[20 hayat ustasından 60 kitap]Kitabı “tavsiye” okutur, her zaman, her yerde… Hele de tavsiye eden Şkirlerine, beğenilerine, düşüncelerine saygı duyduğumuz birileriyse hiç şaşmaz, hepimiz hemen edinmek isteriz o kitapları… Biz de bu bozulmaz kuraldan yola çıkarak edebiyattan tiyatroya, sinemadan müziğe, resimden gastronomiye uzanan geniş bir çizgide milyonların hayranlığını kazanmış ustalarımıza en son okudukları kitapları sorduk… Oldukça geniş bir çerçeveye yayılan tavsiyelerini ve o kitaplar için hazırladığımız kısa tanıtımları, İstanbul Kitap Fuarı yolculuğunuzdan önce mutlaka okuyun…Ahmet ÖrsAtatürk, Klaus Kreiser, İletişim Yayınları Hamasi övgücülükten de, muhalif anlatıların n keskinliğinden de uzak bir biyograŞ. Klaus s Kreiser, Atatürk’ün yaşam çizgisini “önceleri asker ve kendisini ulusal iradenin cisimleşmiş hali olarak gören bir siyaset adamı… daha sonraları ise dini ve dili, hukuku ve tarih anlayışını, kılık kıyafeti ve müziği derinden nden değiştirmek isteyen bir kültür devrimcisi…” olarak ele alıyor. Uygarlık Süreci, Norbert Elias, İletişim Yayınları Modernleşme süreciyle ilgili analizlere yeni ni bir bakış açısı ve veriler kazandıran Elias, iki ki ciltlik bu eserinin ilk cildinde, uygarlık ve kültür kavramlarının sosyal anlamda tarihsel oluşumunu inceliyor. Sözkonusu sosyooluşumun önemli veçhelerinden birini, uygarlık-kültür karşıtlığı ve bu karşıtlığın aşılması olal rak vurguluyor. Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil, Doğan Kitap Beş gazetenin arşivinden 460 bin sayfa taaradım. Sırf arşiv taraması 1.5 senemi aldı. ı. İsim Şehir Hayvan ve İsim Şehir Bitki gibi köşe yazılarımdan derleme değil... Sıfırdan yazıldı. 3 Kasım 2002’de başlıyor. Bugüne kadar geliyor. Çıraklık, kalfalık, ustalık diye üç bölümden oluşuyor. (Yılmaz Özdil, Hürriyet, rriyet 30 Temmuz 2013)Ayla KutluAli PoyrazoğluÖlmeyi Bilen Adam Muhsin Ertuğrul, Ayşegül Çelik, Can Yayınları Ölmeyi Bilen Adam, Türkiye’nin yetiştirdiği büyük adamlardan birinin, Çağdaş Türk tiyatrosunun, sinemasının babası Muhsin Ertuğrul’un yaşamına odaklanan bir anlatı, okurken edebî tatlar alacağınız bir biyograŞ. Genç kuşak öykücülüğümüzün önemli isimlerinden Ayşegül Çelik, çok sevdiği, eğitimini aldığı tiyatroya ve Türk tiyatrosunun kurucusuna vefa borcunu, on yılı aşkın bir süre üzerinde çalıştığı bu kapsamlı araştırmayla ödüyor. Büyük Şairler ve Şiirleri, hazırlayan: Tahsin Yücel, Varlık Yayınları 1968 yılında yayınlanan 300 sayfalık kitapta a usta çevirmenlerden 50 şairin en bilinen şiirleri yer alıyor. Sahaşarda bulduğu bu kitap, son günlerde Ali Poyrazoğlu’nun elinden düşmüyor. Tiyatro oyunları, Exupery ve Marquez’in biyograŞleri...4 ● DÜNYA KİTAPÖmrün Yazı, Berat Alanyalı, Bilgi Yayınevi İnsanın duygusal derinliklerini yalın sözcüklerrle anlatabilen bir yazar. İlk kitabı Tin Kovuğu u ile öykü dünyamızda yer alan bu özgün yazar, kısa, daha kısa, bazen çok kısa yazmayı ve okurunu düşünmeye zorlamayı seviyor. Onun bütün öykülerinin ortak bir teması var: İnsanlar anılarını, kendilerini var eden mekânları ve olayları dışa vururken bir yandan da, değişen ruhlarının inceden nakışlanmasına, bazen de tam tersine, ruhlarının çürümesine tanıklık ediyorlar. ’38 Kuşağı, Cahit Kayra, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Karadeniz’in doğu kıyılarından İstanbul’a a göçmüş bir ailede doğan, üç yaşında a Mütareke ve işgalle tanışan, altı yaşında kurtuluş heyecanı yaşayan bir çocuğun, Cumhuriyet tarihine paralel akıp giden uzun ve renkli yaşamının öyküsü: Bütün bu dönemler ve yıllar boyunca biriken zengin bi i bir insan sermayesi, Cahit Kayra’nın anılarını daha da renklendiriyor... Moltke’nin Türkiye Mektupları, Helmuth von Moltke, Remzi Kitabevi (yeniden) Aslında “Türkiye’deki Olaylar ve Durum Üzerine Mektuplar” adını taşıyan bu eseri, Moltke’nin aile ve dostlarına Türkiye’den yolladığı mektupların hemen hemen hiç düzeltme yapılmadan bir araya toplanmasıyla asıyla meydana gelmiştir. XIX. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili, gözleme dayanılarak yazılmış en doğru ve mümkün olabildiği kadar tarafsız eser budur.Ayşe KulinÇıplak ve Yalnız, Hamdi Koç, Doğan Kitap “Küçük ve yalnız” olduğunu sanan bir kahramanın “büyük ve kanlı” bir geçmişe yaptığı yolculuğun anlatımı. (tanıtımı 20. sayfada.) Ercüment Cengiz, Gırnatacı, Everest Yayınları 2012 yılı Everest İlk Roman Ödülü’nü kaazanan Gırnatacı, aşkı, kardeşliği, vefayı, yı, vefasızlığı ve savrulan hayatları anlatıyor. r. Galata’da Küplü Meyhane’de gırnata çalan on yedi yaşındaki Osman’ın, Sultan II. Abdülhamit’in emriyle 1893 yılında Chicago Jackson Parkta açılan Colomb Sergisi’ne gönderilen musiki heyeti içinde yer almasıyla bütün yaşamı değişiveriyor.KASIM 2013
Tuhaf Bir Erkek, Leylâ Erbil, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları “bütün acılara karşın hayat içimize bir nota a bırakır ya en bitik günümüzde direnme notasını bir zarfa mı koyar bir deniz çırpıntısıyla mı savurur yüzümüze neşe üşüşür hayatımıza birden güç aşılar iyi güçtür başeğdirmeyen umut altın kafesinden çıkıverir dolaşır tepemizde” (kitaptan) Öpüşmek Yasaktı Düşünmek de, Selçuk Erez, Everest Yayınları Romanın başkişisi, benim doğduğum yıllarda a doğmuş, gençliğimin Türkiye’sinde yaşamış,, o yılların mutluluklarını ve tüm sıkıntılarını paylaşmış, benim gittiğim okullara, üniversitelere devam etmiş, buralarda gördüğüm güzellikleri de, entrikaları da, zırvalıkları da izlemiş ama bunları bazen benden farklı yorumlamış bir kimse. Bu roman, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nın çevresinde evrilen bir yaşamöyküsü, ekseninde bir aşk var. (Romanın girişinden)Gülriz SururiEngin AyçaTürk’ün Genetik Tarihi, Osman Çataloluk, k, Togan Yayıncılık “Bu kitap yaklaşık on yıllık bir çalışmanın ürünüdür. Daha bitmiş değildir, ama ‘Türkiye’de Türk nüfusu ancak yüzde 10 kadardır,’ diyenlere cevap verebilmek için bu hali bile yeterlidir!!!” diye tanıtılıyor kitap… Haluk Tarcan kitapları Halkbilimci, bilimsel araştırmacı, yazar, müzikolog, piyanist. Ön Türk kültürü, dili ve tarihi üzerine araştırmalar yapan halkbilimci. Üçlü bir eğitimden geçmiş: Piyano, Sanat Tarihi, Etno/Müzikoloji. Sumerliler Türklerin Bir Koludur, Muazzez İlmiye Çığ, Kaynak Yayınları Muazzez İlmiye Çığ bu çalışmasında, Türkler er ile Sumerliler arasındaki kültür ve dil bağlantılarını bir araya getirerek “Sumerliler Türklerin Bir Koludur” diyor. Çığ’ın ilk kanıtı ortak adlar... Altay Dağları’nın en yüksek noktasının adı, Üç Sumer Dağı. “Durun” hem Türkçede hem de Sumercede “yurt” demek. Sumercede “kur”Türkçede “kurgan” yeraltı demek.Ahmet Örs, Göksel Kortay ve Uğur Dündar’ın da listesinde bulunan Yılmaz Özdil’in Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Doğan Kitap. Gözlerinden Öperim, Turan Erol’a Mektuplar, Sel Yayıncılık Turan Erol, usta bir ressam olduğu kadar ar bir dost canlısıdır da. Zaman içinde birçok k dostundan, sorununu, sevincini, üzüntüsünü paylaşan mektuplar almıştır. Kitapta Turan Erol’a yazılmış Bedri Rahmi’den Bilge Karasu’ya, Orhan Peker’den Avni Arbaş’a, Nedim Günsür’den Neşet Günal’a ve daha birçok sanatçıdan gelen çoğunun son cümlesi “gözlerinden öperim” ibaresiyle biten mektuplar yer alıyor. Yazı Uçtu Sahneye Kondu, Üstün Akmen, Mitos Boyut Yayınları Yazarı tarafından Gülriz Sururi ile Engin n Cezzar’a adanmış olan bu kitapta, 20112012 sezonunda izlenmiş, eleştirilmiş, değerlendirilmiş, yorum eklenmiş opera, bale, tiyatro eserlerinden, konserlerden izlenimler yer alıyor. Kitapta ayrıca, Ahmet Levendoğlu, Ali Poyrazoğlu, Ayşegül Yüksel, sel Dikmen Gürün, Genco Erkal, Sevda Şener, Yıldız Kenter gibi on beş ustanın Akmen hakkındaki düşünceleri de bulunuyor.Hakan GerçekGöksel KortayAhmet Örs, Gülriz Sururi ve Uğur Dündar’ın da listesinde bulunan Yılmaz Özdil’in Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Doğan Kitap. ‘Gün’ o Gün’dür!, Banu Avar, Remzi Kitabevi Banu Avar Kuvayi Milliye ruhuna çağrı yapııyor! Türkiye tarihinde büyük önem taşıyan n son üç yılın notlarından seçmeler yer alıyor... Şöyle tanıtılıyor kitap: Türkiye’nin sokulduğu ‘deli gömleği’nde nasıl çırpındığını, iktidarın ve sahte ‘muhalefetin’ aynı gömleğin içinde olduğunu, Amerika’nın ‘Arap Baharı’ rı’ ve ‘Kürt Baharı’ harekâtını; Suriye’nin düşmesinin Türkiye’nin düşmesi demek olduğunu ve Türkiye’yi cinnete iteleyenlerin nihai hedeşerinin, onu intihara sürüklemek olduğunu okuyacaksınız... Ali Poyrazoğlu’nun da listesinde bulunan Ölmeyi Bilen Adam Muhsin Ertuğrul, Ayşegül Çelik, Can Yayınları.Şeker Portakalı, Vasconcelos, çeviren: Aydın Emeç, Can Yayınları (tekrar, tekrar okuyor) Brezilyalı yazar, 1920’de Rio de Janeiro yakınlarında, Bangu’da doğdu.Yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı, bu onun yazarlığına büyük katkılar sağladı. İlk kitabı Yaban Muzu zu 1940’ta yayımlandı. Beyaz Toprak adlı romanı çok beğenildi. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna çıktı. En ünlü kitabı Şeker Portakalı (1968) on iki günde yazılmıştı.“Ama onu yirmi yıldan fazla yüreğimde taşıdım,” der yazar. Mel’un, Selim İleri, Everest Yayınları Selim İleri, Sayru Usman’la çok ciddi bir şekillde incelenebilecek bir roman kahramanı yaratmış. Kibiri, hırsı, eleştirdikleri, yargıladıkları gibi de olan ama onlar gibi olmamak için de bir yandan kendi kendini yiyen, kendiyle saç baş bir kavgaya giren bir kahraman. Üzerine tezler yazılacak bir kahraman; memlekemleke tin ölüsü Sayru Usman.Ve Mel’un Sayru Usman’ın iyiliği ve naif kötülüğüyle aklı yaran bir roman; bir başyapıt! (Sibel Oral) İstanbul’da Mavi Bir Tereddüt, Atilla Birkiye, Literatür Yayıncılık Otuz beş yıllık bir yazma serüveni olan bir yaa zarın en son verimi. Mavinin bin bir tonunda a günden geceye dönen Boğaz görüntüsünde, zamansız öten bir horozun, sıradana yenik düşen bir şehrin, sıkıntı kapısı önünde bekleyişini sürdüren bir hayatın, kalabalığa kafa tutan bir köpeğin, beyaz köpükleriyle süzülüp giden vapurların, motorların yanı sıra martıların yer aldığı bir kitap İstanbul’da Mavi Bir Tereddüt. Ayşe Kulin’le birlikte Tuhaf Bir Erkek diyen Gerçek, Cüce’yi de ekliyor listesine, Leyla Erbil, Türkiye İş Bankası Yayınları. “Leyla Erbil, çağdaş Türk edebiyatının, modern ve kentli edebiyatımızın yüz akıdır. Yerelliğin sınırlarını aşmış da değil, hiç tanıKASIM 20136 ● DÜNYA KİTAP
mamıştır. Pek çok şeyin sınırını tanımadığı gibi. bi. Bugün, Pen Edebiyatçılar Derneği şaşılası bir r değerbilirlikle, hiçbir ‘popülerite’si olmamış ve olmayacak bu yazarımızı Nobel Edebiyat Ödülü için aday gösteriyor. (Füsun Akatlı) İkinci Yeni şairleri ve oyunlar ve denemeler…n var olma savaşı veren insanların yaşamından k yarattığı bu dram, toplumsal içeriği ve etik bakışıyla görkemli bir atmosfer yaratırken, getirdiği insani boyutları ve yalınlığıyla da içten bir yapıta dönüşüyor.İrfan OkanHakan GündayCoşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz, İletişim Yayınları “Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girrmesini beklemek, beklerken olacak olanın n olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi.Tanrının da yaptığı bu muydu? Baş, orta, son belli, li helak kaçınılmaz, ancak önemli olan o zamanı geçirmek, o zamandan geçmek.” (Kitaptan) Felsefe-i Zenan, Ahmet Mithat Efendi, Sel Yayıncılık Felsefe-i Zenan (Kadınların Felsefesi), tarihimizde ilk olarak açıkça kadın haklarının savunulduğu edebi eserimiz olma özelliğinin yanı sıra, edebiyatımızda mektuplaşma tarzına sahip ilk eserimiz olması açısından da önemli. Yedinci Gün, İhsan Oktay Anar, İletişim Yayınları Çizgilerin kürelere, zamanın sonsuzluğa, a, sonsuzlukların da hayâllere dönüştüğü bir r hikâyedir bu. Sıradan insanların sıra dışılığı, bilinen hikâyelerin düşlere dönüşümü, zaaşarın asîlleşmesi, erdemlerin ardındaki günâhkârlık tüm içtenliğiyle akacak zihinlere. e İnsan olmanın en zayıf ve en yüce yanları, bir hikâyenin dokunuşuyla bir kez daha bilinebilir olacak. İhsan Oktay Anar, bu yeni düşüyle okurlarını bir kez daha şaşırtıyor.Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu, Max Weber, Ayraç Yayınevi Rasyonalizasyonun değişik alanlarda izlerini süren Weber gerçek temellerini teknik k ve ekonomide değil ahlâki ve psikolojik nedenlerde aradığı kapitalizme farklı bir yaklaşım sunuyor. Kapitalist ahlâkın biçimlenmesinde Protestanlığın bireyciliği, çalışma ve disiplin anlayışının önemine dikkat çekerek; Protestan anlayışta sermaye birkimine yol açan kültür ve davranış örüntülerini görünür kılıyor. Tutarsızlığın Tutarsızlığı, İbn Rüşt, Bordo Siyah Yayınları İbn Rüşd Batı’yı etkileyen İslam Şlozoşarının n başında gelir. Bir yandan felsefe, tıp ve astronomi, bir yandan da İslam düşüncesi ve hukuk alanlarında klasik sayılacak eserler vermiştir. Kitap, Gazâli’nin Filozoşarın Tutarsızlığı (Tehâfütül’l-Felâsife) adlı yapıtında Şllozoşara Ş ş yönelttiği eleştirilere ve İbn Sina’dan aktardığı görüşlere, İbn Rüşd tarafından getirilen çözümleme ve itirazlardan oluşuyor. Yalnız Gezerin Düşleri, Jean Jacques Rousseau, Mitra Yayınları Fransız edebiyatının en önemli metinlerinden sayılan İtiraşar’ın devamı niteliğindekii Yalnız Gezerin Düşleri, Rousseau’nun içe bakış, mizantropiye varan yalnızlık isteği ve dış dünyaya aldığı tavrın sonucu ortaya çıkmış bir eserdir. Kısacası yaşamdan yorulan birinin iç hesaplaşması, küskünlüğünün ilan metnidir.Haldun DormenMehmet GüleryüzBir Gün, Ayşe Kulin, Everest Yayınları Ayşe Kulin, Bir Gün’de herkesin payına a düşmüş bir kâbusun öyküsünü ele alıyor. r Güneydoğu’da yaşananlar iki kadının penceresinden olduğu kadar, iki tarafın, iki yaşamın, iki ucun da yaşamından kesitlerle göz önüne seriliyor. Uzun yılların öyküsüyle bir gün içinde hesaplaşmak zordur kuşkusuz, bir gün belki yetersiz bir zaman. Ama bir gün bir başlangıç olabilir. Bir Gün, bu başlangıcın arandığı bir roman. Ölümsüz Atatürk, Norman Itzkowitz, Vamık D. Volkan, Bağlam Yayınları Bir insan olarak Atatürk ve yaşam öyküsü. ü. “Mustafa Kemal Atatürk’ün kişisel gelişimini ni çocukluğundan başlayarak ölümsüz Atatürk oluncaya kadar geçen bütün bir süreci öykülendirmeyi, onun kendi iç dünyasıyla -kurucusu olduğu ve daha sonra modern bir ulusa dönüştürdüğü Türkiye olarak- dış dünya arasındaki karşılıklı etkileşimi çözümlemeye çalıştık.” Gazap Üzümleri, John Steinbeck, Remzi Kitabevi (yeniden) John Steinbeck, Gazap Üzümleri’ni 1930’larda ABD’de yaşanan Büyük Göç’ün bir anlamda destanı olarak kaleme aldı. Steinbeck’in Büyük Bunalım dönemi sırasında Amerika’da8 ● DÜNYA KİTAPLe Diable Tout Le Temps, Donald Ray Pollock, Albin Michel Yayınevi Lire Dergisi tarafından 2012 yılının en iyi kitabı seçilen bu romanda Donald Ray Pollock bireyin karanlık yüzü, kötü doğası hakkında merak ettiklerimize yanıt arıyor. Ruhi Mücerret, Murat Menteş, April Yayınları l İstiklal Harbi’nin son gazisi, 100 yaşındaki millî llî kahraman Ruhi Mücerret; bir dünya starına a nasıl dönüşüyor? Zaten ecelin menzilindeyken, esrarengiz psikopat Masum Cici’yi haklayabilecek mi? Mabet Şlozofu Avni Vav’dan daha neler öğrenecek? Nazlı Hilal’e, 70 yaş farka rağmen nasıl açılacak? Ve son nefesinde kelime-i şahadet getirebilecek mi? Korkma Ben Varım, Murat Menteş, İletişim Yayınları “Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep.” Gönül İşlerii Bakanlığı’nda basın müşaviri dövüş ustası Fu. Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey. Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi. Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa. Dul gangster Hayati Tehlike. Mr. Spock, Abdülcabbar, Ruhiye Hanım, papağan Huduni, cin Jajha, Atom Bombacıyan, Uçan Kız, Abidin Dandini, Leyla Kalahari ve diğerleri...KASIM 2013
Mehmet YaşinÇocuklar Kalıyor, Alice Munro, Can Yayınları Çocuklar Kalıyor’da yer alan sekiz öykü, taşşra yaşamının kuşkulu konulardaki suskunluk k ve ağzı sıkı olma geleneğini irdeleyerek gizli ilişkileri ve en yalnız bireyleri bile bağlayacak biçimde paylaşılan suçları gün ışığına çıkarıyor. Kimi zaman yalanların toplumun huzuru için kaçınılmaz olduğunu da örnekliyor. Çocuklar Kalıyor çarpıcı ayrıntıları, cesur anlatımıyla 2013 Nobel Ödüllü yazarın etkileyici kitaplarından... Kızıl Darı Tarlaları, Mo Yan, Can Yayınları Çin’in Nobel ödüllü yazarı Mo Yan’ın Kızıl ıl Darı Tarlaları, Shandong ailesinden üç kuşağın, 1923-1976 yılları arasındaki öyküsünü aktaran bir roman. Yazar, bir mücevher güzelliğindeki doğa manzaraları fonuna yerleştirdiği ve kronolojik sıra gütmeden kurguladığı romanda, Japon istilasına karşı verilen Direniş Savaşı, Çinlilerin birbirleriyle çatışmaları, Komünist Devrim, Kültür Devrimi gibi Çin tarihindeki önemli halk hareketlerini ve bütün bu yıllar içindeki tutkulu aşkları anlatıyor. Gabriel Garcia Marquez, Gerald Martin, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Marquez, hayat öyküsünü kağıda dökmek ek isteyen Latin Amerika edebiyatı uzmanı nı ABD’li Gerald Martin’in önerisini kabul etmiştir. Önceleri sadece “müsamaha gösterdiği” Martin, aralıklı görüşmelerle on yedi yıla uzayan bir süreç içinde, kendisinin “resmi biyograŞ yazarı” statüsüne kavuşacaktır. Martin’in üç yüzden fazla kişiyle yapılan röportajları da içeren bu uzun ve meşakkatli çalışmasının sonucunda üslubu, içeriği ve dozunda mizahıyla bir biyograŞ ortaya çıkmıştır.bunu öğreneceksiniz. kaybolduğunuz yollar, ar, sizi zaaşarınızla yüzleştirecek. hem herrkesten gizlenmek isteyeceksiniz, hem de hikâyenizin kayıtlara geçmesini... rehberliğimin karşılığında sizden hikayelerinizi alacağım. eserim, bozgun ve sevinçlerin aynası olacak...” Apartman, bir kifayetsiz muhterisin se sebep olduklarını anlatıyor. Sürükleyici ve sinemasal bir dille...Semih PoroyOrhan AlkayaŞöyle diyor Orhan Alkaya: Gezi literatürü oluşmaya başladı. Şimdilik en iyi işi ilk sıraya yerleştiriyorum: Gezi Fenomeni, Erol Özkoray, Nurten Özkoray, İdea Politik Bu kitapta sosyolog Nurten Özkoray ile siiyaset bilimci Erol Özkoray, ‘90 kuşağından n Hayri Gökşin Özkoray ile İmre Özkoray’ın da katkılarıyla bu fenomenin bireysellik ve doğrudan demokrasi açısından analizini yapıyor, ayrıca hareketin karşısına dikilen Yeşil Faşizm’i inceliyorlar. Kitabın hazırlanma a safhasında Erol Özkoray sürekli sahadaydı ve bir gazeteci olarak olayları izledi, gözlemledi, zaman zaman da bir aktör olarak bu sürece katıldı. Bir sözlüksever olarak Akdoğan Özkan’ın Sokaktaki İnsanın TC Sözlüğü’nü, Notos Kitap, alkışlayarak ikinci sıraya yerleştiriyorum. Gündelik hayattan Gezi Direnişi’ne, yaşadığıımız hayatın ayrıntıları, ciddi ve gülünç başlıkları... Sokaktaki İnsanın TC Sözlüğü, gündelik hayattan iş dünyasına, kadın-erkek ilişkilerinden Gezi Direnişi’ne, “güzel Türkçemizi” kuşatan ama her zaman çok güzel içeraz riklendiremediğimiz “kelime haznemize” biraz ekşi, biraz kara, yer yer de ironik bir mizahla “ilelebet payidar” kalacak bir ayna tutmayı hedeşiyor. Üçüncü sırama, Pınar Erkum’un ihmal edilmiş romanı Apartman, Dharma basamak atlayarak yerleşiyor. “... sırlar herkese ağır gelir. herkes yolunu kaybedebilir. en başta10 ● DÜNYA KİTAPİlk Yılların Ekmeği, Heinrich Böll, çeviren: Zeyyat Selimoğlu, Can Yayınları Böll, bu ünlü romanında, savaştan hemen n sonra baş gösteren zor yıllardaki ekmek k kavgasından bir kesit veriyor. Savaşın yıkıcı bir güçle sarsmış olduğu değerler ne olursa olsun, romanın baş kişisi, insanca yaşamak için zor yılları deneme, zorlama, üsstesinden gelme çabası içindedir. Savaş sonrası Almanyasının yoksulluk ve güçlükler ortamında kendine nasıl bir yol seçecektir? Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru, Heinrich Böll, çeviren: Ahmet Cemal, Can Yayınları Almanya’da ‘70’li yıllardaki ünlü ‘Baader-Meinhof’ çetesi olayından yola çıkılarak yazılan romanda, medyanın haber oluşturma özgürlüğü ile bireyin özel yaşamının çatışması teması işlenir. Görünüşte tek suçu bir anarşistin sevgilisi olmak olan Katharina Blum’un bu anarşistle ilgili olaylar ve araştırmalar bağlamında giderek tüm kişisel değerlerinin ayaklar altına alınması, en yakın çevresi karşısında da, bütün bir toplum karşısında da savunmasız bırakılması, kitabın ağırlık noktalarıdır. Hayat Bir Macera! Çocukluk ve Gençlik Hatıraları, Samet Ağaoğlu, Kitap Yayınevi Samet Ağaoğlu (1909-1982), düşünür ve siyaset adamı Ahmet Ağaoğlu’nun oğluydu. u. 1946’da Demokrat Parti’ye katıldı. Manisa Milletvekili oldu. Demokrat Parti’nin 1960’ta iktidardan düşürülmesiyle ömür boyu hapse mahkum edildi. 1964’te tahliye oldu. Siyasetçi kimliğinin yanında belkii de asıl edebiyatçı kimliğiyle tanınan Ağaoğlu’nun 1930-1992 arasında birçok eseri yayınlandı. Çocukluk ve gençlik anıları ise ilk kez basıldı.Selim İleriVergilius’un Ölümü, Hermann Broch, çeviren Ahmet Cemal, İthaki Yayınları “Broch’un Vergilius’u, bugüne kadar romanın n esnek ortamı bağlamında gerçekleştirilmiş ş en sıradışı ve en temel deneylerden biridir. ”Thomas Mann “Broch, Joyce’tan bu yana Avrupa edebiyatının en büyük romancısıdır ve Vergilius’un Ölümü, Ulysses’ten günümüze kurgunun teknik olarak ne denli il l ilerlediğinin tek gerçek kanıtıdır…” George Steiner Beyoğlu’nun En Güzel Abisi, Ahmet Ümit, Everest Yayınları Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet...Tarlabaşı’nın n arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi.. Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü. Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek. GururlarınınKASIM 2013
kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar. Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satılan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam. Bir zamanlar İstanbul’un en gözde yeri olan Beyoğlu’nun hazin hikâyesi. Çıplak ve Yalnız, Hamdi Koç, Doğan Kitap (Kitabın tanıtımı 20. sayfada.)Yahşi BarazUğur DündarAhmet Örs, Göksel Kortay ve Gülriz Sururi’nin de listesinde bulunan Yılmaz Özdil’in Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Doğan Kitap. Dön Kardeşim, Mustafa Mutlu, Kırmızı Kedi Yayınları Dön Kardeşim, dokuz günde yazıldı. Saadece isyanla değil insana ve geleceğe e duyulan güvenle de yazıldı. Bu dokuz z güne gazeteciliğe adanmış bir yaşam ve zorbalığa boyun eğmeme kararlılığı sığdırıldı. Mustafa Mutlu aslında dokuz günde sadece işten atılma sürecini ve karşılaştığı tacizleri değil, Türk medyasının n dönüşümünü ve basın özgürlüğünün kapalı kapılar ardında geldiği noktayı kaleme aldı. Sait Faik Külliyatı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları (yeniden)The Art Economy, Clare McAndrew, The Liffey Press Sanat eserleri için küresel pazarın gelişiimine bakılan kitapta pazarın özelliklerine yer veriliyor. Kitap, sanat ekonomisii hakkında bazı mitler parçalayarak bir Şnansal yatırım olarak sanat değerini tartışıyor. Sanat ve Şnans alanlarında en son ekonomik araştırmaların bulunduğu çalışma, sanat koleksiyonerleri ve yatırımcılara rehber niteliğinde. Inside the Painter’s Studio, Joe Fig, Princeton Architectural Press Brooklynli sanatçı Joe Fig, yirmi dört rt önemli sanatçı ile yaptığı röportajların, n, yanısıra stüdyolarına ait özel görsel belgeleri de sunuyor bu kitapta. Sanatçılar Gregory Amenoff, Ross Bleckner, Chuck Close, Will Cotton, Inka Essenhigh, Eric Fischl, Barnaby Furnas April Gornik, Jane Hammond, Mary Heilmann, Bill Jensen, Ryan McGinness, Julie Mehretu, Malcolm Morley, Steve Mumford, Philip Pearlstein, Matthew Ritchie, Alexis Rockman, Dana Schutz, James Siena, Amy Sillman, Joan Snyder, Billy Sullivan ve Fred Tomaselli.Yekta KopanVedat SakmanOdun Kesmek, Thomas Benhard, çeviren: Sezer Duru, Yapı Kredi Yayınları Odun Kesmek, yaşanmış zamanlar araasındaki gelgitlerle bir hesaplaşmanın ağır r gerçekliğinde anlatımın derinliklerine çekici bir davet. Thomas Bernhard, kendisinin tüm halleriyle baş döndürücü bir saydamlıkla yüzleşirken, Viyana sanat çevrelerinin ikiyüzlülük ve yapaylıkla örülü dünyasının üzerine bir dostunun intiharının açığa çıkardığı öfkeyle gidiyor. Kalan, Leylâ Erbil, Türkiye İş Bankası Yayınları Bir zamanlar justinianos’ların, fatih’lerin n hüküm sürdüğü istanbul’un altında, şimdii toprakta gömülü olan binlerce yılın kalıntısından kalan… ibrahim ve ishak’tan kalan… insanların birbirlerini ayakkabılarından tanıdığı savaşın yokluk günlerinden kalan… farandolaların dönüldüğü, ü rum ustaların elinden çıkma üç katlı, ahşap evlerden kalan… kierkegaard’ın hasetinden kalan… elbette “kederli bir şiir”den kalan… Zeno’nun Bilinci, Italo Svevo, çeviren: Gül Işık, Can Yayınları İtalyan yazar Italo Svevo’nun başyapıtı sayıılan, tüm deneyimlerini özetleyen, ulaşabildiği tüm gerçeği dile getiren “Zeno’nun Bilinci”, yarıda kalan bir ruhbilimsel çözümlemenin öyküsüdür; romanın başkişisi olan Zeno, psikanaliz seanslarına inancını yitirip doktorunu yüzüstü bırakınca doktor öc almak için Zeno’nun kendi eliyle not ettiği özyaşamöyküsünü kamuoyuna sunar.12 ● DÜNYA KİTAPTek Kanatlı Bir Kuş, Yaşar Kemal, Yapı Kredi Yayınları Edebiyatımızın çınarı, büyük usta Yaşar ar Kemal’in Tek Kanatlı Bir Kuş kitabı, toplumda bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan n korkunun destansı bir romanı. Halkının neden terk ettiği bilinmeyen, gizemli karanlık bir kasaba, bu kasabaya atandığı halde gidemeyen bir posta müdürü, yalnızlığın timsali bir istasyon şeŞ, “Alamancı” bir genç kadın...Ve bütün fantastikliğine karşın son derece gerçekçi gelen bir dünya... Metafor mu? Alegori mi yoksa? Dokunma Dersleri, Yalçın Tosun, Yapı Kredi Yayınları Bir Kocanın Gizli Defterinden, Sıcak ak Sandalye, Soğuk Yılan, Dilan’ın Ormanı, Ruhsar Hanım’la Levon Bey’in Beş Çayı... Böyle birçok öykü Dokunma Dersleri’nde bir araya geliyor. Tutku, keder, utanç, pişmanlık, nefret, dostluk ve dile gelmeyen sevgiden mürekkep öykülerde Yalçın Tosun kalemini bir sihirbaz değneği gibi kullanıyor. Hah, Birgül Oğuz, Metis Kitap Birgül Oğuz’un kitabı yas üzerine. Ancak ak yalnızca kişisel bir kaybın yasını tutmuyor Hah. Hafızalardan silindi silinecek k “yılbindokuzyüzeylül” devrini şimdiye fırlatmak arzusunu da duyuyor. Temsil, telaŞ ve idrak edilemez olanı temsil, telaŞ ve idrak etmeye çalışıyor. Zamanın ın yas’a müdahalesi, halden hale geçen öykülerin dilinde buluyor karşılığını.KASIM 2013
[ özel ]ahmet ümit’in beyoğlu’nun en güzel abisi raşardaki yerini aldıKentsel dönüşümün sürdüğü Tarlabaşı’nda geçen roman, bir cinayetle başlıyor. Ahmet Ümit, okurlarının cinayetin izini belgelerle sürebilmeleri için romanı yazarken tuttuğu kimi notları ve yazım aşamasında kendi cep telefonuyla çektiği bazı fotoğraşarı yalnızca Dünya Kitap’a verdi... Buyurun, birlikte gezelim romanın sayfalarının gerçek hayattaki görüntülerinde...Romanda geçen önemli caddelerden biri olan Sakızağacı Caddesi’nde müşteri bekleyen hayat kadını. Tarlabaşı’nda başlayan kentsel dönüşümden bir görünüm.Romanda büyük çatışmanın olduğu küçük meydan...014 yılının ilk gecesi işlenen bir cinayet... Tarlabaşı’nın arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi. Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü. Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek. Kendi g gururlarının kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar. Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satılan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam. Bir zamanlar İstanbul’un en gözde yeri olan Beyoğlu’nun hazin hikâyesi. Karanlık… Soğuk havayla iyice ağırlaşan bir karanlık. Uzaklardan şarkılar geliyor kulağına, neşeli kadın çığlıkları, ayarını yitirmiş sarhoş naraları, biri küfrediyor belki ana avrat, belki ağlıyor biri hıçkıra hıçkıra, belki biri sessizce ölüyor bu gürültünün, bu hengâmenin ortasında. Umurunda değil. Hepsinden sıyrılmış, sadece öfke... Nereye gittiğini bilmeden yürüyor, nefret tarafından kuşatılmış olarak. Kıskançlık denen o canavar, çelikten pençesine almış yüreğini, habire sıkıyor. “Kadınlar,” diyor bir ses zihninin derinliklerinden, “Kadınlar, onlarla oynayamazsın… Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın, asıl oyuncak sen olmuşsun.” Hayatına giren kadınların yüzleri beliriyor2sokağın zemininde. Birer birer düşüyor görüntüleri ayaklarının dibine. Hepsinin boynu bükük, hepsinin gözlerinde keder. Hepsi üzgün… Aldırmıyor, bir su birikintisiymiş gibi basıp geçiyor üzerlerinden ama yeniden düşüyor görüntüler zemine. “Kadınlar,” diyor o ses yine. “Kadınlardan asla kurtulamazsın, hayaletleri hayatın boyunca seni takip eder.”Tarlabaşı Bulvarı’nda kentsel dönüşüm için yeniden yapılan binaların inşaat hali.KASIM 201314 ● DÜNYA KİTAP
Kalyoncukulluğu Caddesi’nde yıkılmaya yüz tutmuş bir Tarlabaşı evi.Ahmet Ümit’in Beyoğlu’nun En Güzel Abisi için kullandığı çalışma defterinden notlar...KASIM 2013DÜNYA KİTAP ● 15
[kitapçılardan önce]iskender pala’dan eyüp sultan’ı (ebu eyyub el-ensarî) anlatan bir romanİstanbul’da bir semte adını veren Halid bin Zeyd’in (Eyüp Sultan) Hz. Peygamber’in hicretinden başlayıp Konstantinopolis önlerinde şehit olduğu güne kadar hayatını anlatan romanın fonunda Bizans ile İslam devleti arasında olup bitenler, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki çatışmalar, yedinci yüzyılın vahşi hayatı ve Konstantinopolis yer alıyor. Bugün surların çevresinde dolaşan bir kişinin tarihe yönelik bakış açılarını ve eski hatıraları öğrenebileceği bilgi ve heyecan yüklü bu romandan tadımlık bir bölüm. Mihmandar adını taşıyacak olan kitap, 1 Ocak 2014’te çıkacak.BÖLÜM I İKİNİN İKİNCİSİ VE İKİ CİHANIN BİRİNCİSİ Sevr, İbrani hilkat yılı, 6098 / 12 Eylül 622 Göç, Muharrem ve Safer aylarında iyiden iyiye yoğunlaşmıştı. O evden, bu evden, müminler buruk kalplerle çıkıp çıkıp gidiyorlar, geride savrulmuş acılar bırakıyorlardı. Gidenler kalanlar için, kalanlar gidenler için ağlıyordu. Umutlar hep Yesrib yollarına dökülmüştü. “Yesrib” diyordu, “insanlığın sancılarına çare bulmak üzere yaratılışta kardeş, dünyada eşit ve eş olduğunu bilenlerin şehri olacak; kendi neŞsleri için istediklerini başkaları için de isteyenlerin, kan davasına kapılmış düşmanlar iken can ciğer dostluk kurabilenlerin, ayrı şehirlerde hiç tanışmadan yaşarken birbirlerine varis olacak derecede kardeş olanların, hak ve hakikati, iyiyi ve güzeli yaymada ölümü göze alanların, birbirlerine yalnızca Allah için yaklaşan, kaynaşan ve öylece birleşenlerin, iyilikte yarışanlar ve örnek hayatlar sürenlerin şehri olacak.” Dediklerine inanıyor, bunu bir dava adamı, Allah’tan vahiy alan bir peygamber olarak savunuyordu. Ama arkadaşım ve kul olarak, kuşça yüreğinin her ayrılıkta nasıl titrediğini görebiliyordum. Sevr mağarasında geçirdiğimiz üç gün boyunca, gözünde yaşlar ile dönüp dönüp geride bıraktığı şehrine bakışı ve Yesrib’i bir umudun adı olarak tekrarlayıp durması yüreğimi burkmuştu. Biliyordum, içi kavruluyordu, ama yine de geleceğe dair güvenli sözler etmeye devam ediyordu. Bunları duymanın beni teselli edeceğini düşünüyordu. Mağaradaki son gecenin seherinde, hatıralarımızı bıraktığımız şehre bakarak kendi kendine konuşurken o da, ben de birbirimizden gizli ağlıyorduk: “Vallahi ey Mekke, sen benim için yeryüzünün en güzel şehrisin. Eğer beni senden ayırmasalardı ben asla gidenlerden olmazdım. Bir gün sana tekrar döneceğim, bekle beni!” Sevdiğim şehre baktım. Üzerine bir sis çökmüş gibi evleri belli belirsizdi. O anda, orada görmeye çalıştığım şey aslında çocukluğum, gençliğim ve belki de bütün hayatımdı. Son birkaç yılım gözlerimin önünden geçiverdi. Müşriklerin baskıları ve zor şartlar, benim gibi İslam’ı kabul eden herkesi Mekke’den çıkarmıştı. İnananların zulme uğramadığı, işkenceye maruz kalmadığı, aşağılanıp alay edilmedikleri bir gün bile yoktu. Maddi ve manevi baskılara artık dayanmak imkânsızdı. Günler, aylar ve yıllar, herkesin gözünde yaş, herkesin kalbinde hüzün olup akıyordu. Güvenli ve tarafsız bir beldede toplanmamızı bu yüzden istemişti. Yoksa Mekke’yi bı16 ● DÜNYA KİTAPrakıp gitmek ve hatıralarımızı unutmak, istediğimiz son şeydi. Hiç kimse bu kararı çok kolayca alabilmiş değildi. “Gitme”nin varacağımız yerde “buluşmak”tan önemli ve hayati olduğuna inanmasak belki yine gitmezdik. Gidişimiz için ilk adımın, varışımızdaki son adımından daha değerli olduğunu biliyorduk. Son adım hayal bile olsa, ilk adımı atanlar, kurtulanlardan olmaya başlamıştı. Gel gelelim her kurtuluştan ve her kurtulandan sonra Mekke’de kargaşa artmış, işler gitgide sarpa sarmıştı. Önceleri bizi gitmemiz için zorlayanlar artık giderken eziyete başvuruyorlar, mallarımıza mülklerimize tasallut ediyorlar, hatta göndermemek için baskı uyguluyorlardı. Hudeybiye’de gidenlerin, yok, yok, gönderdiklerinin bile geri getirilmesini şart koşmuşlardı. Her gidenden sonra geride kalanların can güvenliği biraz daha azalıyor, durumları biraz daha sıkıntılı hale geliyordu. Gizli gizli gidişler işte bu yüzden başladı, kaçarcasına gidişler... İlk adımı kaçarcasına atanlar, son adımlarında korkudan kurtulacaklarına dair şüphelerle gittiler hep. Bir tek cesur ve yiğit Ömer, Mekke’nin dünyaya armağan ettiği o kahraman, ilk adımını atmak için Kabe’ye varmış, yayını ve kılıcını omzunda sallayarak, “Ey Allah’tan başka ilah edinenler” demişti, “Bu şehirden gizlice kaçacağımı mı sanıyordunuz; hayır, bunu yapmayacağım. Bilin ki şimdi yola çıktım, işte Yesrib’e gidiyorum. Aranızda çocuklarını yetim, eşlerini dul bırakmak isteyen varsa gelsin peşimden!” Ömer’in gidişinden sonra inananlar için hayat daha da zorlaştı. Kutlu Nebi’nin her adımı kontrol ediliyordu artık. Damadı Osman ile kızı Rukiyye de gidince, neredeyse nefes almasına bile karışılır oldu. O sabrediyor, herkese sabrı tavsiye ediyordu. Hiçbir şiddete şiddet ile karşılık vermiyordu. Bütün yaptığı cemaat direnişinden ibaretti. Buna rağmen müşriklerin planları daha da korkunç olmaya başladı. İnananları gitmişken onu kolayca ortadan kaldırmayı kuruyorlardı artık. Bunun için yedi kabileden yedi genç seçip fırsat kollamaya başladılar. Bu yedi adam aynı anda kılıç üşürecek, böylece Haşimoğulları kan davası gütmek yerine birkaç deve parası tutarındaki diyete razı olacak, iş kapanıp gidecekti. Çember daralıyor, müşriklerin kötü planları gitgide şiddetleniyordu. Her zaman metanetli biri olmuşumdur, ama bunca baskıya dayanmanın yükü, artık beni de kara kara düşündürüyordu. Saşar ayrışmış, akrabalar düşman olmuş, babalar oğullarından veya kızlar analarından kaçar duruma gelmişti. Düşmanın nefesini ensemizde hissetmediğimiz bir an yoktu. Ve bir akşam, biz de birplan yaptık. Geride kalan üç kişi… Ben, Ali ve O. Hayatımı değiştiren o birkaç saatte kendi hakikatime erdim diyebilirim. İki ay evvel çoluk çocuğumla Yesrib’e gitmeye niyet edip de kendisinden izin istediğimde, “Sabret aziz dostum” demişti, “azıcık sabret, Allah belki sana bir yol arkadaşı ihsan eder, hele sabret!” Ben hep Ali’yi ona yoldaş olarak düşünmüştüm, ama o akşam plan yaparken ikinin ikincisi olacağımı söylediğinde, önce çok sevindim, ama sonra dehşetli bir korkuya kapıldım.Ya onu gerektiği şekilde koruyamazsam, ya bir kusur edersem!.. Bu korku, geride korumasız bırakacağım ailem ve çocuklarımı düşünmemi bile gölgelemişti. Ve onun bırakıp gideceği Ümmügülsüm ile Fatıma’nın korkusunu da. Ama karar verilmişti; sıcakların şiddetine bakmayacak, pazartesi günü yola çıkacaktık. Yesrib’in tam aksi istikametindeki Sevr mağarasında geçirdiğimiz müteakip üç günde –ki bana üç yüz yıl kadar uzun gelmişti- planımız tıkır tıkır işledi. Mekkeliler bizi hep Medine yolunda arayacaklardı, oysa kaldığımız mağara tam tersi istikametteydi. Yiğitler yiğidi Ali, Mekkelilerin emanetlerini sahiplerine vermek üzere geride kalmış ve müşrikleri yanıltmak için Kutlu Nebi’nin yatağına yatmıştı. Oğlum Abdullah’a üç gün boyunca gizlice gelip Mekke’de neler olup bittiğini bize bildirmesini tembih ettik. Onun izlerini silmek için de çobanım Amir, koyunları Sevr dağının eteklerine sürecekti. Üstelik böylece bize süt ve azık da ulaştırmış olacaklardı. Dedim ya, kutlu yoldaşım o gece benimle yolculuk edeceğini söylediğinde çok heyecanlandım. Oysa daha aynı gecenin ikindisinde, müşriklerin yedi genç adam ile evini kuşattıkları haberini almış ve çok korkmuştum. Buluştuğumuzda onu da tedirgin gördüm. Muhtemelen evini kuşatanları fark etmiş, canına kast edeceklerini kestirmiş ve kendi canı için değil, Allah’ın insanlara tebliği yarım kalacağı için, ümmeti için üzülmüştü. O geceden sonra her şey çok hızlı gelişti. Sabah olur olmaz Ali’ye kendisindeki emanetleri bir bir teslim etti. Bunların bir kısmı canına kast eden düşmanlarının emanetleriydi üstelik. O “Emîn” idi. O kadar ki düşmanları bile ona emanet edecekleri şeyi bir daha dert etmezlerdi. Emanet teslimi bitince Ali’ye yeşil hırkasını giyindirip yatağına yatmasını söylemiş ve dediğine göre, eline bir avuç toprak alıp kapıda pusu kuran yedi kişinin üzerine serperek aralarından süzülüp gelmiş. Her biri bakar körler gibi öylece kalakalmışlar.KASIM 2013
yılın en iyisi hangisi olacak?Dünya Kitap Dergisi, “yılın en iyileri”ni seçmeye devam ediyor. Erendiz Atasü, ReŞk Durbaş, Doğan Hızlan, Selim İleri, Deniz Kavukçuoğlu, İlknur Özdemir, Faruk Şüyün, Feyzan Top ve Dünya Temsilcisi’nden oluşan jüri, “Yılın Telif Kitabı” ve “Yılın Çeviri Kitabı”nı önümüzdeki günlerde bu yapıtlar arasından seçecek.şubat 13telif kitap• Mor Kaftanlı Selanik - Bir Mübadele Romanı, Yılmaz Karakoyunlu, Doğan Kitap Yılmaz Karakoyunlu yeni romanında Cumhuriyet tarihinin en önemli tarihsel ve toplumsal dönemeçlerinden biri olan Mübadele sırasında yaşanan insan hikâyelerini, olayın siyasi yönünü ihmâl etmeden anlatıyor.çeviri kitap• Yanıp Kül Olmadan Önce, Gaute Heivoll, Çeviren: Deniz Canefe, Can Yayınları 1978 yılında bir Pazar günü, Norveç halkı, tarihinin n en dramatik cinnet vakalarından birine şahit olur. Çılgınca koşan bir piroman evleri küle, ağaçları alev topuna dönüştürür. Tüm yaşamını ateşin hikâyesiyle geçiren Gaute Heivoll, yıllar sonra bu izleri takip ederek gerçekle kurmacanın iç içe geçtiği bir esere imza atıyor.nisan 13çeviri kitap• Grendel, John Gardner, Çeviren: Azize Özgüven, Yapı pı Kredi Yayınları Anglo-Sakson edebiyatının en eski ve en ünlü destanı Beowulf ’taki korkunç canavar Grendel’in gözünden insan var oluşu. Dışlanmış, yalnız ve ötekileştirilmiş Grendel insanla sürdürdüğü savaşı bir de kendi bakış açısından anlatıyor.telif kitap• Beyaz Türkler Küstüler, Alev Alatlı, Everest Yayınları rı Alev Alatlı’nın 1992’de yayınlanan ve Türkiye’nin dönüşümlerini çözümleyen dörtlemesi “Or’da Kimse Var mı?” her kitabıyla geniş ve yoğun tartışmalara yol açmıştı. Alev Alatlı, “Beyaz Türkler Küstüler” aracılığıyla yirmi yıl sonra yeniden soruyor: “Or’da Hâlâ Kimse Var mı?”mart 13telif kitap• Aşk Kırgınları, Nedim Gürsel, Doğan Kitap Aşk şehri Venedik... Ama Venedik her zaman mutlu aşklara sahne olmuyor elbette. Bazen de şehrin yavaş yavaş suya gömülmesi gibi, aşklar gömülüyor hayatın derinliklerine. Nedim Gürsel de edebiyat ve aşk ilişkisi üzerinden gidiyor ve ortaya ya a denemelerden oluşan “Aşk Kırgınları” çıkıyor.çeviri kitap• Erken Modern Avrupa’da Tıp ve Toplum, Mary Lindemann, Çeviren: Mehmet Doğan, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi Bugün tıp tarihi bilimi, 1500’den 1800’e dek Avrupalıları etkileyen toplumsal, kültürel, iktisadi etkenlerin hepsini hesaba katmak zorunda... Kimi araştırmacılara göre erken modern dönem cehaletin, sefaletin, yanılgıların ve bitmek bilmez acıların hakim olduğu eski kötü günlerdir, Mary Lindemann ise tıp tarihini bir ilerleme hikâyesi olarak görmeyi yadsıyor; bu yöntemin doğasındaki yanlışlara ki l l işaret ediyor.• Nisyan, Murat Gülsoy, Can Yayınları Edebiyatta ölüme giden yolu, ölüm ânını ve ölümün kendisini düşünen karakterler ölümsüzlüğün ta kendisidir. Murat Gülsoy “Nisyan”da bunu yapıyor, ölümü ölümsüzleştiriyor. • Mutfak, Murathan Mungan, Metis Yayınları “Mutfak,” Murathan Mungan’ın yeni oyun kitabı. İstanbul’un Cihangir’e benzeyen bir semtinde, çevre işyerlerine ev yemekleri yapan kadınların işlettiği küçük bir lokantanın mutfağında geçen yirmi sahnelik roman tadında bir oyun. Tek mekânda geçen oyunda ikisi erkek olmak üzere on karakter yer alıyor.18 ● DÜNYA KİTAPmayıs 13telif kitap• Son Oyun, Ahmet Altan, Everest Yayınları Ahmet Altan’ın uzun bir aradan sonra, Everest Yayınları etiketiyle okurlara sunduğu yeni romanı “Son Oyun,” sağlam bir kurgu ve akıcı bir anlatımla yine kadın-erkek ilişkilerine odaklanıyor. Bir kasabaya gelen yazamamaktan muzdarip bir yazarın çevresinde geçen olayları öyküleyen “Son Oyun”un ilk iki baskısı yüz biner adet yapıldı.KASIM 2013
çeviri kitap• Maya’nın Günlüğü, Isabel Allende, Çeviren: İnci Kut, Can Yayınları Isabel Allende, California’dan Las Vegas’a, oradan Şili’deki Chiloe Adası’na kadar uzanan bir macera anlatıyor “Maya’nın Günlüğü”nde. Geçmişle şimdinin, yaşamla ölümün, ümitle ümitsizliğin kucaklaştığı bu büyülü macera, Allende’nin ışıklı, rüzgârlı anlatımıyla hayat buluyor. Modern bir genç kızın sıradışı şartlar altında olgunlaşmasının m öyküsü, Maya’nın tutku ve ıstırap dolu anlarında adım adım gözler önüne seriliyor.erdem üzerine klasik bir yapıt. Zola, mutlu bir aile yaşantısı kuran akrabalarına duyduğu kıskançlığın pençesindeki Bette’nin öyküsü için, “Deneysel romanın ilk örneklerinden olmasına rağmen gerek insan ilişkileri gerekse 19. yüzyıl Fransız toplumundaki değişimler üzerine kuvvetli gözlemler içermektedir” diyor.telif kitapBu ay bulunamamıştır.eylül 13telif kitap• Çıplak ve Yalnız, Hamdi Koç, Doğan Kitap “Küçük ve yalnız” olduğunu sanan bir kahramanın “büyük ve kanlı” bir geçmişe yaptığı yolculuk… “Amcam ölünce ilk bana haber verdiler. İnanmadım. Olmaz öyle şey, dedim. Oldu valla, dediler, amcan öldü. Ya tabii ki ölmüştür, ayrı konu, ama ilk bana haber verdiğinize inanmıyorum, dedim. İnan, dediler, ilk sana haber verdik. Sustum ve benimle konuşan nefesin arkasındaki boşluğu dinledim.”haziran 13telif kitap• Kardeşimin Hikâyesi, Zülfü Livaneli, Doğan Kitap Bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar.çeviri kitap• Flores Geceleri, Cesar Aira Çeviren: Emrah İmre, Can Yayınları Ekonomik kriz nedeniyle pizza dağıtıcılığı yapmak zorunda kalan ihtiyar Aldo ile Rosa Peyró çifti, her gece Buenos Aires’in Flores semtinin sokaklarını arşınlamaktadır. Çiftin genç bir meslektaşlarının kaçırılıp öldürülmesiyle sahneye çıkan Başsavcı Zenón Mamaní de, gerçekle kurgunun kördüğüm olduğu Flores gecelerinde esrarengiz bir davanın peşine düşer. Roberto azarları” Bolaño’nun “çağdaş İspanyolca edebiyatın en iyi yazarları” arasında gösterdiği César Aira, kalıplara sığmayan bu kitabında, gerçeküstüyle acı gerçekler arasında mekik dokuyor.çeviri kitap• Majesteleri Kral, Thomas Mann, Çeviren: Şeyda Öztürk, Can Yayınları Yayınlanan ikinci romanı olan “Majesteleri Kral”da Thomas Mann, XX. yüzyılın başlarında Alman coğrafyasında bir yerlerde, kendi içine kapanmış, hızla değişmekte olan dış dünyaya ayak uyduramayan hayali bir grandüklüğü Ortaçağ’a özgü masal diliyle betimliyor.temmuz 13çeviri kitap• Kızıl Darı Tarlaları, Mo Yan, Çeviren: Erdem Kurtuldu,, Can Yayınları Çin’in Nobel ödüllü yazarı Mo Yan’ın “Kızıl Darı Tarlaları”, Shandong ailesinden üç kuşağın, 19231976 yılları arasındaki öyküsünü anlatan bir roman. Mo Yan’ın, bir mücevher güzelliğindeki doğa manzaraları fonuna yerleştirdiği ve kronolojik sıra gütmeden kurguladığı romanını dilimize Erdem Kurtuldu kazandırdı.ekim 13telif kitap• Size Pandispanya Yaptım, Mario Levi, Doğan Kitap Mario Levi, her zamanki lezzetli üslûbuyla yine geçmişe dair bir hikâye anlatıyor “Size Pandispanya Yaptım”da. Bu kez mis kokulu a bir mutfağın belleğindeki yansımalarından da bolca yararlanıyortelif kitapBu ay bulunamamıştır.çeviri kitap• Acı Ülke, Joyce Carol Oates, Çeviren: Zeynep Çiftçi Kanburoğlu, Everest Yayınları Amerikan edebiyatının en yetkin ve üretken yazarlarından biri olan Joyce Carol Oates, “Acı Ülke”de okuru korkutucu ruhlarla çıkılacak tekinsiz bir gezintiye davet ediyor.KASIM 2013ağustos 13çeviri kitap• Kuzin Bette, Honore de Balzac, Çeviren: Yaşar Avunç, Kırmızı Kedi Yayınları Balzac’ın son büyük romanı olarak kabul edilen yapıt; intikam, tutku, zaaf ve20 ● DÜNYA KİTAP
– SALON 2 – STAND NO 408/B. .–
[son yirmi yılın en iyileri]yıl yıl dünya kitap ödülleri’ni kazananlar2012: • Yılın Telif Kitabı Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit (Everest Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı: Almanca Dersi - Siegfried Lenz – Çeviren: Ayşe Sarısayın • Yılın Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınları • Altın Sayfa Polisiye Kitap Ödülü: Kadıköy Cinayetleri – Bir Başkomiser Galip Polisiyesi – Çağatay Yaşmut (Oğlak Yayınları) • Dünya Ehlikeyf Yılın Gastronomi Kitabı Ödülü: Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde Yemek Kültürü – Yorumlar ve Sistematik Dizin - Marianna Yerasimos – Kitap Yayınları • Dünya Ehlikeyf Türk Mutfağı Emek Ödülü: Kâmil Toygar – Nimet Berkok Toygar 2011: • Yılın Telif Kitabı: Az – Hakan Günday (Doğan Kitap) • Yılın Çeviri Kitabı: Sunset Park – Paul Auster – Çeviren: Seçkin Selvi (Can Yayınları) • Yılın Yayınevi: Günışığı Kitaplığı • Altın Sayfa Edebiyat Ödülü - Son Üç Yılın En İyi Polisiye Kitabı – İstanbul Hatırası – Ahmet Ümit (Everest Yayınları) • Dünya Ehlikeyf Yılın Gastronomi Kitabı Ödülü: - Türk Kahvesi Kitabı – Editör: Emine Gürsoy Naskali (Kitabevi) • Dünya Ehlikeyf Türk Mutfağı Emek Ödülü: Hary Lenas 2010: • Yılın Telif Kitabı: Hayatın En Mutlu An’ı – Erendiz Atasü (Everest Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı: Çevengur – Andrey Platonov – Çeviren: Günay Çetao Kızılırmak (Metis Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı: Oblomov – İvan Aleksandroviç Gonçarov – Çeviren: Sabri Gürses (Everest Yayınları) • Yılın Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi • Altın Sayfa Edebiyat Ödülü - Son Beş Yılın En İyi Sinema Kitabı:Türk Sinema Tarihi – Fikret Hakan (İnkılap Kitabevi) • Altın Sayfa Edebiyat Ödülü - Son Beş Yılın En İyi Sinema Kitabı - Onur Ödülü: Işıkla Karanlık Arasında - LütŞ Akad (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) • Dünya Ehlikeyf Yılın Gastronomi Kitabı Ödülü: Susamlı Halkanın Tılsımı – Artun Ünsal (Yapı Kredi Yayınları)22 ● DÜNYA KİTAP2009: • Yılın Telif Kitabı: Çöplüğün Generali - Oya Baydar (Can Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı: Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı - Junot Diaz - Çeviren: Püren Özgören (Everest Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı: Yürümek / Evet – Thomas Bernhard- Çeviren: Sezer Duru (Yapı Kredi Yayınları) • Yılın Yayınevi: Everest Yayınları • Altın Sayfa Edebiyat ÖdülüGastronomi Alanında Yılın En İyi Kitabı: Gülbeşeker- Priscilla Mary Işın (Yapı Kredi Yayınları) • Altın Sayfa Jüri Özel Ödülü: Nilhan Aras 2008: • Yılın Telif Kitabı: Karakalem Resimler- Ayşe Sarısayın (Can Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı: Sen “Alo” Demeden Önce – Italo Calvino – Çeviren: Şemsa Gezgin – (Yapı Kredi Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı: Rüya ve Kader – Marguerite Yourcenar – Çeviren: Roza Hakmen – (Yapı Kredi Yayınları) • Yılın Yayınevi: Turkuvaz Kitap • Altın Sayfa Edebiyat Ödülü-Yılın Şiir Kitabı: Temmuz İçin Yaralı SemahYangın Şiirleri – Kemal Özer (Yordam Kitap) 2007: • Yılın Telif Kitabı: Karbon Kopya - Yekta Kopan (Can Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı:TapınakWilliam Faulkner - Çeviren: Necla Aytür (Yapı Kredi Yayınları) • Yılın Yayınevi: Oğlak Yayınları • Altın Sayfa Edebiyat Ödülü (Mizah) Elveda SSK-Ferhan Şensoy (Ortaoyuncular) 2006: • Yılın Telif Kitabı:Tesbih Parmak Uçlarındaki Huzur - Deniz Gürsoy (Oğlak Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı:Yarat Ey Sanatçı – Goethe, Çeviren: Ahmet Cemal (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) • Yılın Yayınevi: Can Yayınları • Altın Sayfa Edebiyat Ödülü (İlkgençlik): Dereden Tepeden Dereliköy’den – Aysel Gürmen(Uçanbalık Yayınları), Midas’ın Serçeparmağı – Erol Büyükmeriç (Logos Yayınları) 2005: • Yılın Telif Kitapları: Hayatın Sessizliğinde – Aslı Erdoğan (Türkiye İş Bankası Kültür2004:2003:2002:2001:Yayınları),Türkiye’de Çocukluğun Tarihi – Bekir Onur (İmge Kitabevi) • Yılın Çeviri Kitabı: Bir Yazarın Günlüğü – Dostoyevski, Çeviren: Kayhan Yükseler (Yapı Kredi Yayınları) • Yılın Yayınevi: Literatür Yayıncılık • Altın Sayfa Edebiyat Ödülü (Deneme): Kör Ayna, Kayıp Şark – Nurdan Gürbilek (Metis Yayınları) • Şiir Ödülü: Değer yapıt bulunamadı • Yılın Telif Kitabı: Çavlanın İçinde Sessizce – Nezihe Meriç (Yapı Kredi Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı: Yıllar – Virginia Woolf – Çeviren: Oya Dalgıç (İletişim Yayınları), Bir Şairin Günlüğü – KavaŞs – Alova (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) • Yılın Yayınevi: Kitap Yayınevi • Şiir Ödülü: Umut Yalım (Özendirme Ödülü) • Yılın Telif Kitabı: Uzak Bir Kıyıda – Gülten Akın (Yapı Kredi Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı: Yevgeniy Onegin – A. S. Puşkin, Çeviren: Kanşaubiy Miziev – Ahmet Necdet (Everest Yayınları) • Yılın Yayınevi: Dost Kitabevi Yayınları • Dünya Yayıncılık Şükran Plaketi: LütŞ Özkök (Dünya Kitapları) • Şiir Ödülü: Alper Akdeniz • Yılın Telif Kitabı: Güzel Yazı Defteri – Tomris Uyar (Yapı Kredi Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı: Gecenin Sonuna Yolculuk – Louis- Ferdinand Céline, Çeviren:Yiğit Bener (Yapı Kredi Yayınları) • Yılın Yayınevi:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları • Dünya Yayıncılık Şükran Plaketi: Bülent Şenver – Kulağınıza Küpe Olsun (Dünya Yayıncılık) • Şiir Ödülü: Ulaş Nikbay • Yılın Telif Kitabı:Yeni ve Sert Öyküler – Orhan Duru (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı:Yaşamda Bir Başlangıç – Honore de Balzac, Çeviren:Tahsin Yücel (Yapı Kredi Yayınları) • Yılın Yayınevi:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık • Dünya Yayıncılık Şükran Plaketi: Hulki Cevizoğlu (Ceviz Kabuğu Yayınları), Prof. Dr. Kenan Mortan – Uluslararası Kaos mu? Kriz mi?2000: • Şiir Ödülü: Mehmet Hameş • Yılın Telif Kitabı: Nâzım Hikmet – Memet Fuat (Adam Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı: Saatler – Michael Cunningham, Çeviren: İlknur Özdemir (Can Yayınları) • Yılın Yayınevi: Ayrıntı Yayınları • Dünya Yayıncılık Şükran Plaketi: İpek Yolunda Son Kervan (Kale Seramik Kültür Yayınları), Neva (Ilgın Olut) 1999: • Şiir Ödülü: Özgür Balaban • Yılın Telif Kitabı: Komşular – Tahsin Yücel (Can Yayınları) • Yılın Çeviri Kitabı:Yağmur Gibi Söyle Bana – Tennessee Williams, Çeviren:Tomris Uyar (Nisan Yayınları) • Yılın Yayınevi: Metis Yayıncılık • Dünya Yayıncılık Şükran Plaketi: Kapadokya (Ayhan Şahenk Vakfı) 1998: • Şiir Ödülü:Yelda Karataş • Yılın Telif Kitabı: 60 Türk Romanı – Fethi Naci (Oğlak Yayınları) • Yılın Yayınevi: Can Yayınları • Dünya Yayıncılık Şükran Plaketi: Kendine Ayna Tutan Yönetici – Rüştü Bozkurt, Nazar Büyüm (Ana Yayıncılık) 1997: • Şiir Ödülü: Arzu K. Ayçiçek • Yılın Telif Kitabı: İthaka’ya Yolculuk – Demir Özlü (Can Yayınları) • Yılın Yayınevi: Boyut Yayınevi • Dünya Yayıncılık Şükran Plaketi: Ulusçuluk – Nezih Neyzi, Cahit Uçuk (Uçuk Çocuk Kitapları) 1996: • Şiir Ödülü: Sümer Omay • Yılın Telif Kitabı:Türk SuŞliğine Bakışlar – Ahmet Yaşar Ocak (İletişim Yayınları) • Yılın Yayınevi: Varlık Yayınları • Dünya Yayıncılık Şükran Plaketi: Eskimeyen Tatlar Semahat Arsel, Cennetin Rotası – Nükhet Anadol Tatari 1995: • Şiir Ödülü: Cengiz Kılçer • Yılın Telif Kitabı: Düşünceler Günlüğü – Mümtaz Soysal (Bilgi Yayınevi) • Dünya Yayıncılık Şükran Plaketi: Mustafa Kemal’le Bin Gün – Nezihe Araz, Eski İstanbul Anıları Ara Güler 1994: • Şiir Ödülü: Gazanfer Eryüksel • Yılın Telif Kitabı:Türk Kimliği – Bozkurt Güvenç (Kültür Bakanlığı) 1993: • Şiir Ödülü: Çiğdem Sezer – Ahmet BahçevanKASIM 2013
[xxxFEYZAN E. TOPfeyz]goebbels yeniden mi okunmalı?xxx24 ● DÜNYA KİTAPKASIM 2013
[lezzetli kitaplar]TOLUNAY SANDIKÇIOĞLUsofradaki mâhîlerTariŞnize uygun balığı seçin ve “muhteşem” reçeteleri uygulamaya başlayın. Tarçınlı kalkan balığı mı denesem, istiridye çorbası mı pişiriversem, yoksa tekir külbastı daha mı iyi olur acaba deyip lüfer küllemesinde mi karar kılsam diye düşünürken sayfalar arasında bir o yana bu yana savrulun.yok aslında. Kitabın verdiği birbirinden ilginç tarihi bilgileri (ya da tarişeri mi desem?) okuyup acıktıysanız hemen bir balıkçıya gidin. TariŞnize uygun balığı seçin ve “muhteşem” reçeteleri uygulamaya başlayın. Tarçınlı kalkan balığı mı denesem, istiridye çorbası mı pişiriversem, yoksa tekir külbastı daha mı iyi olur acaba deyip lüfer küllemesinde mi karar kılsam diye düşünürken sayfalar arasında bir o yana bu yana savrulun. Osmanlı sofrasının mâhîlerini eşinize dostunuza ikram edin etmesine ammavelâkin sonrasında helva-i hâkâni ile gülbeşeker ikramını geçiştireyim demeyin sakın, aman ha! Balıklardan bahsederken bunlar da nereden çıktı diyenler merak etmesin. Osmanlı Deniz Mutfağı’nda balık sofranızı taçlandıracak bu tarişer de yer almakta, daha ne olsun? Osmanlı Deniz Mutfağı, Yunus Emre Akkor – Zennup Pınar Çakmakçı, Alfa Basım Yayın – 2013, 195 sayfa. tsandikcioglu@yahoo.com“Osmanlı Deniz Mutfağı” isimli bir kitap mutfak masamın üzerindeki… Kapağı billur bir deniz rengi, resimleri birer lezzet şöleni sergisi… Alfa Basım Yayın’dan çıkan bir kitap bu. Çıkmakla kalmamış, bir de 2012 “Gourmand En İyi Balık ve Deniz Ürünleri Kitabı” ödülünü almış. Ne bir tarif kitabı bu, ne de bir tarih… İkisinin tam ortasında bir yerlerde; balıkları hem güzelce pişirmenin, hem de eşe dosta tarihini anlatmanın derdinde. Belli, uzun bir uğraş var sayfaların ardında. Uzun ve uykusuz geceler var. Çünkü kitapta Osmanlı saltanatının sevdiği deniz mahsullerinin orijinal tarişerinden tutun da balık pişirme tekniklerine kadar farklı konular var. Yunus Emre Akkor ile ablası Zennup Pınar Çakmakçı hazırlamış “Osmanlı Deniz Mutfağı”nı. Dört bir tarafı denizlerle çevrili bu ülkede balık kültürünün ölüp gitmesine razı olmamışlar demek ki. Her yerinde engin denizlerin, bereketli göllerin, coşkun akarsuların olduğu bir imparatorluğun mutfağında pişen balıkları anlatmayı kendilerine görev bilmişler. İyi de etmişler, ama nedendir bilinmez tarişerin bazıları uzak diyarlardan masallar gibi gelmiş bizlere… Sahi, nedendir ki?hele hele bolluğu zamanında seyyahların dilinden düşmezmiş. Ecnebi seyyahlar Boğaz’da elle balık yakalayanlara mı şaşırsınlar, yoksa evden sarkıttığı sepetle balık avlayan hanımlara mı ağzıları açık baksınlar bilememişler. Şimdilerde Boğaz’dan yolunu izini şaşırıp balığın biri geçse bizler şaşırıyoruz, şu düştüğümüz hâle bak! Osmanlı’da deniz ürünlerinin sevilmediği veya pek yenmediğine dair -günümüzde bile- yaygın bir inanış var. Bunun aslında doğru olmadığını anlamak için kitaba bir göz gezdirmek dahi yeterli oluyor. 1502 tarihli ünlü Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’daki balıkçılarla ilgili bölüm, yerli ve yabancı seyyahların günlükleri, Matbah-ı Hümayûn ve Matbah-ı Âmire için alınan balıkların miktarları, Balıkhane ocağı, balık emini derken Osmanlı’daki balık tüketiminin boyutu hakkında genel bir Şkir sahibi oluyoruz. Denize kıyısı olmayan Anadolu’nun içlerinde ise tatlı su balıklarının severek yenildiğini, hatta payitahta dahi gönderildiğini öğreniyoruz.dile getirmeyi de unutmamışlar. Gelelim defne yaprağı meselesine… Şimdilerde pek bir moda, her türlü balığın içine ya defne yaprağını tıkıştırıyoruz, ya da defne yaprağıyla tatlandırılmış zeytinyağı sosuyla servis ediyoruz. İyi de biz bunu niye böyle “Batılıymışız” gibi yapıyoruz? Çünkü araştırmalar gösteriyor ki; Osmanlı padişahları balıklarını ızgara istediğinde defne dalları kesilir ve balıklar defneden yapılan şişlere geçirilirmiş. Yani zaten kültürümüzde mevcut olan balıkdefne ikilisini, Amerika’yı yeniden keşfetmişçesine sunmamıza gerekfatih, kekikli yılan balığı tercih edermişPadişah için alınan balıklara denirmiş, mâhî berâyi hassa… Malum padişahların bazıları kuş etini (av hayvanları) tercih etse de bazıları balığı özellikle severdi. Deniz ürünlerine düşkün olduğu bilinen en ünlü padişah ise, malûmunuz üzere Fatih. Fatih Sultan Mehmet Han’ın kekikli yılan balığını (mâhî-i mâr) severek yediği ve döneminde sarayın balık yumurtası (beyza-i mâhî) ve havyar gibi ürünleri talep ettiği kitabın verdiği ilginç ayrıntılar arasında… Şimdiki zaman alışkanlıklarına uygun düşmeyen bir ayrıntı da şu: 1469 yılında verilen bir sabah yemeğinde soğanlı ve sarımsaklı balık bulunmaktaymış. Sabah sabah balık yenir mi diyenler için peşinen söyleyelim, eskiden sabahları ciddi ciddi yemek yenir, bir kâse gevrekle sabah öğünü geçiştirilmezmiş. Peki, sabah sabah soğan-sarımsak mı yenirmiş meselesine ise hiç girmeyelim isterseniz… Kitaptakilerden favorimi merak ettiyseniz: II. Abdülhamid için hazırlanan lüfer balığının yanaklarından yapılan özel tabak… Biri benim için de balığın kılçıklarını cımbızla ayıklayıp pişirirse “hayır” demem bileseniz, padişah ol(a)masak da padişah gibi ağırlanabiliriz değil mi? Üstelik kafasıyla uğraşmaya erinmeyip yiyenler bilir, bu gibi balıkların yanağı pek bir neŞstir.balık büryanÇoğu balık isminin ve balıkçılık teriminin dilimize Yunancadan geçtiği malumunuz… Bazı tatlı su balıklarının isimlerinin ise (yayın, turna, alabalık, sazan, yılan balığı gibi) Türkçe kökenli olduğu yolunda Şkirler var. Kitaplarında bu konuya da değinmeyi unutmayan yazarlar, Türklerin Orta Asya’dan beri balığı bildiklerini ve yediklerini belirterek konuyla ilgili görüşlerinimâhîler güya mâ’ide-i mûsâEvliyâ Çelebi böyle tanımlarmış Boğaz’dan çıkan balıkları: Mâhîler güya mâ’ide-i Mûsâ yani Musa peygamberin sofrasına yakışır lezzette… Gerçekten de İstanbul’daki balıkların lezzeti ve26 ● DÜNYA KİTAPKASIM 2013
amin maalouf ’un önsözüyle lübnan mutfağıBiri atalarının yeme içme zevk ve kültürünü öbürü iyi bir şeŞn becerilerini özümsemiş iki Lübnanlı arkadaş bu kitapta kendi yaratıcılıklarını da katarak beğenilir bir yemek dünyası yaratmışlar.lkesinden ayrılanlar için, ünlü bir deyişi biraz değiştirerek söylemeye kalkışacak olursam, her şey unutulduğunda başlangıçtaki kültürden geriye kalan şey mutfak kültürüdür. Bütün göçmen halklar bunu yaşamıştır, özellikle de onyıllardır dünyaya yayılmış, çoğunlukla adını değiştirmiş, dilini unutmuş, tarihsel ve toplumsal nirengi noktalarını kaybetmiş Lübnanlılar yaşamıştır bunu. Sadece mutfak kültürü devam etmiştir kuşaktan kuşağa. Sağ kalmanın da ötesinde, bu mutfak kültürü yayılmıştır, Paris’e, Londra’ya, Rio, Montreal ve New York’a, Cidde, Dubai ya da Kudüs’e doğru, siyasal sınırları ve uygarlık alanlarını kesinkes yok sayarak. Öyle ki bu küçücük, kırılgan, dayanıksız ülke -sadece ve sadece tek bir alanda!- saygı duyulan, egemen, neredeyse imparatorlara özgü bir “güç” haline gelmiştir. Böylece modern Lübnanlılar, antik Fenikelilerin, silahlardan ziyade kurnazlıkla fethetmeyi tercih eden, bu yüzden de oldum olası küçümsenen o son derece kadınsı halkın marifetlerini tekrarlamıştır bir bakıma. Tarihin kötü muamele ettiği bu ulusun evlatları için bu kadar dikkat çekici bir yayılma, meşru bir gurur konusu olmuştur zorunlu olarak. Ama beraberinde bir soru işareti de getirmiştir: Doğduğu toprakları terk edip dünya sofralarına oturan28 ● DÜNYA KİTAP“ÜLübnan mutfağı, başkalarının damak tatlarına ve başka duyarlıklara açılırken kendi kimliğini korumayı becerebilecek midir? Bu soruyu soruyoruz, çünkü Lübnan mutfağı tekrara dayalı, hatta törensel nitelikte bir mutfaktır. Yeni bir lokantaya gittiğinizde, ilk değerlendirme ölçütü, yeri doldurulamaz olan humustan -süslemesi, tadı, kıvamı...- başlayarak, Lübnan yemeklerinin simgesi olmuş birkaç yemeğin nasıl hazırlandığıdır. Yenilik yapmaya, alışkanlıktan sarsmaya çalışanlar çoğunlukla akıntıya kürek çekmek zorundadır.Andrée ile Karim arasındaki konuşmalar sırasında, sessiz suskun, yanlarında bulunduğum için, bu endişelerin kitabın tasarlanmasından itibaren bütün hazırlıklar boyunca mevcut olduğuna tanıklık edebilirim. Gelenekten sapmadan nasıl yenilik getirmeli? Yaratıcılığı boğmadan mirası nasıl korumalı? Annelerin ninelerin sözünü, evlatlarımıza yolunu şaşırtmadan, dünyanın geri kalanı tarafından da anlaşılarak, nasıl aktarmalı? Bir başka deyişle, geçmişe saygısızlık etmeden geleceğe nasıl saygı göstermeli (ya da tam tersi)? Bugün her yerde, her alanda sorulan sorular bunlar. Ama hiçbir yerde yanıtlar bu kadar rahatlatıcı değil. Ne de bu kadar leziz.” Bu giriş, Andrée Maalouf ve Karim Haïdar’ın hazırladıkları, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Dünden Bugüne Lübnan Mutfağı”nda yer alan Amin Maalouf ’un “Önsöz”ü. Doğu’nun Batı’daki etkili seslerindenMaalouf eşi Andrée’nin hazırladığı kitap için göçmenlik, gurbet ve yaşatılan yemek kültürü ekseninde yoğunlaşan özlü bir Önsöz kaleme almış. Biri atalarının yeme içme zevk ve kültürünü öbürü iyi bir şeŞn becerilerini özümsemiş iki Lübnanlı arkadaş bu kitapta kendi yaratıcılıklarını da katarak beğenilir bir yemek dünyası yaratmışlar. Yukarıdaki alıntıda dillendirilen sakıncaları özveriyle işleyerek avantaj haline dönüştüren iki ustanın biraz da şahsî, ailevî hikâyelerini yansıtıyor bu yemekler. Dünden Bugüne Lübnan Mutfağı, Arap, Ermeni, Türk, Yunan, Hint dünyasından etkilerle var olmuş küçük bir Akdeniz ülkesinin kültür ve tabiat çeşitliliklerini de yansıtıyor. Zengin bir geleneğin harmanlandığı kolay bulunup rahat uygulanabilir malzemenin anlaşılır tarişerle sergilendiği bu kitapta fettuş/ fette, tebbule, mütebbel, humus, mudabbara, müceddere, menâkiş, kibbe, şeyhülmahşî, bedŞne, muluhiye, maklube, siyyadiye, haytayla, mamul, Osmaliye/Osmaniye gibi bizim de bazılarını az çok bildiğimiz yemekler, tatlılar birçok yararlı bilgi eşliğinde anlatılıyor. Dünden Bugüne Lübnan Mutfağı, Andrée Maalouf - Karim Haïdar, Çeviren: Elif Gökteke, 176 Sayfa, 35 TL, Yapı Kredi YayınlarıKASIM 2013
[popüler psikoloji]ÇİĞDEM SİRKECİtakıntılarımız ve bizYazarlar kitabın pek çok yerinde kişinin zorlandığı an bir hekime ya da psikoloğa danışmasını salık vermekle birlikte, bu eserin kendi kendini tedavi etme planı yapan kişiler için önemli bir rehber olacağı iddiasını taşıyor.İnsan, tekrarlamaktan vazgeçemediği eylemler ya da beyninden silemediği rahatsız edici düşünceler nedeniyle huzursuz ve stresli olabilir. Takıntı adı verilen bu düşünce ve davranışların bilimsel olarak nedeni tam olarak keşfedilememiş olsa da, genellikle 18-24 yaş aralığında insanı etkilemeye başladığı, ilaçla tedavisinin mümkün olmadığı; insanın hastalıklı düşünce şeklini değiştirerek üstesinden gelebileceği bildiklerimiz arasında. Alanlarında tanınmış iki uzman, Doçent Christine Purdon ve Profesör David A. Clark, “Takıntılarla Başa Çıkma” isimli kitaplarında Obsesif Kompulsif Bozukluğu’nu (OKB) kontrol altına almanın yollarını paylaşıyor bizimle. Hayatımızın belli bir döneminde olasılıkla takıntı haline getirdiğimiz bir şeyler söz konusu olmuştur elbet. Ancak bunun hangi noktada insanın günlük yaşantısını etkileyen obsesif kompulsif problemine dönüştüğü ve bu problemin tam olarak ne ifade ettiği kitapta ayrıntılı olarak ele alınmış. Yazarlar, öncelikle kişinin sözkonusu takıntılarından vazgeçmeye kararlı olup olmadığını sorguluyor. Kitabın kişiye ne şekilde yardımcı olacağını, kitaptan yararlanırken acele etmeden her bölüme, her alıştırmaya önerilen zaman diliminin ayrılmasının neden önemli olduğunun altı çiziliyor. OKB genelde psikolojik destek almadan üstesinden gelinebilecek bir rahatsızlık değil.Yazarlar kitabın pek çok yerinde kişinin zorlandığı an bir hekime ya da psikoloğa danışmasını salık vermekle birlikte, bu eserin kendi kendini tedavi etme planı yapan kişiler için önemli bir rehber olacağı iddiKASIM 2013asını taşıyor. Bunu yaparken de takıntı problemlerinde en başarılı psikolojik tedavi sayılan Bilişsel Davranışçı Terapi yöntemini takip ediyor. Bu yöntemin temel varsayımı, düşüncelerin ve duyguların birbiriyle bağlantılı olduğu Şkrine dayanıyor. Duygularınızı değiştiremediğiniz durumlarda düşüncelerinizi irdeleyerek dengeli bir bakış açısı geliştirebileceğiniz belirtiliyor. Kitap başlıca üç büyük takıntıya fayda sağlama amacı güdüyor; zarar verme ve şiddetle ilgili takıntılar, cinsel takıntılar ve dini takıntılar. Kişinin kendi takıntılarının ve bu takıntılara karşı geliştirdiği tepki ve başa çıkma mekanizmalarının farkına varması amaçlanan ana bölümlerden sonra, her bir takıntı tipi ayrı bölümlerde farklı alıştırmalar ve birbirinden az çok ayrılan yöntemlerle ele alınmış. Kitaptaki son bölüm, terapi sonrasında kişi günlük yaşamına adapte olmuşken gerilemelerin söz konu olup olmayacağı, olursa ne yapılması gerektiğine ayrılmış. Konunun uzmanları bu kitabın OKB konusunda en başarılı eserlerden biri olduğunu söylüyor. Kitabın rehberlik ettiği alıştırma ve yöntemlerin kişinin tek başına kararlı bir şekilde uygulamasının çok kolay olmadığını düşünüyorum, ama takıntılar konusunda detaylı bilgi edinme ve tedavi sürecine dair bir şeyler öğrenme açısından okumanın faydalı olacağına inanıyorum. Takıntılarla Başa Çıkma, Christine Purdon & David A. Clark, Çevirenler: Aylin Gündoğdu, Pınar İşçen, Psikonet Yayınları, 192 s.DÜNYA KİTAP ● 29
[iş dünyasından]ceo olmaya giden yol’un ipuçlarıCeo Olmaya Giden Yol kısa anlatımlarla 75 maddelik bir yol gösterme elkitabı niteliğinde. Yalnızca iş hayatında değil, özel hayatta da kullanılabilecek çok sayıda özlü öneri içeren kitap her maddesiyle kendini kanıtlamış kurallar içeriyor.atış ve pazarlama konusunda uzman kimliğiyle tanınan Jeffrey J. Fox’un bu konudaki klasik haline gelmiş kitabı olan Ceo Olmaya Giden Yol, Pegasus Yayınları tarafından yeniden yayınlandı. Az sayfalı ve küçük ebatlı bir kitap olmasına karşın içerdiği bilgi birikimi ile iş dünyasında zirveyi hedeşeyenler için başucu kitabı olarak nitelendirilen Ceo Olmaya Giden Yol kısa anlatımlarla 75 maddelik bir yol gösterme elkitabı niteliğinde. Yalnızca iş hayatında değil, özel hayatta da kullanılabilecek çok sayıda özlü öneri içeren kitap her maddesiyle kendini kanıtlamış kurallar içeriyor. Bir kurumun en üst basamağına yükselebilmenin yollarının anlatıldığı kitapta bu 75 kuralın öne çıkanlarından bazıları ve açıklamaları şöyle: ✓ Size Her Zaman En Yüksek Ücretin Teklif Edildiği İşi Tercih Edin: Zirveye ulaşmak için öncelikle büyük düşünmek gerekiyor. Kişi kendi potansiyelini kullanabilmek için kendisine en fazla değer verilen işi tercih etmelidir. ✓ Kadro İşlerinden Kaçının; Ürün İşlerinin Peşinde Oyun: Bir şirkete para kazandıran birimler şirketin idari kadrosu değil, ürünler olduğu için iş tercihinde bulunurken ürünle ilgili birimleri seçin. ✓ Zor ve Tek Başına Yapılacak Bir Şey Yapın: Yapacağınız iş herkesin yapamayacağı ve özel yetenek gerektiren bir iş olsun. ✓ Kırk Beş Dakika Erken Gelip On Beş Dakika Geç Ayrılın: Başarının anahtarlarından biri çok çalışmaktır ve bunun için mesai kavramını genişleterek mümkün olduğunca çok çalışın. ✓ Notlarınızı Kendi Elyazınızla Yazılmış Olarak Gönderin: Etkilemek istediğiniz kişilere not gönderirken bunun elektronik30 ● DÜNYA KİTAPSortamla değil elyazınızla yazılmış olmasına dikkat edin. ✓ Bir Fili Saklamaya Çalışmayın: Büyük sorunları saklamaya çalışmak işe yaramayacaktır. Böyle davranmak sorunun zaman içinde daha da büyümesine ve artık çözülemeyecek hale gelmesine neden olabilir. ✓ Yaptığınız İş Göz Önünde Olsun: Mutlaka somut olarak gözle görülür ve fark yapan bir işkolunda çalışın. ✓ Patronunuzu Asla Şaşırtmayın: Patronlar sürprizlerden hoşlanmazlar. Onlar her şeyden haberdar olmak ve tüm süreci kontrol etmek isterler. ✓ Yaşamınıza Her Yıl Büyük Yeni Bir Şey Katın: Geniş bir bakışaçısına sahip olmak için kişisel yeteneklerinize katkıda bulunacak şeylere para ve zaman yatırımı yapın. ✓ Asla Paniklemeyin . . . Ya da Kendinizi Kaybetmeyin: Soğukkanlı kalmak pek çok sorun için olmazsa olmaz durumdur. Panik durumunda yapılan hataları yapmayın. ✓ Herkese Kendisinin Özel Olduğunu Hissettirin: Sadık müşteriler edinmenin en önemli unsurlarından biri onların birer birey olduğunu her zaman akılda tutmaktır. ✓ Işığında İyi Bir Şeyler Yakaladığınız Ateşe Bütün Kömürü Boşaltın: Gelecekte şirketin faydasına olacağına inandığınız şeylere yatırım yapmayı sürdürün. ✓ Parlak Fikirlerin Kendilerine Önem Verin, Kaynaklarına Değil: Her zaman Şkir arayışında olun. Fikir edinebileceğiniz her türlü kaynağı kullanın fakat bunların kimler olduğuna değil, Şkrin kendisine odaklanın. ✓ Bütçeyi Aşmayın: İşinizi vaktinde ve bütçe dahilinde bitirin. Üst düzey yöneticiler sadece işinibeklendiği ve arzu edildiği şekilde bitirenleri terŞ ettirirler. ✓ Rakiplerinizi Asla Küçümsemeyin: Bu hataya düşecek olursanız beklenmedik bir darbeyle karşılaşabilirsiniz. Rakiplerinizi olduklarından daha iyi kabul edip önlemlerinizi buna göre alın. ✓ Hedef Olmazsa Başarı da Gelmez: Yıllık, beş yıllık, on yıllık ve yirmi beş yıllık hedeşer belirleyin ve bunlara ulaşmak için çaba gösterin. Basit öneriler olarak görülmesine karşın her biri büyük deneyimlerden yola çıkılarak oluşturulmuş kurallar bütününü içeren kitap okuyucularına başarı merdivenini tırmanmanın yollarını gösteriyor. Vaka örneklerinin de yer aldığı kitapta CEO olmaya giden uzun ve meşakkatli yolun taşları gözler önüne seriliyor. Yazar Jeffrey J. Fox küçük bir kasabada yetişmiş olmasına karşın büyük Şrmaların üst düzey yöneticiliğine yükselmiş bir isim. Uluslararası alanda bestseller kitaplar yayınlayan ve danışmanlık yapan Fox, Sales and Marketing Management dergisinin verdiği “Mükemmel Pazarlamacı Ödülü” sahibi. Kendisinin de bir mezunu olduğu Harvard Ekonomi Okulu tarafından yapılmış örnek vaka çalışmalarından birine konu olmuş, aynı zamanda bu alanda yapılan “ilk 100” sıralamasında yer bulmuş...KASIM 2013
[ tanıtım ]DUYGU HAKSUNkaybetmenin büyüsü“Kötü biri değilim. Bunun kulağa defansif, ilkesiz geldiğini biliyorum; ama doğru. Herkes gibiyim; zayıf hata dolu, fakat temelde iyi. Magda aynı Şkirde olmasa da.” Dominik asıllı ABD’li yazar Junot Díaz, 2008 yılında Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı adlı romanıyla kurgu dalında Pulitzer edebiyat ödülünü kazandı. Díaz’ın üçüncü kitabı “Ve İşte Onu Böyle Kaybedersin” (This is How You Lose Her) ise 2012 yılı National Book Award Şnalistlerinden. Diğer kitaplarında olduğu gibi başrolde zor yaşam şartları, kaybetme, başarısızlık ve göçmenlik göze çarpıyor. 26 dilde yayımlanan kitap, New York Times, Amazon,Time, People, Good Reads, HufŞngton Post, Publishers Weekly, Kirkus “2012 yılının en iyi kitabı” seçkilerinde yer alıyor. Hikâyenin ana karakteri Yunior, küçük yaşlarda babası tarafından Dominik Cumhur iyeti’nden Amerika’nın New Jersey eyaletine getiriliyor. Böylelikle yaşam şartları değişiyor. Değişen yaşam şartlarını ise babası, “Burada edepli insanlar yaşıyor, biz de öyle yaşayacağız. Amerikalısınız artık” diye özetliyor. Fakat “Amerikan Rüyası”Yunior için bu kadar kolay olmuyor. Başta kendilerini herkese yabancılaştıran bir dil problemi vardır, yabancı bir sokak, alışılmadık insanlar, yokluk, kültürel çatışmalar…Yunior, zor koşullarda yaşayan çoğu insan gibi uyuşturucu satıcısı ya da işçilik gibi yollardan sıyrılıp kendine bu kaybedilmişliğin içinde bambaşka bir yol çizip yazar olarak çıkıyor karşımıza. Kitapta dokuz hikâye ve dokuz farklı karakter var ve ilk karşımıza çıkan karakter Yunior’un “Aldatmak için ondan daha kötüsünü bulamazsın” dediği sevgilisi Magdalena. Bergenline’lı Magdelana herkes tarafından sevilen, yardımsever, bağışlayıcı ve biraz da inatçı.Magdelena, Yunior’u aldatır. Bir süre her şey yolunda gider, aralarında güzel bir uyum vardır. Taa ki aldattığı kız, sevgilisine onu aldattığını bütün ayrıntılarıyla yazdığı bir mektup gönderip “Uzay Yolu Bombası” gibi her şeyi patlatana kadar. Bundan sonrası Yunior’un pişmanlığı, yalvarmaları, değişme çabası olarak karşımıza çıkar. Sonra da “ Dünya’da türbülansa yakalanmayan ilişki yoktur. Bizim ilişkimiz için de geçerli olduğuna hiç kuşku yoktu” diyerek kendini avutur. Fakat Magda için hiçbir şey eskisi gibi olamaz, sevgilisi ise denemekten vazgeçmek istemez. Yunior’un bakışaçısıyla sunulan hareketli, fırtınalı bölümlerden sonra Yasmin’in sessiz, sakin limanında soluklanırız. Bir hastanenin çamaşırhanesinde çalışan ve evli sevgilisi Ramón ile ev almaya çalışan Yasmin’in; hayatla, Ramón’la ve onun eşiyle olan mücadelesi sırasında yılmamasının sırrı da onun “ İ n s a n ların umudu sonsuza dek sürer” cümlesinde saklıdır belki de. Zaman sıralaması olmayan hikâyelerde, bazen Yunior’un gençliğine, bazen çocukluğuna, bazen orta yaşlarına doğru yolculuğa çıkarız. Her bölümde değişmeyen şeyler ise kayıpları, hataları, yüzleşmeleri, tipik bir Dominikli olarak sınışandırılmaktan kaçsa da her defasında buna yakalanmaları… “Ve İşte Onu Böyle Kaybedersin” de, elbette ki öncelikle kaybetmek, mutluluk, mutsuzluk, aşk, pişmanlık, aldatma, sadakat gibi kavramları sorgulamamıza sebep oluyor. Yalın dili, olay zenginliği, farklı bakış açıları ile neredeyse bir çırpıda okunan “Aşkın yarı ömrü sonsuzdur” diyen bir kitap… Ve İşte Onu Böyle Kaybedersin, Junot Diaz, çeviren: Avi Pardo, Domingo Yayınları, 224 s.Buz tutmuş bir hayat yolu!İlk gençlik yıllarında, olağanüstü bir IQ’ya sahip fakat bunu hiç düşünmeden orta derecede yakışıklı bir yüzle takas edebilecek olan Yunior, abisinin kız arkadaşı Nilda’ya âşık olur, abisi Rafa’nın kanser olduğunu öğrenir ve o dönemi şöyle anlatır: “Olacağımız her şeyin başlarımızın üzerinde asılı olduğu bir yazdı o yaz. Kızlar beni fark etmeye başlamışlardı; yakışıklı değildim ama dinliyordum ve kollarımda boksör kasları vardı. Başka bir evrende muhtemelen çılgın sevgililer ediniyor, tuhaf işlerde çalışıyor ve bir sevgi denizinde yüzüyordum; fakat bu dünyada kanserden ölmek üzere olan bir abim ve önümde bir kilometre uzunluğunda buz tutmuş bir yolu andıran uzun bir hayat vardı.”KASIM 2013DÜNYA KİTAP ● 31
[dünyada edebiyatımız]ayşe kulin, amazon’da bir numaraydıyşe Kulin’in 8 Ekim’de Amerika’da “Last Train to Istanbul” adıyla piyasaya çıkan, “Nefes Nefese” adlı romanı, dünyanın en büyük internet alışveriş sitesi Amazon.com’un Historical Novel listesinde 1 numaraya kadar yükseldi. Elizabeth Gilbert, Jhumpa Lahiri gibi ünlü yazarları geride bırakan Kulin’in “Last Train to İstanbul”u Amazon bestseller’da ise 10 numaraya kadar çıktı. Kitap, listedeki milyonlarca e-kitap arasında da 16. oldu. Kitabın İngilizce çevirisi John W. Baker imzasını taşıyor. Ayşe Kulin 2002 yılında çıkan “Nefes Nefese” adlı romanında okurlarına bir kez daha dünyanın farklı bir yüzünü aktarıyor. İkinci Dünya Savaşı döneminde yaşanan bir öykü “Nefes Nefese.” Avrupa’yı kasıp kavuran ve tarihin en acımasız gerçeklerinden biri olan Nazizm’i, dönemin Türk diplomasisinin korumaya özen gösterdiği ince dengeyi ele alırken, bu tarihi arka planın ön yüzünde de Osmanlı vezirlerinden birinin kızıyla evlenen Yahudi gencin aşkını ve kaçışını da dile getiriyor. Öte yandan Amerika Türk Kadınlar Birliği’nin davetlisi olarak New York’a giden Ayşe Kulin, Amerika’da yayınlanan ikinci kitabı olan “Last Train to Istanbul”u 14 Ekim Pazartesi günü New York,AManhattan’da bulunan Strand Bookstore’da Amerikalı okurlar için imzaladı. Yazar, yine davetli olarak gittiği bir sinagogta da hem kitabı, hem Türkiye hakkında konuşma yaptı. Ayşe Kulin’in yabancı dillere çevrilmiş 25 kitabı bulunuyor.tuna kiremitçi’nin kitapları peru’daTuna Kiremitçi’nin İkinci Dünya Savaşı’nda İstanbul’a sığınarak hayatta kalmış bir kadın ile günümüz dünyasında yolunu bulmaya çalışan bir genç kızın dostluğunu anlatan “Dualar Kalıcıdır” kitabı İspanyolcaya çevrildi. “Conversaciones de Otono” adıyla Perulu okuyucularla buluşan kitap Eleanor GrifŞs ve Alicia Mazuré çevirisiyle Elefant tarafından yayımlandı. Yurtdışı çeviri hakları Kalem Ajans tarafından temsil edilen Tuna Kiremitçi’nin kitabı, Doğan Kitap tarafından basılmıştı. Kitabında32 ● DÜNYA KİTAPgönül yaralarının ve geçmişlerinde barındırdıkları acıların bir araya getirdiği farklı kuşaktan, başka başka hayallere sahip iki kadını konu eden Tuna Kiremitçi, tezat hayatların aynı ortak paydada paylaşımını gözlemleme ve okura sunmasıyla da dikkat çekiyor. Tuna Kiremitçi’nin “Dualar Kalıcıdır” kitabı şimdiye dek Almanya, Fransa, Arnavutluk, Azerbeycan, Brezilya, Bulgaristan, Estonya, Çin, Gürcistan, Macaristan, Romanya, Makedonya gibi ülkelerde yayımlandı.KASIM 2013
[kitapçılardan önce]murat gülsoy’un adı henüz netleşmemiş yeni romanındanBugüne kadar yazdığı öykü ve romanlarla okurlarını insan ruhunun sırlı dünyasında gezintiye çıkaran yazar, bu kez aynı yolculuğu bir yüzyıl öncesinde vaat ediyora benziyor. Romanda yer alan bu 1908 tarihli mektup bile, daha şimdiden merakımızı gıdıklamaya yetiyor...29 Ağustos 1908, Cumartesi Sevgili Alex, Yorucu bir gündü. Hava bugün çok sıcaktı. Gökyüzünde tek bulut yoktu. Sabah önce Sabahattin Bey’in fotoğrafı için uğraştık. Tabutun başında poz vermek istemedi. Seyahati sırasında çalışmalarına devam ediyor intibaı vermek için yemek salonundan bir masa çıkarttık güverteye, üzerine bir yazı takımı ve bir kaç kitap koyduk. Sabahattin Bey çok heyecanlı görünüyordu. Beyaz takım elbise giymiş, kemik rengi bir kravat takmıştı. Bakışlarını uzaklara sabitliyor, sabırla Marcel’in işini bitirmesini bekliyordu. Onu izlerken, dedikleri gibi geleceğin sultanı olabileceğine pek aklım kesmiyordu. Sultan deyince gözümün önünde canlanan devasa burnu ve karanlık bakışlarıyla Abdülhamid’in bizim gazetelerde basılan çirkin karikatürleri geliyordu. Ağzında ucundan kan damlayan bir bıçakla kıyımdan dönen Grand Saigner. Oysa Sabahattin Bey’in şu kırılgan duruşuna, her an verem olacakmış gibi solgun yüzüne bakınca aynı hanedanın üyeleri olduklarına inanamıyordum. Mülakatımız pek iyi geçti. Sayfalarca yazdım. İngilizlerin eğitim ve yönetim şeklini şiar edinmiş Sabahattin Bey. Mutlaka her vilayetin kendini idare etmesi gerektiğini, bunun bir tür otonomi olduğunu ama eyaletlere de benzemediğini anlattı. Doğrusu kulağa hoş geliyordu söyledikleri ama gerçek vaziyete ne kadar uyduğunu ben bilemiyorum. Önemli bir sürü şey anlattı, bütün öğleden sonramı aldığım notları temize çekmekle geçirdim. Uğrayacağımız ilk limandan postaya verilecek hale getirdim. Bu arada Sabahattin Bey’le önceden tanışmış olduğumuzu fark ettiyse de hiç renk vermedi Marcel. Ne zaman ki akşam yemeği için Sabahattin Bey bizi masasına davet etti, o zaman sordu aramızda bu samimiyetin ne zaman kurulduğunu. Zavallı hüzünlü kurbağa.34 ● DÜNYA KİTAPYemekte Sabahattin Bey sabahki gerginliğini üzerinden atmış gibiydi: “Şu anda Osmanlı’da bir milat yaşanıyor. Onlarca senedir süren istibdada karşı insanlar yeter dedi. Gidince kendi gözlerinizle göreceksiniz. Abdülhamid artık dişleri, tırnakları sökülmüş bir canavardır. Son demlerini yaşıyor. Ama yine de korkutmayı başarıyor. İnsanlar Meşrutiyet ilan edildiğini duyunca ilk gün korkudan dışarı adım atmadılar, biliyor musunuz? Bunun bir tuzak olabileceğini, sevinç içinde ortaya dökülenleri Abdülhamid’in kırmızı fesli casuslarının teker teker jurnalleyeceğini düşündüler. Ama ertesi gün herkes sokaklara çıktı. Görülecek şey diyorlar. O Galata köprüsünün üzerinde yetmiş iki milletten insan birbirini kucaklayıp dans ediyor. Rum Ermeni’yle kucaklaşıyor, Müslüman Hıristiyan’a kardeşim diyor. Eşitlik, Kardeşlik, Hürriyet, Adalet diye bağırarak insanlar yıllardır tepelerine çöreklenmiş sultadan kurtuluşlarını kutluyorlar.” Anlattıkları gerçek miydi? Mümkün müydü bu insanların birbirlerini kucaklamaları? Türkiye’den gelen kötü haberlere hep kulaklarımı kapattığım için şimdi kendime lanet ediyordum. On küsur sene önce terk ettiğim bu garip memlekete asla dönmeyecek gibi hiç alakadar olmadım. Ama hafızamın derinliklerine gömmeye çalıştığım o korkunç gecede insanların birbirlerine neler yapabileceklerini görmüştüm. Ermenilerin Banka’ya düzenledikleri saldırı sonrasında adeta bir sürek avı başlamıştı şehirde. Kuzguncuk’ta evden eve dolanan eli satırlı, bıçaklı pala bıyıklı adamların küfürleri yankılanıyordu gecenin içinde. Bunlardan birinin babam olduğunu düşünmüştüm, onu hatırlıyorum. Daha doğrusu babamın onlar gibi bir adam olduğunu hayal etmiştim. İyi ki tanımamış olduğumu düşünmüştüm. Seneler içinde zaman zaman annemle Feride’nin konuşmalarına kulak kabarttığımda aslında öyle bir barbar olmadığını, tam tersine bir beyefendi olduğunu duyardım ama yine de gözümün önüne getirmeyeçalıştığımda o geceki adamlardan birinin sureti gelirdi gözümün önüne, halen de öyle. Damarlarımda dolaşan Türk kanının beni uzak geçmişin barbarlarına bağladığını hisseder, bu hislerden hem korku hem de –evet itiraf ediyorumbiraz gurur duyardım. Okulda çelimsiz kollarıma bakıp da alay eden büyük çocuklara karşı içimde patlayan ani öfke çağlayanlarının kaynağında hep babam olduğunu düşünürdüm. Hatta sokakta kendine has kıyafetleriyle bir Arap, bir Berberi ya da Hintli gördüğümde Doğu’ya ait bir esrarın ruhumda çöreklenmiş bir yılan gibi zamanının gelmesini beklediğini hissederdim. Sabahattin bey nasıl bir tiranlık kurmuş olduğunu anlattı Abdülhamid’in: “Kimseye nefes aldırtmıyordu. Basın sansürle susturulmuştu. İnsanlar kahvede sokakta bile korkar vaziyetteydi. Her yerde Sultan’ın jurnalcileri cirit atıyordu. Hürriyet, meşrutiyet gibi kelimeler yasaktı tabii ama sadece bunlar mı? Akla hayale gelmeyecek başka kelimeler de yasaktı. Mesela cinnet, mecnun, deli de yasaklar arasındaydı. Çünkü Sultan Murat cinnet geçirdiği için tahttan indirilmişti. Bu yüzden tahtın gerçek varisinin adını telaffuz etmek bile tehlikeliydi. Adı Murat olan bir sürü insan ismini Mirat olarak değiştirdi o dönem. Zavallı Sultan Murat, cülus törenine götürülürken ne olaylar çıkarmış... Kuşkular, korkular içinde aklını kaybettiği için sadece üç ay kaldığı tahttan indirilince biraz rahat etti. Aslında çok ince ruhlu bir adamdı. Müthiş piyano çalardı mesela. Besteleri olduğunu bilir misiniz? Kalan ömrünü kızlarına piyano öğreterek geçirebilirdi. Ama bu sefer de akli dengesi yerine geldi diye söylenti çıkınca Yıldız Baykuşu onu iyice izole etti. Çok talihsiz bir Sultandı.” Sabahattin Bey’i dinlerken çocukluk yıllarımın karanlık gecelerinden hayaller gizlendikleri yerlerde kıpırdamaya başladılar. Nasıl da ustaca saklanmışlar! Ama oradalar... Korkularımın kıpırdandığı o karanlık suların Boğaz’ın şeytan akıntıları olduğunu biliyordum.KASIM 2013
[ inceleme ]çin yayıncılık sektörü ile büyük buluşmaÇin, ABD’den sonra dünyanın ikinci büyük yayıncılık sektörü. Çin yayıncılık sektörü Dünya yayıncılığının yüzde 12’sini oluşturuyor. Sektörün cirosu 14 milyar 200 milyon Euro. Çin’de yayıncılık devlet kontrolünde ve desteğinde gelişiyor. 581 devlet yayınevi var. Yayınevlerinin yüzde 40’ı Beijing’de yüzde 7’si de Şangay’da.METİN CELÂL581 devlet yayıncısı doğrudan bakanlıklara, enstitülere, üniversitelere bağlı olabildikleri gibi her bölgenin de kendine has politika, hukuk, eğitim, edebiyat, çocuk gibi hemen her konuda ayrı ayrı uzmanlaşmış yayınevleri var. Çinli yayıncılar 2010’da 328 bin başlık üretmişler. Yabancı dillerden yapılan çevirilerin sayısı ise 10 bin. Kitap Şyatları 1-3 Euro arasında değişiyor. Yeni ya da özel yayınevi kurmak için bürokratik koşulları yerine getirmek ve tüm basın ve yayın hayatını kontrol eden Basın ve Yayın Genel İdaresi’nden (GAPP) izin almak gerekiyor. Yayıncılık izni alındıktan sonra kurulabilen özel yayınevi devlet yayınevlerinden biri ile işbirliği yapmak durumunda. Yayınlanacak her kitap işbirliği yapılan devlet yayınevinin kontrolünden geçiyor, onayını alıyor. Yabancı yayıncıların da aynı şekildeTürkiye Yayıncılar Birliği Başkanıİstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Konuğu Çin Halk Cumhuriyeti. Çin fuara 1000 metrekarelik bir alanda 200’den fazla yayıncı ile katılıyor. Çin edebiyatının önemli isimleri fuarın konuğu olacak. Çin Halk Cumhuriyeti yayın sektörünün önde gelen temsilcileriyle Türkiye’den yayıncılar bir araya gelerek sektörel buluşmalar gerçekleştirecek. Çin Halk Cumhuriyeti’nin programında söyleşiler, paneller, kaligraŞ atölye çalışmaları, profesyonel buluşmalar ve sergiler de yer alacak. Çin ekonominin ve siyasetin parlayan yıldızlarından. 1 milyar 350 milyonluk nüfusu ile dünyanın en büyük ekonomisi olma yolunda hızla ilerliyor. Dünyanın en büyük ihracatçılarından. Kişi başına 9 bin 233 dolar milli geliri var. Şehirlerde milli gelirin kişi başına 20 bin dolara kadar çıktığı söyleniyor. Çin, ABD’den sonra dünyanın ikinci büyük yayıncılık sektörü. Çin yayıncılık sektörü Dünya yayıncılığının yüzde 12’sini oluşturuyor. Sektörün cirosu 14 milyar 200 milyon Euro. Çin’de yayıncılık devlet kontrolünde ve desteğinde gelişiyor. 581 devlet yayınevi var. Yayınevlerinin yüzde 40’ı Beijing’de yüzde 7’si de Şangay’da.36 ● DÜNYA KİTAPİdevlet yayıncılarıyla işbirliği yaparak ya da ortak yayınlar yoluyla Çin’de faaliyet göstermesi söz konusu. Koşulların tüm zorluğuna rağmen Pearson, Reed Elsevier, Thomson, Wolters Kluwer, Bertelsmann, Hachette, McGraw-Hill, HarperCollins, Springer ve Oxford University Press gibi dünya devleri Çin pazarlarında kendilerine yer bulmuş. Çin’de yabancı dillerde yayınlara da ilginin arttığı belirtiliyor. 2010’da 13 bin 724 başlık kitap GAPP’nin onayı ile ithal edilmiş. İthal kitapların 5 bin 284’ü200 milyon e-kitap okuru varÇin dijital yayıncılıkta da çok büyük atak yapmış. 610 milyon Çinli internet kullanıcısı varmış ve bunların 200 milyonu e-kitap okumak amacıyla geçen yıl hesap oluşturmuş. 2015’de yayıncılık üretiminin yüzde 25’inin dijitalleşmesi hedeşenmiş. Kendilerine has bir e-kitap formatı da üretmişler; “CEP” China Ebook Format. Geçen yıl 200 bin çeşit kitap dijitalleştirilmiş, 1 milyon 400 bin yazarın 5 milyon 200 binin üzerinde dijital ortamda yapılmış yayını olduğu söyleniyor.ABD’den, 2 bin 429’u İngiltere’den, bin 766’sı Japonya’dan, bin 27’si Kore’den, 739’u Almanya’dan, 737’si Fransa’dan. Öte yandan Çin, 2010’da 37 milyon dolarlık kitap ihraç etmiş. Türkiye ile Çin’in ilişkileri yüzyıllar hatta binlerce yıl önceye dayansa da iki ülke arasında kültürel anlamda ilişkiler çok yeni. Yayıncılıkta da benzer bir durum var. Türk yayıncıları Çin’in kaliteli ve ucuz matbaacılık hizmetlerinden yıllardır yararlanmalarına rağmen telif hakları satışı ya da ortak üretim gibi alanlarda bir ilişkiden söz etmek mümkün değil. Son on yılda Çinceden Türkçeye çevrilen edebiyat eseri sayısı onu geçmiyor. Aynı şekilde TEDA’nın çeviri desteği ile Türkçeden Çinceye çevrilip yayımlanan eser sayısı da 13-14 tane. Orhan Pamuk, Orhan Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Can Dündar, Murat Gülsoy, Tuna Kiremitçi, Barış Müstecaplıoğlu, Aslı Perker, Ahmet Ümit Çince’ye çevirilen yazarlar arasında. Kuşkusuz Çin’in büyük yazarlarından Mo Yan’ın Nobel Edebiyat Ödülü almış olması bu ilgiyi artıracaktır. Ama esas işbirliklerinin kitap fuarlarında gelişeceğine inanıyorum. 2012’nin Türkiye’de Çin Yılı, 2013’ün Çin’de Türkiye Yılı olması kültürel ilişkilere önemli bir ivme kazandırdı. 2013’de Çin’in İstanbul Kitap Fuarı’nın, 2014’de de Türkiye’nin Beijing Kitap Fuarı Onur Konuğu olması ile yayıncılık alanındaki ilişkilerin çok güçleneceği öngörülüyor. Temel sorun Türkçeden Çinceye Çinceden Türkçeye çeviri yapabilecek çevirmen bulmak. Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü TEDA bünyesinde yapılan çeviri çalıştaylarına Çinceyi de eklemiş. Çin’in İstanbul Kitap Fuarı’na onur konukluğu ile telif hakları alış verişinin ve ortak projelerin artacağına inanıyoruz.KASIM 2013
[dünyada yayıncılığımız]türk edebiyatı dışa açılımda olgunluğa ulaştı2013 Pekin Kitap Fuarı’nda Türkiye’ye ilgi büyüktü ve Çinli yayıncılar İstanbul’a yolculuklarına hazırlanmaya başladılar. Bin metrekarelik bir alanda ne yapacaklar, fuarda gelip görünüz. Ana konu ise 2014’te Pekin’de Onur Konuğu olmamıza ne kadar önem vereceğimiz. Çinli yayıncıların İstanbul çıkarmasına (istilâsına) karşılık verecek ve yine etkili bir onur konuğu olabilecek miyiz, göreceğiz.MEHMET DEMİRTAŞyolculuklarına hazırlanmaya başladılar. Bin metrekarelik bir alanda ne yapacaklar fuarda gelip görünüz. Ana konu ise 2014’te Pekin’de Onur Konuğu olmamıza ne kadar önem vereceğimiz. Çinli yayıncıların İstanbul çıkarmasına (istilâsına) karşılık verecek ve yine etkili bir Onur Konuğu olabilecek miyiz, göreceğiz. 2013’ün en kötü katılımlı fuarı ise Paris oldu. İTO ve bakanlık ulusal standının toplamda 150 metrekareye yakın alanında neredeyse geçen 2 yıllık zamana göre hiçbir yeni çıkan kitap gönderilmemesi, yeni katalog bulunmaması Fransız fuar yetkililerini çok üzdü. Bir de Paris’e gelmeyi tercih etmemiş yayıncılarımız ve Türkiye’den de genel katılımın bana göre yok sayılacak düzeyde olması var olan ikili iyi niyet anlaşmamıza yakışmadı. Bu anlaşma 2014’te son buluyor ve Fransa tarafının yeni bir 3 yıllık işbirliğine açık olduklarını biliyoruz. Türkiye yayıncılığı ve edebiyatı 2013’te resmi stand ile 13 fuarda boy gösterdi. Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’nün web sitesinde tam listeyi bulabilirsiniz. Almanya 2013’te Türkiye’nin de olduğu 20 değişik ülkede, Fransa 17, İngilizler ise 11 fuarda yayıncılarını desteklemişler. Seçilen ülkelere bakılınca Türkiye’nin bazı fuarlara katılımının ülke dış politikasına katkı sağlayabilecek şekilde seçildiği, ama bu seçimin sektöre katkısının zor olduğu görülüyor. Telif hakları odaklı bir seçki, yayıncılara yurtdışı fuarlarda KOSGEB işbirliği gibi bir çözümle katılımı sağlamak, yayıncılara daha aktif rol üstlendirtecek yeni bir uluslararası fuar katılım sistemi olabilir mi diye düşünüyorum. Dünyadaki çeşitli edebiyat festivalleri artık konuk ettikleri yazarlar arasında Türk yazarlar da görmek istemeye başladılar. Bizde 2 şiir festivaline ek İTEF - İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali dışında çok fazla edebiyat festivalimizin olmadığını biliyoruz. Birleşik Krallık’ta ise 200’e yakın edebiyat ve kitap festivali bulunuyor. Etkinliklere giriş paralı ve insan mı gider diye düşünürken tüm biletler bitiyor. Ama başka bir nokta İngilizlerin çeviri eserlere yaklaşımı, dünya edebiyatına açık olmadıklarını gösteriyor. Veya kendi edebiyat üretimine sahip mi çıkıyor desek? İngiltere ve İrlanda’da 2008’de toplam eser sayısı 90 bin 761. Bunlar içinde başka bir dilden çevrilmiş tüm kitaplar 2 bin 207 ve kurgu edebiyat sayısıysa 753. Yani kurgu edebiyatta binde 83’lük bir pazara girmek için uğraşıyoruz. (UK publishers Association 13 Haziran 2013 raporundaki 2008’e ait verilere göre. www. publishers.org.uk)KASIM 2013Kalem Ajans Etkinlikler Koordinatörüeredeyse tüm ulusal gazetelerimizin bir kitap eki bulunuyor. Resmi kurumların 2012 sonu raporlarında yayıncılık sektörü ilerlemesine durmadan devam ediyor. Türkiye’deki kitap fuarı sayısı artıyor. Genel bir ilerleme havası yayıncılığın profesyonellerini sevindirecek bir tablo ile karşılıyor. Bu değerlendirmeye bir ekleme yapmayacağım. Sektöre katma değer ekletecek Türkçeden yabancı dillere telif satışı ve edebiyatımızın yurtdışındaki durumunu iletmeye çalışacağım. 2013 için en önemli buluşma Türkiye’nin Londra Kitap Fuarı’nda Odak Ülke olmasıydı. Yazar, yayıncı, çevirmen, akademisyen, sanatçı, editör ve medya temsilcilerinden oluşan 200’ü aşkın profesyonel İngiltere’de ve Londra Kitap Fuarı’nda Türk edebiyatını ve yayıncılığımızı temsil etti. Kalem Ajans partisi tüm fuarın en çok konuşulan etkinliği oldu. Türkiye standı Odak Ülke olmaya yakışan bir tasarımda kullanışlı ve ziyaretçileri kucaklayan bir havadaydı. Herkesin ekonomik krizden bahsettiği bir yıldı ve kendimizi tekrar göstermemiz için 2014’te Londra’ya tekrar güçlü gitmemiz gerekli. 2013 Pekin Kitap Fuarı’ndaTürkiye’ye ilgi büyüktü ve Çinli yayıncılar İstanbul’a38 ● DÜNYA KİTAPNuzakdoğu, türkiye’ye ilgisini edebiyatta da göstermeye başladıTürkiye’de edebiyat festivallerine hangi ünlü, çok satan yabancı yazarı çağırdığımızı merak ediliyor. Ama kimse hangi değerli Türk yazarını etkinliklerde bulacağını, sadece genel bir sohbet olmayan, içeriği ayrıntılı hazırlanmış bir etkinlikte sevdikleri, okudukları ve başka bir yüzünü keşfedebilecekleri kendi yazarlarını şimdilik yeterince merak etmiyor sanki.Yoksa ben mi yanılıyorum? Yurtdışında Türkçeden diğer dillere kitaplar bu yıl da çevrilmeye ve basılmaya devam etti. En güzelleri, yılın başında Tayvan’da ilk kitabımızı raşarda görmek oldu. Uzakdoğu Türkiye’ye ilgisini edebiyatta da göstermeye başladı. Arap dünyası ve diğer komşularımız Türk dizilerini izlemeye devam ededursun, edebiyatımız da bu ilgiden nasibini almaya devam ediyor. Son güzel haber ise Peru’dan geldi. Artık Perulu okurlar da Türk edebiyatının raşarda yer kazanmasına şahit olacaklar. Bu arada Fransa’dan bir örnek: Daha önce Ortadoğu edebiyatı rafında kaybolan Yaşar Kemal, Nâzım Hikmet, Sait Faik artık Hakan Günday, Mario Levi, Ayfer Tunç, Enis Batur, Selçuk Altun ve diğerleriyle buluşmuş, Türk edebiyatı rafında beraberce yerlerini bulmuş görünce çok sevindim. Türk edebiyatı dışa açılımında olgunluğa ulaştı. Devamının daha da güçlü olması dileğiyle.
OZAN YAY
[ tanıtım ]DENİZ DURUKANacının rengi aynıazı insanlar öykülerini anlatmak ve duyurmak için gelirler dünyaya. Ve çok kalmazlar; misyonunu tamamlayıp, sesini duyurup o sesi evrende hiç kesilmeyecek şekilde bırakıp giderler. Kuşkusuz mesele salt kendi hikâyesi değildir. Ait olduğu toplumun, sınıfın hikâyesidir. Sözünü ettiğim kişi; ABD’li gangster –rapçi, aktör, danscı Tupac Amaru Shakur. Kısacık hayatına çok fazla şey sığdıran, çok fazla yeteneğe sahip biri. Tüm bunların yanında onu özel ve unutulmaz kılan en önemli unsurlarından biri savaşçı kimliğidir. Hem yaptığı müziğe siyasi bir kimlik ve dil kazandırmış, hem de gündelik yaşamında siyahların sesini duyurmak için mücadele etmiştir. Bazıları doğmadan, daha anne karnında savaşmayı öğrenirler. Tupac onlardan biri. Annesi ona hamileyken politik nedenlerden dolayı tutuklanır. Gerçek babasını tanımaz. Üvey babası Kara Panter önderi Mutulu Shakur, 1980’lerin başında soygun ve cinayetten mahkûm edilir. Annesi Afeni Shakur da Kara Panter üyesidir. New York’ta süpermarketlerin olduğu bir bloku havaya uçurma planı kurma suçlamasıyla hapse düşmüş ve Tupac doğmadan bir ay önce de beraat etmiştir. Yani bir çocuğun ihtiyacı olan korunaklı bir yaşam ya da kendini güvende hissetme duygusundan yoksun bir çocukluktur onun yaşadığı. Üstüne üstlük ağır bir yoksulluk ve derisinin kara olmasından dolayı maruz kaldığı ayrımcı davranış, içindeki öfkenin her geçen gün daha da büyümesine neden olacaktır. Fazlasıyla hırçındır. Şarkılarında bu hırçınlığı ve öfkeyi yansıtırken, 19 yaşında kaleme aldığı şiirleri, şarkılarının aksine öfkeden arınmış, daha yumuşak bir söylemi barındırır. Hattâ uğradığı ve yaşadığı şiddeti çözümleme derdini taşıyan ve başka bir açıdan da içindeki diğer Tupac’ı ortaya çıkaran şiirlerdir bunlar. Müzik dış dünyaya karşı verdiği mücadeleyse,40 ● DÜNYA KİTAPBşiirleri de iç dünyasını koruma ve temiz tutma çabasını işaret eder. Kendini korumayı istemekte elbette haklıdır. Sokaktaki şiddet, ister istemez onu etkiler. Aynı dille konuşur. Yaşadığı mahalle belâlıdır çünkü. Ve sokağın kendi kanunları vardır. Ayakta kalmak ve yoksulluğa direnmek zorundadır. Asıl meselelerinden biridir yoksulluk. Aşmaya çalıştığı bu en büyük düşman, yani yoksulluk, sadece maddi olanaksızlık değildir. İnsani değerlerin kaybolmasından, sevgisizliğin getirdiği yoksulluktan da söz eder. Bu tüm insanlık için trajedidir aslında. Bir diğer meselesi de babasız büyümesidir. Onunla yapılan konuşmalarda, cümle aralarında sıklıkla dile getirir bunu. Meselâ bir röportajında söylediği “Anneler size nasıl erkek olacağınızı öğretemezler. Nasıl erkek olacağınızı erkekler öğretir,” sözü baba Şgürünün hayatındaki eksikliğine göndermedir. Belki de çetelerin içinde olma sebeplerinden biri de o eksikliği giderme çabasıdır. Çünkü çeteler erkeklerin olduğu yerdir. Orada güç gösterisi de vardır. Bir anlamda sokakla ve haksızlıklamücadele ederken, diğer yandan, nasıl bir erkek gibi savaşılacağını da öğrenirsin. Baba eksikliği sanki tamamlanır çetedeki diğer erkeklerin aracılığıyla. Ya da öyle hisseder Tupac. Ama acıya karşı dayanıklı olmayı da öğrenir. Tupac, evet çok para kazandı, ünlü oldu; ün onun eksik olan özgüvenini tamamladı. Ama başı belâdan hiç kurtulmadı. Defalarca çeşitli suçlardan yargılandı, içeri girdi. Filmlerde oynadı, çok iyi bir aktör olduğu eleştirmenlerce ifade edildi, plakları dünyanın en çok satan müzisyenler listesine girdi. Rap müziğe politik bir söylem taşıyarak tüm mazlumların sesi oldu. Annesini hep çok sevdi, yazdığı şiirsuçlular için ahlâk kuralları listesi hazırlarBütün şarkıları çocukluğunda ve sonrasında hissettiği acılarla ilgilidir; onu ve siyah halkı etkileyen acılardan söz eder. Bir nevi ABD’ye karşı savaş narasıdır sözleri. Çünkü sistem onu ve ırkını ezer. Bir röportajında “Başınıza eşkiya hayatını ben sarmadım, sadece onu tespit ettim,” der. Her zaman öyle olmamış mıdır? Var olan adaletsizliği gündeme getirdiğinizde, o haksızlığa sebep olanlar değil, asıl o sorunu dile getirenler cezalandırılır.Tupac’ın yaptığı da buydu aslında; gerçeğe işaret etmek.! O nedenledir ki dönemin hükümet sözcüleri onu tehlikeli bulmuştur. Ancak milyonlarca seveni ve dinleyicisi vardır. Bir lafıyla her şeyi yapabilecek kadar tutkuyla seveni… Bu sevgi yukarıdaki adamları korkuttuğu gibi,Tupac’ı da korkutur. Ama gene de yoluna devam eder. Eşkıya hayatı düşüncesini harekete geçirir. Cezaevinde yatan gangsterleri örgütler ve suçlular için ahlâk kuralları listesi hazırlar. Amacı sokaktaki şiddeti düzene sokacak bir yasadır. Tupac’ın bu çabası aslında tüm o yoksulluk ve onaylanmamaktan kaynaklanan şiddeti azaltmak ya da düzene sokmaktır. Ona göre eşkıyalık yasaya karşı gelmek değildir, hiç bir şeyi olmadığı halde başarmaktır. Çünkü eşkıya hayatı mazlumların hayatıdır. Ve Amerika demek, eşkiya hayatı demektir ona göre, öyle söyler bir röportajında.kitabı Betonda Yeşeren Gül’ün bir çok sayfasında genç bir erkeğin hayatında annenin ve kadınların ne denli önemli olduğunu, satır aralarında incelikle işledi. Betonda Yeşeren Gül yukarıda da söz ettiğim gibi Tupac’ın iç dünyasını çok samimi ve en içten haliyle anlattığı, aslında kendine dair en gizli duygularının ipuçlarını taşıdığı bir kitap. Ölümünden sonra daha da kıymetlenen bu şiirler, Tupac’ın ölümünden tam on altı yıl sonra Türkçeye şair- yazar Altay Öktem ve sinemacı – çevirmen Sabri Kaliç tarafından çevrildi. Marjinal Kitap tarafından basıma hazırlanan bu çalışma; yoksulluğun, adaletsizliğin ve ayrımcılığın bireyler ve toplumlar üzerinde nasıl bir şiddet unsuru oluşturduğunu anlamamızı sağlıyor. Kitabın basıldığını göremeden aramızdan ayrılan Sabri Kaliç’le Altay Öktem bu anlamda bize önemli bir kaynak bırakıyor. Onlar Tupac’ı iyi anlamış ve yorumlamışlar. (Bunda her iki çevirmenin de kendi sanat yaşamlarında veya söylemlerinde underground bir tavır geliştirmelerinin de etkisi var.) Evet bu şiirler Tupac’ın şarkılarındaki söylem kadar sert olmasa da acının rengi ve tonu aynı. O duygu size geçiyor. En azından Betonda Yeşeren Gül ile tekrardan Tupac’a ve hayatına dönüp bakarken, sadece kendi ırkının yaşadığı acıya değil, tüm insanlığın yoksulluk ve adaletsizlik karşında yaşadığı çaresizliği ya da o çaresizlikten çıkma seçeneklerini anlıyorsunuz. Tupac Amaru Shakur bir şiirinde de dediği gibi iki kat hızlı öğrenip iki kat hızlı yaşadı ve 7 Eylül 1996 yılında 25 yaşındayken öldürüldü. Kim veya kimler tarafından öldürüldüğü hâlâ muamma. Ama o hiç unutulmadı, hâlâ aramızda. Çünkü mirası direnmekti. Betonda Yeşeren Gül, Tupak Amaru Shakur, çeviren: Altay Öktem- Sabri Kaliç, Marjinal Kitap, 175 s.KASIM 2013
[ tanıtım ]MİNE SÖĞÜTarzuyu yargılamanın dört binlik yıllık tarihiYazar, hukukçu ve gazeteci Eric Berkowitz’in tarih boyunca işlenen cinsel suç ve bu suçlara verilen cezaların tarihini anlattığı bu kitabı okurken, eğer biraz mevcut gerçeklere yabancılaşıp, olaya uzaktan bakarsanız, birçok canlı türünün doğallıkla başa çıktığı cinsellik meselesini yüzüne gözüne bulaştıran bir ırka mensup olduğunuzu görüyorsunuz.dostlukla yoğrulmuş bir takım asla dağılmaz ve yenilmez; aşıklar maşukların gözü önünde aşağılık duruma düşmekten utandıkları için birbirlerinin kurtuluşu uğruna seve seve tehlikeye atılırlar.” Sonraki çağlarda eşcinsellik farklı toplumlarda genel olarak suç sayılmış. Fransız devrimi sırasında, suç olmaktan çıkmış ama 1806’da İngiltere’de oğlancılığın cezası idam! Bu teşvikler ve cezalar zamana, coğrafyaya, kültüre göre hep farklılık gösteriyor. Ama eşcinsellik, hayvanlarla sevişme, fahişelerle birlikte olma, aldatma, tecavüz gibi başlıklar insanlık tarihi boyunca cinsellik hukukunun değişmeyen temel meseleleri. Değişmeyen bir diğer şey de hedef tahtasının ortasında hep kadınların ve eşcinsellerin olması. Devleti kuran ve koruyan hep erkek olunca kadının toplumdaki yeri, öncelikli olarak devlet huzuru ve güvenliği gözetilecek şekilde sıkı kurallarla belirlenmiş. O yüzden kadının haŞfmeşrepliği ve erkeğin kadınsılığı, sistem için hemen hemen her çağda tehdit olarak algılanıyor. Eski zamanlarda dini algılarla ve ahlaki kaygılarla şekillenen hukuk, zamanla inançtan ve geleneksel kaygılardan uzaklaşıp akla ve insan iradesine dayanan bir yapı kazandı ama toplumların cinsel suç algıları yine de“Seks ve Ceza”, Antik Mezopotamya’da zina yapan bir kadının kazığa oturtulmasıyla başlayan ve 1895’te Oscar Wilde’ın eşcinsellik suçuyla hapis cezası aldığı döneme kadar uzanan uzun bir seks hukuku öyküsü anlatıyor. Doğaya uyum sağlayamayan, bu yüzden de doğayı kendine uydurma telaşına düşen insanoğlunun, bir çok şeyle olduğu gibi cinsellikle kurduğu tuhaf ve zorlu ilişkinin sonuçları cinayetler, intiharlar ve işkencelerle dolu. Hem de her çağda. Her devlet anlayışında. Yazar, hukukçu ve gazeteci Eric Berkowitz’in tarih boyunca işlenen cinsel suç ve bu suçlara verilen cezaların tarihini anlattığı bu kitabı okurken, eğer biraz mevcut gerçeklere yabancılaşıp, olaya uzaktan bakarsanız, birçok canlı türünün doğallıkla başa çıktığı cinsellik meselesini yüzüne gözüne bulaştıran bir ırka mensup olduğunuzu görüyorsunuz. Kitap’ın alt başlığı “Arzuyu yargılama-nın dört binlik yıllık tarihi”. Sadece bu alt başlık bile arzuyu yargılamaya kalkışan ve bunu binlerce yıl içinde sistematikleştirerek bugüne kadar getiren insan aklının, yolunu daha baştan kaybettiğini düşündürüyor. Kayıtlı tarihin en eski zamanlarında bile yasa koyucuları insanların cinsel hazları nasıl yaşayacaklarına dair sınırlamalar getirmişler. Tarih boyunca bazı cinsellik biçimleri teşvik edilmiş, bazıları cezalandırılmış. Mesela eşcinsellik M. Ö. 378 yılında Thebai ordusunda ayrı bir önem taşıyormuş. Kutsal Thebai Takımı denilen ve şahsi sevgiyle birbirine bağlanmış genç erkeklerin oluşturduğu 150 çiftlik elit bir birim ordunun askeri çekirdeğini oluşturuyormuş. Berkowitz, “Kutsal Takım”ın hangi taktik gerekçelerle oluşturulduğunu Plutarkhos’un anlatımıyla aktarıyor: “Aynı kabileden veya aileden gelen erkekler tehlike gelip çattığında birbirlerine pek değer vermezler; ama sevgiye dayalı birhızlı bir değişim göstermedi. Batı kültürleri aydınlanma ile birlikte cinselliğe bakışaçılarını bir nebze de olsa değiştirebildiler ancak doğuda, özellikle bizimki gibi muhafazakar olan (hatta muhafazakarlığı gittikçe koyulaşan) toplumlarda cinsel tabular, suçlar ve cezalar bugün bile eski çağlardakilerden çok farklı bir noktada değil. Bu kitapta anlatılanlardan görülüyor ki, hazlarla özgürce yaşayan insanı korkularla terbiye etmeyi ve esaret altına almayı daha ilk çağlarda öğrenen din, bu bilgiyi hukuka her zaman ustalıkla aktarmış. Eric Berkowitz’in kraliyet metresleri, eşcinsel at arabası yarışçıları, ortaçağ travestileri, cadılar, keçi seviciler, rahibe fahişeler ve Londralı kiralık oğlanlar gibi aykırı karakterlerin etrafında dolanarak anlattığı bu seks hukuku tarihini okuduğunuzda, bugün hâlâ kafaların cinsellikle ilgili neden bu kadar karışık olduğunu çok iyi anlıyorsunuz; dolayısıyla da gelecekten daha çok korkuyorsunuz. Seks ve Ceza, Eric Berkowitz, Kolektif Kitap, 428 s.KASIM 2013DÜNYA KİTAP ● 41
[altın hançer]EROL ÜYEPAZARCIosmanlı polisiyeleriünya Kitap okurlarına birkaç ay önce 1960’lı yıllarda yalnızca polisiye roman yayınlayan Akba Kitabevi’nin ilginç öyküsünden söz etmiş ve bugün de buna benzer bir girişimden bahis açmıştım. Labirent Yayınları; tıpkı Akba Kitabevi gibi yalnız polisiye roman yayınlıyor. Bir yılı bile bulmayan bir sürede 21 polisiye roman yayınladı. Akba Kitabevi’nin 1960-1980 arası yirmi yıllık bir dönemde 131 polisiye roman yayınladığını düşünürsek Labirent Yayınları’nın bir yılda yayınladığı kitap sayısı çok önemlidir ve Akba’nın rekorunu kısa sürede kıracağı izlenimini veriyor. Labirent’in yayınladığı romanları iki bölümde sınışandırmak mümkün. İlki S.S. Van Dine, Earl Derr Biggers, R. L. Stevenson, G. K. Chesterton, Edgar Wallace gibi Amerikalıların deyişiyle geleneksel “whodonit” yani “kim yaptı?” romanlarının ilk ustalarının eserlerinden oluşuyor. Bu ustalar dünya polisiye edebiyatındaki önemli yerlerine karşın Türk okurlarınca pek bilinmeyen yazarlardır. Ya dilimize hiç çevrilmemişlerdir yahut da en yenisi elli yıl önce çevrilmiş bir iki yetersiz tercümeleri vardır. Başını Agatha Christie’nin çektiği geleneksel polisiye romanları ekolünün bu tanınmış yazarlarının romanlarını okumak; ortalığı Dan Brown ve Jean Christophe Grange gibilerinin eserlerinin sardığı bu günlerde polisiye roman meraklıları için büyük keyif olacaktır. Ama benim size bir müjde olarak tanıtmak istediğim kitaplar ise Labirent Yayınları’nın “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkçede Polisiye Dizisi” altında yayınlanan kitaplarıdır. Bilgi sahibi olmadan Şkir sahibi olanlar Türkiye’de telif polisiye romanın 1990’lardan sonra geliştiğini ve daha önce polisiye roman yazılmadığını son yıllara kadar söyleyegelmişlerdir. Oysa ki ülkemizde polisiye romanın çok eski bir geçmişi vardır. Bu yıl ülkemizde 1883’te ilk telif polisiye romanın, Ahmet Mithat Efendi’nin “Esrâr-ı Cinayât” isimli eserinin okuyucuya sunulmasının 140. yılını kutluyoruz. Şunu da vurgulayalım ki dilimizde yayınlanan ilk Türkçe roman Şemsettin Sami’nin “Taaşşuk-i Tal’at ve Fitnat”ının yayınından yalnızca on yıl sonra ilk telif polisiye roman yayınlanmıştır. Labirent Yayınları’nın sözkonusu dizisi Arap harşeriyle basılmış polisiye romanları kapsıyor; bu ise polisiye roman meraklıları için çok ilginç bir kazanımı işaretliyor. Çünkü42 ● DÜNYA KİTAPDbu kitapları ancak Osmanlıca bilenler bulabilirlerse okuyabiliyorlardı; sayılarının hızla arttığını ümit ve tahmin ettiğim gerçek polisiye roman meraklılarının bunlara erişebilmesi hemen hemen imkânsızdı. Bu dizi bu imkânsızlığı ortadan kaldırıyor. Bu diziden şimdiye kadar yedi kitap yayınlandı. Kitapların ilki Ahmet Mithat Efendi’den sonra ilk telif polisiye roman yazanlardan Fazlı Necip’in eseri “Cani mi? Masum mu?” adlı yapıtı idi. Bunu Süleyman Sudi ve Moralızâde Vassaf ’ın kaleme aldığı on novelladan oluşan “Millî Cinayât Koleksiyonu” izledi. Üçüncü olarak Edebiyat-ı Cedide’nin ünlü romancısı “Eylül” yazarı Mehmet Rauf ’un iki polisiye romanı “DeŞne” ve “Kan Damlası” takip etti. Bunların arkasından ülkemizdeki ilk Arsène Lupin taklidi polisiye roman olan Süleyman Sudi ve E. Âli’nin kaleme aldığı “Gece Kuşları” yayınlandı. Onu da kişisel kanımızca dilimizde yayınlanmış en ilginç polisiyeromanlardan biri olan M. Âkil Koyuncu’nun “Karanlık Konakta Ne Var?”ı takip etti. Son iki kitabın ilki asıl ismini bilemediğimiz Alev Can takma adını kullanan yazarımızın kaleme aldığı “Bir Polis HaŞyesinin Harikûlade Maceraları”dır. Dizinin son kitabı ise hararetle önereceğim Behlül Dânâ takma adını kullanan adı unutulmuş edebiyat emekçisi İskender Fahrettin Sertelli’nin on novelladan oluşan “Şeytan Hadiye” dizisidir. Bu dizide Mütareke döneminde İstanbul’u işgal eden İngilizlerin polis görevlisinin yaptığı haksızlıkların intikamını almak için Londra’ya giden uçuk kaçık Türk kızı Şeytan Hadiye’nin Londra polis örgütüne nasıl kök söktürdüğü naif ama canlı bir şekilde anlatılır. Önümüzdeki günlerde birçok okurumuzun Kitap Fuarı’nı ziyaret edeceğini biliyorum. Labirent Yayınları’nın standına uğramalarını; bu eserleri alıp, karıştırıp beğendiklerini kütüphanelerine kazandırmalarını öneririm.pek çok edebiyatçımızın polisiye romanı varAhmet Mithat Efendi’den sonra “popüler roman” kapsamına girecek eserlerin dışında pek çok edebiyatçımız polisiye roman yazmışlardır. Bunlar arasında Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mehmet Rauf, Halide Edip Adıvar, Peyami Safa, Necip Fazıl Kısakürek, Mahmut Yesari, Nâzım Hikmet, Cevat Fehmi Başkut, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Erhan Bener, Çetin Altan, Pınar Kür gibi tanınmış imzalar bulunur ve bunların polisiye romanlarının hepsi; 1990’lardan çok önce yazılmışlardır. Bu yazarlarımızın yanında özellikle II. Meşrutiyet’in ilânından sonra halka dönük çok ilginç polisiye diziler yayınlandığını da biliyoruz. Bu konuda Türk polisiye yazınının en tanınmış Şgürleri; Server Bedi takma adıyla Peyami Safa’nın kaleme aldığı Cingöz Recai ile Ebussüreyya Sami’nin Amanvermez Avni’si akla ilk gelenlerdir.KASIM 2013
[şairin not defteri]REFİK DURBAŞnehirKaranlığın kara ayazında üşümüş bir serçe misali düşmek isterdim ömrümün yoluna... Münzevi bir kar tanesinin çığlığı aydınlatırdı geceyi... Orada, pervazına yalnızlığın tünediği pencerenin karşısında duran evin ışıkları yanardı. Bir kadın saçlarını tarardı, bir adam saçlarını tarayan kadının saçlarına tarak olurdu, bir çocuk çocukluğunu o kadının taradığı saçları arasına saklardı. Ruhumu saklardım bir kar tanesinin bembeyaz tenhalığına... Yaşı, bir nehrin yaşında çocuktum. Hayatım, bu nehrin üzerinde bir köprü olarak duruyordu. Hayatları, yüreklerinden yaşlı adamlar o köprü üzerinden nehre dinamit atıyorlardı. Balıklar, yıllar misali her dinamitin patlayışında nehrin yüzüne vuruyordu. Herkes kendi payına düşen hayata dinamit atıyordu. Benim hayatımsa dinamit yemiş balık olarak nehrin dibinde... Bu yüzden uçurumlarla arkadaş kalamadım. Dağlar kardeşim, denizler yoldaşım olmadı. Vadilerin sûreti düşmedi ömür aynama. Ovaların gölgesi uzak durdu hayatımdan... Yaşı, bir uçurumun yaşında çocuktum. Çok kar yağmıştı. Anneler ve halalar üşümüştü. Babalar ve amcalar üşümüştü. Teyzeler ve dayılar da üşümüştü. Çocuklar ve çocukluğum çok üşümüştü. Dünya, savaşın eşiğinde durmuştu. Birazdan bombalar yağacaktı çocukların üzerine... Füzeler atılacak, kar kana boyanacaktı. Umut umutsuzluğa, sevinç nefrete, aşk hüsrana boyanacaktı. Dünya, savaşın eşiğinde; ben bir kalenin suru üzerinde durmuştum. Bir adım daha atsam, kucağındayım uçurumun... Bu yüzden yüksekten bakmayı beceremedim. Korktum. Korkumla arkadaş oldum bu yüzden... Bu yüzden hâlâ saklamaktayım bir barış Şdesini kar tanesinin bembeyaz tenhalığında... Kalbim, bu yüzden mi hâlâ tenha kinden ve nefretten? Bu kar ışığının aydınlattığı gecede şimdi, yuvası dağıtılmış bir serçe olarak durmaktayım ömrümün penceresinde... Pencerenin pervazında ihanet ettiğim ve ihanetine uğradığım kadınların sûreti... Ay ışığıyla aydınlanan odasında saçlarını taramakta çocukluk sevgilim... Bense onun sûretini aramaktayım kaç yaşından beri... Bir de kendimi... Ve hayatım, ömrümü seyrettiğim bir nehir olarak akmakta hayatımdan... Nehirler ve uçurum da yok sayılırsa ömrümden... Sahi, kaç yaşında bir çocuğum ben şimdi...KASIM 2013 DÜNYA KİTAP ● 43
[çocuk gözü]AYFER GÜRDAL ÜNALönüm arkam sağım solum şiiror günlerden geçiyoruz. Nereye dönsen şiddet, nereden medet umsan karmaşa. Böyle dönemlerde şiire sığınırım. Şiir okuma zevki benim örneğimde sonradan gelişti. Çünkü yetiştiğim devirde çocuklar için şiir kitapları yok denecek kadar azdı. Ders kitaplarındaki şiirler ise değil şiirden neredeyse okumadan bezdirecek kadar tatsızdı. Şimdi durum değişti. Hem dilin tadını ve kıvraklığını, hem anlamların genişlemesini ve sözcüklerin farklı kullanım biçimlerini hem dil ile oyun oynamanın zevkini duyumsatacak çok güzel şiir kitapları yayımlanıyor. Bu ay çocuk şiir kitaplarından güzel örnekler paylaşmak istedim. İlki “Aykırı Çocuk” . Şair Ahmet Günbaş’ın yazıp Top Yayıncılık tarafından sunulan 64 sayfalık bu kitap 52 şiir içeriyor. Kitap üç bölüme ayrılmış. Arka Sıralar okul yaşamı, Çürük bölümü kent yaşamı ve köyden kente göçün zorlukları, duyarlılıklarına ilişkin yedi şiir, Engel/siz bölümü ise çocuk düşleri ve zor durumdaki çocuklara duygudaşlık sunan şiirler içeriyor. Çöp toplayan çocuklara, Filistinli çocuklara, hakları çiğnenen çocuklara, madende babasını yitirmiş çocuklara bu bölümde birer şiir sunulmuş. Ahmet Günbaş’ın çocuk şiirleri hem Türkçe oyunları açısından çok keyişi hem de duyumsattığı hisler ve kullandığı imgeler açısından çocuk evreninde bir geniş pencere açıcı nitelikte. Taşkitap şiiri ile örnekleyeyim: “Kitaplardan yapılmıştır uygarlıklar”/ Demişti bir yazar/Okulumuzdaki söyleşide O gün bugün,/Örenlerde, müzelerde,/ Hangi taşa dokunsam kitap kokar Murteza Albayrak’ın çizimleri de Türkçe oyunlarının afacanlığına yaraşır kıvraklıkta. İkinci şiir kitabı ortak proje üretmekte Türk çocuk edebiyatında müstesna yere sahip iki yazara ait. Mavisel Yener ve Aytül Akal’ın sekizinci ortak şiir üretimleri olan bu eser “Balığım Şiir Yazdı” başlığı ile Mandolin tarafından yayımlandı. Dört yaş üstü çocukları hedeşeyen 26 şiirin tümü de44 ● DÜNYA KİTAPZçocuğun evreninden. Tavşanın, ninenin, kedinin masalını konu alan şiirleri, öğretmen, oyun hamuru, oyuncaklar konulu şiirler izliyor. Dış çevrede karşılaşılanlar da şiirler de kendine yer bulmuş. Yağmur, kuşlar, balıklar, sesler, solucan ve ateşböceği de şiir olup kitapta yer almışlar. Şiir kurarken ses oyunlarından, ses yinelemelerinden faydalanılmış. Sesler 2 şiiri ile örnek sunayım: Her şeyin/ Bir sesi var Yağmur pıtır pıtır/Bisküvi kıtır kıtır/ Çekirdek çıtır çıtır/Tahta gıcır gıcır Kedimin mırıltısı/Servisin kornası/ Kardeşimin ağlaması Canlı cansız/Her şeyin sesi var/ Kulağıma fısıldar Kimi şiirlerde hiç parmak sallamadan, öğüt vermeden olumlu davranışlar özendiriliyor. Başka Bir Dil Yuva arkadaşım/Ayağıyla, eliyle konuşuyor/İtiyor, vuruyor, düşürüyor/ Durduk yerde saç çekiyor Ne olur sanki/o da herkes gibi/İstese, beklese, sorsa,/Ağzıyla konuşsa Son bir örnek çocuk bakış açısının yansıtıldığı bir şiirle olsun. İkiz Ayşem ile Sinem/Birbirinin tıpatıp aynı/”Onlar ikiz” dedi babam/ Akvaryumda balıklar/Birbirinin tıpatıp aynı/Onlar kaçız,/sorsam mı?Son şiir kitabımız çocuk edebiyatının deneyimli yazarı /öğretim görevlisi Necdet Neydim’den. Günışığı Kitaplığı basmış, eseri Suzan Aral resimlemiş. Necdet Neydim 43 şiirde çok değişik duyarlılıkları konu etmiş. Çukurda biriken suda gemi yüzdüren çocukla, çukura düşüp yaşamını yitiren çocuğun tezadı şairin şiirleştirdiği bir acı. Sevilmek için depremden medet uman hiç oyuncağı olmamış çocuk şiiri de öyle. Neydim’in kitapları 10 yaşın üstünü hedef almış. Kimi şiirlerinin tam tadına varabilmek için belli okumaları yapmış olmak gerekiyor. Örneğin Bahar Gelince şiirinin ilk dörtlüğüne bakalım: Orhan Amca’m /Bahar gelince/Eve ekmekle su götürmeyi unuturmuş/Bense eve gitmeyi unutuyorum Neydim’in, Orhan Veli’nin Güzel Havalar şiirine yaptığı göndermeyi küçük okur bir ön hazırlıkla kavrayabilecektir. Ya öğretmen bu şiirden önce Orhan Veli okuması yapabilir ya da bu şiir kitabının değeri belki ortaokulun ilk iki yılında daha iyi kavranır. Aynı durum Bir Sabah şiirinde, Cahit Sıtkı’nın Abbas şiirindeki sihirli seccadeye gönderme yapan Haydi şiirinde ve Fahriye Abla şiirine son mısrası “Ne ilginç arkadaşımdın sen sevgili Leyla” ile selam çakan Leylaların Evinden Geçerken şirinde de görülüyor. Necdet Neydim de şiirlerinde Türkçenin zenginliğinden olabildiğince faydalanmış ve deyimlerden şiir kurmuş böylece okurların da dil evreninizenginleştirmeyi hedeşemiş. Hem de deyimlerin çağrıştırdığı mizah ile genç okuru kavramış. Burnum şiiri ile bu saptamamı örneklemek isterim: Hık demiş/Burnundan düşmüş/Demişti/ Komşu teyze anneme Burnundan/Kıl aldırmazsın/Demişti halam /Enişteme Ayşe Teyzem/Osman Amca’mın / Burnuna halka takmış/Vızıl vızıl geziyormuş Anneannem/ Yaramaz kardeşime/ Burnundan/Fitil Ştil gelir bunlar/ Demişti Halk söyleyişindeki güzellik ve sahicilik “ballı pazar yoğurdu” diye torununa seslenen ninenin şiirinde ve “Tekke’de leylek, Çatalyol’da örnek, bahriyelim, zabitim/en olmazsa kâtibim” diye torununa gelecek biçen dedenin seslenişinde izlenebiliyor. Necdet Neydim’in şiirleri dostluğun, sevmenin güzelliğinin ve umudun dizeleri. Bu ayın vedası Necdet Neydim’in dizeleriyle olsun. Dilek şiiri, Neydim aracılığı ile benden hepinize gelsin. Çocuksu mutluluklar/Diliyorum size/Çıtır simitler/Sıcak çaylar/İçten dostluklar Serçe cıvıltıları/Çocuk patırtıları/ Kaşık tıkırtıları/Yürek pıtırtıları/Yaprak kıpırtıları/Deniz hışırtıları/Kedi mırıltıları/ Nice yılları Nice okumalara, hep sevgiyle. ahru@tnn.netKASIM 2013
yılın çocuk kitaplarıu yıl 9.su düzenlenen Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) Yılın Kitapları seçimi 2012 sonuçları belli oldu. Buna göre Adnan Binyazar, Fadime Uslu, Feyza Hepçilingirler, Necati Güngör, Dr. Nilay Yılmaz’dan oluşan jüri 2012 yılının en iyi çocuk öyküleri kitabı olarak Hacer Kılcıoğlu’nun yazdığı Günışığı Kitaplığı’nca yayımlanan Aydede Her Yerde isimli eseri seçti. 2012 yılının en iyi gençlik romanı olarak seçilen Leyla Ruhan Okay’ın yazdığı Leylek Havada isimli roman yine Günışığı Kitaplığı’nın bir kitabıydı. Bu kategorinin değerli jürisi Aslı Der, Yrd. Doç. Dr. Necdet Neydim, Prof. Dr. Selahattin Dilidüzgün, Simla Sunay, Prof. Dr. Yusuf Çotuksöken’den oluşmuştu. 2012 yılının en iyi resimli çocuk kitabı seçilen eser ise Yapı Kredi Yayınları’na ait Feridun Oral’ın yazıp resimlediği Kırmızı Kanatlı Baykuş oldu. Bu kategorinin seçici jürisi ise Ayla Çınaroğlu, Behiç Ak, Dr. Müren Beykan, Tülin Sadıkoğlu ve Zarife Biliz’den oluşuyordu. Bu kategoride jüri özel bir ödülü Sarıgaga tarafından yayımlanan Sadi Güran’ın resimlediği Kutup Yıldızı kolektiŞnin yarattığı göçmenlik ve öteki olma halini tema alan Tarık ve Beyaz Karga isimli esere verdi. Daha önce bu köşede Feridun Oral’ın ne değerli bir sanatçı olduğunu yeterince işledim. Bundan önce Kırmızı Elma ve Pirinç Lapası ve Küçük Ejderha resimli kitapları ile de yılın en iyi kitap ödülünü alan sanatçı Kırmızı Kanatlı Baykuş ile ödüllerini üçledi. Anlatı bir baykuş ile farenin aykırı dostluğuna dayanıyor. Sımsıcak bir görsel şölen. Kaçırmayın. 3-7 yaş grubu çocuğunuz yoksa dahi bu yaş grubu bir çocuğa verilecek en güzel armağan. 2012 yılının en iyi öykü kitabı olarak seçilen Aydede Her Yerde isimli eser 16 öykü içeriyor. Hacer Kılcıoğlu aydedeyi öyküleri birbirine tutturan ip olarak seçmiş. Her bir öyküde aydede kimi zaman hüzünle bakıyor, kimi zaman yolu aydınlatıyor, kiminde şefkatli bir anne gibi gülümsüyor, kiminde muzipçe göz kırpıyor. Öykülerin ortak özelliği çok kolay okunuyor olmaları. Dil, akıcı ve sade. Her bir öyküde bir başka ülkenin çocuğu başkahraman. Öykü boyunca o ülkeye ait bir kültürel özelliği de fark etmeden öğrenmiş oluyorsunuz. Kılcıoğlu’nun çocuklarının çoğunluğu yaşamın tam göbeğinde , vaktinden önce sorumluluk yüklenen çocuklar. Çinli Hong Chu ve Büyükannesi öyküsündeki Hong Chu’nun anne ve babası geceleri çalışıyor ve küçük oğlan evde yalnız kaldığı için korkuyor. Büyükanne ayla konuşmasını öneriyor toruna. Bu öyküden Çin’deki kuraklık sorununu ve Çin alfabesinin beş bin yazı karakterinden oluştuğunu ve bu durumun çocuklar üzerinde yarattığı öğrenme zorluğunu öğreniyoruz. Ha bir de “dim sum”un mantıya benzer bir Çin yemeği olup çok lezzetli olduğunu. Bir başka öyküde kahramanımız bir minik Kızılderili kız. İsmi Sıcak GeceninKASIM 2013BAyışığı. Bu öyküden fışkıran doğa sevgisi ve tüm yaratılmış varlıkların birbirine arkadaş olduğu Şkri. Öyküde yan unsur Sıcak Gecenin Ayışığı isimli kızın annesini ölümcül hasta sanması ve bu nedenle reis Oturan Boğa’dan yardım istemesi fakat gerçeğin hiç de korkutucu olmadığı bilakis çok sevindirici olduğunun ortaya çıkması. Sıcak Gecenin Ayışığı öykünün sonunda Gökgürültüsü isimli bir kardeşe kavuşuyor. Öykülerle Peru’ya, Mısır’a, Çin’e, İtalya’ya, Vietnam’a, Prag’a, Mostar’a, Kıbrıs’a, Hollanda’ya, İspanya’ya ve Selanik’e Atatürk’ün doğduğu eve yolculuklar yapıyoruz. Öykülere sinmiş mizah sayesinde tadı damağımızda kalıyor ve yenilerini bekliyoruz. Son olarak en iyi gençlik romanı seçilen Leylek Havada’yı tanıtmak isterim. Kitabın girişinde Semih Gümüş’ün Günışığı Kitaplığı Köprü Kitaplar dizisi editörü olarak bir sunuş yazısı var ve o yazıda şöyle diyor:“Leyla Ruhan Okay, abartılı anlatımlara gönül indirmez. Ne anlatıyorsa dinginlikle, içtenlikle gözünüzün önünden geçirir. Yalın bir dil içinde.” Bu saptamaya aynen katılıyorum. Roman üç bölümden oluşuyor. 1. Bölüm Aşk Heyecanlı Bir Şey, 2. Bölüm Bir Yatılı Okul Macerası ve son bölüm, İnanamıyorum. Silivri’de yaşamakta olan Ayça eğitimci bir ailenin çocuğu. Parasız yatılı sınavına hazırlanmakta. Yazları Silivri’ye gelen yine eğitimci bir ailenin oğlu Ege’yi saf duygularla beğenmekte. En büyük düşü ise Silivri’de gördüğü turist otobüslerindeki turistler gibi turist olup farklı ülkeleri görebilmek. Anlatı diyaloglar bakımından zengin dolayısıyla hızlı ve sıkmadan ilerliyor. İkinci bölümde Ayça parasız yatılı sınavını kazanıp “Adile Sultan Kız Lisesi” öğrencisi olmuştur. Ailesinden ayrı, yepyeni ortama, yeni arkadaşlara uyum sağlama çabasındadır. Yabancı dil olarak Almancayı seçmesi gerekmiştir çünkü İngilizce bölümü dolmuştur. İlk hayal kırıklığını yaşar, üstesinden gelir ve iyi öğrenci olur. Bu bölümde küçük öğrenci yaramazlıkları, iyi öğretmen örnekleri, çok sert ve katı öğretmen örneklerini görür, eğleniriz. Son bölüm anlatının da en sürprizli bölümü. Ayça’nın hayalleri gerçek olur. Yazın otobüsle öğretmen aileleri bir Avrupa seyahati yaparlar. Almanya’ya gidip dönerler. Otobüste Ege ve ailesi de vardır. Anlatının bu bölümünde 12 yaşında bir kızın gözünden kültürel farklılıkların nasıl algılandığını okumak ilginçtir. Ege’ye duyduğu yürek çırpıntılarının belki de karşılıklı olabileceğine dair masum ipuçlarının izini sürmek de öyle. Bu anlatıyı özellikle yurtdışını merak eden 11-15 yaş grubu gençler ama daha çok kızlar severek okuyacaklar. Bu yazımı okuduğunuzda 32. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı Tüyap Beylikdüzü’nde açılmış olacak. Bu yıl onur konuğu ülke Çin Halk Cumhuriyeti. Fuarı gezerek çocuklarınıza yaş grubuna uygun olarak bu tanıttığım kitaplardan birini alırsanız hiç pişman olmazsınız. Vedayı Ağustos ayında yitirdiğimiz de-ğerli şairimiz Ahmet Erhan’ın Yaşama Sevinci şiirinin son mısraları ile yapayım. Bütün haklı kavgalarında dünyanın/dövüştüm, diyebildiğim zaman/Okudum bütün kitapları, bütün şiirleri yazdım/Ve topladım bütün dillerin en güzel sözlerini, sıraladım tek bir sözlükte/Bütün mayınları, bütün dikenli telleri/ayıkladım sınırlardan/Vebir tek zorba çıkmadı önüme./Bu dünyada acı çeken tek bir insan yoktur,/diyebildiğim zaman/işte o zaman ölebilirim.//Toprağımda bir çığlık olur da büyür/yaşama sevincim... Yaşama sevincinizin bir bölümü hep kitaplardan gelsin. Sağlıkla, sevgiyle kalın Kasım ayında. ahru@tnn.netDÜNYA KİTAP ● 45
[yıldönümü]oğlak yayınları yirmi yaşındaBir yayınevi niye kurulur?.. Asıl soru burada… 1992 sonunda yayıncılık alanına bakıyorsunuz ve iki kişi bunu kendinize soruyorsunuz… Bir yayınevi niye kurulur… Onca çok sayıdaki yayınevi arasında, sizin istediğiniz tarzda bir yayınevi yoktur da ondan… Hiçbiri sizin için mükemmel değildir… Kuruluş aşamasında örnek aldığınız/ en beğendiğiniz/ reŞk diye baktığınız yayınevleri bile sizi tatmin edemezdi… Öyle bir yayınevi olmalı ki dilediğiniz ve önemli (buradaki önemli, sadece sizin için önemli değil, herkes ve ülke için de önemli ama nedense ticari bulunmadığı için başkalarının yayımlamadığı önemli) kitapları hiçbir ticari kaygı gütmeden yayımlasın (tabii aslında bu kitapların önemini herkes anlayacağı için, o kitaplar mali açıdan kendilerini de kurtarsın), öte yandan yayınevinin ticari açıdan da başarılı olması için (gene kaliteli ama ticari şansı yüksek) çoksatar olacak kitaplar da yayımlasın… Şöyle sorular vardı kurucularının aklında: Nahid Sırrı Örik’i 1960’lardan bu yana Türkçe’si sarsıcı hikâyeleri ve Sultanhamid Düşerken ile neden kimse hatırlamıyor… Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul’u neden ortalıkta yok? Üstelik dizisi bile yapılmışken? Tarih kitapları sadece üniversite yayınları arasında mı kalmalı? Popüler tarih araştırmaları ve romanları yeniden gündeme getirilemez mi? Ya Şzik vb. bilimsel kitaplar? Dünya edebiyatının klasiklerine ne oldu? Hâlâ eski çevirileri kullanmak zorunda mıyız? Neden İlahi Komedya’nın çoook eskiden yapılmış düzyazı çevirisine mahkûm olalım? Hatta İtalyanca’nın kurucu başyapıtı Decameron yeni ve mükemmel bir çeviri hak etmiyor mu? (Rekin Teksoy’u hatırladıkça bu büyük çevirmeni biraz daha içimiz sızlayarak, erken kaybettiğimiz için yanmıyor muyuz?) Neden iyi yayınevleri, iyi polisiyeleri kaliteli çevirmenler aracılığıyla eski tahtına oturtmuyor? Bu alanda polisiye edebiyat dünyasında yenileri kim getirecek Türkçe’mize… Hâlâ Mike Hammer’lere mahkûm muyuz? Neden yemek kitapları, sadece reçete veren kitaplar halinde de, neden yemek kültürü kitapları haline gelmiyor? Bu alandaki bilgi ve görgüleri büyük ustalardan yemek kitapları neden istenmiyor? Yemek alanının yaratıcısı Fransa’da yemek ansiklopedileri var da, bizde niye yok? Mükemmel “güzel” kitaplar renkli ve neŞs ciltler olarak basılıyor batıda da, neden aynı baskı nefasette, başarılı çevirilerle aynı kalitede kitaplar üretemiyoruz ülkemizde de? “Güzel Kitaplar” hep Batı ülkelerinin tekelinde mi olmalı? İyi polisiye iyi edebiyattır derler, iyi çizgiromanın daha da iyi edebiyat olduğunu biz niye söylemeyelim?46 ● DÜNYA KİTAPYayıncıların çoğu ilk kitaplara uzak dururlar, ticari şansı olmadığı için… Öyleyse, kaliteli ve önü açık, Ataç’ın deyimiyle, “zarımızı atacağımız” İlk Yapıtları’nı yayımlayacağımız gençleri niye biz yayımlamayalım? Bir yayınevi, dosyaların geldiği, telif ajanslarından gelen önerilerle mi yürümeli, yoksa, kendi yazarlarını kendi yaratan, usta çevirmenleri ikna eden, dünya yayıncılığıyla ilgili, dünyadan haberdar bir yayınevi mi olmalı… …Bütün bu soruların cevabını, 20 yıllık yayıncılık hayatı içinde Oğlak adım adım yerine getirdi… Önce yatay küçük kitaplar olan, ticari ama ülkemizde ilk kez denenecek olan ve hemen arkasından (başarılı olduğu için) bazı yayınevlerinin de örnek aldığı “Kulağa Küpe Dizisi” ve İlk Yapıtları dizisinin ilk kitapları yayımlandı… Bugün kimse hatırlamıyor ve Oğlak’ın bunca etkili olmasının gölgesinde kaldı ama, 1993 Tüyap Kitap Fuarı’nın altı metrekarelik ilk standında, üç Kulağa Küpe ve yanında Ümit Ünal ve Doğan Yarıcı’nın ilk kitapları var… Oğlak’ın kazandırdığı bu gençlerin hemen arkasından, ilerde bir fenomen olacak Tuna Kiremitçi de geldi… Oğlak zarlarını iyi atmıştı. (Süleyman Çobanoğlu’nu da unutmayalım.) O günlerde şiirleri toplu olarak ya da seçmeler olarak yayımlanan İsmet Özel’in şiirlerini yeni baskı standartlarında basmak bir atılım sağladı… Hemen arkasından öbür dönem şairleri geldi… Adalet Ağaoğlu’nun bizzat gelip kitaplarını –hem de sözleşmesiz olarak- önermesi, Oğlak diye önemli bir yayınevinin bulunduğunu okurlara daha da gösterdi… Arkası gelebilirdi artık. Geldi de… Örik ve Kuntay yalnız kalmadı… Suat Derviş ona katıldı… Adalet Hanım yalnız kalmadı, Peride Celâlyanına geldi. Antolojilere Armağan Kitaplar katıldı. Osmanlıca’da kalmış önemli edebiyat ürünleri de eklendi bu diziye… Bilimsel Kitaplar dizisinde, tarih (Babinger’in 50 yıldır yayımlanamayan kitabı Fatih –Türkçe çevirideki katkılarla İngilizce’sinden bile mükemmel olduğunu kim biliyor?), (Necdet Sakaoğlu’nun bestseller olan Bu Mülkün Sultanları), Şzik, Şlm (ilk kitabını yayımladıktan sonra kaybettiğimiz Sadi Konuralp’ı unutmamız mümkün mü?), ekoloji, İslamiyet, dilbilim, feminizim… Hele Rekin Teksoy dostumuzun 20 yılı aşan arkadaşlığıyla öne çıkan sinema… (Dünya Sinema Tarihi’ni kim yazabilirdi ondan başka?) Şiir dizisini Şiir dergisi Ludingirra ve edebiyat dizisini edebiyat dergisi Nar tamamladı. Türk klasikleri ve dünya klasikleri (elbette mükemmel ve hepsi yeni çevirilerle) Oğlak’taki yerini aldı… Giderek sayıları da artıverdi. Polisiye için –sanki özel bir yayınevi açılıyormuş gibi bir marka oluşturuldu: Maceraperest Kitaplar… Sue Grafton (alfabetik dizisinde), Barbara Nadel (İstanbul Polisiyesinde), Julian Rathbone (Ankara polisiyelerinde) Lawrence Block (Hırsız ve sert haŞye dizilerinde), Lilian Jackson Braun (kedili polisiyelerde) yalnız kalmadılar… Oğlak yerli polisiye yazarlar da keşfetti. Fantastik kitapları da eklersek bu kanal 100’ü aşmıştı... (Tabii iki koca ciltte, Türkiye’deki polisiyenin tarihini Abdülhamid’ten 2000 yılına getiren Erol Üyepazarcı başka nerede yayımlayabilirdi ki kalıcı eserini?) Bir Çizgiroman Araştırmaları Dergisi yayımlamak Şkri, Teks yayınlamaktan sonra akla geldi ve gerçekleşti… (Çizgiroman dizisi için ayrı bir marka açıldı: Maceraperest Çizgiler. Teks, Dampyr, Dylan Dog, Martin Mystère, Zagor, Nathan Never adlı kahramanları ilk kez aynı çatı altında gördü çizgiromanseverler… Dil açısından lezzetli yayınevini, yemek açısından da lezzetli kılmak gerekti… Deniz Gürsoy’a bir rakı mezeleri kitabı tekliŞyle başladı her şey. (Gürsoy’un kitapları 25’e ulaştı.) Elliye yakın yemek ve yemek kültürü (hatta ehl-i keyif) kitaplarını taçlandıran, dev eser Larousse Gastronomique oldu. Fransa’nın gelmiş geçmiş en geniş yemek kültürü kitabı artık Türkçe’deydi. Daha kuruluşundan bir süre once kurucularının New York’taki BookExpo’ya gittiğini, yayın hayatı toplamı olan 20 yıl içinde her yıl New York, Frankfurt ve zaman zaman Salon de Livre (Paris) ve Londra kitap fuarlarına giden kaç yayıncı var ki ülkemizde… (Tabii bunların sonuçları yayınevinin çizgisini de etkiledi.) 20 yıl oldu… Artık kurucularının “ölsek gam yemeyiz” dediği bir yayınevi var ülkemizde. Oğlak’ın 20. yaşı kutlu olsun. Senay Haznedaroğlu Raşit ÇavaşKASIM 2013
[ tanıtım ]JAKLİN ÇELİKgökyüzü neresi?Aziz Gökdemir’in Gökyüzü Defni adını vediği öykü kitabı gökyüzündeki kara bir delikten çekip alınmış bir öyküler bütünü. On öykünün yer aldığı kitap üç bölümden oluşuyor: “Kenardakiler”, “Yolcular” ve “Geride Kalanlar.” Aziz Gökdemir Amerika’da yaşıyor, öyküleri okurken bunu akılda tutalım. Bunu şundan dolayı söylüyorum; on beş yıldır başka bir ülkede yaşıyor olmasına rağmen olası tüm tehlikelerden özenle korunmuş, alabildiğine zengin bir dilsel anlatımla karşı karşıyayız.“Dünyada ne kadar insan varsa gökyüzünde de o kadar kara delik vardır. Her insan kendi kara deliğinin tutsağıdır.” Oşin Çilingir endimizi yeryüzünün temaşasına kaptırmışken gökyüzünün aşağıda olup bitenlere tanıklığını yok mu sayacağız? Aksine insanoğlu üzerine bastığı toprakla ne kadar ilişkiliyse gökyüzüyle, üzerinde olup bitenle de bir o kadar haşır neşir. Bu göreceli durum mistik çağrışımlarla hayal dünyamıza katkılar sunmaya devam ederken, gökyüzü bu anlamda yaşadığımız dünyaya masaldan bir kabuk sunuyor. O üzerimizde açılıp kapandıkça ayaklarımızın bastığı hırçın yer kabuğu belki de daha katlanılabilir bir hal alıyor. Bu noktada “Hayal-anahtar kelime buydu.” (Sf. 93) demek kalıyor bize de. Aziz Gökdemir’in Gökyüzü Defni adını vediği öykü kitabı gökyüzündeki kara bir delikten çekip alınmış bir öyküler bütünü. On öykünün yer aldığı kitap üç bölümden oluşuyor: “Kenardakiler”, “Yolcular” ve “Geride Kalanlar.” Aziz Gökdemir Amerika’da yaşıyor, öyküleri okurken bunu akılda tutalım. Bunu şundan dolayı söylüyorum; on beş yıldır başka bir ülkede yaşıyor olmasına rağmen olası tüm tehlikelerden özenle korunmuş, alabildiğine zengin bir dilsel anlatımla karşı karşıyayız. Coğrafyalar arası mesafeler zorunluklardan dolayı katlanılması güç olsa da böylesi bir durum edebiyatta bir avantaja dönüşebilir. Çünkü vuku buldukları mekândan uzaklaştıkça zihin olayları belli bir Şltreleme işlemine tabi tutar. Fiziki mesafe anlatının izleğini şekillendiren bir aktarıcıya dönüşür. Güzergâh ve biçimi şekillendirmek aktarıcıya kalır. “Çok uzaklardan ışığını buraya kadar göndermeye çabalayan bir lambanın bezgin nüfuz çemberinde uzayıp solan gölgemi izleyerek yürüdüm. ...ne yapayım ben de karanlığın içine yürüdüm.” (Sf. 58 ) Kan davası, faili meçhul cinayetler, işKASIM 2013Kkenceciler, uyuşturucu baronları, mafya, tehcir, mübadele öykülerde işlenen temalardan bazıları. Bunun yanı sıra araba markalarından çizgi roman karakterlerine; atari’den leblebi tozuna daha birçok ayrıntı Türkiye’nin 1980’li yıllarından günümüze göndermeler içeriyor. Kürt Reis, Cenk, Murad ve diğerleri koca bir ülkeden İstanbul’un merkezine savrulurlar bir şekilde. Şehir her ne kadar bir merkezi işaret ediyorsa da onlar şehrin kenarında kıyısında tutunmaya çalışırlar. Bir kısmının yükü suç, bir kısmının kayıplar... Ama hepsini sarmalayan zar tabakasının adı göç. Bu tabaka kâh onları gerisinde saklar kâh görünür kılar. Hikâyenin başlangıç noktası aslında “Memleket neresi?” sorusudur. (Sf. 55) Şehir bu soruyu her sorduğunda cevap biraz daha değersizleşir eğer ortam uygunsa. Ama kimi hallerde o cevap her verildiğinde duyan herkesi acıtacak bir öz taşır: “Bu mitolojinin doğal sonucu bu park ve dünyadaki benzerlerinde rol alan bizler (hattâ ziyaretçiler de) belirlenmiş rollerin dışına çıkmayan, yani herhangi bir bireysel davranış biçimi sergilemeyen birer cıvata, somun, yap-boz parçası haline gelmiştik.” (Sf. 19) İstanbul, tüm öykülerde kendini güçlü bir şekilde hissettiriyor. Olayların geçtiği mekânlar bize bugün iyiden iyiye görünürleşen toplumsal, siyasal ve dolayısıyla kentsel çürümenin temellerine işaret ettiği için ayrıca önemli. Tarihsel çözümlemeler günümüzde eğilip bükülürken İstanbul’un Anadolu ve Avrupa yakasındaki birçok semt ve başka şehirler (Marmara Ereğlisi, İpsala, Elazığ, Dersim ve Atina, Selanik de dahil) öfkeli bir şölenin parçası haline geliyor. Unutmak üzere olduğumuz bir İstanbul kalıbı şaşmış şimdiki zamana galebe çalıyor adeta. Gökdemir, şehri bir anlamda dört tarafından zapt ederek suça bulaşmış insanı çırılçıplak gözler önüne seriyor. İnsana büyük şehre gelirken kurban ettiği görünürlüğünü iade ediyor. Ve böylece iyice anlaşılır hale geliyor göçün aslında neyi saklamakta olduğu... Hal böyle olun-ca kaçınılmaz olarak bazen şehir ve bazen de birey birbirleriyle kendi öykülerini katletmek noktasında amansız bir yarışa giriyorlar. “...kim ki en çok insan ezmiştir, adı en geniş caddenin levhasındadır.” (Sf. 44) İşte bu mutlak ayrışmada küçük, masum insani talepler konfeti gibi saçılıyor etrafa, bir anı güzel kılmak için nasıl da elverişliler, ama birazdan süpürülüp atılacaklar çöpe… “Şurada kendi yağımızda kavrulup başımızı sokacak bir çatı bulmaktan başka isteği olmayan, ne aşiret, ne kabile diyebileceğin bir avuç insandık.” (Sf. 39) Aziz Gökdemir’in Gökyüzü Defni’ne aldığı öykülerin her birinin bir roman tadında olduğunu vurgulamak lâzım. Kendinizi hazırlayın, öyle “bir solukta” okunacak bir kitapla karşı karşıya değilsiniz. Zaman ve emek vermeniz, sindirmeniz gerekecek öyküleri. Öyküler arasında uzun uzun soluklanmak isteyeceksiniz. Kitabın kapağını kapattığınızda olaylar akmaya karak-terler çoğalmaya devam edecek sonra. Nereye mi gidecekler? Oşin Çilingir’in işaret ettiği kendi kara deliklerine gidecekler elbette. Geride atmosfere dağılmış kelimeler kalacak. Bu şartlarda son söz gene Gökdemir’in mütevazı önermesi olsun: “Önemli olan bütünün yarattığı atmosferdi; kelimelerin dünyayı sarsacak bir anlamı olması gerekmiyordu pek.” (Sf. 128) Gökyüzü Defni, Aziz Gökdemir, Ekim, 2013, Aylak Adam Kültür Sanat Yayıncılık.DÜNYA KİTAP ● 47
[festival]istanbul tanpınar edebiyat festivali beşinci yılında beş şehir’deFestival, beşinci yılında da okuma ve söyleşiler, sektörel buluşmalar, çocuklarla etkinlikler ve Türk edebiyatının uluslararası edebiyat çevrelerine tanıtılmasını amaçlayan edebiyat söyleşilerine ev sahipliği yapıyor. İTEF 2013-İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali, 15 ülkeden 45’i aşkın yazarı ağırlıyor.tır,” diye yazmasından 70 yıl sonra adım adım izinden giderek, yeni bir “Beş Şehir” denemesi yazacak olan Manguel, doğu’nun batı’daki izlerini arıyor. Hollanda Edebiyat Fonu-Café Amsterdam programı ile Cezayir Restaurant ve Karga Bar bu sene de birer Amsterdam kahvesine dönüşüyor. Café Amsterdam etkinliklerinde Hollandalı yazarlar, Türk yazarlarla birlikte okuma ve söyleşilerde yer alıyorlar. Barbara Stok, Bibi Dumon Tak, Jan van Mersbergen ve Murat Işık, Café Amsterdam programı ile okuyucularıyla buluşacak yazarlar arasındalar. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği içinde gerçekleştirilen “Yazarlar Okullarda” projesi kapsamında Bibi Dumon Tak öğrencilerle okuma ve söyleşilerde buluşuyorlar. Festivalin dikkat çeken yazarları arasında, Macar edebiyatının son yıllardaki en iyi isimleri arasında yer alan ve 2012 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü’ne lâyık görülen Viktor Horvath var. Israel Cultural Excellence Foundation tarafından sanatta mükemmeliyetin en yüksek ödüllerinden birine lâyık görülen Eskhol Nevo ile İrlandalı Yazarlar Birliği Başkanı Conor Kostick de İTEF 2013’te bulunacak. İTEF- 2013 İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali, Kalem Telif Hakları Ajansı’nın girişimiyle 2009 yılından bu yana kâr amacı gütmeyen bir kurum olan Kalem Kültür Derneği tarafından Literature Across Frontiers’ın stratejik ortaklığında düzenleniyor. Ekim’de başlayan İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali (İTEF 2013) 10 Kasım’a kadar İstanbul, Ankara, Bursa, Erzurum ve Konya’da okurları yazarlarla buluşturuyor. Ana sponsorluğunu Vehbi Koç Vakfı’nın, ulaşım sponsorluğunu Türk Hava Yolları’nın üstlendiği İTEF’in 2013 teması “Şehir ve Oyun.” Festival, beşinci yılında da okuma ve söyleşiler, sektörel buluşmalar, çocuklarla etkinlikler ve Türk edebiyatının uluslararası edebiyat çevrelerine tanıtılmasını amaçlayan edebiyat söyleşilerine ev sahipliği yapıyor. İTEF 2013 - İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali 15 ülkeden 45’i aşkın yazarla edebiyatseverler için bir şölen niteliğini sürdürüyor. İTEF 2013 İstanbul’da çeşitli yerli ve yabancı kurumların işbirliğinde tematik yazar söyleşileri, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle “Yazarlar Okullarda” programına dahil olan yabancı yazarların okul etkinlikler, Café Amsterdam programları, edebiyat-performans geceleri, özel bir masa oyunu turnuvası, Fabisad işbirliğinde gerçekleştirilen te-30matik etkinlikleri, Profesyonel Buluşmalar Fellowship Programı, Dergâh Yayınları işbirliğinde Ahmet Hamdi Tanpınar Müze Kütüphanesi’nde Türk edebiyatı etkinlik serisi ve daha pek çok programla takipçilerine bu yıl da yeni edebiyat deneyimleri yaşatıyor. Bütün etkinlikler Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki dilde düzenleniyor. Avusturya Kültür OŞsi’nin İstanbul’da kuruluşunun 50. yılı kutlamaları çerçevesinde Avusturya edebiyatının yükselmekte olan üç ismi Andrea Winkler, Thomas Stangl ve Teresa Präauer, Avusturya Kültür OŞsi’nde festivalin açılış okumasını gerçekleştirdiler. Yazarlar aynı zamanda İstanbul’da çeşitli ilk ve orta öğretim kurumlarını ziyaret ederek öğrencilerle söyleşilerde bulunacaklar. “Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir,” dünyaca ünlü yazar Alberto Manguel’in Türkiye’nin 5 kentine ikişer günlük ziyaretlerde bulunacağı ve izlenimlerinin proje kapsamında kitaplaştırılıp yayınlanacağı bir edebiyat turu olarak planlandı. Manguel, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir” eserinde yer alan İstanbul,Ankara, Bursa, Erzurum ve Konya’yı Tanpınar’ın ayak izlerini takip ederek ziyaret ediyor ve yazarın katılımıyla söz konusu şehirlerde birer söyleşi düzenleniyor. Proje İstanbul’da Divan Otelleri, Ankara’da Hotel Samm, Bursa’da Bursa Nilüfer Belediyesi, Konya’da Konya Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleşiyor. Yapı Kredi Yayınları ve Kalem Ajans genel katkılarıyla projeye destek veriyorlar. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Beş Şehir’in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyak-48 ● DÜNYA KİTAPKASIM 2013
[okuma kültürü vrupa ölçütlerine göre baktığımızda okuma kültürümüz pek gelişmemiş. Yapılan araştırmalar okuma sevgisinin çocukken ya da daha çok gençken başladığını ve uzun süreçte kazanılan bir edim olduğunu gösteriyor. Bu açıdan da tıpkı yabancı dil öğrenme gibi okuma etkinliğinin de küçük yaşta geliştirilmesi çok önemli. “Aydınlanan Yollar, Kardelen Öyküleri” kitabımı yazma sürecinde Doğu Anadolu’ya, oradaki köylere gittiğimde kaç çocukla karşılaştım okumaya çok ama çok meraklı olan. Örneğin on üç on dört yaşında bir kızla tanışmıştım Yaşar Kemal, Maxim Gorki, Mehmet Uzun... okumadığı kitap yoktu, ama annesi ve ablaları da okuyorlardı, bütün aile okuyordu. Meğer Ankara’da bir öğretmen Van’daki bir okulla bağlantı kurmuş. Ankaralı çocuklar Van’daki kardeşlerine kitap gönderiyorlarmış. Bu kızın da ona kitap gönderen bir arkadaşı varmış. Okudukları üzerine mektuplaşıyorlarmış. Sonradan Ankaralı kız gelip bütün aileyle tanışmış. Ne kadar harika bir proje! Bunun gibi projelerin sivil örgütlenmelerin de katkısıyla desteklenmesi ve geliştirilmesi gerekiyor. Doğu Anadolu’daki çocuklar İstanbul, İzmir gibi kentlerde yaşayanlar gibi “tüketim toplumunun nimetlerinden” yeterince yararlanamadıkları için kitap okumaya özellikle meraklılar… İşçi kökenlilerin içinde de kitaba meraklı olanlarla tanıştım.. Çocukluklarındaki bir yaşantı, bir öğretmen ya da bir amca, bir abi onlara bu yolu açmış. Göçmen işçi kökenli bir öğrencim anlatmıştı, okulda çok sevilen bir öğrenciymiş, öğretmenin kızıyla da arkadaşmış. Bir gün öğretmen onu çaya davet etmiş. Masanın üstünde çeşit çeşit çocuk kitapları varmış, hoşuna giden bir kitabı seçmesini söylemiş ve bu kitabı ona armağan etmiş. Çocuk deli olmuş bu beklenmedik hediyeye. Çünkü evine değil kitap gazete bile girmezmiş. O gün bugündür okumaya başlamış…incelemeZEHRA İPŞİROĞLU]Arman’ın Hamdi Koç’un son romanına ilişkin röportajı çok ilginç. Konuşmadan romanla ilgili bir şey çıkmıyor ama yazarın kadınlar, ilişkiler, aldatma, kıskançlık vb. konulardaki düşüncelerini öğreniyoruz. Yakışıklı yazarla güzel gazetecinin sarmaş dolaş fotoğraşarı hoşumuza gidiyor tabii. Beynimiz dursa bile gözümüz gönlümüz açılıyor. Magazine bayılıyoruz. Buna karşılık eleştiriyle aramız hiç de iyi değil. Dahası kimi çevreler işlerine gelmediğinde eleştiriyi jurnalcilik diye tanımlıyorlar. Bu da yeni bir gelişim ama eleştiriye öteden beri sıcak bakmadığımızı düşünürsek çok şaşırtıcı değil. Böyle bir ortamda okuma kültüründen ne kadar söz edebiliriz? Ama içimiz rahat olsun, çünkü batı ülkelerinde de kitaplar, üstelik de ciddi olma iddiasında olan kitaplar böyle pazarlanıyor. Bizde imza günleri yapılır örneğin yazarlar süslenip püslenip kitaplarını imzalarlar. Satış için güzel görünme, şık giyinme, güler yüz önemlidir tabii. Öte yandan yazarların ve kitapların pazarlanması kimi kez içler acısı sahnelere yol açabiliyor: Anadolu kentle-okuma kültürü nasıl geliştirilebilir?Azun olan öğrencilerin bir kısmı okullarda profesyonel drama hocaları olarak çalışıyorlar. Bunların içinden okumaya meraklı olanlar dramadan geniş çapta yararlanıyorlar. Altı yıldır sürdürdüğümüz Fethiye Sanat ve Kültür Günleri’nde çocuklara ve gençlere yönelik çalışmalarla okullarla işbirliği yapıyoruz. Çocukların yazarlarla buluşmasından drama çalışmalarına, resim ve heykel çalışmalarından Şlm atölye çalışmalarına değin sanatın her alanının yer aldığı bu etkinliklerin başında okuma kültürünün geliştirilmesi geliyor. Geçen yılki Fethiye Günleri’nde gazeteci ve sosyal danışman Nurten Kum “Pinokyo Kral Übü’nün Ülkesinde” adlı karamizah oyunumu on bir on iki yaşındaki çocuklarla radyo oyununa dönüştürdü. Bu çok heyecan verici bir yaşantı oldu, çünkü yetişkinlerden gelen tepkilerden bu oyunun çocuk oyunu olmadığına ben de inanmıştım, sonunda işin içinde çocukların anlayamaz diye düşündüğümüz karamizah vardı çünkü. Oysa oyunun çocuk haklarını gündeme getiren iletisini Pinokyo’nun diktatör Kral Übü’nün ülkesinde bir Übokop’a dönüşmesini öyle iyi anlamışlar, bunu öyle güzel seslendirmişlerdi ki! Biz yetişkinler çocukları küçümsüyoruz. Oysa bugünün çocukları medyanın da etkisiyle cin gibiler. Sonuçta okuma kültürünün geliştirilmesinde hem çocukların gizilgüçlerini görebilmek hem de sözlü ve görsel kültürün tüm olanaklarından yararlanmak gerekiyor. kültür endüstrisi Teknolojik gelişmeyle birlikte okuma kültürünün azaldığı her yerde gözlemleniyor. Ama bir de kültür endüstrisi giriyor işin içine. Sabun köpüğü gibi romanların öyle bir reklamı yapılıyor ki birden çoksatar listesine giriveriyorlar, ödüller alıyorlar. Kitapçıların vitrinlerini genellikle bu tür kitaplar süslüyor. Bir yazar moda oluyor ya da moda sözü bile yetersiz kalıyor, marka oluyor. Nike ayakkabı, Lewis pantolon giymek nasıl modaysa o yazarın da kitaplarını okumak öylesine moda oluyor…Büyük yayınevleri de seçimlerini çoksatarlığa göre yapıyorlar. Bu tür kitapların içinde güzel olanlar da olabilir tabii. Sorun bu değil, sorun okuma kültürümüzün nasıl koşullandırıldığı... Böyle olunca kendi ilgi alanımıza göre özgürce kitap arama, seçme, okuma kültürünü geliştirme gibi eğilimler geri plana itiliyor. Ben bile yeni çıkan ve göklere çıkarılan bir romanı alırken yakalıyorum kendimi. Sonrası da genellikle hayal kırıklığı oluyor.Yine tuzağa düşürüldüm diye kendime kızıyorum. Böyle bir romanı okuyacağıma “Kayıp Şehir” ya da “Fatmagül’ün Suçu Ne?” gibi düşündürücü ve nitelikli bir dizi seyretmeyi bin kere tercih ediyorum.Romanda derinlik arıyorum, bilmediğim, tanımadığım dünyaları keşfetmek istiyorum, roman kişileri inandırıcı olmalı, etli kanlı insanlar olmalı, yaşamalı. Oysa bugün yazılanlarda çoğunlukla şu olgular özellikle göze çarpıyor: Gerilim, şiddet, seks, mümkünse azıcık espri, korku ögeleri, kiminde Gotik ögeler, kitch, zaman zaman politik olan moda konular ve bu konular çerçevesinde hiç de inandırıcı olmayan yapay kurgular. Önemli konular yüzeysel bir yaklaşımla işlendiğinde, romandaki kişiler yeterince inandırıcı olmadığında insanlarda empati duygusu uyanmıyor, tam tersi. Bir süre sonra unutup gidiyorsunuz. Ama ben şu kitabı okudum demek, tıpkı şu çantayı kullanıyorum demek gibi bir şey... En kötüsü de edebiyat eleştirisinin de olmaması. Eleştiri bizde nedense sadece olumsuz yaklaşım olarak anlaşılıyor, oysa eleştirel yaklaşım olumluyu da olumsuzu da içerebilir. Kitap eki dergilerinde genellikle sadece tanıtımlar var, bir de röportajlar. Daha çok magazin türü röportajlar da gazetelerde rağbette. Örneğin Ayşesözlü kültür geleneğinin katkısı Sözlü kültür geleneği bizde okuma kültürüne göre daha gelişmiş.. Öyle olduğu için de üniversitede yaptığımız yaratıcı drama çalışmalarında öğrencilerin inanılmaz derecede başarılı olduğu dikkat çekiyor. Okullarda okuma kültürünün geliştirilmesi bağlamında bu gizilgüçten yararlanabilir. Okuma etkinliğinin drama yoluyla yönlendirilmesi, böylece motivasyonun artırılması gibi. Ama bu alanda başarılı olabilmek için öğretmenin bu konuda bir eğitim almış olması da önemli. İstanbul Üniversitesinde kurduğum Dramaturgi ve Tiyatro Eleştirmenliği Bölümü’nde yıllardır bu tür çalışmalar sürdürülüyor. MeKASIM 2013DÜNYA KİTAP ● 49
neler yapılabilir?●●●●Okullarda, üniversitelerde okuma çalışmalarına ağırlık vermeli, ama okuma saati yaparak ya da şu kitabı okuyun diyerek, en absürdü de hızlı okuma yarışmaları düzenleyerek değil. Bir kitabı tüm boyutlarıyla alımlamanın ne olduğunu göstererek. Algılama, okuma, çözümleme, anlama, eleştirmeyi içeren uzun bir süreç bu. “Yazın Alımlaması” kitabımda edebiyatımızdan bol örneklerle bunun yollarını gösteriyorum. Bir lise ya da üniversite hocası bu örneklerden yola çıkarak gençlere okuma öğretebilir.Tıpkı basketbol oynama, yoga yapma, yemek pişirmek, piyano çalmak gibi okuma da öğrenilmesi gereken bir şey, kendiliğinden olmuyor. Sadece çizgi roman okuyarak hiç olmuyor. Tabii okumayı geliştirmek için yaratıcı yazma çalışmalarından da yararlanabiliriz. Çünkü okuma ve yazma birbirini tamamlıyor. “Yaratıcı Yazmada Yazınsal Metinlerin İşlevi” adlı kitabımda bunu yine çok somut örneklerle göstermeye çalışıyorum. Sözgelimi bir metnin en heyecanlı yerinde kesilip devamının yazdırılması ya da metindeki bakış açısının değiştirilmesi gibi. Almanya’da Duisburg-Essen Üniversitesinde yıllarca sürdürdüğüm yaratıcı yazma atölye çalışmalarında okuma kültürü yeterince gelişmemiş olan göçmen kökenli öğrenciler şaşırtıcı derecede başarılı oldular. Okuma kültürünün geliştirilmesinde bu vb. projelerin yaygınlaşması ve çoğalması gerektiği gibi yaratıcı öğretmenler arasında da yoğun bir iletişim olabilmeli ki birbirlerinden de yararlanabilsinler. En önemlisi de bu tür çalışmaların çocuklarla da yapılması. Çocuğun bir kitabı okurken kitaptaki kişilerle özdeşleşebilmesi, olaylara kendini kaptırabilmesi, empati yoluyla kendi yaşamıyla bağlantı kurması önemli. Bu bağlamda ÇYDD’nde yaratıcı okuma projesi geliştirmiştik. Kitaplara ek çalışma dosyaları hazırlayarak. Dosyalardaki sorular hep çocuğun yaratıcılığına yönelikti ve eğlenerek okumayı ilke edinmişti. Bugün bazı yayınevleri örneğin Can Yayınları çocuk kitapları çıkarırken, çocuğun yaratıcılığını temel alan çalışma dosyalarını da kitaba ekliyor. Bunlar profesyonelce hazırlanmışsa ve yaratıcı bir öğretmenin elinde iyi kullanılabilirse okuma kültürünün geliştirilmesi açısından çok yararlı olacaktır.[ ardından ]SÜREYYA KÖLE“şiirin sevgilisi” tuncer uçarolAbdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülleri töreninden... Aytül Uçarol en solda), Tuncer Uçarol (yanında, gözlüklü), Süreyya Köle (sağ başta).Yrinden birinde bir imza gününde fuardaki kitap satıcılarının kavun karpuz satar gibi “ünlü yazarımız burada, yazarımız geldi, yazarımız geldi, kitaplar kapışıldı kapışılıyor!” diye bağırarak fuara gelenleri neredeyse zorla kendi standlarına yönlendirmeye çalışmaları ne kitaba ne de yazara yakışan bir sahneydi örneğin. Almanya’da imza günleri değilse bile okuma günleri yapılır, yazar yapıtları hakkında okur ve dinleyicilerle tartışır. Örneğin Almanya’nın çok okunur yazarlarından Türkçeye de yapıtları çevrilmiş olan Uwe Timm yeni kitabı çıktıktan sonra yaptığı okuma gezilerinden iyice bunaldığını anlatmıştı bana. Arada bir bir yerlere çağırılmak, okuyucuyla buluşmak çok güzel tabii, kişisel olarak ben bunun tadını çok çıkarıyorum, ama tiyatro turnesine çıkar gibi bir enerji tüketerek değil. Ne mutlu çok satar olmayan yazarlara! Öte yandan Almanya’da da yazarlarla ve kitaplarla ilgili tanıtım programları bizdekileri aratmayacak kadar yüzeysel. Kısa bir süre önce yaşamını yitiren Almanya’nın en ünlü edebiyat eleştirmenleri Marcel ReichRanicki’nin bir dönem Edebiyat Dörtlüsü adı altında televizyonda düzenlediği kitap tanıtım ve eleştiri programları çok hoştu. Aynı kitap değişik eleştirmenler tarafından kıyasıya tartışılıyordu. Bu tür nitelikli programlar uzun süredir yapılmıyor artık. Her şeyin magazinleşmeye dönüştüğü bir ortamda Frankfurt Kitap Fuarı etkinlikleri bile bölük pörçük görüntülerle inanılmaz derecede yüzeysel bir biçimde medyaya yansıyor. hiç okumayanlar Bir de tabii kitabı eline bile almayan bir kesim de var. Bu da eğitimle ilgili bir şey. Evine kitap girmeyen, okulda da okuma kültürü almayan biri neden kitap okusun50 ● DÜNYA KİTAPki. Bir dönem ÇYDD bünyesinde üniversite öğrencilerine kitap bursu veriyorduk. Her ay toplanıp bir kitabın tanıtımı yapılıyordu... Burs vereceğimiz öğrencileri seçerken ölçütümüz okumayı çok sevmeleriydi tabii ki. Tek tük böyleleri de çıkıyordu, ama açıkça çok aramanız gerekiyordu… Hiç unutmuyorum başvuranlardan biri Türkoloji okuyormuş, hangi yazarları bildiğini sorduğumda Dede Korkut Masalları’ndan başka bir şey söyleyemedi. Yaşar Kemal’in, Aziz Nesin’in adını bile duymamıştı. Oysa Türk edebiyatı okuyordu. kısırlaşma tehlikesi Okuma kültürünün geliştirilmesinde nasıl bir ortamda yaşadığımız, insanların medya, internet, facebook, e-book ne tür faktörlerin etkisi altında olduklarının göz önünde tutulması gerekiyor, hesaba katılması, dahası bunlardan yararlanılması gerekiyor. Ama şöyle şu gerçeği de unutmamamız gerekiyor: Okuma kültürü sadece çizgi romanla sınırlandırılırsa bakışımız da ister istemez kısıtlanacaktır. Günümüzde belki en önemli olgu insanların konsantre olamamaları. Sözgelimi Tolstoy’un ya da Dostoyevski’nin bir romanını okumak istiyorsanız, o dünyaya girebilmenin, romanın derinliğini kavrayabilmenin ilk adımı kayıtsız şartsız konsantre olmamız. Bu TV izleme ya da facebook’ta gezinmeden farklı bir yaklaşımı koşulluyor. Bugün yazılan romanların hepsini değilse bile pek çoğunu tıpkı dizi izler gibi sıçrayarak, atlayarak dağınık bir biçimde okuyabiliyoruz. Böyle olunca da okuma biçimimiz de ister istemez koşullanıyor. İş sadece okumayla kalsa yine iyi. Konsantre olma yetimiz azaldığı oranda birbirimizi dinleme ve anlama yeteneğimiz de azalıyor...eni Adana Gazetesi’nde yazdığımı öğrendiğinde yüzünde alaycı bir gülümseme, “Başyazarı mısınız?” diye sormuştu. Cumhuriyet Gazetesi’nin Adana bürosundaydık. Bir etkinlik için Adana’ya gelmişti. “K.. yazarıyım,” demek gelmişti içimden; ama susmuştum. Yeni Adana Gazetesi sekiz sayfa olarak çıkıyordu ve benim köşem gazetenin sekizinci sayfasındaydı; son sayfasında yani. Ayrıca Tuncer Uçarol çok iyi biliyordu ki gazetenin başyazarı Çetin Remzi Yüregir’dir. “Ne sevimsiz adam,” diye geçirmiştim içimden. “Benimle alay ediyor düpedüz.” Cumhuriyet’ten çıkıp avukat Anibal Akdamar’ın yanına gitmiştim. “Şu Tuncer Uçarol ne biçim bir adam, benimle alay etti,” demiştim. Anibal Bey, “Yok canım sen de, abartma,” demişti. “Yanlış anlamışsındır, öyle biri değildir o.” İlk gençlik çağından beri arkadaştılar, inanmalı mıydım ona? Hadi, itiraf zamanı... Yeni yeni yazdığım, kendimden çok emin olmadığım günlerdi. Buluttan nem kapan bir halim vardı. Bugün olsa “K.. yazarıyım,” sözünü sesli söylerdim kuşkunuz olmasın; ama gülümseyerek, içinde olduğumdurumla eğlenmesini bilerek. Tuncer Uçarol Adanalıydı. İlk yazıları Yeni Adana Gazetesi’nde yayımlanmıştı. Gazeteyi ve koşullarını yakından biliyordu. Takılması, üzerime gelmesi daha çok bundandı; bir ustanın yeni yetme bir yazara –hatta yazar adayına- takılmasından farksız. Yıllar sonra yollarımız Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı ödüllerinde buluştu onunla; o, jürideydi, ben ise yarışmacılar arasında. Tek kelimeyle utandırdı beni. Ben bu adamı mı soğuk buldum zamanında; gereğinden fazla mesafeli ve insanlara tepeden bakan? 2011 yılında “Yakası Kürklü Yeşil Parka” adlı romanım İşçi Edebiyatı ödülünü almaya değer görüldüğünde benden daha heyecanlıydı sanki. Ödülün –Adana doğumlu olmasa da- bir Adanalıya gitmiş olmasından müthiş keyişiydi. Ve en son ne zaman görüştüğümüz mü? Bundan yaklaşık üç, dört ay önce. Bir yazı istedim ondan;Yeni Adana Gazetesi’nde yazdığı yılları anlatmasını. Zaman sınırlaması olmadığı halde, yazısını en kısa sürede bitirip gönderdi bana. Hastaydı ve çok zamanı kalmadığını o kadar iyi biliyordu ki.dil derneği’nden açıklama: bir yazın emekçisiTuncer Uçarol’u yitirmenin üzüntüsü içindeyiz; hastaydı; umutla, iyi dileklerle iyileşmesini bekledik; olmadı. Tuncer Uçarol Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi; Ticaret Bakanlığı müfettişi olarak çalıştı; devleti üst düzeyde temsil eden ilkeli, dürüst bir Cumhuriyet aydınıydı. Konuşurken olduğu gibi eleştirel yazılarıyla da sesini yükseltmeyen ama doğru bildiğini dillendiren tam bir yazın emekçisiydi. Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülünün kurumsallaşmasına çok emek verdi. Birçok dergiye, özellikle şiir üstüne günceler yazdı; ayrıntıları gözden kaçırmadan, uzun araştırmalar sonucu kaleme aldığı onlarca yazısı, yazın tarihçileri için önemli bir kaynak olacaktır. Dil kullanımı açısından da titiz, özenliydi; Dil Devrimiyle yenileşen Türkçenin bütün renkleri yazılarına yansıdı. Derneğimizin üyesiydi; en önemlisi gözümüz kapalı güvendiğimiz, salt yazına ilişkin değil yaşama ilişkin sevincimizi, tasamızı, suyumuzu paylaştığımız dostumuzdu. Eşi Aytül Uçarol’un, oğullarının, yakınlarıyla dostlarının acısını paylaşıyoruz. Dil Derneği Yönetim Kurulu adına Sevgi ÖzelKASIM 2013
nimet tuna’nın ardından onk ajans çalışanları yazdıNimet Tuna, 1981 yılından itibaren, ONK Ajans’ı yöneterek; gerek Ajans bünyesinde bulunan pek çok yazar ve çevirmenin yapıtlarının, gerekse yabancı kitapların Türk yayıncılarla buluşmasını sağlamıştır. Ülkemizdeki “telif hakları” kavramının yerleşmesinde, uygulanmasında ve pek çok ilkelerin oluşmasında da büyük emekleri olmuştur.Şubat 1941’de İstanbul, Moda’da doğan Nimet Tuna, eğitimini Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nde tamamladıktan sonra, Maryland Üniversitesi, USA, İngilizce Dili Yüksek Bilgi Kursu’nu bitirmiştir. Türkiye’ye döndükten sonraki 6 yıl süresince USIA’da (Amerikan Basın ve Kültür Merkezi) Basın ve Kültür Ataşe Yardımcılığı yaptı. Adam Yayıncılık ve Ada Yayınları’nda çeşitli görevler üstlenmiştir. Bu çalışma hayatları süresince, kendisinin her daim ifade ettiği gibi, “Onat Kutlar’la birlikte çalışma şansına sahip olmuştur.” Yayıncılık geçmişi olmasına rağmen Nimet Tuna 1981 yılında Onk Ajans’da göreve başladığında, Ajans’ımız kurucusu Osman Necmi Karaca’nın yardımı ve tecrübeleriyle her alandaki “Telif Hakları” konusunda kısa sürede uzmanlaşmıştır. Osman Necmi Karaca, Nimet Tuna hakkındaki düşüncelerini şöyle ifade etmektedir: Nimet Hanım’ın Ajans’ın bugüne gelmesindeki katkıları inkâr edilemez, çok şey borçluyuz, müteşekkiriz. Kendisini daima şükranla anacağız. 1981 yılından itibaren, ONK Ajans’ı yöneterek; gerek Ajans bünyesinde bulunan pek çok yazar ve çevirmenin yapıtlarının, gerekse yabancı kitapların Türk yayıncılarla buluşmasını sağlamıştır. Ülkemizdeki “telif hakları” kavramının yerleşmesinde, uygulanmasında ve pek çok ilkelerin oluşmasında da büyük emekleri olmuştur. Nimet Tuna’nın aramızdan ayrıldığı haberini Frankfurt Kitap Fuarı’ndaki telâşlı koşuşturmalar sırasında öğrendik. “Ölüm” hiçKASIM 201325kimseye yakışmıyor şüphesiz ancak “Nimet hanım”a “HİÇ” yakışmadı. Ajans ekibimizin bir bölümü ve pek çok Türk yayıncı Frankfurt Kitap Fuarı’nda olduğundan Nimet Tuna’yı son yolculuğuna uğurlamaya yetişemedi. Yine de yayın ve tiyatro dünyası, Ajans ve çok sevgili dostları yanındaydı. Kültür-sanatı sevmeden, hayatınızda kitap, tiyatro, sinema ve müzik olmadan telif hakları konusunda çalışmanın mümkün olamayacağına inanırdı. Okumaya ve öğrenmeye değen hemen her konuda engin bilgiye sahip olan Nimet Tuna, hem yazın dünyamızın usta kalemlerini ve eserlerini iyi tanır hem de dünya edebiyatını aynı derecede takip eder ve bilirdi. Uluslararası yaptığı bütüngörüşmeler ve yazışmalarda o güzel, su gibi İngilizcesini kullandığı halde Türkçe’ninhatice gök’ün nimet tuna için yaptığı konuşma:Frankfurt Kitap Fuarı - 10 Ekim 2013 Burada bulunan herkesin çok uzun yıllardır tanıdığı ve çok sevdiği, yakın geçmişte tanıyanların ise hemen sevdiği biriydi, Nimet Tuna. İlk defa 1983’te tanıdım ben Nimet Tuna’yı, “Nimet Hanım’ı.” İngilizce öğrenmeye yeni başlamıştım ve pratik yapmak için okumama uygun İngilizce kitap almak üzere Onk Ajans’a gitmiştim. Birkaç yıl sonra ise iş görüşmesi için çağrıldım ve yine Nimet Tuna ile görüştüm. O gün işe alındım ve kendisiyle Onk Ajans’taki çalışma hayatımız bugüne kadar aralıksız devam etti, tam 27 yıl olmuş! Daha ilk günden itibaren sadece iş ile ilgili değil ama hayata dair pek çok şeyi paylaşarak ve 27 yıllık oŞs hayatımızın her gününü ilginçleştirmeyi başararak geçirdik. Her gün vapurdan oŞse gelene kadar yaşadığı macera, bir hayat hikâyesine dönüşür ve her hikâyenin sonunda yaşam felsefesini tartışır durumda bulurduk kendimizi. “Telif Hakları” konusunun günümüzde daha bilinir olmasına kadar yaşadığımız pek çok hikâyelerimiz oldu. Bütün bu oluşum içinde aynı anda Ajans’ımız kadrosunda bu konuda ekibimizin yetişmesinde de çok önemli rolü olmuştur. Frankfurt’a beraber ilk gelişimiz ise; 1996 yılıydı. Bu büyük kitap dünyasının içine kolayca adapte olmam için bütün bilgisini paylaştı. Nimet Tuna ile herkesin anısı vardır ama bu sabah çok sevgili arkadaşı Kezban Akçalı’nın ona seslenişi (dağılmaya mazeret bile aramadığım bu üzüntülü günlerimde) beni dağıttı : “Kızıl yeleli arkadaşım: Nimet Tuna.” Bu özel ifadeden sonra sadece: Nimet Tuna anısı’na diyoruz!kullanımında da çok titizlenirdi. Ajans içinde kullanılan her hatalı Türkçe kelimeye karşılık, sokak hayvanlarına mama alınması için bir kutunun içine “1 TL” atılırdı. Elbette tam da bu noktada Nimet Hanım’ın kedi sevgisinden bahsetmemek bu yazıyı “eksik” bırakacaktır. Bütün hayatı boyunca mutlaka kedileri olmuştur. O ince, zarif elleri ne zaman bir kedinin şefkat arayan başına doğru uzansa, kedi bundan sonraki bütün hayatını Nimet Tuna’nın ellerine bırakmaya heveslenirdi. Her kedisinin bir adı, bir kişiliği ve onu özel yapan yetenekleri vardı. Örneğin; kedilerinden biri “kitap okuyordu!” Bir kediye bile kitaba değer vermeyi ve saygı duymayı öğretebiliyordu. Cenazesinde, “Nimet Hanım’la çalışma şansına sahip olmuş” eski bir Ajans çalışanı arkadaşımızın söylediği gibi; “Onun gidişiyle, bir okul daha kapandı!” Frankfurt Kitap Fuarı’nda olduklarından dolayı son yolculuğunda ona veda edemeyen bütün dostlarını, bir son on dakika organizasyonu ile Frankfurt’ta bir araya getirmeye çalıştık. Bu duygusal buluşma sırasında; yandaki konuşma metni okundu, gökyüzünden de duyulabildiğini tahmin ediyoruz. Hayatta iki çeşit ölüm vardır. Biri biyolojik ölümdür. Kalp durur, beyin durur, bütün Şziksel fonksiyonlar durur ve ölüm gelir. Her şey biter. Diğeri “gerçek” ölümdür. O insan hakkında konuşabilen son insan da sustuğu zaman yaşanır. Ve bu, hayatta iz bırakmayı başarabilmiş insanlar arasında çok az yaşanır. Çok sevgili Nimet Tuna’ya gittiği yerdeki dostlarıyla mutlu olmasını, kendisini hep hatırladığımızı, hatırlayacağımızı tekrarlamak istiyoruz. Dostlukla ve sevgiyle. Hepimiz...DÜNYA KİTAP ● 51
[kitap makamıARZU HAKSUN GÜVENİLİR]İnsanın iyi ve mutlu olması, evren ve hayatın anlamını doğru algılaması, iyi ideasına ulaşması ile olasıdır.Ancak bunu sağlayacak tek güç devlettir. Devlet bu görevle yükümlüdür. Bunun yolu da eğitimdir. Dolayısıyla öncelikle ruhun eğitilmesi şarttır. İyi eğitilmiş bir ruh hem kötülüğün hem de iyiliğin nasıl bir şey olduğunu öğrenir. Platon, insanı ölçülü olmaya sevk eden bu eğitimin çok önemli bir parçası ve aracı olarak gördüğü müzik eğitimini, müziğin hem karakterlerin eğitiminde yararlı ve vazgeçilemez bir araç hem de duyguları etkileme ve yönlendirme açısından da, aşırı coşku yaratması tehlikesi açısından da bir tehdit olarak algılar. Çünkü sanat ve müzik eğitiminin çok öne geçirilmemesinin, gevşek ve yumuşak bir karaktere neden olacağı, dolayısıyla bu durumun özellikle devletin koruyucularının yetiştirilmesinde sakıncalar yaratacağını söyler. Eğitimde ölçü ve dengenin önemi özellikle ruh eğitiminde birlikte ele alınan jimnastik ve müzik eğitiminin bir arada verilmesi aşamasında çok önemlidir. Tanrı insana sporu ve müziği doğrudan içindeki cesur yanın ve akıl yanının ihtiyaçlarının karşılanması için verir. Yoksa beden ile ruhun ayrı ayrı geliştirilmesi için değil. Dolayısıyla iki eğitimin birlikte verilmesi şarttır. Müziği boşlayıp sadece jimnastik ile uğraşanlar, vahşi ve kaba bir ruh hali içinde olur. Sadece müzik yapanlar ise gevşek ve fazlasıyla ince, saygılı olur. Müzik en önemli eğitim aracıdır. Çünkü ritm ve makam ruhumuzun derinliklerine kadar sokularak bizi çepeçevre sarar. Ona soylu davranış kazandırırlar. İnsan doğru bir müzik eğitimi almışsa, ruhu da güzelleşir, aksi halde tersi olur. Müzik eğitimi almış bir insan, sanattaki ve doğadaki hatalarını ve eksikliklerini en dikkatli kişi olarak bir bakışta sezeceği için de güzel şeyleri sevip övme, ruhunu onlarla besleme imkanı bulup, kendisini güzelleştirir, kusursuz biri olur. Çirkin şeyleri de, daha çocukluğundan itibaren haklı olarak yererek, zihnine yerleşmeden önlemeyi bilir. Yazar, Nesrin Akan’ın bu kitabı ilginç noktalara değinirken, felsefeyi de içine alarak müzik sanatına bakış açımızı değiştiriyor. Dolayısıyla “Platon’da Müzik” adlı kitabı sadece felsefe ya da müziğe ilgi duyanların ilgileneceği bir kitap olarak yönlendirmek kesinlikle yanlış olur. Çünkü bu kitap yaşama bakışaçımızı değiştirebileceği gibi, ruhumuza hitap etmenin, mutlu olmanın da şifresini veriyor. Platon’da Müzik, Nesrin Akan, Bağlam Yayınları, 143 sayfa.KASIM 2013iyi ve mutlu yaşamak hayal mi?Nesrin Akan’ın bu kitabı ilginç noktalara değinirken, felsefeyi de içine alarak müzik sanatına bakış açımızı değiştiriyor. Dolayısıyla “Platon’da Müzik” adlı kitabı sadece felsefe ya da müziğe ilgi duyanların ilgileneceği bir kitap olarak yönlendirmek kesinlikle yanlış olur. Çünkü bu kitap yaşama bakışaçımızı değiştirebileceği gibi, ruhumuza hitap etmenin, mutlu olmanın da şifresini veriyor.şlerimiz çıkmaza girdiğinde ahengimiz bozulur... Duygusal ilişkilerimiz sekteye uğradığında bam telimize dokunulur... Gönül telimizin titremesini ya da sevdiğimizle aynı frekansı yakalamak isteriz. Her şey mutlu yaşamak için. Ancak yaşarken her ânımızda, her konumda “ahenk” yakalamak olmazsa olmazdır. Hayata mutlu bakmayı, her ânı mutlu kılmayı sağlayan aslında bir anahtar vardır; müzik... Bu anahtarın nerede olduğunu bilemeyiz ya da o kapıyı bu anahtarla açmak aklımıza gelmez. Ruhu beslemek, beyine mutluluk hormonu vermenin en önemli aracıdır müzik. Peki bunu kaçımız bilir ve doğru kullanırız? Ünlü düşünür Konfüçyüs, müziğin insan duyguları üzerindeki etkisini çok iyi biliyordu. Bu nedenle halkın eğitimini, ahlâklı bireyler yetiştirmenin önemini vurgularken, “ideal” devlet anlayışında ahlâklı bireyler yetiştirmenin önemini vurgularken, ideal devletteki eğitimin de en azından önemli bir bölümüyle müziksel birtakım temeller üzerine kurulması gerektiğini savundu... Konfüçyüs, devletteki tüm görevliler uyum içinde çalışırlarsa, orada gerçekten ahenkli bir müzik olabilir diye düşünürdü. Tıpkı Yunan Şlozofu Platon gibi... Platon, müzikteki değişimin devlette yaratacağı olumsuz etkinin devleti yıkabileceği ile ilgili uyarısı ve korkusunun yanı sıra, ideal devletin kurucu sınışarının eğitiminde, müziğe büyük bir önem veren ve eğitimsel amaçlara uygun düşen müziğin amacının hiçbir şekilde değiştirilmemesi gerektiğini de savunurdu. Sanat ve sanatçı kavramı Platon’un devlet yönetiminde çok önemli ve hassas bir konu oldu. Çünkü, Platon hem sanatı önemsedi, hem de sanatın etkisinden korktu. Önemsediği için eğitimde kullanılmasını savundu, diğer taraftan da ruh üzerindeki etkilerinden korktuğu için tehlikeli buldu. Ardından birtakım yasaklamalar getirdi. Onun korkusunun asıl nedeni ise sanatın coşkun ve tutkulu yanı oldu. Platon’un sanat dalları arasında önemle durduğu konu ise müzikti. Onun için müzik hep birinci sıradaydı...52 ● DÜNYA KİTAPİYüksek lisans tezi olan “Platon’da Müzik” adlı elimizdeki bu kitap, müziğin en büyük özelliğini, Platon’un bakışaçısıyla ortaya koyuyor: Müziğin insan ruhu ve karakterini etkileme gücü... Dolayısıyla toplumu da etkileyen yapısı… Hattâ müziğin, devletlerin içinde bulunduğu olumsuz koşulların çözümü bağlamında kurtarıcı da bir unsur olduğu… Bu araştırma tabii ki işi felseŞ boyutlarıyla ele alıp irdeliyor... Platon, dizi ve modların insan karakteri üzerindeki etkisi hakkında uzun uzadıya durur. Hattâ o, bu konuda Çin Şlozofu Konfüçyüs’ü takip eder. “Konfüçyüs’e göre, müzik yapan insanlar, müzikle meşgul oldukları zaman kişiler arası ilişkiler düzelir, gözler parlak, kulaklar keskin olur. Kanın hareketi ve dolaşımı sakinleşir. Neşeli sesler ruha rahatlıkverir. Bu duruma tıpkı Konfüçyüs gibi vurgu yapan Platon, beklenen etkinin kendisinin sıkı ve gevşek diye nitelediği Lydian makamından gelmediğini, bu türden karma-tiz makamların hüzün verdiğini söyler. Nitekim o, söz konusu makamlarla ilgili olarak Çözük dediğimiz iyonya ve Lydia makamları gevşeklik yaratan ve içki masalarına uygun olup savaşçılara zararlıdır.” der...“yasa tanımazlık müziğe kolayca sızar”Platon; devletin temel politik yasalarını sarsmadan mevcut müzik tarzı değiştirilemez demiştir. Müziğin toplumsal ve siyasal yapı için önemine vurgu yaptığı gibi, mevcut müziğin değiştirilmesinin, devletin temellerini sarsma gücüne vurgu yaptığı görülür. “Platon müzik alanında mevcut düzenlemeleri değiştirecek hiçbir girişime izin verilmemelidir diyerek bu düşüncesini daha da vurgulamıştır. Çünkü yasa tanımazlık müziğe kolayca fark edilmeksizin sızar. Ardından da yavaş yavaş topluma yerleşerek alışkanlıkların ve geleneklerin dibini oyar. Bir süre sonra da yasalara ve kurumlara sızar ve sonunda da hem kamu alanında hem de kişilerin özel yaşamında büyük yıkımlara sebep olur. Bu nedenle daha küçük yaşta çocukların, oyunları kurallarla oynamaları sağlanarak, kurallı olmayı, eğitim aracılığıyla da yasalara bağlı olmayı öğrenmeleri sağlanmalıdır. Bu sağlanırsa müzik de peşinden gelir.”müzik insanın gelişiminde bir araç mı yoksa tehdit midir?Müzik ve felsefe ilişkisi insanoğlunun var oluşuna kadar gidiyor. Batı müziğine baktığımızda temellerinin Antik Yunan’a uzandığını da görüyoruz. Antik Yunan’da müziği her boyutu ile ele alan Platon, müzik ve etkileri üzerine düşünen ve yazdığı dialoglarla o günün müziği, müzik anlayışı ve müziğin eğitimdeki yeri konusunda bilgilenmemizi sağlayan düşünürdü. Müzik insanın gelişiminde bir araç mı yoksa tehdit midir? Müziği algılama ve değerlendirme biçiminin temelinde neler yatmaktadır? Platon’un evreni anlayış ve yorumlayışında müziğin yeri var mıdır? Müzikle ilgili belirli kısıtlamalar yapılmalı mıdır? Bu sorulara da Platon’un bakış açısıyla yanıt arayan kitapta yazar ayrıca, Yunanlıların müziğin insan karakterini değiştirebildiği düşüncesine sahip olduğunu da iddia ediyor: “Onlar, müziğin alevlendiren, sakinleştiren, avutan, oyalayan, neşelendiren, heyecanlandıran, çıldırtan gücünü ve değişik mod ile ritimlerin ahlak ve duygular üzerindeki etkilerini biliyor ve kabul ediyorlardı. Bilinen bu etki Platon’da da özellikle ahlâki boyutuyla ele alınmıştır. “
[tüyap kitap fuarı]kütüphanelerinizde yer açınTÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A. Ş. tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile 2-10 Kasım tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi- Büyükçekmece’de düzenlenecek olan 32. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı; 650 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımı, 300 etkinlik ve yüzlerce imza günü ile yarın kapılarını kitapseverlere açmaya hazırlanıyor.onur yazarı prof. dr. taner timur, tema “geçmişteki gelecek” Kitap Fuarları Danışma Kurulu tarafından alınan kararla tarihçi akademisyen Prof. Dr. Taner Timur 32. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı “Onur Yazarı” olarak belirlenirken fuarın ana teması ise “Tarih: Geçmişteki Gelecek” olarak kararlaştırıldı. Fuar süresince Prof. Dr. Taner Timur’un katılımıyla paneller ve söyleşiler düzenlenecek. Faruk Şüyün’ün kaleme aldığı Timur’un yaşamı ve çalışmalarından oluşan bir kitap TÜYAP tarafından hazırlandı. konuk ülke: çin halk cumhuriyeti 32. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı Onur Konuğu olarak belirlenen Çin Halk Cumhuriyeti, 2-5 Kasım tarihleri arasında Uluslararası Salon’da yer alacak. Çin’den 100’ün üzerinde yayınevi katılırken fuar süresince yazarların katılımıyla etkinlikler düzenlenecek. Çin edebiyatının önemli isimleri fuarın konuğu olacak. Çin Halk Cumhuriyeti yayın sektörünün önde gelen temsilcileriyle Türkiye’den yayıncılar bir araya gelerek sektörel buluşmalar gerçekleştirecekler. Çin Halk Cumhuriyeti’nin programında söyleşiler, paneller, kaligraŞ atölye çalışmaları, profesyonel buluşmalar ve sergiler de yer alacak. Bu yıl, Uluslararası Salon kapsamında 40 ülkeden 200 yayınevi, telif ajansları ve yayıncı birlikleri 2-5 Kasım tarihleri arasında 12 no’lu holde yer alacaklar. fuarın yeni salonları: dijital yayıncılık ve eğitim Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı bu yıl da yayıncılık sektörünün gelişen yüzü dijital yayıncılık, e-kitap ve yeni uygulamaları “Dijital Yayınlar” salonu ile okuyucu ve katılımcılarla buluşturmaya hazırlanıyor. Salon içinde yer alacak FORUM alanında ise sektördeki gelişmeler ve yenilikler katılımcılarla buluşacak. Kitap Fuarı’nın bir diğer yeniliği ise özellikle öğrencilere yönelik tüm kaynak kitapların bir arada yer aldığı Eğitim ve Kaynak Kitaplarla Sınavlara Hazırlık Salonu. fuar saatleri değişti 32. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, hafta içi 10.00-19.00 saatleri arasında, hafta sonu ise geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 10.00-20.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek. İstanbul Kitap Fuarı, kapanış günü olan 10 Kasım Pazar akşamı ise 19.00’da sona erecek. 32. İstanbul Kitap Fuarı, 23. İstanbul Sanat Fuarı-ARTİST 2013 ile eş zamanlı gerçekleştirilecek.[artist 2013]istanbul sanat fuarı da yarın açılıyorKitap Fuarı ile eşzamanlı olarak düzenlenen ARTİST 2013 / İstanbul Sanat Fuarı bu yıl 23. kez yapılacak. Fuarın “Onur Ödülleri” 4 Kasım’da gerçekleştirilecek törenle sahiplerini bulacak.RTİST 2013 / 23. İstanbul Sanat Fuarı Onur Ödülleri 4 Kasım Pazartesi akşamı fuar alanında düzenlenecek bir törenle sahiplerini buluyor. Türk resim sanatına önemli katkıları nedeniyle “Sanatçı Onur Ödülü” Yard. Doç. Dr. Mustafa Ata’ya verilirken; “Eleştirmen Onur Ödülü” Doç. Dr. Ahmet Kamil Gören’e, “Sanatsever Kurum Onur Ödülü” Portakal Çiçeği Uluslararası Plastik Sanatlar Kolonisi’ne, “Koleksiyoner Onur Ödülü” ise Erol Evgin’e takdim ediliyor. Yerli ve yabancı birçok galerinin yanısıra üniversitelerin ve sanat platformlarının da yer alacağı fuarda Mustafa Ata için özel bir sergi de yer alıyor. çin’den çağdaş plastik sanatlar sergisi Bu sene yurtiçi ve yurtdışından 100’denKASIM 2013A25 bağımsız grup ve sergilerinde 150’ye yakın genç sanatçı fuarda işlerini sanatseverlere ve koleksiyonerlere sunuyor. Bu sene iki farklı salonda açılacak olan Artist 2013 yaklaşık 12 bin 500 metrekarelik bir alanda kuruluyor. türkiye’den bağımsız gruplar ve sanat inisiyatişeri İstanbul Sanat Fuarı’nın vazgeçilmezi haline gelen bağımsız gruplar ve sanat inisiyatişeri bu sene de önemli sergiler ve güncel sanatın farklı disiplinlerinden işlerle ARTİST 2013’in rengi olmaya devam ediyor. Yaklaşık 25 bağımsız sanat grubu 23. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı’nda yer alıyor. Yüzlerce ressam ve heykeltıraşın katıldığı bağımsız gruplar bu senenin merakla beklenen diğer bir bölümünü oluşturuyor. sanatı tartışıyoruz Artist 2013’te düzenlenecek söyleşi ve panellere sanatçı, akademisyen, eleştirmen, uzman ve kurum temsilcileri konukfazla sanat galerisi ve sanat kurumunun katılacağı İstanbul Sanat Fuarı dokuz gün süresince birbirinden önemli sergilere ev sahipliği yapıyor. Fuar kapsamında Çin Halk Cumhuriyeti de devlet desteğiyle büyük bir sergi getirdi. Aralarında Bing Xu,Ye Liu ve Lei Xu gibi bilinen isimlerin de olduğu 16 sanatçıdan oluşacak serginin konseptinin “Geleneğin Canlanışı”. Sergi ağırlıklı olarak kağıt üzerine mürekkep ve mineral boya, yağlı boya, baskı, yerleştirme, heykel ve seramik teknikleriyle gerçekleştirilen işlerden oluşuyor. sanatçılar artist 2013’te buluşuyor Artist 2013 - 23. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı, bu sene de önemli sanatçıların işlerini TÜYAP’a taşıyor. Yaklaşık bin sanatçının işlerini sergilediği 150 galeri,ediliyor. 7. Salon “Etkinlik Alanında” tema kapsamında bir çok söyleşi, açıkoturum ve paneller gerçekleşecek. Programın ayrıntıları www.istanbulsanatfuari.com adresinde yer alıyor. sanat fuarı sosyal medya’da Sanat fuarıyla ilgili en güncel haberleri, katılımcı galeri ve bağımsız grupları, sergileri etkinlik alanında gerçekleşecek programla ilgili her türlü güncel haberi www.facebook.com/istanbulsanatfuari ve www. twitter.com/SanatFuari üzerinden de takip etmek mümkün. 23. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı, her yıl olduğu gibi bu yıl da, TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile düzenlenen 32. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı ile eş zamanlı olarak gerçekleştiriliyor.DÜNYA KİTAP ● 53
fuar’ın onur yazarı prof. dr. taner timurTaner Timur, bugün daha çok tarihçi olarak bilinse de aslında bir toplumbilimci. Tabii ki her toplumbilimci gibi o tarihle yakından ilgileniyor, çalışmalar yapıyor. Ve her aydın gibi olanı biteni izliyor, üzerinde düşünüyor. Televizyonda haber kanalları sürekli açık, kapının önünde biriken gazeteler ve dergilerden apartmanda hangi dairenin Taner Timur’a ait olduğunu anlamak hiç de zor değil.FARUK ŞÜYÜNaner Timur, 1958 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı fakültede asistan olmasının ardından 1968 yılında doçentliğe, 1979 yılında profesörlüğe yükseldi. 12 Eylül askeri darbesinden sonra görevinden istifa ederek çalışmalarını Paris’te sürdürdü. Eylül 1992’de eski görevine döndü. 2002 yılına kadar bu görevini sürdürdü. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde yüksek lisans ve doktora dersleri veren Prof. Dr. Taner Timur, bu seneki TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı seçildi…” İnternette Taner Timur ile ilgili biyograŞ aradığınızda yukarıdaki birkaç cümlenin dışında pek fazla bilgi bulmanız mümkün değil. Çünkü o, yalnızca çalışmalarıyla, yazdığı makaleler, ürettiği kitaplar ile var olmayı seçen, tanıdığım en mütevazı insanlardan birisi. Gerçek bir biliminsanı... 32. TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı seçildiğini öğrendiğimde, “Osmanlı Kimliği” isimli kitabı çıktığı günden bu yana elimden düşmeyen ustayla tanışacağım, onun için bir kitap hazırlama onurunu yaşayacağım haberinin yarattığı coşku içimi sarıverdi. Cihangir’deki evine ilk kez konuk54 ● DÜNYA KİTAP“Tolduğum gün, pencerelerdeki Boğaz ve Marmara Denizi manzarasının ışıltıları ile duvarlardaki Fikret Muallâ tablolarının büyüleyiciliği arasında bir seçim yapamayarak sohbet günlerimizin geçeceği kanepeye heyecan içinde çöktüm. Ustanın dünyası ile ilgili ilk ipuçlarını ise sorduğum sorunun yanıtında aldım: Onur Yazarlığı’nı bekliyor muydunuz? “Aslında beklemiyordum, hiç beklemiyordum hattâ. Şunun için: Bildiğim kadarıyla daha çok sanat, edebiyat ağırlıklı seçimler yapılıyordu. Kimileri de benden daha tanınmış, popüler olan isimlerdi…Ama tabii güzel bir sürpriz oldu, onur verici bir sürpriz oldu.” “Mütevazılık ediyorsunuz, yayınlarınız çok önemli. Hepsi çok tartışılmış, konuşulmuş, ses getirmiş çalışmalar,” diyebildim sadece... Taner Timur, bugün daha çok tarihçi olarak bilinse de aslında bir toplumbilimci. Tabii ki her toplumbilimci gibi o tarihle yakından ilgileniyor, çalışmalar yapıyor. Ve her aydın gibi olanı biteni izliyor, üzerinde düşünüyor. Televizyonda haber kanalları sürekli açık, kapının önünde biriken gazeteler ve dergilerden apartman-Kütüphaneler, kendini en mutlu hissettiği mekânlar“Ülkenizin kütüphanesinin bir milyon kitabı var, Fransa’nın on beş milyon. Ayrıca kalite itibariyle de fark var: Sizin bir milyon kitabınızın çoğu aslında ciddi bir kütüphanede olmasa da olabilecek nitelikte... Oysa sözünü ettiğim on beş milyon kitabın bulunduğu meselâ Fransa’nın Bibliothèque Nationale’i, İngiltere’nin British Library’si, Amerika’nın Library of Congress’i öyle mi?!” Ve yine mütevazı yaklaşımıyla vurguluyor: “Her toplumda okuyanlar vardır… Meselâ Osmanlılarda Kâtip Çelebi 15 bin kitabı gözden geçirmiş, hakkında notlar yazmış 17. yüzyılda...Yani her toplumda vardır, ama daha az ya da çok olması önemli. Bir de tabii kalite... O da bulunduğunuz ortamdan geliyor. Sizin referanslarınız teolojik referansları geçmemişse bir noktada kalıyorsunuz. Hâlbuki Fransız’ın, Alman’ın, İngiliz’in referansları Goethe, Shakespeare, Hegel, Marx, Montesquieu vs. ise, doğrudan doğruya olmasa bile dolaylı bir şekilde ortaokuldan, liseden itibaren bunlarla başlıyorsanız varacağınız nokta da tabii çok farklı oluyor.”da hangi dairenin Taner Timur’a ait olduğunu anlamak hiç de zor değil. Yani okuyor, hayır bu sözcük yetersiz on yıllardır bıkmadan, sıkılmadan sürekli okuyor; tarih, felsefe, sosyal bilimler... “Bu bir hastalık!” diyor “belki de” ve devam ediyor: “Çünkü okuyorsunuz, hoşunuza gidiyor, her okuduğunuz sizi başka başka bir kitabı okumaya götürüyor, işte onun için.” Taner Timur’un evindeki ilk günüm, (diğer görüşmelerimizde olacağı gibi) hiç eksilmeyen lezzetli çaylar, kekler, tuzlu çörekler eşliğinde bu minval bir sohbetle geçiyor. Ertesi hafta kitap için çalışmaya başlayacağız. Aylardan bahar, yazsonuna kadar hemen her hafta buluşmayı planlıyoruz. Bu buluşmalarda Taner Hoca, kitaba hazırlık sohbetlerimizde belleğindekileri iki saate yakın sözcüklere döküyor. Genelde notsuz, ama kronolojik sırayı bozmadan konuşuyor. Anlattıkları onun bütün çalışmalarının tarzında gelişip bir biyograŞnin çok ötesine geçiyor. O yorulunca Türkiye’den, dünyadan konuşuyoruz. Mesleksel çalışmaları dışında sinemadan plastik sanatlara, edebiyata kadar geniş ilgi alanları olduğunu fark ediyorum. Anlattığım her şeyi büyük bir dikkatle dinliyor; onun sözleri ise bilgi dağarcığımı her defasında daha da genişletiyor. Ve eylül ayının son günlerinde eşi Serim Hanım’ın da katıldığı pastalı bir öğleden sonra ile kitaba son noktayı koyuyoruz. Şimdi okuma sırası sizde. İşte “bugünden geçmişe, geçmişten geleceğe” yalnızca Taner Timur’un değil Türkiye Cumhuriyeti’nin özet tarihi.KASIM 2013Fotoğraf: Faruk Şüyün
uluslararası istanbul kitap fuarı’nda neler olacak?2 kasım 2013 cumartesiInterexpo Salonu12.00-13.00 Açılış Töreni 15.30-16.45 Ödül Töreni: “11. Tudem Edebiyat Ödülleri Töreni” Düzenleyen: Tudem Yayınları 17.00-18.30 Anma-Dinleti: “Doğumunun 104. Ölümünün 25. Yılında Hasan İzzettin Dinamo” Ateş Ormanlarının Arasında Katılımcılar: Ataol Behramoğlu, Sennur Sezer, Leyla Şahin, Alaettin Bahçekapılı, Hasan Hüseyin Yalvaç, Ahmet Özer, Mehmet Atay, Öner Yağcı Düzenleyen: Tekin Yayınevi 18.45-19.45 Şiir-Müzik: “Şiire Yolculuk” Yöneten: Gökhan Cengizhan Katılımcılar: Özkan Mert, Gökhan Cengizhan, Nebih NaŞle, Halil İbrahim Özcan, Efsun Gültekin, Güney Özkılınç, Nalan Çelik, Aydın Uysal, İbrahim Tığ Müzik: Nebih NaŞle Düzenleyen: Edebiyatçılar Derneği 17.45-18.45 Söyleşi: Alman İdeolojisi Geçmiş mi Gelecek mi? Konuşmacılar: Aydın Çubukçu, Olcay Geridönmez Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın Yıl Dönümü Anması” Konuşmacılar: Altan Öymen, Uluç Gürkan, Doğan Yurdakul Düzenleyen: Kırmızı Kedi Yayınevi 13.15-14.15 Söyleşi: “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Değişimin Kodları” Konuşmacı: Yavuz Bahadıroğlu Düzenleyen: Nesil Yayınları 14.30-15.30 Söyleşi: “Sevdiğim Roman Kahramanları” Konuşmacılar: Behçet Çelik, Murat Gülsoy, Nilüfer Kuyaş Düzenleyen: Can Yay. 15.45-16.45 Söyleşi: “Edebiyat Ölmelidir!” Konuşmacı: Enver Enver A Aysever ysever Düzenleyen: Remzi Kitabevi 17.00-18.00 Söyleşi: “Turan Hayalinden Sevr’e Osmanlının Son Savaşı” Konuşmacılar: E. Aydın, Rozerin Doğan Düzenleyen: Literatür Yayıncılık14.00-15.15 Panel: “Tarihi İstanbul’da Yaşamak” Yöneten: Arzu Öztürkmen Murat B Konuşmacılar: Oya elge Baydar, Işık Aydemir, Murat Belge Düzenleyen: Notre Dame de Sion’lular Derneği 15.30-16.30 Söyleşi: “İslam’da Devrim ve Sosyal Adalet” Konuşmacı: İhsan Eliaçık Düzenleyen: Doğu Kitabevi 16.45-17.45 Şiir-Dinleti: “Gezi’ye Şiirler-Toplumsal Adalet İçin Küresel Şiir Eylemi” Düzenleyen: Dünya Şiir Hareketi-Yasak Meyve-Türkiye Yazarlar Sendikası 18.00-19.00 Söyleşi: “Türkiye’de Alevi Olmak” Konuşmacılar: Kemal Derin, Hasan Harmancı Düzenleyen: Destek Yayınları 19.15-20.00 Söyleşi: “Atatürk ve İslam” Konuşmacılar: Anıl Çeçen, Ahmet Akgül Düzenleyen: Togan YayınlarıKınalıada Salonu14.00-15.00 Ödül Töreni: “Everest Yayınları ‘İlk Roman’ Ödülü” Düzenleyen: Everest Yayınları 15.15-16.15 Söyleşi: “Psikiyatristler Nasıl Düşünür ve Yardım Eder” Konuşmacı: Garry Small Düzenleyen: NTV Yayınları 17.45-18.45 Söyleşi: “Süregiden Tarih: İlk Matbaadan Bugüne Rum Yayıncılık Geleneği” Konuşmacılar: Foti Benlisoy (Araştırmacı, Yazar), Stratis Tarinas (Araştırmacı, Koleksiyoner), Haris Rigas (istos yayın, Boğaziçi Üniversitesi), Yannis Paisios (M. Sakkoulides Kitaplığı) Düzenleyen: “İstos Yayın”Büyükada Salonu14.00-15.00 Söyleşi: “Tarihin Unutturduğu Yazının Ele Verdiği Yazar: Suat Derviş” Konuşmacılar: Atilla Atilla D orsay Dorsay, Liz Behmoaras Düzenleyen: İthaki Yayınları 15.15-16.15 Söyleşi: “Türkçe Konuşmak” Konuşmacı: Gülgün Feyman Düzenleyen: İnkılap Yayınevi 16.30-17.30 Söyleşi: “Tarihi Yazarken Farkında Olmak” Konuşmacılar: Ayşe Hür, Cem Erciyes Düzenleyen: Radikal 17.45-18.45 Söyleşi: “Yaşanabilir Bir Dünya İçin” Konuşmacı: Hayrettin Karaca Düzenleyen: Tema Vakfı 14.00-15.00 Panel: “Tarihe ve Osmanlı Tarihine Nasıl Bakmalı?” Konuşmacı: Taner Timur Düzenleyen: Yordam Kitap 15.15-16.15 Söyleşi: “Hüzün Adasında Bir Köy” Konuşmacılar: Deniz Kavukçuoğlu, Sibel Oral, Doğan Hızlan Düzenleyen: Can Yayınları 16.30-17.30 Ödül Töreni: “Kelime Yayınları Yeni Yazarını Arıyor Roman Yarışması Ödül Töreni” Konuşmacılar: Necdet Neydim, Burcu Aktaş, Osman Torun, Ayşe Başçı, Zeynep Oktay Düzenleyen: Kelime Yayınları3 kasım 2013 pazarÇocuk Atölye Alanı13.00-14:00 Atölye: “Nazan Tacer ile Origami Atölyesi” Düzenleyen: Tudem YayınlarıKaradeniz Salonu11.00-11.45 Atölye: “Popi ve Güzellik Tacı” Konuşmacılar: S. Keskingöz, Ö. Korçak Düzenleyen: Elma Yayınevi 13.00-14.15 Panel: “Çocuk ve Gençlik Edebiyatında Tarih Yazmak” Konuşmacılar: İsmet Bertan, Mine Soysal, Müren Beykan Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı 14.30-15.30 Söyleşi: “Leylim Leylim” Konuşmacılar: Filinta Önal, F. Erbil Pınar Düzenleyen: T. İş Bankası Kültür Yayınları 15.45-16.45 Söyleşi: “Ertuğrul Kürkçü “İsyanın İzinde” Kitabı Üzerine Söyleşi” Konuşmacılar: Ertuğrul Kürkçü Düzenleyen: Dipnot Yayınevi 17.00-18.00 Söyleşi: “Hüsnü Arkan’la Edebiyat-ŞiirMüzik Üzerine Söyleşi” Konuşmacı: Hüsnü Arkan Düzenleyen: Kırmızı Kedi 12.00-13.00 Söyleşi: Mustafa Kemal Çanakkale’de Ölseydi, Ne Olurdu? Konuşmacı: SeyŞ Öngider Düzenleyen: Kuraldışı Yayınları 13.15-14.15 Ödül Töreni: “Tepeyran Roman Ödülü / Sibel K. Türker ve ‘Hayatı Sevme Hastalığı’” Konuşmacılar: Altan Öymen, BülentDÜNYA KİTAP ● 55Marmara Salonu14.00-15.00 Söyleşi: “10. Yılında Diyarbakır’dan Çin’e Piraye’nin Yolculuğu” Konuşmacı: Canan Tan Düzenleyen: Altın Kitaplar 15.15-16.15 Söyleşi: “Eren Erdem’le Söyleşi” Konuşmacı: Eren Erdem Düzenleyen: Kırmızı Kedi 16.30-18.00 Panel: “Dil’li Gençler” Yöneten: Hülya Küçükaras Konuşmacılar: Barış Terkoğlu, Özge Akman, Ufuk Nokay, Nurhan Suna Yüce Düzenleyen: Dil Derneği-Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği-Cumhuriyet Kit. 18.15-19.30 Panel: “90 Yıl CHP, Sosyal Demokrasi ve Sol” Yöneten: Mehmet Yıldırım Konuşmacılar: Yunus Emre, M. Karlı Düzenleyen: SODEVInterexpo Salonu12.00-13.00 Söyleşi : “Tuncay Özkan’ın ‘Ötekiler’ Kitabı Üzerine” Katılımcılar : Orhan Bursalı, Mustafa Mutlu, Ümit Zileli Düzenleyen: Kırmızı Kedi 13.15-14.15 Söyleşi: “Çaldıran’dan Hilafete Yavuz Sultan Selim” Konuşmacı: Mustafa Armağan Düzenleyen: Timaş Yayınları 14.30-15.30 Söyleşi: “Milli İrade” Konuşmacı: Banu Avar Düzenleyen: Remzi KitabeviHeybeliada Salonu15.45-16.45 Söyleşi: “Türkiye’de Liderlik” Konuşmacı: Osman Pamukoğlu Düzenleyen: İnkılap 17.00-18.00 Panel: “Emevi İslamı” Konuşmacı: İhsan Özkes Düzenleyen: Tekin YayıneviBanu A varBüyükada SalonuKaradeniz Salonu14.00-15.15 Panel: “Eğitimde Edebiyat Yasakları ve Şikayet Konusu Olarak Kitap” Konuşmacılar: Müge Sökmen, Necdet Neydim, Can Öz, Mine Soysal Düzenleyen: Günışığı KitaplığıKASIM 2013Marmara Salonu12.00-13.00 Söyleşi: “Doğan Avcıoğlu’nun 30. Ölüm
Tanık, Doğan Hızlan, Güray Öz, Sırma Köksal, Kevser Ruhi, Hikmet Altınkaynak Düzenleyen: Çankaya Belediyesi Niğde Platformu 14.30-15.30 Söyleşi: “Yunus Emre ve Hakikat” Konuşmacı: Faruk Dilaver, Musa Mahaiyyedden Düzenleyen: Destek Yayınları 15.45-16.45 Söyleşi. “Leylâ Erbil ve Edebiyatı” Konuşmacılar: Adnan Özyalçıner, Sennur Sezer, Ahmet Cemal, Hülya Dündar, Kaya Tokmakçıoğlu Düzenleyen: Aylak Adam Yayınları 17.00-18.00 Söyleşi: “Gezi’den Geleceğe: Büyük Halk Mücadelesinin Dersleri” Konuşmacılar: Metin Çulhaoğlu, Sungur Savran, Alper Taş, Haluk Yurtsever Düzenleyen: Yordam Kitap 18.15-19.15 Söyleşi: “Sürüngenleşme Süreci” Konuşmacılar: Sevgi Özel, Öner Yağcı Düzenleyen: Cumhuriyet Kitapları14.30-16.00 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülleri Töreni Panel: Ders Haydar Kitaplarında Şiir Ergülen Yöneten: Abdullah Uçman Konuşmacılar: Haydar Ergülen, Adil İzci, Şeref Bilsel Düzenleyen: MSGSÜ-TÜYAP 17.00-18.00 Şiir-Müzik Dinletisi: “Gezi’nin Şiiri Şiirin Gezi’si” Katılımcı: Sezai Sarıoğlu, Nar Sesleri Düzenleyen: Yasakmeyve13.00-13.45 Söyleşi: “Düş Hırsızlarına Karşı Otoriteye Direniş” Konuşmacılar: Z. İpşiroğlu, G. Cengiz Düzenleyen: E Yayınları 14.00-15.00 Söyleşi: “Büyüyen Çocuğun Gelişen Cinselliği” Konuşmacı: Yaşam Yanardağ Çelik Düzenleyen: Net Yayın 15.15-16.15 Söyleşi: “İlahi Nizam ve Kainat Üzerine Açılımlar” Konuşmacı: Tülin Etyemez Schimberg Düzenleyen: Ruh ve Madde Yayınları 16.30-17.30 Panel: “Kadın Yazarların Kaleminde Erotizm Ne Kadar Özgür?” ve Nezih-Er Yayınları Öykü Yarışması Ödül Töreni Yöneten: Nevzat Süer Sezgin Konuşmacılar: Handan Gökçek, Aydan Yalçın, Tekgül Arı Düzenleyen: Nezih-Er Yayınları11.00-12.00 Söyleşi: “Dikkat Dahi Olabilirsiniz” Konuşmacı: Ahmet Maraşlı Düzenleyen: Timaş Çocuk 13.15-14.15 Söyleşi ve Şiir Dinletisi: “30. Yılında Gülsüm Cengiz Şiiri ve Yasak Sevda Sözcükleri” Konuşmacılar: Âba Müslim Çelik, Tahir Şilkan, G. Cengiz, Ö. Alev Lisesi Öğr. Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın 14.30-15.30 Söyleşi: “Bir Kapıdan Geçmek: Ölüm” Konuşmacı: Senai Demirci Düzenleyen: Timaş Yayınları 17.00-18.00 Söyleşi: “Kanser Öldürmek İçin Değil, Yaşatmak İçindir” Konuşmacı: Yücel Aydemir, Berrin Kırar ve Dr. Mustafa Saltoğlu Düzenleyen: Yaşamın Gizemi 11.00-11.45 Söyleşi: “Çocukların Hakları Var” Konuşmacı: S. Bulut Düzenleyen: Can Çocuk YayınlarıMarmara Salonu4 kasım 2013 pazartesiMarmara Salonu14.30-15.30 Söyleşi: “Türk Sosyolojisi ve Kemal Tahir” Konuşmacılar: Ertan Eğribel, Ufuk Özcan Düzenleyen: Doğu Kitabevi 17.00-18.00 Şiir Dinleti: “Şiir Her şey” Yöneten: Tekin Gönenç Katılımcılar: Reyhan Sur, Ali Karagöz, Tekin Gönenç, Atilla Oğuz, Şen Çakır, Bircan Çelik, Bedran Cebiroğlu, Melahat Babalık, Erol Börekçi Düzenleyen: Edebiyatçılar DerneğiKaradeniz SalonuKaradeniz SalonuHeybeliada Salonu12.00-13.00 Söyleşi: “Müge İplikçi ile Saklambaç” Konuşmacı: Müge İplikçi, Mehmet Erkut Düzenleyen: ON8 13.15-14.15 Söyleşi: “40 Yıllık Bir Çeviri Serüveni: Vergillius’un Ölümü ve Hermann Broch” Konuşmacı: Ahmet Cemal Düzenleyen: İthaki Yayınları 14.30-15.30 Söyleşi: “Alberto Manguel ile Kitapları Üzerine” Konuşmacı: Alberto Manguel Düzenleyen: Yapı Kredi Yayınları 15.45-16.45 Şiir Dinletisi ve Söyleşi Konuşmacı: Ahmet Telli Düzenleyen: Everest Yayınları 17.00-18.00 Panel: “Tarihte Kızılbaş-Alevi Katliamı” Yöneten: Sırrı Öztürk Konuşmacılar: İsmail Hardal, Serhat Halis, Süleyman Deprem Düzenleyen: Sorun Yayınları Kol. 18.15-19.15 Söyleşi: Sıcak Haziran: “Gezi Direnişi ve Gösterdikleri” Konuşmacılar: Nuray Sancar, Erdem Yörük, Tayfun Kahraman Düzenleyen: Evrensel Basım YayınAhmet Telli11.00-11.45 Okuma-Söyleşi: “Anadolu’da Bir Zamanlar Dizisinde Piri Reis ve Korsan Kızlar” İsme t Bertan Konuşmacı: İsmet Bertan Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı 12.00-12.45 Atölye: “Öykü Atölyesi” Konuşmacılar: Pelin Güneş, Ceren Kerimoğlu Düzenleyen: Elma Yayınevi 13.00-13.45 Okuma-Söyleşi: “Aslı Der ile İlk Gençlik Romanı Defne’yi Beklerken Üzerine” Konuşmacı: Aslı Der Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı 14.00-14.45 Söyleşi: “Okuyup da N’olacak?” Konuşmacı: Miyase Sertbarut Düzenleyen: Tudem Yayınları 15.00-15.45 Söyleşi: “Konuşan Resimler” Konuşmacılar: TevŞk Taş Düzenleyen: Evrensel Basım YayınEvrensel Çocuk Kitaplığı 16.00-16.45 Panel: “Çocuk Edebiyatındaki Gelişmeler ve Değişimler” Yöneten: Yahya Türkeli Konuşmacılar: Semra Atasoy, Hasan Güleryüz, İsmet Aci, Ufuk Özgül Düzenleyen: Edebiyatçılar DerneğiSüleyman BulutÇocuk Atölye Alanı11.00-12.00 Atölye: “Çiğdem Gündeş ile Çizgiden Masal’a” Düzenleyen: Tudem Yayınları 11.00-11.45 Okuma-Söyleşi: “Şiir ve Çocuk” Konuşmacı: Necdet Neydim Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı 12.00-12.45 Söyleşi: “Çılgın Dondurma” Konuşmacı: Tülin Kozikoğlu Düzenleyen: İletişim Yayınları 13.0-13.45 Söyleşi-Tiyatro: “Çocuk Edebiyatında Fantastik Öykünün Yeri” Konuşmacı: E. Murat Yığcı Düzenleyen: Caretta Kitap 15.15-16.15 Söyleşi: “Edebiyat ve Düşünce Metinlerinde Sansür” Moderatör: Ayşe Banu Karadağ Konuşmacılar: Meral Camcı, Süha Sertabipoğlu, İrem Üstünsöz, S. Gürses Düzenleyen: ÇevDer12.00-12.45 Okuma-Söyleşi: “Gaye Boralıoğlu İlk Gençlik Romanı İçimdeki Ses ile Köprü Kitaplar’da” Konuşmacı: Gaye Boralıoğlu Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı 14.00-14.45 Okuma-Söyleşi: “İzmir Sokaklarında Bir Simitçi Çocuk Romanı: Gevrekçi” Konuşmacı: Hacer Kılcıoğlu Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı 15.00-16.00 Söyleşi: “Yazar-Öğrenci Buluşmalarını Eğlenceli Kılmak” Konuşmacılar: Fatma Akpınar, Tülin Kozikoğlu, Yıldıray Karakiya Düzenleyen: Redhouse 16.15-17.15 Söyleşi: “Bazı Şeylere Öyküler-Gezi Öyküleri” Konuşmacılar: Berna Durmaz, Hakan Bıçakçı, Aziz Gökdemir, Fuat Sevimay, T. Ayyıldız, M. Fırat Pürselim, K. Yüksel Düzenleyen: Aylak Adam Yayınları 17.30-18.30 Söyleşi: “Kentsel Dönüşüm” Konuşmacılar: Mert Uzun, Esra Sert, Birand Berberoğlu Düzenleyen: Yazılama 11.00-12.00 Söyleşi: “Çocuk ve Edebiyat En Çok İstanbul’a Yakışır” Konuşmacılar: Nuran Turan, Figen Yaman Çoşar Düzenleyen: Sedir KitapKASIM 2013Karadeniz SalonuKınalıada Salonu5 kasım 2013 salı11.00-11.45 Söyleşi: “Masallar Fantastik midir?” Konuşmacı: Ümit Yaşar Özkan Düzenleyen: Sedir Kitap6 kasım 2013 çarşambaÇocuk Atölye Alanı13.00-14.00 Atölye: “Simla Sunay ile Sözcüklerin Rengi, Rengin Mutluluğu” Düzenleyen: Desen YayınlarıBüyükada Salonu13.30-14.15 Söyleşi: “32. İstanbul Kitap Fuarı Onur Yazarı Taner Timur” Konuşmacılar: Taner Timur, Faruk Şüyün Düzenleyen: TÜYAP56 ● DÜNYA KİTAPMarmara Salonu
13.15-14.00 Söyleşi: “Masal Masal Aytül Akal” Konuşmacı: Aytül Akal Düzenleyen: Aytül A Uçanbalık Yayınları kal 14.15-15.15 Söyleşi: “Başarıda Dikkat ve Öğrenme” Konuşmacı: Osman Abalı Düzenleyen: Adeda Yayıncılık 15.30-16.30 Söyleşi: “Firat Ceweri, Yazarlığı ve Romanları” Konuşmacılar: Ali Fikri Işık, Firat Ceweri Düzenleyen: Ava Yayınları 18.00-19.00 Söyleşi: “Hegel’in Tarih Felsefesi ve Küreselleşme” Konuşmacı: Aziz Yardımlı Düzenleyen: İdea YayıneviÖğrencilerinden Gülsüm Cengiz Roman Kahramanı Canlandırması” Konuşmacılar: Gülsüm Cengiz Düzenleyen: Evrensel Basım YayınEvrensel Çocuk Kitaplığı 12.00-13.00 Panel: “Okumak ya da Okumamak” Yöneten: Sultan Savaş Konuşmacılar: Renan Özdemir, Alpay Şayhan, Çınar Kaya Düzenleyen: Kelime Yayınları 13.15-14.15 Yaratıcı Drama: “Caretta Kitap Drama ile Okuma” Düzenleyen: Caretta Kitap 15.00-16.15 Söyleşi: “40. Yılında Yansıma Dergisi Yazarlarına Saygı: Rıfat Ilgaz, Ö. F. Toprak, Sait Maden, Kerim Korcan, Ş. Kurdakul, Behzat Ay, Zühtü Bayar, A. Hatipoğlu” Yöneten: Tekin Sönmez Konuşmacılar: H. Asılyazıcı, E. Canberk, R. Zelyut, A. Özer, Z. Oykut, H. Kantarcı Düzenleyen: Nis Media 16.30-17.30 Söyleşi: “Nâzım Hikmet Şiirinde Gelecek” Konuşmacı: Tahir Şilkan Düzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası 17.45-18.45 Söyleşi: “Şairler Arasında Kadın Olmak” Katılımcılar: Necmiye Alpay, Anita Sezgener, Betül Dünder Düzenleyen: İkaros Yayınları16.45-18.15 Panel: “Şimdiki Zamanın Tarihi” Konuşmacılar: Vangelis Kechriotis, Teyfur Erdoğdu, Ahmet Kuyaş, Işık Tamdoğan Düzenleyen: Tarih Vakfı17.45-18.45 Söyleşi: “Marksist Klasikleri Nasıl Okumalı?” Konuşmacılar: Cem Eroğul, Erkin Özalp Düzenleyen: Yordam Kitap 12.15-13.15 Söyleşi: “Tarihin Posta Kutusu: Mektuplar” Konuşmacı: Turgut Çeviker Düzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası 14.15-15.15 Söyleşi: “Uçurumun Kenarında Dış Politika” Konuşmacı: Onur Öymen Düzenleyen: Remzi Kitabevi 15.30-16.30 Panel: “21. Yüzyılda Tiyatromuzda Dramaturji” Konuşmacılar: Zehra İpşiroğlu, Eren Aysan, Cenk Gündoğdu Düzenleyen: İkaros Yayınları 18.00-19.00 Söyleşi: “Gezi Parkı-Taksim Direnişi’nin Edebiyatımıza Yansımaları” Konuşmacılar: Ali Şimşek, Alper Gencer, Cenk Gündoğdu, Ahmet Yıldız Düzenleyen: Karşı Yayınları 14.15-15.15 Panel: “Güngör Gençay’ın Ardından” Yöneten: Osman Bozkurt, Kadir İncesu Konuşmacılar: Şener Aksu, Tanju Akerman, Hasan Örnek, Nuray Gök Aksamaz, Gamze Bakay, Serdar Çarıkçıoğlu Şiirleriyle Katılacaklar: Nalan Çelik, Dilruba Nuray Erenler, Servet Çolak, Fatma Bilkay, Fatma Türk Kuşkaya, İsmail Biçer, Minel Altıner Düzenleyen: Aydili Sanat Dergisi 15.30-16.30 Söyleşi: “Rûmî’nin Bildiği Aşk: Kayıp Gül’ün Yazarından Mevlânâ’nın Aslına Uzanan Bir Yolculuk” Konuşmacı: Serdar Özkan Düzenleyen: Artemis Yayınları 16.45-17.45 Sohbet ve Dinleti: “KavaŞs Şehir’e Dönüyor: Şiir Dinletisi ve Sohbet (YunancaTürkçe)” Konuşmacılar: Ahmet Ahmet Ümit Ümit (Yazar), Ari Çokona (Çevirmen, Eğitimci), Anestis Vasilakeris (Boğaziçi Üniversitesi) Düzenleyen: İstos YayınKaradeniz Salonu11.00-11.45 Okuma-Söyleşi: “Sosyal Medya, Tüketim Çılgınlığı ve Çocuklar: Yaşasın Ç HarŞ Kardeşliği” Konuşmacı: Behiç Ak Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı 12.00-12.45 Söyleşi: “Çocuklarla Baş Başa” Konuşmacı: Görkem Yeltan Düzenleyen: Kırmızı Kedi 13.00-13.45 Okuma-Söyleşi: “Cemil Kavukçu İlk Gençlik Romanı Yolun Başındakiler ile Köprü Kitaplar’da” Konuşmacı: Cemil Cemil K avukçu Kavukçu Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı 14.00-14.45 Söyleşi: “Çalısüpürgesinin Muhteşem Dünyası” Yönetenler: Ebru Erişken, Deniz Tuna Dalyancı Konuşmacı: Sabine Bohlmann Düzenleyen: Kelime Yayınları 16.00-17.00 Söyleşi: “Tasavvuf Ne Değildir?” Konuşmacı: M. Fatih Çıtlak Düzenleyen: SuŞ Kitap 17.15-18.15 Söyleşi-Ney Dinletisi Konuşmacı ve Neyzen: Güneri İçoğlu Düzenleyen: Leman DergisiBüyükada Salonu7 kasım 2013 perşembe11.00-11.45 Söyleşi: “Aslı Tohumcu’dan Çocuklar için Gizemli 3 Kitap: Bolbadim Günlükleri” Konuşmacı: Aslı Tohumcu Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı 12.00-12.45 Söyleşi: “Arkadaşım Nasreddin Hoca” Konuşmacı: Süleyman Bulut Düzenleyen: Tudem Yayınları 13.00-13.45 Okuma-Söyleşi: “Zıtlıklar Üzerine Düşündüren Modern Bir Çocuk Romanı: Lataşiba” Konuşmacı: İrem Uşar Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı 14.00-14.45 Söyleşi: “Masalcı Abla” Düzenleyen: Timaş Çocuk 15.00-16.00 Söyleşi: “Adapa’nın 4 Bin Yıl Sonra Geri Dönüşü - Mezopotamya Hikaye Masalları “ Konuşmacı: Yücel Feyzioğlu Düzenleyen: Nesin Yayınevi 16.15-17.15 Panel: “Üniversitelerde Bilim Mücadelesi ve Onur Hamzaoğlu Olayı” Konuşmacılar: Onur Hamzaoğlu, Cem Terzi, Beyza Üstün Düzenleyen: Yordam Kitap 17.30-18.30 Söyleşi: “Türk’üm, Doğruyum, Amerikalı’yım” Konuşmacı: Kaya Boztepe Düzenleyen: Leman DergisiKaradeniz SalonuKınalıada Salonu8 Kasım 2013 cuma11.00-12.00 Atölye: “Torbadan Öykü Çıktı” Konuşmacı: Ahmet Önel Düzenleyen: Elma YayıneviÇocuk Atölye AlanıMarmara SalonuHeybeliada Salonu12.15-13.15 Tiyatro Gösterisi: Küçük Eda Hazırlayan: Zeynep Ekorkmaz Düzenleyen: Şimşek Yayınları 13.30-15.00 Söyleşi: “Dünün, Bugünün Yarının Kitapları” Konuşmacı: H. Kıvanç Düzenleyen: NTV11.00-11.45 Söyleşi: “Drama ve Oyunlarla Nehirden Okyanuslara Yolculuk” Konuşmacı: Nilay Yılmaz Düzenleyen: Altın Kitaplar 12.00-12.45 Söyleşi: “Gençlerle Diyalog” Konuşmacılar: Z. İpşiroğlu, T. Şavaşkan Düzenleyen: E YayınlarıHalit Kıv ançHeybeliada Salonu11.00-11.45 Söyleşi: “Masal Kuşunun Kanadında Gülsüm Cengiz Çocuklarla Buluşuyor ve Özel Alev İlköğretim OkuluKASIM 201315.15-16.30 Forum-Söyleşi: “Kentsel Dönüşüm Manzaraları Üzerine” Konuşmacılar: Serra Akcan, Eren Aytuğ, Mehmet Kaçmaz, Tolga Sezgin, Saner Şen ve Kerem Uzel; ve yazarlar Semih Akşeker, Cihan Aktaş, Hakan Bıçakçı, İhsan Bilgin, Tanıl Bora, Gaye Boralıoğlu, Funda Şenol Cantek, Haydar Ergülen, Alev Erkilet, Özgür S. Göral, Pınar Öğünç, M. Söğüt, Jean-François Pérouse, Ö. Yurdalan, T. Yüksel Düzenleyen: İletişim Yayınları13.00-13.45 Söyleşi: “Nereden Çıktı Bu Fen ve Teknoloji?” Konuşmacı: Toprak Işık Düzenleyen: Tudem Yayınları 14.00-14.45 Söyleşi: “Zamanda Yolculuk” Konuşmacı: Nur İçözü Düzenleyen: Altın Kitaplar 16.30-17.30 Söyleşi: “Gezi Parkı Direnişi” Konuşmacı: Mustafa K. Erdemol Düzenleyen: Yazılama Yayınevi9 kasım 2013 cumartesiÇocuk Atölye Alanı13.00-14.00 Atölye: “Nazan Tacer ile Origami Atölyesi” Düzenleyen: Tudem YayınlarıDÜNYA KİTAP ● 57
Interexpo Salonu12.00-13.00 Söyleşi: “Batı Düşüncesinde İslam Peygamberi Problematiği ve İslamofobi” Konuşmacı: Omid SaŞ Düzenleyen: Nefes Yayınları 13.15-14.15 Söyleşi: “Hasret” Konuşmacı: Canan Tan Düzenleyen: Doğan Kitap 14.30-15.30 Söyleşi: “Çocuk, Masal, Rüya” Konuşmacı: Ü. Dökmen Düzenleyen: Remzi Kitabevi Üstün D öKaradeniz Salonu11.00-11.45 Söyleşi: “Tarih Öncesi Dünyanın Hakimleri: Dinozorlar” Konuşmacı: İlkay Marangoz Düzenleyen: Yeşil Dinozor 12.00-13.00 Söyleşi: “Türk Milliyetçiliğinin EkonomiPolitiği - Mülkiyetin Türkleştirilmesinde 1915 Yağması” Konuşmacılar: Nevzat Onaran, Pakrat Estukyan Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın 13.15-14.15 Panel: “Gökyüzü’ne Kement Atan Kız Gülten Dayıoğlu’nun Hikâyesi ve Türk Çocuk ve Gençlik Edebiyatındaki Yeri” Yöneten: Sedat Sever Konuşmacılar: Gülten Dayıoğlu, Adnan Binyazar, Selahattin Dilidüzgün, Sedat Sever Düzenleyen: Altın Kitaplar 14.30-15.30 Söyleşi: “Yekta Kopan ile Söyleşi” Konuşmacı: Yekta Kopan Düzenleyen: Can Yayınları 15.45-16.45 Söyleşi: “Bilinmeyen Türkler” Konuşmacı: Heath W. Lowry Düzenleyen: Uğur Yayınları 17.00-18.00 Panel: “Ortadoğu’daki Gelişmeler ve Türkiye Dış Politikası” Konuşmacılar: Ercan Karakaş, Osman Ercan K arakaş Korutürk Düzenleyen: SODEV 18.15-19.15 Panel: “Ortadoğu’da Bahar” Yöneten: Orhan Gökdemir Konuşmacılar: Hüsnü Mahalli, Talat Turhan Düzenleyen: Destek Yayınları 12.00-13.00 Panel: “Lozan Mübadelesinin Sosyal ve Kültürel Yansımaları” Yöneten: Fahri Aral Konuşmacılar: Ayhan Aktar, Elçin Macar Düzenleyen: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay.-Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merk. 13.15-14.15 Söyleşi: “Tarihte İlk Dört Anadolu Konsili” Konuşmacı: Behnan Konutgan Düzenleyen: Kitabı Mukaddes 14.30-15.30 Söyleşi: “Şimdi Masal Anlatma Zamanı” Konuşmacı: Muhsine Helimoğlu Yavuz Düzenleyen: Can Çocuk 15.45-16.45 Panel: “Gezi ve 15/16 Haziran” Yöneten: Serhat HalisKonuşmacı: Sırrı Öztürk Düzenleyen: Sorun Yayınları Kol. 12.00-13.00 Söyleşi: “İşimle Başım Dertte” Konuşmacı: Toprak Işık Düzenleyen: Delidolu Yayınları 13.15-14.15 Söyleşi: “Kemal Tahir: 40 Yılın Bakiyesi” Konuşmacılar: Kurtuluş Kayalı, Ahmet Öz Düzenleyen: İthaki Yayınları 14.30-15.30 Söyleşi: “Yeni Bin Yılda Aşk” Konuşmacı: Aret Vartanyan Düzenleyen: Destek Yayınları 15.45-16.45 Söyleşi: “Savaş ve Edebiyat” Konuşmacı: M. Eroğlu Düzenleyen: İletişim YayınlarıOkuma Atölyesi Düzenleyen: Desen Yayınları 12.00-13.00 Söyleşi: “Siyaset Nereye Gidiyor” Konuşmacı: Erdal Sarızeybek Düzenleyen: Artı Dağıtım 13.15-14.15 Söyleşi: “Bir Türkiyelileşememe Öyküsü” Konuşmacı: Aydemir Güler Düzenleyen: Yazılama Yayınevi 14.30-15.30 Söyleşi: “İslam Dünyası’na İkinci Bahar Gelir mi?” Konuşmacı: Mümtaz’er Türköne Düzenleyen: Nesil Yayınları 15.45-16.45 Söyleşi: “Carpe Diem” Konuşmacı: Aşkım Kapışmak Düzenleyen: İnkılap YayıneviHeybeliada SalonuInterexpo Salonukmen15.45-16.45 Söyleşi: “Duygularım ve Davranışlarım” Konuşmacı: Bengi Semerci Düzenleyen: Yeşil Dinozor 17.00-18.30 Panel: “Günümüz Tarih Dergileri Ekseninde Türkiye’de Tarih Dergiciliği” Yöneten: Yusuf Çağlar Konuşmacılar: O. Koloğlu, M. Armağan, A. Akşit, H. Pehlivanlı, Gürsel Göncü Düzenleyen: Yedikıta Tarih ve Kült. Der. 18.40-19.50 Söyleşi: “Gezi: Zapatistalar’dan Mısır’a Temsil’e Karşı İfade - Ortak Alan ve Komünizm” Konuşmacılar: S. Özer, M. Çelik, C. Baysoy Düzenleyen: Otonom YayıncılıkMehme t Eroğlu17.00-18.00 Panel: “Geçmişi Geleceğe Taşıyan Kadınlar” Yöneten: Nazan Moroğlu Konuşmacılar: Yazgülü Aldoğan, Gülsen Tuncer Düzenleyen: TÜKD 18.15-19.15 Panel: Gezi Parkı ve Edebiyat Konuşmacılar: Halil İbrahim Özcan, Haydar Ergülen, Sabri Kuşkonmaz, Tarık Günersel, Tülin Dursun, Zeynep Oral Düzenleyen: Uluslararası PEN Türkiye12.00-13.00 Söyleşi: “Şiirli Şöyleşiler” Konuşmacı: Şükrü Erbaş Düzenleyen: Kırmızı Kedi 13.15-14.15 Söyleşi: “Dünyaya Hükmeden Sultan: Kanuni Konuşmacı: Talha Uğurluel Düzenleyen: Timaş Yayınları 14.30-15.30 Söyleşi: “En Yalın Ve En Efsunlu Meseleler Üzerine” Konuşmacı: Ercan Kesal Düzenleyen: İletişim Yayınları 15.45-16.45 Panel: “Cumhuriyet’in Tartışmalı Konularına Eleştirel Bakış: Yakın Tarihimizle Hesaplaşmanın Mete T unçay Neresindeyiz?” Konuşmacılar: Mete Tunçay (İstanbul Bilgi Üniversitesi), Zafer Toprak (Koç Üniversitesi), Bülent Bilmez (İstanbul Bilgi Üniversitesi) Düzenleyen: Tarih Vakfı 17.00-18.00 Söyleşi: “Gezi Direnişi, Tribünler ve Futbolun Sosyo-Politiği” Konuşmacılar: Dağhan Irak, Özgür Özgülgün Düzenleyen: Evrensel Basım YayınMarmara SalonuMarmara Salonu12.00-13.00 Panel: “Genç Edebiyat, Genç Okur, Genç Gündem” Konuşmacılar: Müge İplikçi, Ahmet Büke, Müren Beykan Düzenleyen: ON8 13.15-14.15 Söyleşi: “İskilipli Atıf Hoca Meselesi Yalanlar ve Gerçekler” Konuşmacı: Sinan Meydan Düzenleyen: İnkılap Yayınevi 14.30-15.30 Söyleşi: “İlber Ortaylı Seyahatnamesi” Konuşmacı: İlber Ortaylı Düzenleyen: Timaş Yayınları 15.45-16.45 Söyleşi: “Aklı Yazıyla Denemek” Konuşmacı: Murathan Mungan Düzenleyen: Metis Yayınları 17.00-18.00 Söyleşi: “Puşkin’den Günümüze Rus Şiiri” Konuşmacı: Ataol Behramoğlu Düzenleyen: Tekin Yayınevi 18.15-19.15 Söyleşi: “OT Dergisi Yazarları/Çizerleri Okurlarla Buluşuyor Konuşmacılar: OT Dergisi Yazarları Düzenleyen: OT Dergisi58 ● DÜNYA KİTAPKınalıada Salonu14.30-15.30 Anma-Söyleşi: “Öykünün Saf İpeği Tomris Uyar / Ölümünün 10. Yılında” Konuşmacılar:Semih Gümüş, Handan İnci, Semra Aktunç Düzenleyen: Yapı Kredi Yayınları 15.45-16.45 Söyleşi: “Son Sefarad” Konuşmacı: Beyazıt Akman Düzenleyen: Epsilon Yayınevi 17.00-18.00 Panel: “Lizbon’a Gece Treni ile Saramago’ya Yolculuk” Yöneten: Nurdan Ergil Konuşmacılar: Şerife Ertaş, Baha Oral, Bilge Aytekin, Seray Anıl Düzenleyen: Ekin Yazın Sanat 18.15-19.15 Söyleşi: “Bir Türk Filmi Olarak KanserKanserle İletişim” Konuşmacı: Ahmet Erözenci Düzenleyen: Ayrıntı YayınlarıBüyükada SalonuKaradeniz Salonu11.00-11.45 Fotoğraf Sunumu: “Myanmar ve Tarihin Kaybolan Askerleri” Sunan: Faruk Budak Düzenleyen: Yeşil Dinozor 12.00-13.00 Söyleşi: “Mermer Kule’den Haliç’e İstanbul’un Karasurları” Konuşmacı: Nezih Başgelen Düzenleyen: Arkeoloji Sanat YayınlarıKASIM 201310 kasım 2013 pazarÇocuk Atölye Alanı11.00-12.00 Atölye: Hicabi Demirci ile Karikatür
[ kendini tanıtan kitaplar ]en yeniler arasında gezintiTürkiye’de Tarımın Ekonomi-Politiği 1923-2013, kolektif, Nota Bene Yayınları, 488 s. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi adına Dr. Necdet Oral’ın editörlüğünü yaptığı kitap ile 90 yıllık Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin tarımsal değişim ve gelişiminin bir bilançosunun çıkarılması amaçlanıyor. Osmanlı’nın son döneminden başlayarak Cumhuriyet dönemindeki tarımsal/kırsal yapıda yaşanan dönüşüm, yaşanan kapitalistleşme süreci, üretim-mülkiyet ilişkileri, uygulanan tarım politikaları ve devlet-tarım ilişkileri ele alınıyor. Anadolu’da Antik Dönemden Günümüze Su Mühendisliği Harikaları, İrfan Unutmaz, Wilo, 294 s. Bu çalışma, Wilo adına popüler bilim yazarı İrfan Unutmaz tarafından gerçekleştirilmiş. Unutmaz, Hititlerden başlayıp günümüze kadar gelerek, Wilo’nun Türkiye’deki 20. kuruluş yılında, sayıları 30’u bulan değişik dönem ve kültürlere ait 21 mühendislik anıtını yerlerinde inceliyor.Yapılan detaylı araştırmalarla, bu anıtların mimari ve mühendislik özellikleri fotoğraşarla birlikte ayrıntılı olarak gözler önüne seriliyor. Deniz’in Sevdiği Şeyler 6: Yoğurt, Ayla Çınaroğlu, resimleyen: Mustafa Delioğlu, Kırmızı Kedi Yayınevi, 16 s. Ayla Çınaroğlu’nun usta kalemi ve Mustafa Delioğlu’nun neşeli çizimleriyle hayat bulan “Deniz’in Sevdiği Şeyler” serisi Toka, Oyuncak, Müzik, Hayvanlar ve Banyo kitaplarından sonra dan Yoğurt kitabıyla devam ediyor. Renkli ve cıvıl cıvıl bir dünyada birbirinden güzel çizimlerle bir çocuğun yoğurdu ne kadar çok sevdiğine tanık oluyor, küçük Deniz’in sevdiği şeyleri okurken eğleniyorsunuz! Çatıdaki Çimenler: Sen’e Yazılar, Jehan Barbur, Alfa Yayınları, 138 s. Hissettiklerimiz ağızdan çıkınca, tortuları kalıyor elimizde. Hislerin ölüleri gibi duruyor sözler, asılı birKASIM 2013yerlere. Büyüdüm sonra, utandım büyüdüğüme... Çekmecelere yazdım, dolap raşarına. Evlerim değişti, sevdiklerim, sevmediklerim; anlattım dost sohbetlerinde; yetmedi, kendime yazdım. zdım Mahremimdir bu size. Eski usul bir güncenin ifşası... Ne bir öyküdür ne de kişisel bir hikâye. Akıl düşümü, ruh üşümesi, gönül çarpıntısıdır. (Kitaptan) Aşkın ve Enerjinin Anahtarı: Venüs Ateşli Mars Buz Gibi, John Gray, çeviren: Füsun Doruker, Altın Kitaplar, 272 s. Tüm dünyada satış rekorları kıran Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten kitabının yazarı John Gray’den yaşam, aşk ve enerjinin anahtarı yeni bir kitap: Venüs Ateşli Mars Buz Gibi!! John Gray yeni kitabı Venüs Ateşli Mars Buz Gibi ile iki cins arasındaki hormonal farklılıkların birbirlerini ve dünyayı nasıl yorumladıklarını ve nasıl tepki gösterdiklerini açıklıyor. Kadınlar eşlerinin kendilerinden çok televizyonla ilgilenmesini sorgularken erkekler eşlerinin neden günlerinin nasıl geçtiği ile bu kadar çok ilgilendiğini sorguluyor. Peki, bütün farklılıklarının nedeni ve çözümü ne? Türlerin Kökeni, Charles Darwin, çeviren: Öner Ünalan, Evrensel Basım Yayın, 520 s. un Darwin’in doğumunun 200’üncü, Türlerin Kökeni’nin yayınlanmasının da 150’inci yılında Türkiye, insan olmanın vazgeçilmez koşulu olan özgürlükleri, demokratik ratik yaşamı, insan haklarını, yoksulluğu ve cehaleti tartışıyor. Türlerin Kökeni ve Darwin’le ilgili yıldönümleri olmasaydı bile, bugün Türkiye’de bu kitabın yayınlanmasını gerektiren koşullar vardır.Ya Türlerin Kökeni yaşananlar dolayısıyla gündemdedir ya da onun ortaya çıkışı, koşulların değişmekte olduğunun işaretidir… Her Çocuk Üstün Yeteneklidir, Bahar Eriş, Alfa Yayınları, 280 s. Kitap sadece çocuğu üstün yetenekli tanısı almış olanlar için değil, çocuğunun yeteneğini ya da kendi yeteneğini en üst düzeye çıkarabilmekisteyen herkes için. n. Bir çocuk çevre, deneyimler ve genlerin etkileşimi sonucunda erken yaşta yaşıtlarından çok ileride, bir diğeri aynı nedenlerle daha geride olabilir. Hangisi daha çok ha potansiyele sahip? Her ikisi de büyümeye devam ediyorken, asıl soru hangisinin daha çok potansiyele sahip olduğu değil, her ikisinin de potansiyelinin nasıl geliştirileceğidir. Üstün yetenek tanısı konsun ya da konmasın her çocuk bunu hak eder. Aleve Dokunmak, Zoran Drvenkar, çeviren: Murat Özbank, On8 Kitap, 251 s. Lukas, annesinin ısrarı üzerine, yedi yıldır görmediği babasıyla bir hafta geçirmeyi kabul eder. Yüklendiği tek bir sırt çantası ve bin çelişkili duyguyla çıkar yola: Bol kırgınlık, bol merak merak, belleğin izin verdiği oranda da eser miktarda sevgi. Zaten bu evlere şenlik baba ve onun kara mizah dolu ailesiyle yüzleşirken, ne hissettiklerinden bir şey anlar insan, ne de düşüncelerinden. Berlin’i Hamburg’a bağlayan karayolu, kulaklıklardan sızan U2 tınılarını dinlerken, belki de en ilginç ikililerden birine ev sahipliği yapıyor... ve okur daha bir olaya, bir duyguya bile kendini kaptıramadan, karamboller art arda sıralanıyor. Albert Camus 100 Yaşında!, Derleyen: Gülser Erçel, Kafekültür Yayıncılık, 350 sayfa. 20. yüzyılın en önemli birkaç yazarından birisi olan Albert Camus 7 Kasım 1913 günü Cezayir’de doğdu. Aynı zamanda çağının örnek bir Şlozofu olan Camus, tiyatro eserleri, denemeleri ve öyküleriyle de sanattaki başarılarını genişletti. 1957’de genç bir yaşta edebiyat Nobel’ini kazandığında daha önünde birkaç sene yaşanacak ömrü kaldığını son anına kadar bilemeyecekti. 4 Ocak 1960 günü taşrada geçirdiği bir traŞk kazasında yaşamını yitirdiğinde cebinden aynı gün için satın aldığı, ama sonra kullanmaktan vazgeçtiği bir tren seferi bileti çıkacaktı.Bulgurun Halleri (Başlangıçlardan Tatlılara Bulgurlu Tarişer...), Münire Nursen Doğan, Boyut Yayınevi, 200 s. “Bulgurcu Teyze” Nursen Doğan hazırladı, ReŞka’nın Mutfağı’nda pişti. Nursen Doğan’ın gazetede ReŞka Birgül’ün bir yazısını okuduktan sonra gönderdiği kutlama mesajıyla başlayan bulgur macerası “imece usulü çalışma”nın bir ürünü. Nâm-ı diğer Bulgurcu Teyze Nursen Doğan’ın yıllardır biriktirdiği, hayal ettiği tarişer; geçmiş ile modernin birleştiği ReŞka’nın Mutfağı’nda pişti, en doğal haliyle fotoğraşarı çekildi ve sonunda tüm bu yolculuk; içinde köftesinden pilavına, dolmasından tatlısına kadar ana malzemesi bulgur olan 110 adet tariŞn bulunduğu bir kitap haline büründü. Madam Samatya ve Diğer Şüpheliler, İbrahim Yıldırım, Doğan Kitap, 342 s. 1970’li yıllar... Samatya’daki bir ç evde gerçekleşen üç şüpheli ölüm olayı... n Yıl 2011: Ölümlerin üstünü örten kalın sır perdesini tecrit edildiği mekânda hatırlayıp yazarak aralamaya a çalışan, 2007 yılında akıl sağlığını yitirdiği düşünülen, cinayete tam teşebbüsten mahkûm bir yazar... Saplantının ötesine geçen, zaman zaman mikro tarih çalışmasına dönüşen, müthiş bir araştırma ve iz sürme çabası... Arolat’ın Kitaplığı, Osman Arolat, EŞl Yayınevi, 234 s. “1993 yılında, Dünya Gazetesi’ne gelmemden birkaç yıl sonra, gazetenin ayda bir yayınlanan Kitap Dergisi’ni yöneten dostum Faruk Şüyün, benden ayda bir bir kitap yazısı yazmamı mamı istedi. “Arolat’ın Kitaplığı” başlığı altında bu yazılarım yayınlanmaya başladı. Bu kitapta, o kitap yazılarımın bir bölümü yer alıyor. Göreceksiniz ki, şiirden araştırmaya, anı kitaplarından, romana ne çeşit kitap o ay benim ilgimi çekmişse “Arolat’ın Kitaplığı”nda yer almış. Belki de dağınıklık taşıyan bir çeşitlilik söz konusu. Ama bunu gizleyip saklamaya gerek yok. Benim kitapla ilgim, ömrüm boyu bu çeşitliliği ve dağınıklığı taşıdı. O nedenle de sonuç bu oldu...” (Osman Arolat)DÜNYA KİTAP ● 59
Ne Bir Eksik Ne Bir Fazla, Mustafa Sarıgül, Remzi Kitabevi, 280 sayfa. Sarıgül’ün kaleminden anılar ve günümüze bir çağrı… Mustafa Sarıgül 1956 yılında Erzincan’ın Güngören Köyü’nde k doğdu. Babasını ilk kez altı yaşında gördü. Ortaokulda bir hazır giyim Şrmasına çırak girdi. 16 yaşında CHP Gençlik Kolları’ndaydı. Türkiye’nin en genç milletvekili unvanını aldığında 30 yaşındaydı… 1994’te Şişli Belediye Başkanlığı seçimini yüzde 0.9 oy farkıyla kaybetti. Ağladı… Tam pes edecekti ki imdadına şu cümle yetişti: “Demokrasiye inananlar seçim sandığına küsmez!” Yüz Karası, Jonathan Holt, Yapı Kredi Yayınları, 363 sayfa. Carnivia üçlemesinin nin ilki olan ve Yapı Kredi Yayınları’ndan n çıkan Yüz Karası, Jonathan Holt tarafından kaleme alınmış çokkatmanlı bir polisiye. Kitapta Holt, Katolik Kilisesi’nden ABD dış politikasına kadar birçok alanda iktidarın kötüye kullanılmasını ve insan doğasının güvenilmezliğini tartışıyor. Holt’un öne çıkan bir başka özelliği de, romanı sürükleyen ilginç kadın karakterleri ve bariz feminist duruşu. Hamidiye Alayları, Janet Klein, çeviri: Renan Akman, İletişim Yayınları, 335 sayfa. Osmanlı n İmparatorluğu’nun son döneminde oluşturulan Hamidiye Alayları, hedeşeri ve etkileri bakımından ilgi çekici bir tarihî vakadır. Somut etkileri 1890’dan Kurtuluş Savaşı’na kadar izlenebilirken, tarihî ve siyasi etkisi günümüze uzanan izler bırakmıştır. Janet Klein, ortaya koyduğu kapsamlı bir araştırma ve geniş bir tartışmayla Hamidiye Alayları’nı, bu alaylarla sınırlı olmayan bir perspektişe ele alıyor.60 ● DÜNYA KİTAPDiyetten İllallah!, Ayşegül Bahar, Ruhun Gıdası Kitaplar, 168 sayfa. Uzman Diyetisyen Ayşegül Bahar “Diyetten İllallah!” diyor ve diyet yapma zorunluluğunu hayatınızdan tamamen çıkartarak, herkesin kolayca uygulayabileceği bir yöntemle, yanlış kilolara çıkmanıza v eya düşmenize neden olmayacak türden lezzetli yiyecekleri kendi bedeninize uygun miktarlarda tüketmenin yolunu gösteriyor. İçimde Oğuz Atay ile Orhan Gencebay İkizi Yaşıyor, Murat Yalçın, Can Yayınları, 120 sayfa. Murat Yalçın’dan, “yazar-yayıncı gerilimi” mi” denebilecek “şey”in azaltılması yönünde diplomatik bir çaba. Bir tür mola. Bir dergi editörüne ne gibi mektuplar gelir? Dergiye gönderilen metnin yayımlanmaması ne gibi artçı sarsıntılara neden olur? Editör olmaya niyetliyseniz neleri göze almanız gerekir? Yalçın, “tamamen kurgusal” yazılarında bu sorulara yanıt niteliği taşıyacak e-postalar sunuyor okuruna. Editöre daha çok kitap okuması gerektiğini önerenlerden sen benim kim olduğumu biliyor musunculara, sponsor arayışı içindeki profesyonel okurdan kırgın şaire, içini editöre dökenler... Ödüllü Ölüm, Ayşe Erbulak, Destek Yayınları, 256 sayfa. lü Evinin çatı katında ölü bulunan, herkesin çok ok sevdiği bale hocası... Arka bahçesinde zehirlenerek öldürülen en yakınlarının bile nefret ettiği bir tiyatro yönetmeni... Muhteşem yalısının dışında öldürülen bir televizyon genel müdürü... Katil ya da katiller maktullerine bu kadar yakın mı? Cinayetler bitti mi? “Ödüllü Ölüm”ü okurken içinizdeki “acaba katil kim?” sorusunu bir kenara bırakıp gelişen olayların içinde kaybolacak, romandaki kahramanların çevrenizde yaşayan kimler olduğunu düşüneceksiniz.Baba Olma Sanatı, Prof. Dr. Sefa Saygılı, Pedagog Ali Çankırılı, Zafer Yayınları, 168 sayfa. Bu çalışmadaki amacımız babalarıı eleştirmek değil, ailedeki rollerini hatırlatmak ve çocuk eğitimi konusunda babalara yardımcı olmaktır. Kitabımızı okuyan babalar, çocuklarına zaman ayırır, onlara sevgilerini gösterir, koruyucu güçleriyle arkalarında olduklarını hissettirir, böylece annelerin yükünü, özellikle çalışan annelerin yükünü paylaşırlarsa biz de amacımıza ulaşacağız ve bundan mutluluk duyacağız. Can Suyu, Cengiz Bektaş, Evrensel Basım Yayın, 88 sayfa. 1950’de bir Denizli zli güncesinde yazdığı köşe yazıları ile yazın yaşamına girdi. 1954’te D.G.S. Akademisi’ndeki Bedri Rahmi’nin seçici kurulunda olduğu şiir yarışmasında birincilik kazandı. 1960 yılında Fazıl Hüsnü Dağlarca, Türkçe Dergisi’nde Bektaş’ın şiirlerini ilk kez yayımladı. Şiirleri 16 dile çevrildi. Şiir betikleri ile birlikte mimarlık, kültür konularını işleyen 94 yapıtı var. “Sular Gibi/Karışıyor Sesleriniz/Seslerinize Yüreğim/Yonttuğum Taşta/Diktiğim Gülde/Can Suyunda Sesiniz…” Hedefe Giden Yol: College Usa, Meral Bolak Gürol, Scala Yayıncılık, 192 sayfa. Hedefe Giden Yol: College USA Amerika’daki üniversitelere başvurma öncesinde, başvuru sürecinde ve kabulünüz sonrasında yararlanacağınız, bu ülkedeki üniversite sistemi hakkında çok geniş yelpazede bilgi veren kapsamlı bir rehber. Amerika’da üniversite okumak yolunda atacağınız her adımda size yardımcı olması ve bireysel çıkarlarınızı gözetmesi için hazırlanmış özel bir yol haritası.Hayata Tutunanlar, Charlotte Rogan, Doğan Kitap, 236 sayfa. 1914 yazında Atlantik tik Okyanusu’nda seyreden görkemli Empress Alexandra bir patlama sonucu sulara gömülür. Geminin yolcularından Henry Winter eşi Grace’e alelacele denize indirilen Şlikalardan birinde yer bulur, kendisi ise gemide kalır. Hayata Tutunanlar, cankurtaran Şlikasında geçen gerilim dozu yüksek bir roman. Hakları 25 ülkeye satılan kitap, yayımlandığı ülkelerde büyük bir ilgiyle karşılandı; unutulmayacak bir roman kahramanı yarattı. Vatanı Sattık Bir Pula Namık Kemal’in Romanı, Hıfzı Topuz, Remzi Kitabevi, 256 s. Ünlü vatan şairi Namık Kemal’in romanı olan bu kitapta Hıfzı Topuz, dönemin ilginç portreleri eşliğinde, Namık Kemal’in k yaşamı ve özgürlük mücadelesini ayrıntılarıyla ele alıyor. Ünlü vatan şairimizin mektuplarından ve dostlarının anılarından yola çıkarak, onun özel hayatını ve iç dünyasını gün ışığına çıkarıyor... Namık Kemal’in istibdata karşı yalınkılıç savaşımını, sürgünlerde çektiklerini ve Abdülhamit döneminde sarayla kurduğu yakın ilişkileri bu belgesel romanda bulacaksınız. Rozalya Ana, Sevinç Çokum, Kapı Yayınları, 146 sayfa. Romanlarında genellikle toplumsall meselelere, kitlesel hareketlere dikkat çeken Sevinç Çokum, hikâyelerinde daha çok insan hayatının gözden kaçan inceliklerine ikl i işaret ediyor. Rozalya Ana’da ise kadın olmaya, “acı coğrafyalarının kadınlarına” yoğunlaşıyor. Göç veren topraklarda kalan taraf olmanın ağır yükünü Rozalya Ana’nın şahsında anlatıyor. “Rozalya için zaman neydi ki...Yetişeceği bir şey değildi artık zaman... Gençliği ötede kalmıştı. Bir trenden el ediyordu, arkadan sıkma başörtüsü, duru yüzü, çekme gözleri, hüzünle bükülü dudaklarıyla...”KASIM 2013
Fay Kırığı – 3: Rojin, Mehmet Eroğlu, İletişim Yayınları, 494 s. Doksanlı yılların Güneydoğusu... Biri et Rojin diğeri Mehmet olan ve birbirlerine karşı savaşan iki asker... Benzer hassasiyetlerle büyümüş iki kle düşmanın, bir erkekle bir kadının gözünden cepheler... Mehmet Eroğlu, Fay Kırığı Üçlemesi’ni Rojin’le tamamlıyor. Geriye, hikâyenin başladığı yere dönüyor. Rojin, insan kalmanın romanı. Eğer savaşı unutabiliyorsa, insan her şeyi unutabilir... “Mehmet eğer buradan kurtulabilirse bu savaşı unutabilecek miydi? Ruhunu zalim bir efendinin buyruğuna vermek, kölesi olmak: Savaşmak buydu. Ama savaşı unutmak! Bundan emin değildi.” Senin Paran Serisi, Claire Llewellyn, yazan ve resimleyen: Mike Gordon, çeviren: Burcu Ünsal, 24 s. Küçük yaştaki çocuklar için para ık konusu çok karmaşık olabilir. Harçlık almaya başladıktan sonra parayı nasıl kullanacaklarını bilemeyebilirler. Senin Paran! serisindeki dört kitap, b yolda bu ld atılacak ilk adımı oluşturuyor. Bu seri para, gündelik mali işlemler, planlama, para biriktirme ve para harcama gibi konulara, çocukların gündelik yaşamlarına uygun olarak basit bir giriş yapıyor. Eğlenceli görseller eşliğinde, yaş grubuna uygun olarak basit bir dille yazılan bu seri ile para konusu çocuklar için keyişi bir hale gelecek. Tarihe Yön Veren Bilim Adamları, Vuslat Uyanık, Yeliz Aksoy, Venedik Yayınları, 135 s. Çare bulunamayan hastalıklar, afetler gibi doğa olayları insanlarda merak uyandırmış kimi zaman da onları ürkütmüştür. İnsanoğlunun bu korkusunu yenebilme merakını giderebilmenin yolunun doğanın işleyişini daha iyi bilmekten ve anlamaktan geçtiğini görmesi uzun sürmemiştir. Nitekim bilim insanları çevreyle ilgili olan her şeyi anlamak ve insanlığın yararına yönlendirebilmek için yüzyıllardan beri inanılmaz bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadırlar. Bu uğraş içinde herKASIM 2013bilim adamının yaşamı ve çalışmaları ayrı bir serüvendir. Satürn Yıldızı Altında, Susan Sontag, çeviren: Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, 240 s. Susan Sontag, “Paul Goodman Üzerine”, “Artaud’ya Yaklaşmak”, “Büyüleyen Faşizm”, “Satürn Yıldızı Altında”, “Syberberg’in t l k” Hitler’i”, “Barthes’ı Hatırlamak” ve “Tutku Olarak Zihin” başlıklı denemelerinin yer aldığı bu kitabında, Walter Benjamin’den Antonin Artaud’ya, Elias Canetti’den Leni Riefenstahl’e uzanan konulardaki eleştirel makaleleriyle, ahlâki ve estetik Şkirler arasındaki ilişkiye eğiliyor... Kierkegaard, Alastair Hannay, çeviren: Nur Nirven, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 560 s. Oslo Üniversitesi Felsefe Bölümü’nün kıdemli hocası Alastair Hannay’ın, Kierkegaard düşüncesinin oluşum evrelerine odaklanarak ilerlediği bu kitap, bu ilginç felsefecinin eserlerini hayatının içine oturtan ve hayatıyla felsefesinin örtüştüğünü ortaya koyan ilk biyograŞ. Soren Aabye Kierkegaard’ın (1813-1855) eserleri, günümüzde hâlâ ilgi görmesine karşın bir bağlama oturtulmamış, yaşadıklarıyla yazdıkları arasında bir bağlantı kurulmamıştır. Hâlbuki bu yazı faaliyetinin içine yerleştiği genel bir felseŞ şema bulunmaktadır. Kierkegaard, hayatını, varoluşun derin anlamına dair karmaşık keşişere adamış bir yazardır. Mucizeler Dükkânına Dönüş, Debbie Macomber, Ozan Aydın, Martı Yayıncılık, 480 s. (cep boy) Aşkın ve arkadaşlıkların Şlizlenerek çoğaldığı,, zamanla sımsıcak ilişkilere dönüştüğü bir sokak hayal edin. Her iki yanında kapısını çalabileceğiniz, bir bardak çay eşliğinde sevdiklerinizle sohbet edebileceğiniz, içinizi ısıtan dükkânların dizili olduğunu düşünün. Debbie Macomber, Mucizeler Dükkânına Dönüş adlı romanıyla iyi-kötü her yaşanmışlığın bir tecrübeolarak bizlere geri döndüğünü bir kez daha kanıtlıyor. En İyi Avrupa Öyküleri, derleyen: Alexandar Hemon, çeviren: d. Kemal Tarım, Hil Yayın, 184 s. “Avrupa Öyküsü nedir? Mutlulukla söyleyebilirim ki, hiçbir Şkrim yok... Avrupa edebiyatının sabit ve değişmez bir boyutu onun kesinlikle kayağan oluşudur; tasma takılamaz, pazarlanabilir bir formüle indirgenemez veya Amerikan edebiyatının tam zıddı olarak farz edilemez. Bunun nedeni aşikar olmalı: Avrupa girift bir şekilde birbirine dolanmış diller, tarihler, sınırlar ve türlü çeşitli insani deneyimlerden başka bir şey değildir.” En İyi Avrupa Öyküleri seçkisinde okur, öyküleri okurken bir Avrupa panoraması çıkarmayabilir; ama mutlaka bir Avrupa tadı alacaktır; farklı, reddeden, zorlayan ve yakın bir tat. Gam, Hakan Yel, Altın Kitaplar, 304 s. in Gönül denen gezgin ruh sürekli aşkı arar r ve onu hep son menzilde bulur... TevŞk Erdem önemli bir sır verecekmiş gibi baktıktan sonra ciddi bir ifadeyle devam etti. “Aşk bir ruh tutulmasıdır sevgili Alp. Ruh, bu dünyada kayıptır ve hep eşini arar. Eşinin kim olacağını, nasıl olacağını hiç kimse, hatta kendi bile bilemez. O, dümeni kırık bir yelkenli gibidir, rüzgâr nereye sürüklerse oraya savrulur.” Gam, beklenmedik ve büyük acıların, buz tutmuş kalplerin ve birbirine tamamen zıt kültürlerin kaosunda aşkla kenetlenen sevdalı ruhların öyküsüdür... Berlin Aleksander Meydanı, Alfred Döblin, çeviren: Ahmet Arpad, Everest Yayınları, 468 s. Alman modernizminin en önemli temsilcilerinden Alfred Dublin’in başyapıtı BerlinAleksander Meydanı, eski bir hükümlünün, Franz Biberkopf’un hikâyesini anlatıyor. Biberkopf, hapisten çıkar çıkmaz 1920lerin Berlin’iyle karşı karşıya buluyor kendini.Yoksulluk, işsizlik, suç dünyası, yıldızı gitgide parlayan nasyonal sosyalizm ve tüm bunları temsileden dostlarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Hayatına yeni bir yön verip dürüst yaşamak için debelendikçe yeraltı dünyasının içine çekiliyor. TekliŞnizle İlgilenmiyorum, Başar Başarır, Can Yayınları, 180 s. “Sakin sakin kumandanın kırmızı düğmesine basıyorum. Susun, hepiniz susun lütfen. Ne halin varsa gör Cüneyt. Öpsün seni Zeki Müren. Küçük adımlarla balkona doğruyum... Bir sıçrayışta korkulukların tepesindeyim. En dengeli halimde. En güvenli. En ben. Yüzüme çarpan rüzgârın tatlı nefesinde nenemin kokusunu buluyorum. Kollarımı iki yana açıp Abdurrahman Efendi’nin çatısına doğru bırakıyorum gövdemi.” TekliŞnizle İlgilenmiyorum, yaşamın insanı köşeye sıkıştırdığı, onun canını yaktığı her parçasına başkaldırıyor. Saklambaç, Müge İplikçi, On8 Kitap, 200 s. İki ayrı dönem, iki ayrı saklambaç, ikisi de oyun değil! Unutturulmak istenmiş gerçekler, medya uyuşturucusunda çözünmeye bırakılmış acılar... Bazen tatsız bir oyun, bu saklambaç. Hele ki senden istenen, hafızanı susturmansa. Müge İplikçi, yeni romanında, resmi söylemlerin kalın perdesiyle ihlal edilen gerçeklerin izini sürerken, birbiriyle kavgalı iki dönemin arasına sıradışı bir bellek koridoru açıyor. Dışa Yolculuk, Virginia Woolf, çeviren: İlknur Özdemir, Kırmızı Kedi Yayınları, 396 s. Dışa Yolculuk, Virginia Woolf’un 1910-1915 yılları arasında yazdığı ilk romanı.Yazarın daha sonraki yapıtlarına ışık tuttuğu gibi o yapıtlarda öne çıkan pek çok özelliğin ve temanın da öncüsüdür: Yaratıcı bir üslûbun, kadın bilinçlenmesine odaklanışın, cinsellik ve ölüm temalarının. OtobiyograŞk öğeler de taşıyan romanda Woolf’un iç dünyasının, aşklarının, tutkularının, inançlarının ve özyaşamının izlerini görmek mümkündür. Dışa Yolculuk belli bir zamanda yer alsa da insanlar arasındaki ilişkileri ele alışı evrenseldir.DÜNYA KİTAP ● 61
Daha, Hakan Günday, Doğan Kitap, 420 s. Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde de ki insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu ziŞri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikâye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan biriyle ilgili. Adı Gazâ. Babası bir insan kaçakçısı, Gazâ da onun çırağı. Henüz 9 yaşında.Yani, hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta. “Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye’dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim.” Stoner, John Williams, Koton Kitap a Stoner, 1965 yılında ABD’li ünlü yazar John Williams tarafından kaleme alınmış. Amerikalı yazar, profesör ve editör John Williams’ın bu eseri, hiçbir otobiyograŞk unsur içermemekle birlikte yazarın kendi hayatıyla benzerlikler taşımasıyla biliniyor. 10 dile çevrilen ve şu ana kadar çevrildiği her dilde, yayımlandığı her ülkede yankı uyandıran, best seller listelerinden inmeyen kitap, aktör Tom Hanks’in Time dergisine verdiği röportajda bahsettiği gibi üniversiteye giden ve öğretmen olan bir adamın hikâyesi. Sönük yaşamının seyrine sessiz bir direnişle karşı çıkıp kendi yolunu çizen bir çiftçi adayının ilham verici değişiminin tanıklığı. Aile Çay Bahçesi, Yekta Kopan, Can Yayınları, 144 s. Yekta Kopan’ın yeni romanı Aile Çay Bahçesi’nin, çoğu kadının kendinden izler bulacağı unutulmaz bir kahramanı var: Müzeyyen... Aile yaşamının gizli şiddetine başkaldıran, kardeşinin doğumuyla kendi varlığının silinmeye başladığını hisseden bir kadın...62 ● DÜNYA KİTAPKopan’ın romanı, güçlü, okuru kıskaca alan bir anlatımla sarsıcı bir Şnale uzanıyor. Beni Karınca Kadar Seviyorsan, Aysun Saygı Köknar, Alfa Yayınları, 288 s. Kafamı kaldırıp kiremitlere çıkmak için kullanılan küçük camın tam kapanmayan aralığından sızan miss gibi temiz havayı kokladım. Gökyüzüne baktım. Mavi beyaz ve nazlı bulutlara. Kaybolduğum karanlığımda oturup uçsuz bucaksız ummanlara, çöllere, güneşe, aya, deli boran hayal kırıklıklarıma baktım. O gün mağrur bakışlı bir kartal gönül bağımı saran ayrık otlarını haber etti annem! Söküp atmaya çalıştıkça daha çok çoğaldığını.... Kararlı, sırnaşık ve arsızlığını anlattı… (Kitaptan) Beni Sorarsan, Gülten Akın, Yapı Kredi Yayınları, 80 s. Beni sorarsan, Kış işte Kalbin elem günleri geldi Dünya evlere çekildi, içlere Sarı yaseminle gül arasında yla Dağların mor baharıyla Sis arasında Denizle göl arasında Sihirli Araba, Fatih Erdoğan, Mavibulut Yayınevi, 184 s. Berke’nin annesi ve babası kardeşini doktora götürmek için bir süreliğine şehir dışına çıkmak zorundadırlar. Berke’yi Adnan Usta’ya emanet ederler. Adnan Usta araba tamiri ustası ve Berke’ye bir sürprizi var: Küçük pedallı bir araba... Ama keşke Berke’nin kendi kendine gidebilen, onu hiç uğraştırmayan akıllı bir arabası olsaydı. Oldu da... Meşe ağacından düşen palamut Berke’nin dileğini yerine getirecek, Berke’yi tehlikeli bir maceranın içine sürükleyecekti.Mongoliad, N. Stephenson, G. Bear, M. Teppo, E. D. De Birmingham, E. Bear, C. Moo, J. Brassey, çeviren: Cihan Karamancı, İthaki Yayınları, 416 s. 1241... Moğolların Avrupa’yı istilası neredeyse tamamlanmış durumdadır. Cengiz Han’ın oğulları tarafından yönetilen ordular, gözlerini yeni topraklara dikmiştir. Krallardan köylülere kadar herkes aynı kaderle yüzleşmek üzeredir, ta ki bin yıllık gizli bir geleneğin mirasçısı olan küçük bir savaşçı grubu, Hanlar Hanı’nı öldürmek için tehlikeli bir planı uygulamaya koyana kadar… Siyah Sert Berlin Üçgenler Kitabı, Enis Batur, Remzi Kitabevi, 184 s. Üç şehir (BerlinParis-İstanbul), üç yazar (BenjaminBaudelaire, Tanpınar), üç zaman (dünbugün-yarın) arasından üçgenler kurarak ilerleyen yazar, gezi edebiyatına ve şehir kültürüne farklı bir perspektiften bakıyor fotoğraşar, sanat yapıtları ve belgeler eşliğinde. Kısa sürede 3. baskıya ulaşan Paris Ecekent kitabının devamı olan Siyah Sert Berlin edebiyatı farklı duyarlıklar eşliğinde kent kültürüyle yüzleştiriyor.yayımlanan Dönüşüm, Kafka’nın en uzun ve en tanınmış öyküsüdür ve yayımlanmasının üzerinden nerdeyse bir men asır geçmesine rağmen hâlâ tüm dünyada en çok okunan kitaplar arasındadır. Kumaş pazarlamacısı olan Gregor Samsa’nın uykusundan kocaman bir böceğe dönüşerek uyanmasıyla başlayan Dönüşüm, giderek gerçeklikle kurmacanın sınırlarını zorlayan müthiş bir anlatıma dönüşür. Şairlerin Barbar Sofraları, Hikmet Temel Akarsu, Doğan Kitap, 226 s. Yazarın üçüncü öykü kitabı Şairlerin n Barbar Sofraları, toplumda daima merak duyulan edebiyat mahŞllerinin iç dünyasına götürüyor bizi. Dışarıdan parıltılı, ışıltılı, yaldızlı gözüken şairler dünyasının içsel acılarını, özlem ve tutkularını, biçare adanmışlığını, kimi zaman dekadan yaşam tarzını, kimi zaman soylu feragat duygusunu ve çılgınlıklarını gözlerimizin önüne seriyor. Şairlerin Barbar Sofraları, hüznün derinliklerinde sürüp giden trajikomik varoluşumuzu edebi dille anlatıyor. Çankırılı Hoca, Hasan Yılmaz, Elips Kitap, 232 s. Her insan kendi hayatının kahramanıdır. Onları seçilmiş yerlerde aramak gerekmiyor. “Onda ne var!” denilecek kadar basit olmayan hayat at mücadelesinde, ayaklarının üzerinde durup tek başına yürüyebilmek en büyük kahramanlık sayılmalı. Bu biyograŞk anı kitabı, bir insanın hayatından hareketle toplumsal tarihe ışık tutacak niteliği haiz bir kişisel tarih çalışmasıdır.Yazım türü itibarıyla diğer biyograŞ çalışmalarının bir benzeri sayılabilir. Onlardan farklı yanı ise bir köy imamının hayatının kaleme alınmış olmasıdır.KASIM 2013Nar, Bütün Şiirleri -1, Haydar Ergülen, Kırmızı Kedi, 250 s. Kış büyük geliyor nara gidelim soğudu günlerin yüzü nara gidelim narın bir diyeceği olur da bize açılır yazdan binbir sıcak söz dilimiz kurudu burdan nara gidelim ... Nârın elinden kopardık şu aşkı diyelim! Dönüşüm, Franz Kafka, çeviren: Gülperi Sert, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 74 s. İlk kez 1915’te “Die Weissen Blaetter” adlı aylık dergide
[ yönetmelik ]yılın en iyileri 2013ayın kitapları: 1- Dünya Kitap, 2013 yılı için şubat - ekim ayları arasında her ay Ayın Telif ve Çeviri Kitapları’nı seçer. Ayın Kitapları, Ön Seçici Kurul’un önereceği düzyazı ya da sanat alanlarındaki edebi ve bilimsel yapıtlar arasında birliktelik sağlananlardan en çok üç kitap olarak seçilir. 2- Her iki ayın arasındaki dönem, bir ay olarak kabul edilir ve seçilen kitap/kitaplar, bir sonraki ay yayınlanan dergide, Ayın Kitabı olarak ilan edilir. Ancak, Şubat ayı telif ve çeviri kitapları, bir önceki ödülün verildiği tarihten, derginin Şubat sayısının çıktığı güne kadar yayınlanan kitaplar arasından seçilir. yılın yayınevi: 3- Dünya Kitap Dergisi’nde yayınlanan Ayın Kitapları’ndan ve toplantı günü önerilen yayınevleri arasından Seçici Kurul toplantısında Yılın Telif Kitabı,Yılın Çeviri Kitabı ve Yılın Yayınevi seçilir. ödül tutarı: 4- Yılın Kitabı ve Yılın Çeviri Kitabı ödülü yazara ve çevirmene,Yılın Yayınevi Ödülü yayınevine verilir. Ödül Yılın Telif Kitabı için 2.000 TL, Yılın Çeviri Kitabı için 2.000 TL olmak üzere, 2013 yılı için toplam 4.000 TL’dir. Yılın Yayınevi, ödülü simgeleyen bir plaketle ödüllendirilir. Ayrıca, Yılın Telif Kitabı yazarı, Yılın Çeviri Kitabı çevirmeni de ödülü simgeleyen birer plaket alırlar. değerlendirme ölçütleri: 5- Yılın Telif ve Çeviri kitapları belirlenmesindeki ölçütler, aşağıdakilerden en az biri ya da birkaçı veya hepsi olabilir. • Ödül telif ve çeviri yapıtlara verilir. • İlk basımdırlar veya daha önce kitaplaştırılmamış tek tek çalışmaların derlenmesiyle oluşturulmuşlardır. (Çeviri için Türkçede.) • Ait olduğu dalda farklı ve özgün bakış açısıyla kamuoyunda ses getirmişlerdir. • Yayın tekniğinde, o kitapların gerektirdiği özen gösterilmiştir. • Kitap, (Yılın Telif Kitabı için) yazarın gelecekteki ürünleri ve aynı dalda yapılan çalışmalar için bir ışık niteliğinde “genç” bir yapıttır. • Kitap, (Yılın Çeviri Kitabı için) çevrildiği dil ile Türkçe arasında olabilecek yabancılıkları gidermiş, metin her iki dilde de dilin özelliklerini koruyarak yetkin olarak değerlendirilmiştir. • En çok satan kitaplardan biridir. • (Yılın Telif Kitabı için) Türkçenin yetkin örneklerini sergilemektedir. 6- Yayınevinin belirlenmesindeki ölçütler, aşağıdakilerden en az biri ya da birkaçı veya hepsi olabilir. • Yayınevi, telif ve/veya çeviri özgün yapıt / yapıtlar yayınlamakta, yapıtlar ait oldukları dallarda farklı ve özgün bakışaçıları getirmektedir. • Kitap/ kitaplar, “çok satanlar” listelerinde yer almaktadır. • Kitap/ kitapların yayın tekniğinde, gereken özen gösterilmiştir. • Yayınevi, yayınladığı kitap / kitaplarda bilim, kültür-sanat hayatımıza önemli katkı / katkılarda bulunmuştur. • Yayınevi, yıl içerisinde yayınladığı kitap sayısı ile de kültür hayatımızda önemli bir performans göstermiştir. seçici kurul ve oy verme: 7- Seçici Kurul 2013 yılı için Erendiz Atasü, ReŞk Durbaş, Doğan Hızlan, Selim İleri, Deniz Kavukçuoğlu, İlknur Özdemir, Faruk Şüyün, Feyzan Top ve Dünya temsilcisinden oluşur. • Bir önceki senenin “Yılın Kitabı” ve “Yılın Çeviri Kitabı” ödüllerini kazananlar isterlerse seçici kurulda yalnızca bir sonraki yıl için “konuk jüri” olarak yer alabilirler. Bu durumda konuk jüri üyeleri ertesi yıl, bir önceki senenin kazananlarıyla yer değiştirirler. • Seçici kurul üyelikleri her yıl yenilenebilir. • Kararlar, üye sayısının yarıdan bir fazlası ile alınır. Seçici Kurul üyesi, toplantıya gelmezse, yazılı göndereceği oy değerlendirmeye alınır. altın sayfa edebiyat ödülü: 8- Altın Sayfa Edebiyat Ödülü, her yıl, yılın en iyi telif polisiye kitabına verilir. • Ödül seçici kurulu, 2013 yılı için Metin Celâl, Nevzat Işıltan, Selim İleri, Sevin Okyay, Erol Üyepazarcı, Faruk Şüyün’den (kurum temsilcisi) oluşmaktadır. • Altın Sayfa Polisiye Edebiyat Ödülü sahibine ödülü simgeleyen bir plaket verilir. yılın en iyi gastronomi kitabı ve gastronomi kültürü “emek” ödülü: 10 – Yılın En İyi Gastronomi Kitabı Ödülü ve Türk mutfağının gelişimine ya da tanıtımına katkılarından dolayı bu alanda çaba gösteren kişilere verilen “Emek Ödülü” 2013 yılı için Nedim Atilla, Ali Esad Göksel, Gülhan Kara, Ahmet Örs, Osman Serim, Faruk Şüyün (kurum temsilcisi) ve Mehmet Yaşin’den oluşan seçici kurulca belirlenir. • Yılın En İyi Gastronomi Kitabı Ödülü ve “Emek Ödülü” sahiplerine ödülü simgeleyen bir plaket verilir. diğer koşullar: 11- Ödül kazananlara plaketleri / çekleri Dünya Kitap’ın vereceği yemekli bir davette takdim edilir. 12- Başka ödül kazanmış kitaplar/ yayınevleri de aday gösterilebilir. 13- Ödül kazanan kitap ve yayınevinin yazarının ve sahibinin ölümü durumunda ödül, yasal mirasçılarına verilir. 14- Seçici Kurul Başkanları’nın tek oyu vardır. 15- Hayatta olmayan kişilerin yapıtları önerilemez. 16- Yılın Yazarı, Yılın Çevirmeni, Yılın Yayınevi olarak seçilen yayınevi, Yılın Telif Polisiye Kitabı, Yılın Gastronomi Kitabı kazananlar beş sene geçmeden yeniden aday gösterilemez.Yeniden İstanbul Kitap Fuarı... Kitabın primetime’de olduğu 9 günlük bayram, 32. kez başlıyor. Bayrama girerken iki haberim var. İşte ilki: “2011 yılı sonu verileriyle Türkiye yayıncılık sektörü yeni başlık yayınlama sırasında dünyada 13. olurken toptan satışlar büyüklüğüyle de dünyada 15. sıraya yerleşti. Dünya ekonomisindeki yerimizin 17. sıra olduğu düşünüldüğünde tüm zorluk ve yapısal sorunlarına rağmen yayıncılık sektörü iki sıra daha öne çıtayı taşımış oldu” demiştik Mayıs ayında, 259. sayımızda. Uluslararası Yayıncılar Birliği (International Publishers Association -IPA) Genel Kurulu 10 Ekim 2013 Perşembe günü Frankfurt Kitap Fuarı’nda yapıldı. Genel Kurul’da açıklanan Küresel Yayıncılık İstatistikleri’ne göre, kitaba yapılan yaklaşık 70 milyon Avro’luk küresel harcamanın yüzde 60’ının toplandığı, dünyanın en büyük 6 kitap pazarına sahip ülkeler ABD (yüzde 26), Çin (yüzde 12), Almanya (yüzde 8), Japonya (yüzde 7) ve Fransa (yüzde 4) olarak belirlendi. Yayıncılığın yanı sıra genel ekonomi ve ülke büyüklükleri dikkate alınarak hazırlanan “Dünyanın 20 En Büyük Yayıncılık Pazarı” listesinde ise Türkiye, 13. sıradaki yerini korudu. Küresel Yayıncılığın Yükselen Pazarları arasında yüzde 33 ile Avrupa Birliği birinci, yüzde 26 ile ABD ikinci, yüzde 18 ile BRIC ülkeleri üçüncü oldu.Türkiye, Brezilya ve Meksika ile birlikte büyüyen ekonomiler arasında sayıldı, yayıncılığındaki büyümeye dikkat çekildi. Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin küresel istatistiklerinde dikkat çekici bir başka konu ise yayıncılığın küresel medya ve eğlence alanında sahip olduğu özgün ve güçlü rol oldu. Araştırma sonuçlarına göre eğlence endüstrilerinde basın yüzde 17, TV aboneliği yüzde 17, TV reklamcılığı yüzde 16, Şlmler ve eğlence yüzde 13, dergiler yüzde 11, video oyunları yüzde 6, müzik yüzde 5 pay alırken yayıncılığın payı yüzde 15 düzeyinde. Eğlence ürünleri arasında kitap yayıncılığı en büyük endüstri olarak ortaya çıkıyor, yılda 151 milyar dolar ile küresel müzik endüstrisinin üç katı, küresel Şlm ve eğlence endüstrisinin ise yüzde 14 fazlası büyüklüğünde.{}KİTAPLI KALINGenel Kurul’da dünyada yayınlama özgürlüğü ile ilgili yaşanan sorunlara da dikkat çekildi. Yayınlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı Bjorn Smith-Simonsen konuşmasında yayıncı ve insan hakları savunucusu Ragıp Zarakolu’nun 160 gün yüksek güvenlikli hapishanede tutulduğu, yayıncı ve çevirmen Deniz Zarakolu’nun iki yıldır tutuklu olduğu ve tüm çağrılara rağmen salıverilmediğini belirterek, Uluslararası Yayıncılar Birliği olarak Zarakolu’nun serbest bırakılması için yetkililere yaptıkları çağrıyı yineledi. İkinci haberim ise yıllardır konuşulan bir şeyin sessiz sedasız gerçekleşmesi: Ülke genelinde 321 kütüphane, Kültür ve Turizm Bakanlığı “bünyesinden çıkarılarak” yerel yönetimlere devredildi. Bakanlık, çok tartışılan, bir türlü meclisten geçiremediği yasanın yerine bir protokol imzalayarak konuya çözüm getirmeyi tercih etti. Böylelikle de her yıl yeni binlerce kitap satın aldığı, yüzlerce eleman çalıştırdığı 321 kütüphanenin getirdiği külfetlerden de kurtulmuş oldu! Fuarda buluşmak üzere. Kitaplar hiç eksik olmasın raşarınızdan, hep kitaplı kalın...Yayın Yönetmeni:Faruk ŞÜYÜNy ı l : 2 3 / c i l t : 2 2 / s ay ı : 2 6 5 / 1 k a s ı m 2 0 1 3 c u m aAbone Ücretleri: 1 yıl: 36 TL Yurtdışı: 30 EuroYazı İşleri Müdürü:Feyzan TOPYayın Yönetmeni Yardımcısı:Nermin SAYINKurucusu:Nezih DEMİRKENTSahibi:Sayfa Tasarım ve Uygulama: Ali BAYRAMKapak Tasarım: Benan DEMİRTAŞAbone ücreti Garanti Bankası Kavacık Şubesi 1201126-8 no’lu TL , 9003867 no’lu Euro hesabına bankayla anlaşmamız gereği havale ücreti ödemeden yatırılabilir. Lütfen dekontun fotokopisini gönderiniz. Yayın Türü: Yaygın süreli “Globus” Dünya Basınevi Bağcılar - İstanbul Baskı: Dünya Süper Veb Ofset A.Ş. 100. Yıl Mahallesi 34204 Bağcılar - İstanbul Dağıtım: Doğan Dağıtım. A. Ş.Didem DEMİRKENTKASIM 2013Telefon no: (0212) 440 24 24 Direkt: (0212) 440 28 68 Fax no: (0212) 355 02 26 e-mail: kitap@dunya.com internet: http://www.dunya.comDÜNYA KİTAP ● 63