, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde de mümesilliklerinin bulunduğunu ifade eden Paksoy, şöyle devam etti: “Duratek olarak her zaman müşteri isteğine göre hareket edebilme esnekliğine sahip olmamız, bizi aktif olduğumuz tüm sektörlerdeki yerli ve yabancı rakiplerimizden ayrıcalıklı bir konuma sokuyor. Bu da kompozit başta olmak üzere pek çok yeni alanda hem eskiden beri devam ettirmekte olduğumuz bazı Ar-Ge projelerini hızlandırmamıza, hem de yeni projelere başlamamıza neden oldu. Söz konusu projelerden en önemlisi rüzgar türbinlerinin kanat üretiminde kullanılan epoksi esaslı laminasyon reçinesi ve yapıştırıcı sistemleri. 2010 yılı içinde bu ürünlerimizi sertifikalandırmış ve pazarlanmaya hazır hale getirmiş olmayı hedefliyoruz.” Yeni ürünlerinin kendilerine sadece yeni kapılar açmayacağını marka değerlerini de yükselteceğini vurgulayan Paksoy, “Buna ek olarak, şu anda dünyada belli başlı birkaç oyuncunun bulunduğu alanda, aktif olmamıza ve tercihlerini genellikle yabancı markalardan yana kullanan müşterilerimizin de ilgisini çekmeğe, tercihlerini bizden yana kullanmalarına neden olacak” dedi. Türkiye’de kompozit sektörünün hızla geliştiğini ve büyüdüğünü belirten Paksoy, sektörde hammadde, imalat ve mühendislik kısmında pek çok yerli oyuncunun olduğunu ve bilinçli bir şekilde hareket edilmesi halinde kompozit sektörünün geleceğinin çok parlak olduğunu kaydetti.DÜNYA 00 CMYK
DÜNYA 00 CMYK